RATIPCAN UYSAL
← Kitaplar112 ders

Stoacı Kılavuz

Epiktetos·Ders bir1 / 112

Stoacı kontrol çatalı/ikiliği sayesinde neyin kontrolünüz altında olup neyin olmadığını anlayın.

Gücünüzün ötesindeki şeyler için ızdırap çekmeyi bırakın. Gerçekten etkileyebileceğiniz şeylerin ise tam kontrolünü elinize alın.

“1. Bazı şeyler bizim gücümüz dahilindeyken diğerleri değildir. Düşüncemiz, motivasyonumuz, arzumuz, nefretimiz ve tek kelimeyle kendi yaptığımız her şey bizim gücümüz dahilindedir; bedenimiz, malımız, itibarımız, makamımız ve kısacası kendi elimizde olmayan her şey bizim gücümüz dahilinde değildir. 2. Gücümüz dahilinde olan şeyler doğası gereği özgürdür ve engel ve engellemeye karşı bağışıktır, oysa gücümüz dahilinde olmayanlar zayıf, köle gibidir, engellemeye tabidir ve bize ait değildir. 3. O halde, unutmayın ki, doğası gereği köle olan şeyi özgür, size ait olmayanı da size ait sayarsanız, yas tutmak için nedenleriniz olur, aklınız karışır ve siz hem tanrılarda hem de insanlarda kusur bulacaktır; ama sadece sana ait olanı kendin, senin olmayanı da senin değilmiş gibi kabul edersen (gerçekten böyledir), kimse seni zorlayamaz, kimse engelleyemez. Sen, kimsede kusur bulmayacaksın, kimseyi suçlamayacaksın, kendi isteğin dışında hiçbir şey yapmayacaksın, düşmanın olmayacak ve kimse sana asla zarar veremeyecek çünkü hiçbir zarar sana dokunamayacak.” - Epiktetos, El Kitabı, 1

Epiktetos

Epiktetos ve diğer Stoacı filozofların öğretileri milyonlarca insan için bir ilham kaynağı olmuştur. MS 55'te günümüz Türkiye'sinde doğan Epiktetos, özgür kaldıktan sonra Roma'da felsefe öğretmeye devam eden eski bir köleydi. Tek cümlede nasıl bir geçiş öyle değil mi? Hayat bu, oluyor işte. Kölelikten çok zor kurtulmuş olsa da ona özgürlüğünü veren sahibinin onun eğitimine yardımcı olduğu da söylenir. Teşekkürler sahip.

Çalışmalarının çoğu zaman içinde kaybolmuş, ancak onun öğretilerini yazıya döken ve birkaç kitapta derleyen öğrencisi Arrian'ın çabaları sayesinde bir kısmı günümüze kadar ulaşmayı

başarabilmiş. Bu kadar ard arda verilen çabucak unutulacak bilgiseli yeter, konumuzun asıl noktasına dönelim.

Epiktetos'un birincil öğretisi, kendimizi yalnızca kontrolümüzde olanlarla meşgul etmemiz gerektiğidir. "Bizi üzen olayların kendisi değil," diye yazar el kitabında, asıl bizi üzen "Olaylar hakkında nasıl düşündüğümüz." Bizi, diğer insanlar veya koşullar gibi kontrolümüz dışındaki şeyler için değil, davranış şeklimiz için sorumluluk almaya teşvik eder.

Üstteki alıntıda Epiktetos'un belirttiği kategorileri inceleyelim: "düşünce, dürtü, elde etme ve kaçınma isteği ve kısacası kendi yaptığımız her şey" diyor; bizim kontrolümüzde olan şeylerdir. Bizim kontrolümüzde olmayanlar ise beden, mal veya mülk, itibar, makamlardır.

Mutluluğunuz ve huzurunuz, kontrolünüz altında olanla olmayanı ayırt edebilme gücüne bağlıdır. Sonucu sizin kontrolünüzde olmayan yarışmalardan kaçınırsanız, asla yenilgi ve ardından mutsuzluk yaşamak zorunda kalmazsınız.

Epiktetos'un dediği gibi, dışsal olanların peşinden ağzınızı açık bırakırsanız, efendinizin iradesine göre kaçınılmaz olarak aşağı yukarı hareket etmeye zorlanacaksınız. Ve buradaki efendi kim? Kazanmaya veya kaçınmaya çalıştığınız şeyler üzerinde kimin gücü varsa o. Kendi efendiniz olmayı tercih etseniz ve gücü eline alsanız iyi olur.

Dış şartların etkisiyle boğuluyormuş gibi hissettiğiniz her an şu duayı hatırlayın:

Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmem için sabır, Değiştirebileceklerim için cesaret, İkisini birbirinden ayırmak içinse akıl bağışla.

- Huzur Duası

İlgi alanınızı etki alanınıza doğru daraltın, ancak asla unutmayın : ikisi de sabit değildir.

Kontrolümüzde olan şeylerin üzerindeki bu ayrımı kabullenmek bize aynı zamanda neyden kaçınmamız gerektiğini ya neyden kaçınamayacağımızı de gösterir. Epiktetos 2. maddede şöyle diyor:

“Arzusuna kavuşamayan kişi başarısız, kaçınmak istediklerinin pençesine düşen kişi ise mutsuzdur. Eğer sadece elinde olan şeylerden kaçınmaya çalışırsan, kaçınmak istediğin hiçbir şeyde yer almazsın. Ancak, eğer hastalıktan, ölümden veya yoksulluktan kaçınmaya çalışırsan, mutsuz olursun. Öyleyse, elinde olmayan şeylerden kaçınmaya çalışmamalı, bunun yerine, elinde olan şeylerden kaçınmak için çaba sarf etmelisin. Arzudan ise şimdilik bütünüyle vazgeçmelisin. Çünkü elimizde olmayan şeyleri arzuladığın takdirde başarısızlığa uğrarnan kaçınılmazdır; elimizde olan ve arzulamanın iyi olduğu şeylere ise henüz erişebilecek durumda değilsin. Sadece bir şeye doğru ilerleme ya da bir şeyden uzaklaşma gücünü kullan ve bu gücü de dikkatle, özel durumlarda ve ara ara kullan.”

En can alıcı noktası tam olarak şurası: “Öyleyse, elinde olmayan şeylerden kaçınmaya çalışmamalı, bunun yerine, elinde olan şeylerden kaçınmak için çaba sarf etmelisin. Arzudan ise şimdilik bütünüyle vazgeçmelisin.” Bütünüyle.

➔ "O halde, en başından itibaren her hoş olmayan izlenime 'Sen bir izlenimsin ve hiç de göründüğün gibi değilsin' demeye çalışın. Sonra onu inceleyin ve sahip olduğunuz bu kurallarla test edin ve her şeyden önce şu kuralla, izlenimin gücümüz dahilinde olan şeylerle mi yoksa gücümüz dahilinde olmayan şeylerle mi ilgili olduğunu test edin; ve eğer gücümüz dahilinde olmayan herhangi bir şeyle ilgiliyse, 'Bu benim için bir şey değil' yanıtını vermeye hazır olun." - Epiktetos, El Kitabı, 1.5

Epiktetos·Ders iki2 / 112

Gerçeklik dediğimiz şey aslında bir izlenimden başka bir şey değildir.

Hepimizin dünyayı anlamak için kullandığımız ön yargıları, zihinsel modelleri, deneyimleri ve yetiştirilme tarzları var. Aldığımız her kararda ve karşılaştığımız her durumda sözde gerçeklerimizi yıkmak için farklı testler uygulamamız gerekiyor. Her durum karşısında söyleyin : Sen sadece bir izlenimsin, gel seni biraz teste tabii tutayım. Sana hemen inanmak için hiçbir geçerli sebebim yok.

O halde, en başından itibaren her hoş olmayan izlenime 'Sen bir izlenimsin ve hiç de göründüğün gibi değilsin' demeye çalışın. Sonra onu inceleyin ve sahip olduğunuz bu kurallarla test edin ve her şeyden önce şu kuralla, izlenimin gücümüz dahilinde olan şeylerle mi yoksa gücümüz dahilinde olmayan şeylerle mi ilgili olduğunu test edin; ve eğer gücümüz dahilinde olmayan herhangi bir şeyle ilgiliyse, 'Bu benim için bir şey değil' yanıtını vermeye hazır olun." - Epiktetos, El Kitabı, 1.5

Huzur

Bir şey gördüğünüzde, duyduğunuzda, okuduğunuzda ve hemen sonuca varmaya çalıştığınızda, alıntının bu bölümünü aklınızda bulundurun "Bir dakika, sen sadece bir izlenimsin ve göründüğün gibi olmak zorunda değilsin.” Bu alıntı sizi yavaşlamaya, zaman ayırmaya ve duruma tepkinizi daha fazla anlamlandırmaya zorlayacak. Özellikle meşgul, endişeli, stresli olduğunuzda, son teslim tarihleriniz kısıtlıyken veya örneği siz verin, ana kapılmak kolaydır. Yine de eylemlerinizi düşünmek için bir dakikanızı ayırmazsanız, hata yapıyor olabilirsiniz. Durup eylemlerinizi düşünmezseniz, içgüdüsel olarak hareket edeceksiniz ve daha sonra pişman olabilirsiniz.

Bu, özellikle diğer insanları nasıl algıladığımız söz konusu olduğunda da doğrudur. Başka bir deyişle, "göründüğün gibisin" kadar basit olmayabilir - aslında, yüzeyde göründüğünden çok farklı bir şey olabilirsin. Profesyonel yaşamınızda yaptığınız binlerce etkileşim var. İlk başta herkes mükemmel, arkadaş canlısı, destekleyici ve özverili görünüyor. Onlarla

çalışırken insanlar hakkında çok daha fazla şey öğreniyorsunuz. Birini çabuk sevip güvenme, çabuk nefret de etme. Onun hakkında bilmediğiniz milyonlarca küçük şey var. Acele etmeyin. Sabırlı olun.

Hayata, kişilere, olaylara ya da duyduğunuz tüm argümanlara karşı önce biraz skeptik, kuşkucu olmak keyiflidir. Şeytanın avukatı siz olabilirsiniz ve bunu yaparken hem kendinizi boşuna incitmez hem de konulara, kişilere ve olaylara çok daha geniş bir bakış açısı yaratarak bakmış olursunuz. Size her defasında kullanabileceğiniz belirli argüman ya da fikirlere karşı kullanabileceğiniz bazı “kuşkucu” sorular da bırakayım.

● Argümanın ana iddiası veya tezi nedir? ● Kanıtlar güvenilir ve iyi desteklenmiş mi? ● Kanıtları destekleyen sayısal veriler sunulabiliyor mu? ● Argümanın tam tersinin doğru olması için neler gerekir? ● Bu argümanın doğru olması için en az hangi varsayımların kesin doğru olmasına ihtiyacımız var. ● Argümanda herhangi bir mantıksal yanlışlık var mı? ● Argümanda yapılan herhangi bir varsayım var mı? ● Ele alınmamış karşı argümanlar var mı? ● Çelişkili kanıtlar var mı? ● Argüman korelasyona mı yoksa nedenselliğe mi dayanıyor? ● Argüman aşırı basit mi yoksa aşırı karmaşık mı? ● Argüman bilirkişi denetiminden geçmiş ya da dış incelemeye tabi tutulmuş mu? ● Argümanı etkileyebilecek herhangi bir çıkar çatışması veya önyargı var mı? ● Kullanılan analojiler veya karşılaştırmalar var mı ve bunlar geçerli mi? ● Argümanda kullanılan dil açık ve net mi? ● Argüman duygulara mı yoksa akla mı hitap ediyor? ● Argümanın vardığı sonucu kabul etmenin olası sonuçları nelerdir? ● Argümanda daha fazla açıklama gerektiren boşluklar var mı?

Konuyu biraz daha uzatmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim. Zira bu tarz beyin jimnastikleri zatıalinizin en sevdiği işlerden biridir.

Özünde, Epiktetos bize düşüncelerimiz ve duygularımız konusunda dikkatli olmamızı ve bunların gerçeği yansıtmak zorunda olmadıklarını fark etmemizi öğütlemektedir. İzlenimlerimizi inceleyerek ve onları belirli kurallara karşı test ederek, neyin gerçekten kontrolümüz altında olduğunu ve neyin olmadığını daha iyi anlayabiliriz. Bu, gücümüzün dışında olan şeylere aşırı derecede bağlanmaktan kaçınmamıza ve bunun yerine kontrol edebileceğimiz şeylere odaklanmamıza yardımcı olabilir.

➔ "En küçüğünden başlayarak, seni memnun eden, bir eksiğini gideren veya sevdiğin şeylerin doğasını sorgulamayı unutmamalısın. Eğer toprak bir kabı seviyorsan, "Sevdiğim şey toprak bir kap," demelisin. Çünkü o durumda, kınldığı zaman altüst olmazsın. Eğer karını veya çocuğunu öpüyorsan, " Fani bir insanı öpüyorum, " demelisin. Çünkü o durumda, karın veya çocuğun öldüğü zaman altüst olmazsın." - Epiktetos, El Kitabı, 3

Epiktetos·Ders üç3 / 112

Kendinize şeylerin ve tüm canlı varlıkların süreksizliğini hatırlatın.

Çocuklarınızı son kez öptüğünüz, kendi arka bahçenizi son kez biçtiğiniz, kahvenizi son kez içtiğiniz, en sevdiğiniz yemeği son kez yediğiniz bir an olacak. İşin kötüsü bunun o son an olduğunu sizin asla bilme şansınız da olmayacak. Her ilkin bir sonu olacağını asla unutmayın.

En küçüğünden başlayarak, seni memnun eden, bir eksiğini gideren veya sevdiğin şeylerin doğasını sorgulamayı unutmamalısın. Eğer toprak bir kabı seviyorsan, "Sevdiğim şey toprak bir kap," demelisin. Çünkü o durumda, kınldığı zaman altüst olmazsın. Eğer karını veya çocuğunu öpüyorsan, " Fani bir insanı öpüyorum, " demelisin. Çünkü o durumda, karın veya çocuğun öldüğü zaman altüst olmazsın." - Epiktetos, El Kitabı, 3

Epiktetos

Bu cümleyi ilk kez okuduğumda tüylerimin ürperdiğini hatırlıyorum. Epiktetos, benim idolüm, nasıl bu kadar acımasız bir cümle kurmuş zamanında? Gerçekten bu kadar duygusuz mu? Çocuğumun ölebileceğini nasıl düşünebilirim? Bir anne/babanın asla sınanmaması gereken bir sınav değil mi bu? İlk okuduğumda henüz bana benden yakın kimseyi kaybetmemiştim hayatımda, dolayısıyla kızgındım. Sonra siz öğrenmiyorsanız da hayat size öğretiyor, anlamını, bu alıntının.

Ancak bu alıntıda garip bir duygu var. Her şeyden önce, bu sizi bir şeyleri kaybetmeye hazırlıyor. Kaybetme gerçekliğiyle yüzleştiriyor diyelim ya da. En değerli kupa, en şık çanta, en rahat ayakkabı, en iyi spor basketbol, en yakın rkadaş, a ebeveyn, adını ne koyarsanız koyun. Hayal gücü, ne kadar kısıtlı ve sığ da olsa, bizi diğer memelilerden ayıran şeydir. Hayal ederek bir şey gerçekleşemese bile -miş gibi yapma yeteneğimiz en güçlü kaslarımızdan. Belki de biz buna inanmak istiyoruz, insanoğlunun en üstün tür olduğuna inanmak için. Narsizm böyle bir şey miydi?

Biz insanlar kafamızda senaryolar oluşturabilir ve en kötüsünü hayal edebiliriz. Partnerinizin sizi terk ettiğini hayal edin. Canınız ne kadar acıyor? Sanki gerçek gibi değil mi? Olayı biraz daha netleştirmeye çalışın. Size hangi cümleleri kurdu? Hangi itirafları attı? Yoksa başkasına mı aşıkmış? Ne zamandır sizi sevmiyormuş? Hayal gücümüz vücudumuzda bir şeyi gerçekleşmiş gibi yapma gücüne sahip. Peki, sizi neden terk etti? Ayrılıktan geriye kalan tüm acıyla ne yapmalısınız? Olası çıkış yollarınız nelerdir?

İkincisi, bu bir meditasyon işlevi görür. Meditasyonun temeli, bütünlüğünüzü fark etmenize dayanır. Nefesiniz, bilinciniz, vücut parçalarınız. Kendiniz ve etrafınızdaki her şeyi hissediyorsunuz. Dikkat edin. Bu alıntı daha fazla dikkat etmenize yardımcı olur. Bir şeyin her zaman son bir zamanı vardır.

William Irvine, zaman zaman gün içerisinde bir şeyi son kez yaptığınızı hayal edebileceğinizi söylüyor. "Irvine'e göre çözüm, muhtemelen son olmayacak olsa bile sık sık bunun son sefer olduğunu hayal etmek. Günde birkaç kez, ne yapıyorsanız yapın, o şeyi son kez yaptığınızı varsayabilirsiniz. Şu anda yaptığınız gibi son kez kahve yudumlayacaksınız. Ya bu yudum o son yudum olsaydı? Şu an kitabı okurken en sevdiğiniz diziyi mi izliyorsunuz? Ya bu son izlemeniz olsaydı? Yarın sabah kalkıp son kez ofise girip Sally'e merhaba diyeceksiniz belki de. Eğer bu son o son olsaydı, biraz daha gerçek, biraz daha anda olabilirdiniz.1 Hayal gücünüz sayesinde bu anı son anınız yapın. Nasıl hissediyorsunuz?”

1 https://www.raptitude.com/2021/09/the-last-time-always-happens-now

➔ "Hiçbir koşulda 'Bir şey kaybettim' demeyin, sadece 'Onu geri verdim’ deyin. Bir çocuğunuz öldü mü? Hayır, geri verildi. Karınız mı öldü? Hayır, geri verildi. 'Toprağım elimden alındı' mı? Hayır, o da geri verildi. Ama onu alan kişi bir hırsızdı. Neden asıl verenin geri dönüşü hangi yollarla etkilediğiyle ilgileniyorsunuz? Onu size emanet ettiği sürece, ona sadece bir süreliğine yararlanabileceğiniz bir şey olarak bakın - bir yolcunun bir otele baktığı gibi." - Epiktetos, El Kitabı, 11

Epiktetos·Ders dört4 / 112

Her şeyin size sadece bir ödünç olarak verildiğini unutmayın.

Neleri kontrol edebileceğinize ve neleri etkileyebileceğinize odaklanın. İnsanın tüm hayatı boyunca didinip yarattığı ve elde ettiğini sandığı şeyleri kaybetmesi ne yazık ki sadece üç saniye sürüyor. Bu bizim dayanılmaz hafif olan acizliğimiz.

Hiçbir koşulda 'Bir şey kaybettim' demeyin, sadece 'Onu geri verdim’ deyin. Bir çocuğunuz öldü mü? Hayır, geri verildi. Karınız mı öldü? Hayır, geri verildi. 'Toprağım elimden alındı' mı? Hayır, o da geri verildi. Ama onu alan kişi bir hırsızdı. Neden asıl verenin geri dönüşü hangi yollarla etkilediğiyle ilgileniyorsunuz? Onu size emanet ettiği sürece, ona sadece bir süreliğine yararlanabileceğiniz bir şey olarak bakın - bir yolcunun bir otele baktığı gibi." - Epiktetos, El Kitabı, 11

Epiktetos

Biraz daha dozajı artırdık. Az önce ağlamıyorduk sevdiklerimizi kaybettiğimiz için. Şimdi ise onların zaten hiç bizim olmadığını öğreniyoruz. Biraz sakin olmasak mı Epiktetos master?

Bu, Epiktetos'un farklı noktalarda değindiği bir konudur. Anti-materyalist ve anti-romantik bir yaklaşımdır. Dışarıdan çok soğuk ve insanlık dışı görünebilir. Belki de kendisi böyle bir atmosfer yaratmak istemiştir elbette binlerce yıl önce. Sonuçta nasıl hissettiğimizi hatırlarız, ne okuduğumuzdan çok. Bu dersi hatırlamamız için, kalbimizin çınlaması lazım beynimizin değil.

Aslında bu ders, birinci ve ikinci dersle yakından ilişkilidir. Bazı şeyler bizim kontrolümüzdedir ve bazı şeyler değildir. Şu anda büyük bir servete sahip olabilirsiniz ve zenginlik derken mutlaka maddi zenginliği kastetmiyorum. Sizi seven bir partner, modern koşullarda bir iş, iş-yaşam dengesi, sevdiğiniz kitaplar, müzikler ve filmler. Kısacası keyifli ve tatmin edici bir hayat.

Epiktetos'un bize hatırlatmak istediği şey, tam da bu anda telefonun çalabileceği ve işten çıkarıldığınızı öğrenebileceğinizdir. Tam bu sırada partneriniz gelip sizden ayrılmak istediğini söyleyebilir. Çok sevdiğiniz arabanızın üzerine bir ağaç düşebileceği ve onunla birlikte birikimlerinizin de yok olabileceğidir. Tam şu anda hayatta en çok sevdiğiniz varlıktan geriye sadece yeşil örme hırkasının kalabileceği gerçeğidir. Bu gerçeklik karşısında ne yapılabilir? Susulabilir. İnsanın her şeyini kaybetmesi sanırım 3 saniye kadar sürmez.

Epiktetos, bütün bunların mümkün olduğunu söylüyor ve hiçbir şeyin gerçekten size ait olmadığını da ekliyor. Her şey doğanın bir armağanıdır. Bu, servetinizin tadını çıkarırken farkında olmanın bir yoludur. Şu anda sahip olduklarınızın ne kadar değerli olduğunu aklınızda bulundurmanız iyi olur. Hep sahip olmadıklarınızı ararsanız, sahip olduklarınızla mutlu

ol(a)mazsınız. Tatmin olmanın birinci koşulu beklentileri azaltmaktır.

Eğer dindar bir kişilik değilseniz, her şeyin bir sahibi olduğu ve o sahibin sizin olmadığınız gerçeği sizi biraz üzebilir. Ama kontrol çatalımızı hatırlayın: bazı şeyler sizin kontrolünüzde bazı şeyler ise değil. Her ne kadar bir yaratıcı güce inanmıyorsanız da her şeyi kontrol altında tutabileceğinize inanacak kadar da saf değilsinizdir ? Değil mi?

Epiktetos’un bu cümlesi şu açıdan da rahatlatıcı. Ölüm gerçeği var, günden günde üzerine üzerine mecburen yürüdüğünüz. Belki de en çok kaçmak istediğiniz şey o ama bir kaçış yolunuz yok. Belki de hattta hayatınızdaki tek gerçeklik bu. Benim, sizin ve etrafımızdaki her şeyin ölümle sınırlı bir yaşam macerası var. Bundan 30 yıl önce milyonlarca yıl boyunca ben yoktum. Bundan 30 yıl sonra bir milyonlarca yıl daha olmayacağım. Bu handa bir misafir gibiyim. Geldim, bazı şeyler benim sandım ve başım önde ayrılacağım. O halde acizliğimi kabul etmeli ve

farkında olmalıyım: Hiç kimse ve hiçbir şey benim değil. Yaşayabileceğim belki 70 yıl dünyanın 13 küsür milyar yılının içerisinde nerede tam olarak? Hiçbir yerinde.

Bununla baş edebilmenin bir diğer yolu acıyı, kötüyü ve talihsizliği öncelemek olabilir, yani olmadan olmuş gibi hayal etmeye çalışmak. Yukarıda da konuştuğumuz gibi hayal gücünüzde acı ve keder yaratan tasavvurlar size güç verecektir. Hayatın acılarla dolu bir macera olduğunu unutmayın. Hazırlıklı olsak hiç de fena olmaz. Kimse size güller bahçesi vaad etmedi. Güller bahçesi isteyen, cenneti beklesin.

Epiktetos yine en iyisini söylüyor: “asla imkansız şeyleri isteme, asla kaybedeceğini önceden bildiğin bir kavgaya girme. Asla aslında sahip olmadığın şeyler üzerinden -mış gibi yapma.”

➔ “Çocuklarınızın, karınızın ve arkadaşlarınızın sonsuza kadar yaşamasını istiyorsanız, bir aptalsınız, çünkü gücünüzde olmayan şeylerin sizin gücünüzde olmasını ve size ait olmayan şeylerin de sizin olmasını istiyorsunuz. sahip olmak. Ve aynı şekilde, köle-oğlunuzun asla bir hata işlememesini istiyorsanız, siz bir aptalsınız, çünkü kötülüğün kötülük olmasını değil, başka bir şey olmasını istiyorsunuz. Bununla birlikte, arzularınızda başarısız olmamayı dileğiniz haline getirirseniz, bu sizin gücünüz dahilindedir. Öyleyse elde edebileceğin şeyde çalış.” - Epiktetos, El Kitabı, 14.3

Epiktetos, sevdiklerimizin sonsuz yaşamı veya bir kölenin kusursuz davranışları gibi ulaşamayacağımız şeyler için özlem duymanın akıllıca olmadığını ileri sürer. Bu tür arzular, yerine getirme gücümüz dahilinde olmadıkları ve yalnızca hayal kırıklığına yol açtıkları için beyhudedir. Bunun yerine, üzerinde kontrolümüz olan, yani kendi niyetlerimiz ve dileklerimiz üzerine yoğunlaşmamızı tavsiye eder. Karakterimizi, ahlakımızı ve değerlerimizi geliştirerek ve

hedeflerimizle uyumlu hale getirerek kendi hedeflerimize ulaşmak için çalışabiliriz. Bu şekilde, etkimiz dışındaki şeylere fazla bağlanmadan anlamlı ve tatmin edici bir hayat sürdürebiliriz.

➔ "Herhangi bir eylemde bulunacağın zaman, onun nasıl bir eylem olduğunu kendine hatırlat. Eğer hamama gideceksen, hamamda olanları gözünde canlandır. İnsanlar su sıçratacak, itişecek, kavga edecek ve hırsızlık yapacaktır. Eğer kendine, "Niyetim hamama gitmek ve irademin doğayla uyumunu korumak, " dersen, kendine hakim olman daha kolay olur. Bunu her eylemde uygulamalısın. O zaman, hamamda bir sorun çıktığı takdirde, şu düşünce kafanda hazır olacaktır: " Benim tek niyetim hamama gitmek değil, irademin doğayla uyumunu da korumaktı. Eğer olup bitenlere canımı sıkarsam, bunu başaramam.” - Epiktetos, El Kitabı, 4

Epiktetos·Ders beş5 / 112

Düşünün ve gerçekleşmeden önce ne olacağını hayal etmeye çalışın.

Bu sizin olaylar için zihinsel hazırlığınızdır. Görselleştirme, insanoğlunun süper gücüdür.

“Çocuklarınızın, karınızın ve arkadaşlarınızın sonsuza kadar yaşamasını istiyorsanız, bir aptalsınız, çünkü gücünüzde olmayan şeylerin sizin gücünüzde olmasını ve size ait olmayan şeylerin de sizin olmasını istiyorsunuz. sahip olmak. Ve aynı şekilde, köle-oğlunuzun asla bir hata işlememesini istiyorsanız, siz bir aptalsınız, çünkü kötülüğün kötülük olmasını değil, başka bir şey olmasını istiyorsunuz. Bununla birlikte, arzularınızda başarısız olmamayı dileğiniz haline getirirseniz, bu sizin gücünüz dahilindedir. Öyleyse elde edebileceğin şeyde çalış.” - Epiktetos, El Kitabı, 14.3 Epiktetos, sevdiklerimizin sonsuz yaşamı veya bir kölenin kusursuz davranışları gibi ulaşamayacağımız şeyler için özlem duymanın akıllıca olmadığını ileri sürer. Bu tür arzular, yerine getirme gücümüz dahilinde olmadıkları ve yalnızca hayal kırıklığına yol açtıkları için beyhudedir. Bunun yerine, üzerinde kontrolümüz olan, yani kendi niyetlerimiz ve dileklerimiz üzerine yoğunlaşmamızı tavsiye eder. Karakterimizi, ahlakımızı ve değerlerimizi geliştirerek ve hedeflerimizle uyumlu hale getirerek kendi hedeflerimize ulaşmak için çalışabiliriz. Bu şekilde, etkimiz dışındaki şeylere fazla bağlanmadan anlamlı ve tatmin edici bir hayat sürdürebiliriz. ➔ "Herhangi bir eylemde bulunacağın zaman, onun nasıl bir eylem olduğunu kendine hatırlat. Eğer hamama gideceksen, hamamda olanları gözünde canlandır. İnsanlar su sıçratacak, itişecek, kavga edecek ve hırsızlık yapacaktır. Eğer kendine, "Niyetim hamama gitmek ve irademin doğayla uyumunu korumak, " dersen, kendine hakim olman daha kolay olur. Bunu her eylemde uygulamalısın. O zaman, hamamda bir sorun çıktığı takdirde, şu düşünce kafanda hazır olacaktır: " Benim tek niyetim hamama gitmek değil, irademin doğayla uyumunu da korumaktı. Eğer olup bitenlere canımı sıkarsam, bunu başaramam.” - Epiktetos, El Kitabı, 4

Epiktetos

Önce zihinsel olarak kendinizi hazırlamanız gerekiyor. Fiziksel hazırlık kadar zihinsel hazırlık da önemlidir. Zihinsel durumunuz, içsel sessizliğinizi, sükunetinizi ve dayanıklılığınızı korumanıza yardımcı olur.

Zihinsel olarak bazı olayları önden prova edin. Örneğin her gün işe gitmek için metroya biniyorsunuz. Çok yüksek sesle müzik dinleyen insanlar olacak, telefonda çok yüksek sesle konuşan insanlar, birbirleriyle konuşup rahatsız edici şekilde gülen insanlar, horlayan insanlar olacak vs. Durumu prova ederseniz eğer en kötüsüne hazırlıklı olursunuz.

Proje yönetiminde pre-mortem denilen bir yöntem vardır. Basitçe, olay başlamadan önce en kötü durum senaryosunu hayal etmenizi ister. Bu projenin başarısız olmasına yol açan olayların neler olduğunu prova etmeye çalışırsınız. Olayları ve zaman çizelgesini prova eder ve bu senaryolara karşı önlem alırsınız. Bu da bu alıntıdan öğrendiğimiz bir şey. Ne olacağını önceden görmeye çalışın. Elbette birkaç detayı atlayacaksınız ama yüzde 80 oranında hazırlıklı olacaksınız.

➔ “İnsanları rahatsız eden şeylerin kendileri değil, onlar hakkında oluşturdukları yargılardır. Örneğin ölüm korkunç bir şey değildir, yoksa Sokrates'e de öyle görünürdü; hayır, dehşet ölümün korkunç olduğu yargısında yatar. Dolayısıyla, ne zaman engellensek, rahatsız edilsek ya da sıkıntıya düşsek, asla başkasını suçlamamalıyız, yalnızca kendimizi, yani yargılarımızı suçlamalıyız. İşler kendisi için kötü gittiğinde başkalarını suçlamak eğitimsiz bir kişinin yapacağı bir şeydir; düzgün eğitimli olma yolunda ilk adımı atmış biri suçu kendine atar; tam eğitimli biri ise suçu ne başkasına ne de kendine atar.” - Epiktetos, El Kitabı, 5

Epiktetos·Ders altıncı6 / 112

Dış olaylar veya kişiler değil, sizi siz üzersiniz.

Bir şey olur, kötü yorumlarsınız ve sonra üzülürsünüz ya da kızarsınız. Kötü olduğuna karar veren sizlersiniz. Kendinizi üzmeye izin verdiniz. Neden?

“İnsanları rahatsız eden şeylerin kendileri değil, onlar hakkında oluşturdukları yargılardır. Örneğin ölüm korkunç bir şey değildir, yoksa Sokrates'e de öyle görünürdü; hayır, dehşet ölümün korkunç olduğu yargısında yatar. Dolayısıyla, ne zaman engellensek, rahatsız edilsek ya da sıkıntıya düşsek, asla başkasını suçlamamalıyız, yalnızca kendimizi, yani yargılarımızı suçlamalıyız. İşler kendisi için kötü gittiğinde başkalarını suçlamak eğitimsiz bir kişinin yapacağı bir şeydir; düzgün eğitimli olma yolunda ilk adımı atmış biri suçu kendine atar; tam eğitimli biri ise suçu ne başkasına ne de kendine atar.” - Epiktetos, El Kitabı, 5

Epiktetos

Bana Stoacılık ekolüne dair en çok şey öğreten bu alıntıdır. Onlardan öğrendiklerimi beynimde yankılatmaya başlayacağım genellikle bu alıntıyla başlarım. Şu anda sizi rahatsız eden ne? Mikro yönetim yapan patronunuz mu, söylediklerinize dikkat etmeyen partneriniz mi? Paranızın olmaması mı? Umutsuzluğunuz mu? Epiktetos, insanların kendilerini rahatsız veya üzgün hissetmelerine neden olan olayların veya koşulların kendileri değil, insanların bu olayları yargılama veya yorumlama biçimleri olduğunu söylüyor. Bu çok önemli. Sizi üzen yorumlarınızdır. Yani kusura bakma ama ahbap der, usta Epiktetos, seni üzen yine sensin. Burada biraz nefes almanız gerekebilir, bu farkındalığı sindirmesi kolay değil. Dünyadaki en keskin farkındalıklar genelde her zaman burnunuzun ucunda olan ama asla adını koyamadıklarınızdır.

Başka bir deyişle, olumsuz duygulara neden olan nesnel gerçeklik değil, insanların bu gerçekle ilgili sahip olduğu öznel düşünce ve inançlardır. Örneğin, iki kişi aynı olayı yaşayabilir, ancak bunun ne anlama geldiğine dair farklı yorumları veya inançları olabilir ve bu da farklı duygusal tepkilere yol açar. Bu alıntı, kendi düşünce süreçlerimizi ve

inançlarımızı incelemenin ve bunların duygularımızı ve olaylara tepkilerimizi nasıl etkileyebileceğinin farkına varmanın önemini vurgular. Ayrıca bir adım daha ileri giderek, kendi yargılarımızı ve olaylara ilişkin yorumlarımızı inceleyerek ve potansiyel olarak bunlara meydan okuyarak kendi duygusal rekabetlerimizin kontrolünü ele almamız için bizi teşvik eder.

Konunun bizim yorumumuza bağlı olması dışında, bizim yargılarımızın da asla doğru olamayacağı konusunda bir Taocu hikaye de aktarmak bu noktada faydalı olacaktır. Başımıza ne gelirse gelsin gerçekten iyi mi ya da gerçekten kötü mü asla bilemezsiniz. Hikayemiz şöyle:

"Bir zamanlar atını kaybeden Çinli bir çiftçi varmış. O akşam bütün komşular gelmiş ve 'Bu çok kötü' demişler. Çiftçi de 'Belki!' demiş. Ertesi gün at geri gelmiş ve yanında yedi vahşi at getirmiş. Bütün komşular gelmiş ve "Bu harika, değil mi?" demişler. O da demiş ki, "Belki. Ertesi gün bu atlardan birini evcilleştirmeye çalışan ve ona binen oğlu attan düşmüş ve bacağını kırmış. Akşam bütün komşular gelmiş ve "Çok kötü, değil mi?" diye sormuşlar. O da "Belki!" demiş. Ertesi gün askerlik şubesi görevlileri orduya katılacak kişileri aramaya gelmişler ve kırık bir bacağı olduğu için oğlunu geri çevirmişler. O akşam bütün komşular gelmiş ve "Harika değil mi?" diye sormuşlar, o da "Belki!" demiş. Bu, doğanın tüm sürecinin muazzam bir karmaşıklığa sahip entegre bir süreç olduğu şeklindeki temelde Taoistik bir tutumu yansıtmaktadır. İçinde meydana gelen herhangi bir şeyin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu söylemek gerçekten imkansızdır çünkü bir talihsizliğin sonuçlarının ne olacağını asla bilemezsiniz ya da iyi bir talihin sonuçlarının ne olacağını asla bilemezsiniz.

Olaylar arasındaki zinciri, örüntüyü, bağlantıyı asla bilemezsiniz.

Kontrol Odağı - Stephen Covey

Bir insandan bir şey dışında her şey alınabilir: insan özgürlüklerinin sonuncusu - herhangi bir koşulda kişinin tavrını seçme, kendi yolunu seçme. - Victor Frankl

➔ "Bir karga uğursuzca öterse, bu izlenime kapılıp gitmeyin, hemen zihninizde bir ayrım yapın ve şöyle deyin: 'Bu alametlerin hiçbiri benim için geçerli değil, yalnızca zavallı bedenim, değersiz mal varlığım, itibarım, çocuklarım ya da karım için geçerli. Ama benim için her alamet olumludur, çünkü ben öyle olmasını istiyorum; çünkü ne olursa olsun, ondan yararlanmak benim gücüm dahilindedir.’” - Epiktetos, El Kitabı, 18

Epiktetos·Ders yedinci7 / 112

Her olaya farklı açılardan bakabilirsiniz.

Dışsal olayların sizi rahatsız etmesine izin vermek yerine, bunların olduğunu kabul edebilir ve gelecekteki olaylarda daha iyi sonuçlar elde etmeyi umabilirsiniz. Bir olayın gerçekleştiği anda ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olduğunu bilemeyeceğinize göre, olayın içinde saklı olan iyi sonuçları ortaya çıkarmak için çaba gösterebilir, kötü görünenlerden ders çıkarabilir ve geri kalanını görmezden gelebilirsiniz.

Bir karga uğursuzca öterse, bu izlenime kapılıp gitmeyin, hemen zihninizde bir ayrım yapın ve şöyle deyin: 'Bu alametlerin hiçbiri benim için geçerli değil, yalnızca zavallı bedenim, değersiz mal varlığım, itibarım, çocuklarım ya da karım için geçerli. Ama benim için her alamet olumludur, çünkü ben öyle olmasını istiyorum; çünkü ne olursa olsun, ondan yararlanmak benim gücüm dahilindedir.’” - Epiktetos, El Kitabı, 18

Epiktetos

"Bu alametlerin hiçbiri benim için geçerli değil, sadece zavallı bedenim, değersiz mal varlığım, itibarım, çocuklarım ya da karım için geçerli. Ama benim için her alamet olumludur, çünkü ben öyle olmasını istiyorum; çünkü ne olursa olsun, ondan fayda sağlamak benim gücüm dahilindedir."

Temel düzeyde olduğu gibi, Epiktetos yine dışsal olayları ve sizin onları yorumlamanızı iki ayrı düzene ayırır ve "Bir şeyin iyi olduğunu düşünüyorsam, o iyidir" diye ekler. Bu bana yine yukarıdaki Taoist hikayeyi hatırlatıyor.

Bu hikaye sonsuza kadar böyle devam edebilir. Ana fikir, bir şeyin iyi olup olmadığını, gerçekleştiği anda sonuçlara bakarak bilemeyeceğinizdir. Bir olayın ikincil, üçüncül ve sonraki sonuçlarını tahmin etme yeteneği ile donatılmış varlıklar değiliz. Epiktetos'un dediği gibi her olayı lehimize çevirebiliriz. Her olaydan dersler çıkarabiliriz. Her olay farklı gelişmelerle bize çok daha anlamlı mutluluklar getirebilir.

➔ Unutmayın ki size söven ya da size vuran, sizi aşağılayan o kişi değil, bu tür şeylerin aşağılayıcı olduğuna dair sizin görüşünüzdür. Bir adam sizi sinirlendirdiğinde, sizi sinirlendirenin kendi görüşünüz olduğunu bilmelisiniz. Bu nedenle özellikle görünüşe aldanmamaya çalışın. Çünkü bir kez zaman kazanır ve gecikirseniz, kendinize daha kolay hakim olursunuz.”

Epiktetos, El Kitabı, 20

Epiktetos·Ders sekiz8 / 112

Olaylardan rahatsız olmazsınız, olaylar hakkında oluşturduğunuz görüş ve algılardan rahatsız olursunuz.

Rahatsız olduğunuz düşüncesini hemen şimdi yok edin ve kendinizi rahatsız hissetmeyin.

Unutmayın ki size söven ya da size vuran, sizi aşağılayan o kişi değil, bu tür şeylerin aşağılayıcı olduğuna dair sizin görüşünüzdür. Bir adam sizi sinirlendirdiğinde, sizi sinirlendirenin kendi görüşünüz olduğunu bilmelisiniz. Bu nedenle özellikle görünüşe aldanmamaya çalışın. Çünkü bir kez zaman kazanır ve gecikirseniz, kendinize daha kolay hakim olursunuz.” Epiktetos, El Kitabı, 20

Epiktetos, El Kitabı, 20

Epiktetos'un aynı doğrultuda bir başka sözü daha vardır: "Unutmayın, zarar görmek için vurulmak ya da hakarete uğramak yeterli değildir, zarar gördüğünüze inanmanız gerekir. Eğer birisi sizi kışkırtmayı başarırsa, zihninizin de bu kışkırtmaya ortak olduğunu fark edin. İşte bu yüzden izlenimlere düşünmeden tepki vermemeniz çok önemlidir; tepki vermeden önce bir an durun ve kontrolü sağlamanın daha kolay olduğunu göreceksiniz."

Bu iki cümle Stoacılara olan sevgimin temelini oluşturuyor. Lisede bu cümleleri okumadan önce hiç böyle düşünmemiştim. Bu görüşün yaratıcısı benim, yok edicisi de ben olabilirim. Düşünce benim eserimdir. Eserimin katili olmak benim elimde.

Hayatınızdaki her olayda bir tetikleyici vardır. Tetikleyiciyi algılarsınız ve ona karşı bir tepki verirsiniz. Yine de, tetikleyici ile tepkiniz arasında boş bir mili saniye vardır ve o da sizsinizdir. Bu saniye, olaydan rahatsız olup olmayacağınıza dair yorumunuzdur. Olmamayı seçin ve olmayacaksınız. Ne demişti Frankl hatırlayalım: “Uyarıcı ve tepki arasında bir boşluk vardır. Bu boşlukta yanıtımızı seçme gücümüz vardır. Verdiğimiz yanıtta büyümemiz ve özgürlüğümüz yatar.”

Bununla ilgili olarak Epiktetos bir de şöyle der: "Biri bedeninizin kontrolünü ele geçirip sizi köle yapmaya kalksa, özgürlük için savaşırsınız. Oysa size hakaret eden birine zihninizi ne kadar kolay teslim ediyorsunuz. Onların sözleri üzerinde durduğunuzda ve düşüncelerinize hükmetmelerine izin verdiğinizde, onları efendiniz yaparsınız." Bu benzetmeyi düşünün. Zihninizi birine teslim etmeyecek kadar akıllısınız.

İnsanların söylediklerine ve düşündüklerine çok fazla önem veriyorsunuz. Onlar, basitçe, sizi umursamazlar. Önemsiyor gibi görünseler ve size hakaret etseler bile, güç yine sizin elinizdedir. Basitçe, kayıtsız kalın. İnsanlar konuşur, eleştirir ve hakaret eder. Siz, devam edin.

➔ "Kendinize ait olmayan hiçbir mükemmellikle gurur duymayın. Bir at gururla 'Ben güzelim' dese, bu katlanılabilir bir şey olurdu; ama siz gururla 'Benim güzel bir atım var' diye haykırdığınızda, bir ata ait olan iyi bir nitelikle gurur duyduğunuzu aklınızdan çıkarmamalısınız. O halde size ait olan nedir? İzlenimlerin kullanımı. Dolayısıyla, izlenimleri doğru kullanarak doğayla uyum içinde olduğunuzda, kendinizle gurur duymalısınız; çünkü o zaman kendinize ait bir iyilikle gurur duyuyor olacaksınız." - Epiktetos, El Kitabı, 6

Epiktetos·Ders dokuzuncu9 / 112

Karşılaştırma ruhunuzu öldürür.

Topluluk içinde yaşayan her insan karşılaştırma virüsüne yenik düşmüştür. Bir ölçüde her daim kıskançtır. Elinizden geldiğince, kendinizi her boyutta kıyaslamayı hayatınızdan çıkarın. En azından bunun farkına varın: Normalleştirilmiş karşılaştırma standartlarımız çok saçma. Bir insanı parasıyla, statüsüyle, sahip olduklarıyla ölçemezsiniz. Benden çok paranızın olmasından tam olarak bana ne?

Kendinize ait olmayan hiçbir mükemmellikle gurur duymayın. Bir at gururla 'Ben güzelim' dese, bu katlanılabilir bir şey olurdu; ama siz gururla 'Benim güzel bir atım var' diye haykırdığınızda, bir ata ait olan iyi bir nitelikle gurur duyduğunuzu aklınızdan çıkarmamalısınız. O halde size ait olan nedir? İzlenimlerin kullanımı. Dolayısıyla, izlenimleri doğru kullanarak doğayla uyum içinde olduğunuzda, kendinizle gurur duymalısınız; çünkü o zaman kendinize ait bir iyilikle gurur duyuyor olacaksınız." - Epiktetos, El Kitabı, 6

Epiktetos

İşte Epiktetos’tan aynı çizgide bir başka örnek: "Bizim gücümüzün yetmediği şeylerle gururlananlar, dedi o (Epiktetos), ne eğlenceli adamlardır. Adamın biri, 'Ben senden daha iyiyim, çünkü benim çok toprağım var, sen ise açlıktan ölüyorsun' der. Bir başkası, "Ben konsül rütbesindeyim" diyor. Bir başkası der ki, ben bir Procurator'um. Bir başkası, benim kıvırcık saçlarım var. Ama bir at bir ata, "Ben senden üstünüm, çünkü benim çok yemim, çok arpam var, gemlerim altından, koşumlarım işlemeli" demez, "Ben senden daha hızlıyım" der. Ve her hayvan kendi erdeminden (faziletinden) ya da kendi kötülüğünden daha iyi ya da daha kötüdür. O halde sadece insanda erdem yok mudur? Ve saçlarımıza, giysilerimize ve atalarımıza mı bakmalıyız? (Fragmanlar,16)

Anahtar şudur: "Her hayvan kendi erdeminden (faziletinden) ya da kendi kötülüğünden daha iyi ya da daha kötüdür."

Dolayısıyla kendimizi erdem temelinde karşılaştırmamız gerekir.

Epiktetos Tanrı'nın en iyi ve en önemli meseleyi, dış izlenimlerden yararlanma gücünü bizim kontrolümüze verdiğini söyler. Bu güç mükemmel bir şekilde çalıştığında, en önemli faziletlerimiz özgürlük, sükûnet, neşe, kararlılıktır; aynı zamanda adalet, yasa, özdenetim ve erdemin toplamı ve özüdür. Bu erdemleriniz bazında kendinizi düşünün. Ne kadar özgürsünüz? Ne kadar neşeli? Ne kadar kararlısınız? Gerisi, insanlar tarafından uydurulan yapay kıyaslama kriterleri.

➔ "Başınıza gelen her şeyin dilediğiniz gibi olmasını istemeyin, başınıza gelen her şeyin olduğu gibi olmasını dileyin; o zaman sakin ve mutlu bir yaşamınız olur." - Epiktetos, El Kitabı, 8

Epiktetos·Ders onuncu10 / 112

Size aşırı determinist veya muhafazakar gelebilir ama Epiktetos'u yanlış anlamayın.

O aslında en başından beri aynı şeyi söylüyor: "Dışsal şeyleri kontrol edemezsiniz. Kontrol edemediğiniz şeyler için üzülmeyin. Dışsal şeylere karşı kayıtsız olun. Odağınızı içinizde toplayın. Kontrolünüz altındaki her şeyi kontrol etmeye çalışın ve gerisini bırakın."

Başınıza gelen her şeyin dilediğiniz gibi olmasını istemeyin, başınıza gelen her şeyin olduğu gibi olmasını dileyin; o zaman sakin ve mutlu bir yaşamınız olur." - Epiktetos, El Kitabı, 8

Epiktetos

Amor fati demişti Nietzsche. Yani Kaderinizi sevin. Kadere teslim olmak anlamında değil, geleceğin acılarla dolu olabileceğini kabul etmek anlamında. Hazırsınız, her engelden bir şeyler öğrenecek ve büyüyeceksiniz. Kader hakkında yakınmanın bir anlamı sizin için yok. Çözüm bulamıyor olsanız bile çözümün kesinlikle yakınmak olmadığı besbelli.

Amor fati, Nietzsche'nin, kişinin hayatının tüm yönlerini, zor ve meydan okuyucu olanlar da dahil olmak üzere, reddetmek ya da içerlemek yerine kucaklaması ve onaylaması gerektiğine dair inancını yansıtır. Nietzsche yaşamı süregelen bir oluş süreci olarak görmüş ve kişinin kaderini tüm iniş çıkışlarıyla birlikte kucaklamasının kendini gerçekleştirmesi ve anlamlı bir yaşam sürmesi için elzem olduğunu savunmuştu. Siz bir “şey” değilsiniz. “Oluş” halinde bir varlıksınız. Başınıza gelenler sizin oluş ırmağınıza katkı sunan şeyler.

Yaşam nehri her zaman pürüzsüz değildir. Beklenmedik kıvrımlar ve dönüşlerle sonuçlanabilecek akıntılar ve kayalarla doludur. Sonucundan hoşlanmadığımız olaylara ağıt yakmak yerine, onları sevmeyi ve kabullenmeyi öğrenebiliriz.

Acı çekmek kişiyi olduğu kişi yapmak için gereklidir. Ondan kaçınmak bir çözüm değildir, onunla bir olmak ve olaylarla birlikte kendini dönüştürmek gerçek çözümdür.

Burada Marcus'un harika sözlerini hatırlayın: "Mutlu bir yaşam için çok az şeye ihtiyaç vardır; her şey sizin içinizde, sizin düşünce tarzınızdadır. Her şeyin istediğiniz gibi olmasını istemeyin; bunun yerine, olanın olduğu gibi olmasını dileyin: o zaman mutlu olursunuz."

Nesnel yargı. Şimdi, tam şu anda. Bencil olmayan eylem. Şimdi tam şu anda. Tüm dışsal olayları - şimdi tam şu anda - isteyerek kabullenme. İhtiyacınız olan tek şey bu.

“Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınızı hatırlamayacaksınız. Nasıl hayatta kaldığınızı da. Hatta, fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olamayacaksınız. Ancak bir şey kesindir, fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız.” - Haruki Murakami

➔ "Bir damla yağ döküldü, biraz şarap çalındı; kendi kendinize, 'İşte sükûnet böyle bir bedelle satın alınır; işte huzur için ödenen bedel budur' deyin. Çünkü hiçbir şey bedelsiz elde edilemez. Kölenizi çağırdığınızda, itaat etmeyebileceğini ve itaat etse bile istediğinizi yapmayabileceğini aklınızdan çıkarmayın; ama huzurun tadını çıkarmanızın ona bağlı olduğu kadar iyi bir konumda değildir." - Epiktetos, El Kitabı, 12.2

Epiktetos·Ders on birinci11 / 112

Hiçbir şeyi kişisel algılamayın ve iç huzurunuzu dış etkenlerin zamansız müdahaleleriyle kolayca kaybetmeyin.

Bir damla yağ döküldü, biraz şarap çalındı; kendi kendinize, 'İşte sükûnet böyle bir bedelle satın alınır; işte huzur için ödenen bedel budur' deyin. Çünkü hiçbir şey bedelsiz elde edilemez. Kölenizi çağırdığınızda, itaat etmeyebileceğini ve itaat etse bile istediğinizi yapmayabileceğini aklınızdan çıkarmayın; ama huzurun tadını çıkarmanızın ona bağlı olduğu kadar iyi bir konumda değildir." - Epiktetos, El Kitabı, 12.2

Epiktetos

Sürekli sosyal medya ve telefon başında geçirdiğimiz günlük hayatlarımızda bir sebepten dolayı rahatsız olmak çok kolay. Bir haber, bir kötü mesaj, bir sorun; sorunlar her yerde. Bir de üstüne maalesef kendimizi dünyanın merkezine yerleştirdiğimiz narsist benliğimiz var. Her şeyi bizim için oluyormuş gibi yorumlamaktan keyif alıyoruz.

Günlük hayatımızdan bir örnek: arkadaşımıza bir mesaj gönderiyoruz ve o mesajı görüyor ama cevap vermiyor. Bunu onun bizi önemsemediği şeklinde algılamaya meyilliyiz. Çünkü hayatın bizim etrafımızda döndüğüne çok fazla inanıyoruz.

Öte yandan, aradığımız dinginliğin bir bedeli olmaması mümkün değildir. Acıdan uzak bir yaşam arayışındaysak ve iç huzurumuzu korumak için elimizden gelenin en iyisini yapıyorsak, engellerle karşılaşmamak mümkün değildir. Bu engelleri sükûnet ve huzurun bedeli olarak düşünmek ve kendi huzurunuzun bozulmasına izin vermemek çok önemlidir.

Bu cümledeki bir damla yağ ve çalınan şarap, insanların sahip olduklarını kaybetmeye hazır olmaları gerektiğini vurgular. Bu Epiktetos'un her sözünde yer alan önemli bir kavramdır. Hayal gücünüzü kullanın ve sahip olduklarınızı kaybetmiş gibi

düşünün. Epiktetos insanların sahip olduklarına aşırı bağlanmamaları ve onları kaybetme ihtimaline karşı hazırlıklı olmaları gerektiğini savunur.

Alıntıda ayrıca insanların huzur ve sükûnet arayışları için bir bedel ödemeleri gerektiği de yer alıyor. Kimse bize pembe bir hayat sözü vermedi değil mi? Küçük rahatsızlıklar veya kayıplarla karşılaşıldığında bile yaşam koşullarını kabul etme ve bunlara uyum sağlama sizin elinizde. Sakinliği ve iç huzuru korumanın çoğu zaman beraberinde gelebilecek küçük maliyetleri veya rahatsızlıkları kabul etmeyi gerektirir. İnsanlar huzuru elde etmek için çaba göstermelidir ve bedel ödenmeden huzur elde edilemez. Köle örneği de insanın kontrol edemeyeceği şeyler olduğuna ama yine de huzurun insanın içinde olduğuna işaret eder. Huzur sizin kontrolünüz altındadır.

➔ "Hastalık bedenin sorunudur, zihnin değil - tabii zihin bunun bir sorun olduğuna karar vermezse. Topallık da bedenin sorunudur, zihnin değil. Durum ne olursa olsun bunu kendinize söyleyin ve sorunun sizinle değil, başka bir şeyle ilgili olduğunu mutlaka göreceksiniz." - Epiktetos, El Kitabı, 9

Epiktetos·Ders on ikinci12 / 112

Zihniniz ve iradeniz her zaman özgürdür.

Hasta, kilitli, zincirli, rahatsız olsanız bile; iradeniz her zaman özgür bir kuştur.

Hastalık bedenin sorunudur, zihnin değil - tabii zihin bunun bir sorun olduğuna karar vermezse. Topallık da bedenin sorunudur, zihnin değil. Durum ne olursa olsun bunu kendinize söyleyin ve sorunun sizinle değil, başka bir şeyle ilgili olduğunu mutlaka göreceksiniz." - Epiktetos, El Kitabı, 9

Epiktetos

Bu alıntı, olaylar tarafından rahatsız edilmediğiniz, olaylar hakkında sahip olduğunuz fikirler tarafından rahatsız edildiğiniz ilkesine paralel bir başka bakış açısı. Herhangi biri veya bir şey sizi kışkırtır veya rahatsız ederse, bu rahatsızlığı hemen ortadan kaldırma gücüne sahip olduğunuzu fark etmelisiniz.

Bu mantık hastalık, topallık veya karşılaşabileceğiniz herhangi bir sağlık durumu için de geçerlidir. Elbette canınızı yakabilir ve sizi biraz aşağı çekebilir, ancak iradeniz her zaman sağlam ve özgürdür.

Haksız yere 27 yıl hapis yatan Mandela'yı hatırlayın. "Kimse hayallerinizi çalamaz, yok edemez ya da kontrol altına alamaz" demişti. Hayatını Afrika halkına adadı ve hiç kimsenin bir başkasının iradesini, hayallerini ve fikirlerini hapsedemeyeceğini kanıtladı. Demokratik Güney Afrika'nın ilk devlet başkanı oldu. Nobel Barış Ödülü'nü kazandı.

Siz ve ben Mandela değiliz. Süper kahraman olmayabiliriz. Bir ulusun kurtarıcısı ve başkanı olmayabiliriz. Yıllarca hapishanede acı çekip sonunda zafere ulaşamayabiliriz. Ancak hepimiz hayatımızda küçük ya da büyük engellerle karşılaşıyoruz. Hepimizin bunu hatırlamaya ihtiyacı var:

İrademiz her zaman özgürdür ve onu tam olarak kullanmamızı bekler.

Acı kaçınılmazdır ama acı çekmek sizin bilinçli olarak isteğinize bağlıdır. Acıdan kaçınamayız ama onun kurbanı olmaktan kaçınabiliriz.

Epiktetos, sorunun zihinden ziyade bedende yattığını kendimize hatırlatarak, kendimizi genellikle fiziksel rahatsızlıklara eşlik eden olumsuz duygulardan veya sıkıntıdan uzaklaştırabileceğimizi öne sürer. Koşulların kendilerinin öz varlığımızın dışında olduğunu kabul ederek, soğukkanlılığımızı koruyabilir ve bunların iç huzurumuzu bozmasına izin vermekten kaçınabiliriz.

➔ “İlerleme kaydetmek istiyorsanız, dışsal şeylerle ilgili olarak aptalca ve bilgisiz düşünülmeye katlanın ve onlar hakkında bir şey bildiğiniz izlenimini vermek bile istemeyin; ve eğer bazı insanlar sizin önemli biri olduğunuzu düşünürse, kendinize güvensizlikle bakın.” - Epiktetos, El Kitabı, 13

Epiktetos·Ders on üçüncü13 / 112

Bir şey öğrenmeye başladığımızda hepimiz cahilizdir.

Bir şey hakkında hiçbir şey bilmemekten korkmayın. Bilmediklerinizi saklamayın. Daha fazla soru sorun. Ancak cahil olduğunuz şeylerin üzerine giderek daha bilge olursunuz. Her şeyi bildiğini düşünen bir kişi hiçbir şey öğrenemez.

“İlerleme kaydetmek istiyorsanız, dışsal şeylerle ilgili olarak aptalca ve bilgisiz düşünülmeye katlanın ve onlar hakkında bir şey bildiğiniz izlenimini vermek bile istemeyin; ve eğer bazı insanlar sizin önemli biri olduğunuzu düşünürse, kendinize güvensizlikle bakın.” - Epiktetos, El Kitabı, 13

Epiktetos

Kendini geliştirmenin bir tür din olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Neredeyse her gün yeni beceriler öğrenmeniz gerekiyor. Fit bir vücuda sahip olmanız gerekiyor. Sabah 5'te uyanmanız gerekiyor. Tabii ki şaka yapıyorum. Yaygın kişisel gelişim tavsiyesi ve mantrası tam bir saçmalık. Hiç arkadaşı olmayan şişman bir gece kuşu olabilirsiniz ve sizden daha başarılı bir insan olmayabilir. Olmayan bir formülü uygulamaya çalışmayın.

Bununla birlikte, dünyanın çok hızlı değiştiği doğrudur ve bu hıza ayak uydurmak için, gelişmek istediğinizde, Epiktetos'un iddia ettiği gibi, gereksiz konularda bilgisiz veya aptal görünmekten hoşnut olmanız gerekir - bilgili görünmek istemeyin.

Zaten bildiğine inanan birine hiçbir şey öğretemezsiniz. Bazı becerileri unutmanız ve çoğu zaman belirli konularda bilgisiz olduğunuzu kabul etmeniz gerekir. Aptalca sorular sorun. Kime göre aptalca? Etrafınızda hiçbir şey bilmeyen, konuyu anlamış gibi görünen ama asla öğrenmeyen insanlar var. Siz o kişi olmayın. Aptal olarak görülme riskini göze alarak bilgilendirici sorular sorun. Ancak bu şekilde bilgi ve bilgelik edinebilirsiniz.

Kişi dışsal konularda başkaları tarafından aptal veya gülünç olarak algılanmayı hoş görmeye istekli olmalıdır. Kişi yaşamında dışsal başarılara veya maddi varlıklara öncelik vermemelidir. Kişi, kişisel büyüme ve gelişme yolculuğunun bir parçası olarak eleştiri veya alayları kabullenmeye alışmalıdır.

Başkaları tarafından saygı görmeyi dilemek ve buna aşermek, benliğin özgünlüğünü feda etmek, toplumun büyük tiyatrosunda bir kukla haline gelmektir. Aptal olarak algılanmaya istekli olduğumuzda, tanınmanın cazibesinden kaçındığımızda, gerçek ilerlemenin kapılarını açabiliriz - ruhumuzun derinliklerinden gelen ve dışsal onaylamanın değişkenliğine karşı bağışıklığı olan bir ilerleme.

➔ "Bir oyunda oyuncu olduğunuzu unutmayın; bu oyun yazarın seçtiği gibi olacaktır; yazar kısa olmasını isterse kısa, uzun olmasını isterse uzun... Eğer sizden bir dilenci rolü oynamanızı isterse, bu rolü bile tüm becerinizle oynayın; ve aynı şekilde bir sakatı, bir memuru ya da özel bir vatandaşı oynuyorsanız da. Çünkü size verilen rolü elinizden geldiğince iyi oynamak sizin işinizdir; ama bu rolü seçmek başkasının işidir." - Epiktetos, El Kitabı, 17

Epiktetos·Ders on dördüncü14 / 112

Hayat sahnelenen bir oyundur.

Oyundaki en iyi aktör/aktris olun. Rolünüzü iyi oynayın. Rolünüz ne olursa olsun, performansınıza hayranlık duymalarını sağlayın. Sonuçta rolün kendisi önemli değildir, performansınızın kalitesi ve yaptıklarınızla insanlara nasıl hissettirdiğiniz daha önemlidir.

Bir oyunda oyuncu olduğunuzu unutmayın; bu oyun yazarın seçtiği gibi olacaktır; yazar kısa olmasını isterse kısa, uzun olmasını isterse uzun... Eğer sizden bir dilenci rolü oynamanızı isterse, bu rolü bile tüm becerinizle oynayın; ve aynı şekilde bir sakatı, bir memuru ya da özel bir vatandaşı oynuyorsanız da. Çünkü size verilen rolü elinizden geldiğince iyi oynamak sizin işinizdir; ama bu rolü seçmek başkasının işidir." - Epiktetos, El Kitabı, 17

Epiktetos

İlk okuduğumda alıntının şu kısmı bana ilginç gelmişti: "Eğer senden bir dilenci rolü oynamanı istiyorsa, o rolü bile tüm becerinle oyna". İnancın kabulü gibi kokuyordu. Yoksul bir ülkede, kötü aile koşullarında doğabilir ve büyüdüğünüzde koşulları suçlayarak düşük ücretli bir meslek sahibi olabilirsiniz. Coğrafya sizin kaderinizdir. ABD'de doğmalıydım, diyorsunuz, rüya ülke.

Ancak bence Epiktetos size dağıtılan kartları kabullenip yolunuza devam etmeniz gerektiğini söylemiyor. Hayatınızın herhangi bir noktasında hoşunuza gitmeyen bir durumda olabileceğinizi öne sürüyor. Daha fazlasını hak ettiğinizi düşünebilirsiniz. Tatmin olmayabilir ve her saniyesinden nefret edebilirsiniz. Epiktetos buna karşı çıkar. Ne yaparsanız yapın, tüm kapasitenizle yapın. Durumdan kaçmayı deneyebilirsiniz ama önce şu anda size verilen rolün hakkını vermeniz gerekir. Size verilen her rolü ciddiye alın.

Bunu aklınızda tutarak, Shakespeare'in insan yaşamının mükemmel tasvirini unutmayın:

Bütün dünya bir sahnedir. Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu Girerler ve çıkarlar. Bir kişi birçok rolü birden oynar, Bu oyun insanın yedi çağıdır. İlk rol bebeklik çağıdır, Dadısının kollarında agucuk yaparken sonra mızıkçı bir okul çocuğu. Çantası elinde, yüzünde sabahın parlaklığı Ayağını sürerek okula gider... Daha sonra aşık delikanlı gelir, İç çekişleri ve sevgilinin kaşlarına yazılmış şiirleriyle... Sonra asker olur, garip yeminler eder. Leopara benzeyen sakalıyla onurlu ve kıskanç, Savaşta atak ve korkusuz, Topun ağzında bile şöhretin hayallerini kurar... Sonra hakimliğe başlar, Şişman göbeği lezzetli etlerle dolu, Gözleri ciddi, sakalı ciddi kesmeli... Bilge atasözleri ve modern örneklerle konuşur Ve böylece rolünü oynar... Altıncı çağında ise palyaço giysileriyle, Gözünde gözlüğü, yanında çantası, Gençliğinden kalma pantolonu zayıflamış vücuduna bol gelir. Ve kalın erkek sesi, çocukluğundaki gibi incelir. Son çağda bu olaylı tarih sona erer. İkinci çocukla her şey biter. Dişsiz, gözsüz, tatsız, hiç bir şeysiz.. - W. Shakespeare, İstediğiniz Gibi, Perde II, Sahne 7

Birçok parçayı aynı anda doynayın. Onları tüm potansiyelinizle oynayın. Daha iyisini hak ettiğinizi düşünüyorsanız, daha iyisinin neye benzediğini tasvir edin. Sizin "daha iyi durumunuzda" kim var? Oraya ulaşmak için neler yaşadılar? Rol yapmayı asla bırakmayın, sıkı oynamayı asla bırakmayın.

Ve ayrıca, yine, “memento mori” mottomuzu hatırlamak önemlidir. Öleceksiniz. Bu gerçeğin eylemlerinize rehberlik etmesine ve size küresel ölçekteki önemsizliğinizi hatırlatmasına izin verin. 2

2 Memento Mori nedir? (5 dakikada) (2022)Youtube. Youtube. Mevcut:https://www.youtube.com/watch?v=Jbt6VGOYU3E&ab_channel=DailyStoic (Erişim tarihi: 26 Şubat 2023).

➔ "Doğanın iradesi, hayatta birbirimizden farklı olmadığımız olaylardan öğrenilebilir. Örneğin, bir başkasının köle çocuğu bir fincan kırdığında, hemen 'Bu da o normal şeylerden biri' demeye hazırız. O halde, kendi bardağınız kırıldığında da başkasınınki kırıldığında gösterdiğiniz tepkiyi göstermeniz gerektiği konusunda net olmalısınız. Bu ilkeyi daha büyük meselelere de aktarın. Bir başkasının çocuğu ya da karısı öldü; 'İnsanlık hali, takdiri ilahi' demeyecek kimse yoktur. Yine de kendi çocuğu ya da karısı öldüğünde, insan hemen 'Ah zavallı ben, neden hep benim başıma gelir' diye haykırır. Ama aynı şeyin başkalarının da başına geldiğini duyduğumuzda ne hissettiğimizi hatırlamalıyız." - Epiktetos, El Kitabı, 26

Epiktetos·Ders on beşinci15 / 112

Bu tekniğe "ötekileştirme" adı verilir.

Bir başkasının yanlış yaptığı bir şey ya da kaderi hakkında kolayca yorum yaparız, ancak konu kendi başımıza gelen bir şey olduğunda benzer meseleye bakış açımız farklılaşır. Ötekileştirmeyi deneyin, başkasının başına gelmiş gibi davranın. Ne önerirdiniz? O kişinin bu durumda nasıl davranmasını beklerdiniz? O kişi olarak şu anda siz nasıl hissetmelisiniz? Bu olması gereken mi?

Doğanın iradesi, hayatta birbirimizden farklı olmadığımız olaylardan öğrenilebilir. Örneğin, bir başkasının köle çocuğu bir fincan kırdığında, hemen 'Bu da o normal şeylerden biri' demeye hazırız. O halde, kendi bardağınız kırıldığında da başkasınınki kırıldığında gösterdiğiniz tepkiyi göstermeniz gerektiği konusunda net olmalısınız. Bu ilkeyi daha büyük meselelere de aktarın. Bir başkasının çocuğu ya da karısı öldü; 'İnsanlık hali, takdiri ilahi' demeyecek kimse yoktur. Yine de kendi çocuğu ya da karısı öldüğünde, insan hemen 'Ah zavallı ben, neden hep benim başıma gelir' diye haykırır. Ama aynı şeyin başkalarının da başına geldiğini duyduğumuzda ne hissettiğimizi hatırlamalıyız." - Epiktetos, El Kitabı, 26

Epiktetos

Bir başkasının annesinin öldüğü ya da bir evcil hayvana araba çarptığı haberlerini duyarız ve kolayca "Eh, bu tür şeyler her zaman olur, hayat devam ediyor" deriz. Vonnegut ustanın Mezbaha Beş’te sıkça kullandığı gibi “Oluyor işte”.

Ancak, ne zaman kötü bir deneyim yaşasak çığlık atmaya başlarız: Neden Tanrım? Neden ben? Neden başkası değil? Bu kadar acıyla nasıl başa çıkabilirim?

Özel olmadığımızın farkına varmamız gerekir. Olaylar yaşamımız boyunca rastgele dağılmış durumda ve biz bunları teker teker yaşıyoruz. Bize verilmiş bir ayrıcalık yok. Zamanı geldiğinde aynı acıları yaşayacağız.

Zamanı geldiğinde ve en kötüsünü yaşama sırası size geldiğinde, ötekileştirmeye ve sakin kalmaya çalışın. Bu da geçecek.3

Bu alıntının 5 maddelik özetini şöyle yapabiliriz:

● Epiktetos, hepimiz için ortak olan olaylardan doğanın iradesi hakkında bir şeyler öğrenebileceğimizi öne sürer. ● Köle bir çocuğun fincanı kırması örneğini verir ve bunu nasıl da sıradan bir olay olarak kabul ettiğimizi anlatır. Doğa kendi işini yapar. Bunu yaparken kişi özelinde ayrım yapmaz, kişilerin ya da nesnelerin doğa için hiçbir önemi yoktur. ● Epiktetos kendi bardağımız kırıldığında da aynı şekilde tepki vermemiz için bizi teşvik eder ve bu ilkeyi daha büyük meselelere de aktarır. Başınıza gelen kötü bir şeyin ne farkı var? Aynı doğa, farklı kişi. Doğa, belirleyici. Kişi, önemsiz. ● Kişisel bir kayıpla karşı karşıya kaldığımızda, aynı şeyin başkalarının başına geldiğini duyduğumuzda nasıl farklı tepki verme eğiliminde olduğumuza dikkat çeker. ● Epiktetos bize başkalarının talihsizliklerini duyduğumuzda nasıl hissettiğimizi hatırlamamız ve aynı ilkeyi kendi yaşamlarımıza uygulamamız gerektiğini hatırlatır. İçinizdeki acıyı yumuşatmaya yardımcı olmak için durumu başkalaştırın.

3 This too shall pass - Tom Hanks' beautiful advice #shorts (2022) YouTube. YouTube. Available at: https://www.youtube.com/watch?v=muqypl38EfE&ab_channel=OutstandingScreenplays (Accessed: February 2, 2023).

➔ “Biri bedeninizi karşınıza çıkan birine teslim etseydi öfkelenirdiniz; ama zihninizi karşınıza çıkan herkese teslim ediyorsunuz, öyle ki sizi taciz ettiğinde zihniniz rahatsız oluyor ve karışıyor, bundan hiç utanç duymuyor musunuz? - Epiktetos, El Kitabı, 28

Epiktetos·Ders on altıncı16 / 112

Dışarıdan gelen insanlar ve şeyler tarafından rahatsız edilmenize izin vererek zihninizi ve huzurunuzu başkalarına vermiş olursunuz.

Verdiğiniz şey bedeniniz olsaydı çok öfkelenirdiniz. Kendinize ve huzurunuza hak ettikleri değeri gösterin.

“Biri bedeninizi karşınıza çıkan birine teslim etseydi öfkelenirdiniz; ama zihninizi karşınıza çıkan herkese teslim ediyorsunuz, öyle ki sizi taciz ettiğinde zihniniz rahatsız oluyor ve karışıyor, bundan hiç utanç duymuyor musunuz? - Epiktetos, El Kitabı, 28

Epiktetos

Analoji, bazı kavramları açıklamaya çalışırken kullanılan birinci sınıf bir stratejidir. Vay be dersiniz, "bunu hiç böyle düşünmemiştim".

Şunu bir düşünün: Eğer birisi fiziksel bedeninizi bir yabancıya teslim etseydi, hiç şüphesiz öfke ve hiddetle dolup taşardınız. Ancak, kendi zihninizin kutsallığını bilerek ve isteyerek başkalarının kaprislerine teslim ettiğinizde derin bir utanç duygusu hissetmiyor musunuz? Nasıl bu kadar saf olabilirsiniz? Düşünceleriniz ve duygularınız dış etkenler tarafından manipüle edildiğinde ve rahatsız edildiğinde, varlığınız boyunca bir vicdan azabı dalgalanmıyor mu?

Epiktetos, insanların kendi rızaları olmadan bedenlerini bir başkasına teslim etmeleri halinde öfkelenme eğiliminde olduklarına işaret eder. Bununla birlikte, insanlar genellikle zihinlerinin kontrolünü önlerine gelen herkese verirler, bu da birisinin onları zihinsel veya duygusal olarak istismar etmesi durumunda kafa karışıklığına ve sıkıntıya neden olabilir. Burada bariz bir çifte standart söz konusudur. Neden birinin zihnimizi ele geçirmesine izin verelim ki?

İnsanların kendi zihinlerinin sorumluluğunu almalarını ve başkalarının onları kontrol etmesine izin vermemelerini önerir ve kişinin kendi düşünce ve duygularını korumasının önemini

vurgular. Kişinin dış olaylara verdiği tepkilerin kendi kontrolünde olduğunu ve dış faktörlerin içsel durumunu belirlemesine izin vermemesi gerektiğini savunur.

Siz bir şey olmalarına izin vermediğiniz sürece dış etkenler hiçbir şey değildir.

➔ “Çoğunlukla sessizlik hedefiniz olsun; yalnızca gerekli olanı söyleyin ve bu konuda kısa olun. Konuşmaya çağrıldığınız nadir durumlarda konuşun, ancak asla gladyatörler, atlar, spor, yiyecek ve içecek gibi sıradan konular hakkında konuşmayın. Hepsinden önemlisi, insanlar hakkında dedikodu yapmayın, onları övmeyin, suçlamayın veya kıyaslamayın. Arkadaşlarınıza örnek olarak onları uygun şekilde konuşmaları için etkilemeye çalışın. Ancak kendinizi tanımadığınız bir ortamda bulursanız sessiz kalın.” - Epiktetos, El Kitabı, 33, 2-3

Epiktetos·Ders on yedinci17 / 112

Sessizliği iyileştiremediğiniz ve bir adım ileriye götüremediğiniz sürece, konuşmayın.

“Çoğunlukla sessizlik hedefiniz olsun; yalnızca gerekli olanı söyleyin ve bu konuda kısa olun. Konuşmaya çağrıldığınız nadir durumlarda konuşun, ancak asla gladyatörler, atlar, spor, yiyecek ve içecek gibi sıradan konular hakkında konuşmayın. Hepsinden önemlisi, insanlar hakkında dedikodu yapmayın, onları övmeyin, suçlamayın veya kıyaslamayın. Arkadaşlarınıza örnek olarak onları uygun şekilde konuşmaları için etkilemeye çalışın. Ancak kendinizi tanımadığınız bir ortamda bulursanız sessiz kalın.” - Epiktetos, El Kitabı, 33, 2-3

Epiktetos

Epiktetos sessizlikte güçlü bir şey olduğuna inanır. İnsanların sadece gerekli olduğunda konuşmaları gerektiğini ve o zaman bile konuşmalarını sadece birkaç kelimeyle sınırlamaları gerektiğini ileri sürer.

Ve işte yine ondan bir başka bilgece söz: "Konuşmalarınızda kendi yaptıklarınızdan ya da maceralarınızdan sık sık ve orantısız bir şekilde bahsetmekten kaçının; çünkü diğer insanlar sizin maceralarınızı anlatırken aldığınız zevki başınıza gelenleri duymaktan almazlar."

Bu alıntı aslında profesyonel ve kişisel gelişim dünyasının sıcak konularından biri olan aktif dinlemenin temelini oluşturuyor. İnsanlar sohbet ederken çoğu zaman konuşmak için sadece sıralarının gelmesini beklerler. Konuyu hemen kendilerine çevirirler. Hikayeleri hakkında övünürler. Bunu yapmayın. Sohbete değer katın. Arkadaşlarınıza takip soruları sorun. Daha fazlasını öğrenmeye, duyguyu ve gerçek hikayeyi yakalamaya çalışın. Çoğu zaman sessiz olun, çoğu zaman arkadaşınız sadece orada olmanızı ister, konuşmanızı değil.

Epiktetos'un dediği gibi: Doğa insanlara bir dil, ama iki kulak vermiştir, böylece konuştuğumuzdan iki kat fazlasını başkalarından duyabiliriz.

Ve son olarak, kimse hakkında suçlama, iltifat ya da kıyaslama yoluyla konuşmayın.

Değer verdiğiniz birilerini dinlerken şunlara dikkat edin:

● Tüm dikkatinizi verin: Karşınızdakine odaklanın, göz temasını koruyun ve gerçek bir ilgi gösterin. -miş gibi yapmayın. ● Mevcut olun: Anda kalın ve diğer kişi konuşurken zihinsel olarak sürüklenmekten veya yanıtlar formüle etmekten kaçının. ● Söz kesmekten kaçının: Araya girmeden önce konuşmacının düşüncelerini tam olarak ifade etmesine izin verin. ● Sözel olmayan hareketler sergileyin: İlgili ve dikkatli olduğunuzu belirtmek için yüz ifadeleri, baş sallama ve diğer sözsüz ipuçlarını kullanın. ● Başka kelimelerle ifade edin ve özetleyin: Anladığınızdan emin olmak için ara sıra konuşmacının söylediklerini yeniden ifade edin veya özetleyin. Bu aktif olarak dinlediğinizi gösterir ve açıklama için bir fırsat sağlar. ● Açık uçlu sorular sorun: Basit bir "evet" veya "hayır" yanıtından daha fazlasını gerektiren açık uçlu sorular sorarak konuşmacıyı düşüncelerini genişletmeye teşvik edin. ● Yargılamaktan kaçının: Peşin hükümleri veya önyargıları bir kenara bırakın ve konuşmaya açık fikirli bir şekilde yaklaşın. Yargılamayı askıya alın ve konuşmacının bakış açısını anlamaya odaklanın. ● Empati kurun: Kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koyarak ve onun bakış açısını, duygularını ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışarak empati kurun.

● Yargılamadan gözlemleyin: Durumu veya davranışı suçlamadan veya yargılamadan gözlemleyin. Değerlendirmelerden ziyade gerçeklere ve somut gözlemlere odaklanın.

Üstteki maddeler klasik bir iletişim kitabının özeti gibi gelebilir, klasik çünkü iletişime dair bildiğimiz en iyi bilgi parçacıkları bunlar. Denemekte fayda var.

➔ “Birinin hakkınızda kötü konuştuğunu öğrenirseniz, söylentilere karşı kendinizi savunmaya çalışmayın; bunun yerine, 'Evet, ama o bunun yarısını bile bilmiyor, çünkü daha fazlasını söyleyebilirdi' şeklinde yanıt verin.” - Epiktetos, El Kitabı, 33, 9

Epiktetos·Ders on sekizinci18 / 112

"Birinin hakkınızda kötü konuştuğunu öğrenirseniz, söylentilere karşı kendinizi savunmaya çalışmayın; bunun yerine, 'Evet, ama o bunun yarısını bile bilmiyor, çünkü daha fazlasını söyleyebilirdi' diye yanıt verin." Derse bakın, inanılmaz.

Üzerinde müthiş bir omuzlardan yük kaldırma etkisi var.

“Birinin hakkınızda kötü konuştuğunu öğrenirseniz, söylentilere karşı kendinizi savunmaya çalışmayın; bunun yerine, 'Evet, ama o bunun yarısını bile bilmiyor, çünkü daha fazlasını söyleyebilirdi' şeklinde yanıt verin.” - Epiktetos, El Kitabı, 33, 9

Epiktetos

Epiktetos'un da konuyla ilgili şu sözü vardır: "Dar kafalı insanlar başkalarını suçlar. Sıradan insanlar kendilerini suçlar. Bilgeler ise tüm suçlamaları aptallık olarak görür." Bu, karşı koyamayacağımız bir gerçektir. İnsanlar bizi sevse bile birçok tartışma olacaktır ve bazı konularda bizimle aynı fikirde olmayabilirler. Bizi eleştirebilir ya da arkamızdan konuşabilirler.

Burada hatırlanması gereken önemli şey, bizim olayları yorumlama biçimimiz ve başkalarının da kendi yorumlama biçimleri olduğudur. Herkesin kendi gerçekliğinde yaşadığını ve her küçük konuda düşüncelerinin farklı olabileceğini fark etmeliyiz. Epiktetos şöyle der: "O ne yaptıysa doğru olduğuna inanıyordu." İşte bu kadar.

O zaman bu meselenin bir başka tarafı daha var. Sahip olduğumuz en önemli ikilik bedenimiz ve zihnimizdir. Epiktetos ne diyordu yukarıda, eğer biri bedenimizi yoldan geçen birine verseydi çok öfkelenirdik. Ancak, onların yorumlarını çok ciddiye alarak zihnimizi kendi rızamızla bir başkasına veriyoruz. Bunu bir düşünün, neden birinin aklınıza girmesine izin veriyorsunuz?

Filozof Aristoteles'in de benzer bir sözü vardır:

"Eğer biri size iftira atarsa, bırakın atsın. Her eleştiriye karşı kendinizi savunmanıza gerek olmadığını unutmayın. Gerçek her zaman kendi yolunu bulacaktır."

Böyle bir yanıt iki yönlü bir güce sahiptir. Sizi sözleriyle yaralamak isteyenleri etkisiz hale getirir, çünkü beklenmedik onayınız karşısında şaşkına dönerler. Dahası, sizi her fısıltıya karşı savunma yükünden kurtarır, içsel güç ve haysiyet yolunda yürümenizi sağlar.

“Ne dondurucu kış onu alt eder, ne durmak bilmez yağmur, ne güneşin alevi, ne de amansız hastalık; halk şenliği de onun gücünü tüketemez; o,gece gündüz hiç yorulmadan çalışmalarıyla iç içedir.”

(Anonim, Zenon’a atfedilmiştir.)

➔ “Bir zevk izlenimi aldığınızda, genel olarak izlenimlerde olduğu gibi kendinizi kaptırmamaya özen gösterin; bunun yerine, sizi beklemesini sağlayın ve kendinize biraz gecikme olanağı tanıyın.” - Epiktetos, El Kitabı, 34

Epiktetos·Ders on dokuzuncu19 / 112

Bir zevk sizin aklınızı başınızdan alır gibi göründüğünde dikkatli olun.

Önce onu iyice inceleyin, mümkünse bu zevki geciktirin. Geciktirme/öteleme stratejisi, daha bilinçli kararlar vermenize ve zamanı geldiğinde zevkten daha fazla keyif almanıza yardımcı olacaktır.

“Bir zevk izlenimi aldığınızda, genel olarak izlenimlerde olduğu gibi kendinizi kaptırmamaya özen gösterin; bunun yerine, sizi beklemesini sağlayın ve kendinize biraz gecikme olanağı tanıyın.” - Epiktetos, El Kitabı, 34

Epiktetos

Epiktetos bizi haz peşinde koşarken dikkatli olmaya teşvik eder ve haz tarafından tüketilmememiz konusunda uyarır. Hazza düşüncesizce dalmak yerine, onu beklemeli ve özdenetim uygulamalıyız. Modern toplumumuz genellikle hazzı nihai amaç olarak yüceltir ve ona ulaşmak için maddi mülkleri, hedonistik deneyimleri ve sosyal statüyü teşvik eder. Ancak Epiktetos hazzı ertelemenin öz disiplini geliştirmek için güçlü bir araç olabileceğini savunur. Zihnimizi dürtüsel davranışlarla gelen anlık hazlara direnmek üzere eğiterek, daha sabırlı olabilir ve ilk fırsatta hazza kapılma isteğine karşı koyabiliriz.

Buna ek olarak, hazzı geciktirmek de ondan aldığımız keyfi artırabilir. Beklenti ve heyecan hazzımızı artırabilir ve hazzımızı erteleyerek, deneyimi daha da tatmin edici hale getiren bir beklenti duygusu yaratabiliriz. Bu nedenle, hazza kendimizi kaptırmak yerine onu ertelemeyi ve beklentinin tadını çıkarmayı öğrenmeliyiz. Bunu yaparak, bir yandan özdenetimimizi geliştirirken bir yandan da keyifli deneyimlerimizden daha fazla keyif alabiliriz.

1960'larda Stanford Üniversitesi'nde yapılan ünlü bir çalışmada çocuklara bir lokum ikram edilmiş ve lokumu yemek için beklerlerse ödül olarak ikinci bir lokum verileceği söylenmiştir. Çalışma, hazlarını erteleyebilen çocukların,

erteleyemeyenlere kıyasla daha yüksek akademik başarı ve daha iyi sosyal beceriler de dahil olmak üzere daha iyi yaşam sonuçlarına sahip olduklarını ortaya koymuştur.4 "Araştırmacılar, tercih edilen ödüller için daha uzun süre bekleyebilen çocukların, SAT puanları, eğitim başarısı, vücut kitle indeksi (BMI) ve diğer yaşam ölçütleri ile ölçülen daha iyi yaşam sonuçlarına sahip olma eğiliminde olduklarını bulmuşlardır."

Ayrıca araştırmalar, hazza çok sık düşkünlüğün zaman içinde hazzın azalmasına yol açabileceğini göstermiştir. Hedonik adaptasyon olarak bilinen bu olgu, zevkli deneyimlere alıştığımızda ve artık aynı düzeyde tatmin sağlamadıklarında ortaya çıkar. Hazzı erteleyerek, sürekli hoşgörü tuzağına düşmekten kaçınabilir ve bunun yerine deneyimlerimizden daha fazla keyif alabiliriz.5

Ayrıca, her yerde okuduğumuz ve duyduğumuz farkındalık ve meditasyon uygulamaları üzerine yapılan çalışmalar, farkındalık geliştirmenin ve anlık hislere veya izlenimlere tepkisiz kalmanın önemini vurgulamaktadır. Zihni geçici deneyimleri gözlemleme ve bırakma konusunda eğiterek, zevkli veya zorlu uyaranlar karşısında daha büyük bir kontrol ve esneklik duygusu geliştirebiliriz.

4 Stanford Marshmallow Deneyi (2023) Vikipedi. Wikimedia Vakfı. Mevcut:https://en.wikipedia.org/wiki/Stanford_marshmallow_experiment (Erişim tarihi: 17 Şubat 2023). 5 https://sonjalyubomirsky.com/files/2012/09/Lyubomirsky-2011.pdf

➔ “Bir şey yapmaya karar verirseniz, insanların çoğunluğu onaylamasa bile bunu yaparken görünmekten çekinmeyin. Eğer bunu yapmakta hatalıysanız, o zaman bunu yapmaktan tamamen kaçınmalısınız; ama eğer haklıysanız, o zaman neden insanların sizi nasıl yargılayacağından endişe edesiniz ki?” - Epiktetos, El Kitabı, 35

Epiktetos·Ders yirmi20 / 112

Yaptığınız şeye tüm kalbinizle sahip çıkın.

“Bir şey yapmaya karar verirseniz, insanların çoğunluğu onaylamasa bile bunu yaparken görünmekten çekinmeyin. Eğer bunu yapmakta hatalıysanız, o zaman bunu yapmaktan tamamen kaçınmalısınız; ama eğer haklıysanız, o zaman neden insanların sizi nasıl yargılayacağından endişe edesiniz ki?” - Epiktetos, El Kitabı, 35

Epiktetos

Epiktetos'un dediği gibi "Önce kendinize ne olmak istediğinizi söyleyin; sonra da ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın." Söylemesi yapmaktan daha kolay, biliyorum. Size bazı rakamlar ve içgörüler vereyim:

● Sir James Dyson mükemmel tasarıma ulaşmadan önce 5.126 vakum tasarımı denedi. ● Edison elektrik ampulünü bulmak için 1000'den fazla başarısız deneme yaptı. ● Sigmund Freud, fikirlerini Avrupa bilim camiasına ilk sunduğunda yuhalandı ve ağır eleştirilere maruz kaldı. ● Henry Ford, Ford şirketiyle başarıya ulaşmadan önce beş kez iflas etti. ● Charles Schulz'un (Snoopy ve Charlie Brown’un yaratıcısı) gönderdiği her karikatür lise yıllığı çalışanları tarafından reddedildi.

Unutmayın ki bir kez haklı olmanız yeterlidir. Hedefi vurduğunuzda tüm bu başarısızlıklar hatırlanmayacaktır. Kimse başarısızlıklarınızı hatırlamayacak, sadece başarılarınızı hatırlayacak. Tarih, çok erken pes eden insanların örnekleriyle doludur.

Burada hatırlanması gereken en önemli şey, hayatınızdaki en değerli varlığın zaman değil, dikkat olduğunu bilmektir. Kendinizi gösterme ve tam potansiyelinizi kanıtlama şansınız, dayanıklılığınıza ve konuya tüm dikkatinizi vermenize

bağlıdır. Dış dünyadan gelen pek çok dikkat dağıtıcı unsur vardır ve tekrar tekrar başarısız olmanızın ardından pek çok eleştiri gelecektir. Ancak, bir şeyin yapılması gerektiğine karar verdiğinizde ve onu yaptığınızda, sadece yapın.

Ve Jordan'ın ne dediğini hatırlayın:

"Kariyerim boyunca 9000'den fazla atış kaçırdım. Neredeyse 300 maç kaybettim. 26 kez maçı kazandıran atışı yapmam için bana güvenildi... ve kaçırdım. Hayatım boyunca defalarca başarısız oldum. İşte bu yüzden başarılıyım." - Michael Jordan

➔ "Gücünüzün ötesinde bir rol üstlenirseniz, yalnızca o rolde kendinizi küçük düşürmekle kalmaz, aynı zamanda yerine getirebileceğiniz bir rolü üstlenmeyi de ihmal edersiniz." - Epiktetos, El Kitabı, 37

Epiktetos·Ders yirmi bir21 / 112

Sınırlarınızı bilin.

Bu, "sınırlarınızı zorlamayın" demek değil, kendinizin farkında olun demektir. Eksiklerinizi bilin, onların üzerine eğilin ve kendinizi geliştirin. Önce sessiz bir kavga, sonra gürültülü bir kavga.

Gücünüzün ötesinde bir rol üstlenirseniz, yalnızca o rolde kendinizi küçük düşürmekle kalmaz, aynı zamanda yerine getirebileceğiniz bir rolü üstlenmeyi de ihmal edersiniz." - Epiktetos, El Kitabı, 37

Epiktetos

Epiktetos kişinin kendi sınırlarını ve yeteneklerini bilmesinin önemini vurgular. Kapasitenizin ötesinde bir rol veya görev üstlenmeye çalışırsanız, yalnızca o rolü yerine getirmekte başarısız olmakla kalmaz, aynı zamanda başarılı olabileceğiniz fırsatları da kaçırırsınız.

➔ “Birisi size karşı kötü davrandığında ya da sizin hakkınızda kötü konuştuğunda, unutmayın ki bu şekilde davranıyor ya da konuşuyor çünkü bunu yapmasının doğru olduğunu düşünüyor. Şimdi, size doğru görünene göre hareket etmesi mümkün değildir, yalnızca kendisine doğru görünene göre hareket edebilir. Dolayısıyla yanlış hüküm verirse, zarara uğrayan o olur, çünkü kandırılan odur.” - Epiktetos, El Kitabı, 42

Epiktetos·Ders yirmi iki22 / 112

Bu çok bilgece bir düşüncedir.

Biri sizin hakkınızda kötü konuşuyorsa, kötü olan siz değilsinizdir, kötü olan odur çünkü gerçeği ve doğası onu bu ruh haline itmiştir. Kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanmaktadır. Onu dinlememeli ve düzeltmeye çalışmamalısınız.

“Birisi size karşı kötü davrandığında ya da sizin hakkınızda kötü konuştuğunda, unutmayın ki bu şekilde davranıyor ya da konuşuyor çünkü bunu yapmasının doğru olduğunu düşünüyor. Şimdi, size doğru görünene göre hareket etmesi mümkün değildir, yalnızca kendisine doğru görünene göre hareket edebilir. Dolayısıyla yanlış hüküm verirse, zarara uğrayan o olur, çünkü kandırılan odur.” - Epiktetos, El Kitabı, 42

Epiktetos

Marcus da aynı konuya değinerek şöyle diyor: "İnsanlar sizi incittiğinde, kendinize bundan ne gibi bir yarar ya da zarar geleceğini düşündüklerini sorun. Eğer bunu anlarsanız, öfke ya da kızgınlık yerine sempati duyarsınız. Sizin iyilik ve kötülük anlayışınız onlarınkiyle aynı ya da ona yakın olabilir, bu durumda onları mazur görmeniz gerekir. Ya da sizin iyi ve kötü anlayışınız onlarınkinden farklı olabilir. Bu durumda onlar yanlış yönlendirilmişlerdir ve merhametinizi hak ederler. Bu çok mu zor?"

Bilişsel psikolojiye göre, insanlar başkalarının eylemlerini içsel faktörlere (örneğin, kişilik özellikleri, inançlar) veya dışsal faktörlere (örneğin, durumsal koşullar,eğitim, aile) atfetme eğilimindedir. Bu alıntı, birisi size karşı kötü davrandığında veya kötü konuştuğunda, bunun kendi bakış açısı ve yargısına dayanarak yapması gereken doğru şey olarak algıladığı için böyle yaptığını söylüyor.

Karşı tarafın eylemlerinin veya sözlerinin kendi dünya görüşünün, inançlarının ve kendi algıladığı doğruluğun bir sonucu olduğunu kabul ederek empati geliştirebilir ve kendimizi kişisel algılamaktan alıkoyabiliriz. Zor biliyorum ama, kafamızın bir kenarında durmasında fayda var. En azından kendi iç huzurumuz için. Bu zihniyet öfke, incinme veya

intikam duygularına kapılmak yerine kendi tepkilerimize odaklanmamızı ve nasıl tepki vereceğimizi seçmemizi sağlar.

Dahası, kişinin muhakemesi kusurluysa veya kişi uygunsuz davranıyorsa, zarara uğrayanın biz değil karşı taraf olduğunu ima eder. Bu, kişinin kendi iyiliğinin dış koşullara veya başkalarının eylemlerine değil, daha ziyade kendi içsel durumuna ve algısına bağlı olduğu yönündeki Stoacı inancımızla uyumludur. İç huzuru korumanın ve başkalarının olumsuzluklarının kendi esenliğimizi etkilemesine izin vermemenin önemini vurgular. İç huzurumuz kolay satın alınmıyor, unutmayın.

"İntikam peşinde koşan, iki mezar kazmayı unutmamalıdır."

- Konfüçyüs

➔ "Her şeyin iki kulpu vardır ve bu kulplardan biriyle taşınabilir ama diğeriyle taşınamaz. Eğer kardeşiniz size karşı yanlış davranırsa, meseleyi bu kulpla, yani size yanlış davrandığı kulpuyla kavramaya çalışmayın (çünkü bu, taşınamayacağı kulptur), bunun yerine diğer kulpla, yani o sizin kardeşinizdir, sizinle birlikte büyümüştür, o zaman meseleyi taşınabileceği kulpla kavramış olursunuz.” - Epiktetos, El Kitabı, 43

Epiktetos·Ders yirmi üç23 / 112

Bir hikayenin her zaman henüz bilmediğiniz başka bir tarafı vardır.

Hemen bir sonuca varmadan önce diğer olası açıklamaları da görmeye çalışın.

Her şeyin iki kulpu vardır ve bu kulplardan biriyle taşınabilir ama diğeriyle taşınamaz. Eğer kardeşiniz size karşı yanlış davranırsa, meseleyi bu kulpla, yani size yanlış davrandığı kulpuyla kavramaya çalışmayın (çünkü bu, taşınamayacağı kulptur), bunun yerine diğer kulpla, yani o sizin kardeşinizdir, sizinle birlikte büyümüştür, o zaman meseleyi taşınabileceği kulpla kavramış olursunuz.” - Epiktetos, El Kitabı, 43

Epiktetos

Basit bir hikayeyi ele alalım. Birisi bir şey satın almak için kuyrukta ya da trafikte önünüzü kesti. Sinirlenip çığlık atabilir ve dünyanın nesi var diyebilirsiniz. Herkes çıldırmış. Artık hiç saygı kalmadı. Ancak belki de hastaneye yetişmek için acelesi vardır ya da karısının boşanmak istediğini yeni öğrenmiştir ve aklı başında değildir. Bu davranışın milyonlarca nedeni olabilir ve davranış standart görgü kurallarına uygun olmasa bile neden böyle davrandığını anlayabilirsiniz. Kişiye sempati duymayı deneyebilirsiniz, bu o kadar da zor değil.

Her durumla "başa çıkmanın" iki yolu olduğu gibi, tencerenin de iki kulpu vardır. Başka bir deyişle, sizin için iki yol vardır: diğer insanların eylemleri hakkında "yaptığı şey haksız ve yanlıştı" diyerek düşünebilirsiniz. Ayrıca durumla daha yapıcı bir şekilde başa çıkmanıza yardımcı olacak fikirlere odaklanabilirsiniz.

Bir adım geri çekilmeyi, duygusal tepkileri tamamen askıya almayı öğrenmeliyiz. Duygularımızı askıya aldığımızda, pratik çözümler ve makul eylemler bulmamıza yardımcı olan yumuşak tutamağı elimizde tutmuş oluruz.

➔ "Şu iddialar tutarlı bir argüman oluşturmaz: 'Ben senden daha zenginim, o halde senden daha iyiyim' ya da 'Ben senden daha güzel konuşuyorum, o halde senden daha iyiyim'; hayır, asıl bunlar oluşturur: 'Ben senden daha zenginim, o halde benim mal varlığım seninkinden üstündür' ya da 'Ben senden daha güzel konuşuyorum, o halde benim konuşma tarzım seninkinden üstündür'. Ama siz kendiniz ne malınız ne de konuşma tarzınızsınız.” - Epiktetos, El Kitabı, 44

Epiktetos·Ders yirmi dört24 / 112

Kendinizi diğer insanlarla karşılaştırmak için mutlak ölçütler yoktur.

Şu iddialar tutarlı bir argüman oluşturmaz: 'Ben senden daha zenginim, o halde senden daha iyiyim' ya da 'Ben senden daha güzel konuşuyorum, o halde senden daha iyiyim'; hayır, asıl bunlar oluşturur: 'Ben senden daha zenginim, o halde benim mal varlığım seninkinden üstündür' ya da 'Ben senden daha güzel konuşuyorum, o halde benim konuşma tarzım seninkinden üstündür'. Ama siz kendiniz ne malınız ne de konuşma tarzınızsınız.” - Epiktetos, El Kitabı, 44

Epiktetos

Kendinizi daha değerli, daha iyi, daha zengin olarak görüyorsunuz. Arkadaşlarınızdan daha fazla para kazanıyor olabilirsiniz. Arka bahçesi ve havuzu olan bir yerde yaşıyorsunuz. İşe gidip gelmiyorsunuz, uzaktan çalışıyorsunuz. En iyi hayatı yaşadığınıza inanıyorsunuz. Bekar olan, 1 yatak odalı bir dairede yaşayan ve aynı anda 2 yarı zamanlı işte çalışan lise arkadaşınızdan daha iyi, daha zengin ve daha mutlusunuz.

Daha mı iyisiniz? Hangi kriterlere göre? Daha fazla paranız varsa daha iyi olduğunuzu tam olarak kim söylüyor? Ya da daha zengin? Daha iyi olmanın tanımı nedir? Arkadaşınız belki sizden daha fazla paraya sahip ama parasının çoğunu hayır kurumlarına ve yoksullara ayırıyor. Ya da gerçekten sizden daha az kazanıyordur ama onun yerine huzuru satın almıştır. Daha az endişelidir. Sizden çok daha az kaybedecek şeyi vardır. Zorlu bir patronu ya da sıkı teslim tarihleri yoktur. Zamanın üzerinde çalışmıyor. Hayatı kendi standartlarına göre yaşar.

Modern toplum hepimiz için yüzeysel standartlar yarattı. Sabah 5'te kalkmanız gerekiyor. Koşun, meditasyon yapın, sağlıklı beslenin, 6 saatten az uyuyun, bir iş kurun, girişimci olun, MBA yapın, spor salonuna gidin, koşun, tekrar koşun, asla durmayın.

Neden? Bu şekilde kapitalizm kendi yolunu bulur. Bu şekilde para harcamaya devam edersiniz. Şirketlerin ceplerini doldurun. Kendinizi sözde medeni dünyanın standartlarından ayırmaya çalışın. Kimseden daha iyi değilsiniz. İç huzurunuzu bulmalı ve ona göre yaşamalısınız. Daha iyi olmanız gereken tek canlı sizsiniz, sizin dünkü haliniz. Sadece kendinizle adil bir karşılaştırma yapabilirsiniz.

Burada Marcus'un bilge sözünü hatırlamak da yardımcı olacaktır:

"Komşusunun ne dediğine, ne yaptığına ya da ne düşündüğüne değil, yalnızca kendisinin ne yaptığına bakarak onu adil ve kutsal kılan kişi ne kadar çok zaman kazanır."

➔ “Birisi banyosunu aceleyle yapıyor; kötü banyo yaptığını söylemeyin, ama bunu aceleyle yaptığını söyleyin. Birisi çok miktarda şarap içiyor. Kötü içtiğini değil, çok miktarda içtiğini söyleyin. Çünkü onun hangi yargıya göre hareket ettiğini belirlemeden, kötü davranıp davranmadığını nasıl bilebilirsiniz? Ve bu şekilde, bazı şeyler hakkında ikna edici izlenimler edinip diğerlerine onay vermeniz söz konusu olmayacaktır.” - Epiktetos, El Kitabı, 45

Epiktetos·Ders yirmi beşinci25 / 112

Günlük konuşmalarımız o kadar çok yargılama ve önyargı içerir ki artık bunların farkına bile varmayız.

Bu önyargılar içimize kazınmıştır. Cümleleri kurarken üzerlerine serpiştirdiğimiz önyargılarımızın farkına varmaya çalışıp konuşurken yargılamaktan uzak durmalıyız.

“Birisi banyosunu aceleyle yapıyor; kötü banyo yaptığını söylemeyin, ama bunu aceleyle yaptığını söyleyin. Birisi çok miktarda şarap içiyor. Kötü içtiğini değil, çok miktarda içtiğini söyleyin. Çünkü onun hangi yargıya göre hareket ettiğini belirlemeden, kötü davranıp davranmadığını nasıl bilebilirsiniz? Ve bu şekilde, bazı şeyler hakkında ikna edici izlenimler edinip diğerlerine onay vermeniz söz konusu olmayacaktır.” - Epiktetos, El Kitabı, 45

Epiktetos

Tüm yargılarınızdan sıyrılmaya çalışmalıyız. Yeni bir bakış açısına ve pencerelere ihtiyacınız var. Beyinlerimiz etiketleme makineleridir. İnsanları ve olayları kötü, iyi, güzel, çirkin vb. olarak kategorize etmeye bayılırız. Beyninizin bu önceden tanımlanmış yapılarını silmek için yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Tek yapmanız gereken bunun farkında olmak ve bundan kaçınmaya çalışmaktır.

Gerçekler ile kendi eklediğimiz değer yargılarını birbirinden ayırmalıyız. Ne duydum/gördüm? Buradaki varsayımlarım nelerdir? Bu hikayeye eklediğim bir şey var mı? Buradaki gerçekler nelerdir? Durumun gerçek doğruları nelerdir? Benim yaptığım değişiklikler neler? Onları tamamen kaldırabilir miyim?

Şiddetsiz İletişim (NVC) adlı bir kitap, insanları değerlendirmeyi ve onlar hakkındaki izlenimlerimizi oluştururken yargılarımızı eklemeyi ne kadar çok sevdiğimizi gösteriyor. Kitabın yazarı Marshall Rosenberg'e göre, NVC'nin ilk bileşeni gözlemin değerlendirmeden ayrılmasını gerektirir. Gözlemi değerlendirme ile birleştirdiğimizde, başkalarının

amaçladığımız mesajı duyma olasılığını azaltırız. Değerlendirme yapmadan gözlemlemek zekanın en yüksek biçimidir. Bir şeyi ya da birini değerlendirmemek zordur. Sonuçta hepimiz etrafımızda olup biten her şeyi anlamaya çalışan anlam yaratma makineleriyiz. NVC tamamen objektif kalmamızı ve değerlendirmeden kaçınmamızı zorunlu kılmaz. Sadece gözlemlerimiz ve değerlendirmelerimiz arasındaki ayrımı korumamızı gerektirir.6

● Gözlemlere odaklanın, davranışı veya durumu değerlendirmeden veya yargılamadan objektif bir şekilde gözlemleyin ve tanımlayın. ● Diğer kişiyi suçlamak veya ona saldırmak yerine, durumla ilgili kendi duygularınızı tanımlayın ve ifade edin. ● Duygularınızın altında yatan ihtiyaçları belirleyin ve ifade edin. Bu ihtiyaçlar güvenlik, saygı, bağlantı veya anlayış gibi şeyleri içerebilir. ● Talepte bulunmayın, istekte bulunun: talepte bulunmak yerine, belirli, yapılabilir ve hem kendi ihtiyaçlarınıza hem de başkalarının ihtiyaçlarına saygılı taleplerde bulunun. ● Yargılamadan, eleştirmeden veya durumu düzeltmeye çalışmadan diğer kişinin duygularını ve ihtiyaçlarını empatiyle dinleyin. ● Diğer kişiyi suçlamaktan veya eleştirmekten kaçının, çünkü bu savunmasızlık ve direnç yaratabilir.

6 https://www.amazon.com/Nonviolent-Communication-Language-Life-Changing-Relationships-ebook/ dp/B014OISVU4

➔ "İlerleme kaydeden birinin alameti, hiç kimseyi eleştirmemesi, hiç kimseyi övmemesi, hiç kimseyi suçlamaması ve kendisinden asla önemli biri ya da bilgi sahibi biri olarak söz etmemesidir. Ve eğer övülürse, kendisini öven kişiye içten içe güler ve eğer biri ona kusur bulursa, hiçbir savunma yapmaz. Bir hasta gibi dolaşır, kalıcı bir iyileşme elde edene kadar iyileşmekte olan hiçbir parçasını rahatsız etmemeye özen gösterir. Kendini her türlü arzudan kurtarmış ve nefretini kendi gücümüz dahilinde olan şeyler arasında yalnızca doğaya aykırı olanlara aktarmıştır. Neye yönelmiş olurlarsa olsunlar güdülerinde ölçülüdür. Eğer aptal ya da cahil olduğu izlenimini verirse, buna aldırmaz. Kısacası, sanki kendisi için pusuya yatmış bir düşmanmış gibi kendine karşı nöbet tutar." - Epiktetos, El Kitabı, 48.2

Epiktetos·Ders yirmi altıncı26 / 112

İlerlemenize odaklanın, kimseyi suçlamayın, eleştirmeyin, övmeyin veya itham etmeyin.

Dışarıdan gelen eleştirileri duymayın veya bunlara değer vermeyin. Övgülerle dikkatinizi dağıtmayın. Her zaman aptal kalın ve çevrenizi genişletmeye çalışın.

İlerleme kaydeden birinin alameti, hiç kimseyi eleştirmemesi, hiç kimseyi övmemesi, hiç kimseyi suçlamaması ve kendisinden asla önemli biri ya da bilgi sahibi biri olarak söz etmemesidir. Ve eğer övülürse, kendisini öven kişiye içten içe güler ve eğer biri ona kusur bulursa, hiçbir savunma yapmaz. Bir hasta gibi dolaşır, kalıcı bir iyileşme elde edene kadar iyileşmekte olan hiçbir parçasını rahatsız etmemeye özen gösterir. Kendini her türlü arzudan kurtarmış ve nefretini kendi gücümüz dahilinde olan şeyler arasında yalnızca doğaya aykırı olanlara aktarmıştır. Neye yönelmiş olurlarsa olsunlar güdülerinde ölçülüdür. Eğer aptal ya da cahil olduğu izlenimini verirse, buna aldırmaz. Kısacası, sanki kendisi için pusuya yatmış bir düşmanmış gibi kendine karşı nöbet tutar." - Epiktetos, El Kitabı, 48.2

Epiktetos

İlerlemenin ilk işareti kişinin kimseyi eleştirmemesi, övmemesi, suçlamaması veya itham etmemesidir. Bu, duygularını ve başkalarına karşı tepkilerini kontrol etmeyi öğrendikleri ve dış koşullardan ya da başkalarının eylemlerinden etkilenmedikleri anlamına gelir.

İlerlemenin ikinci işareti, kişinin kendisinden önemli biri ya da bilgi sahibi biri olarak bahsetmemesidir. Alçakgönüllüdürler ve kendi sınırlarının farkındadırlar ve başkalarını etkilemeye veya onlara gösteriş yapmaya çalışmazlar.

İlerlemenin üçüncü işareti, kişinin kendisini her türlü arzudan kurtarmış olması ve nefretini yalnızca doğaya aykırı olan ve kendi gücü dahilinde olan şeylere yöneltmiş olmasıdır.

Bu, kontrol edebilecekleri şeylere odaklandıkları ve kontrolleri dışındaki şeylere bağlanmayı bırakmayı öğrendikleri anlamına gelir.

Dördüncü ilerleme işareti, kişinin neye yönelmiş olursa olsun, güdülerinde ılımlı olmasıdır. Bu, aşırı arzu veya tutkuyla hareket etmedikleri ve dengeli bir bakış açısını koruyabildikleri anlamına gelir.

Son olarak, kişi sanki kendisi için pusuya yatmış bir düşmanmış gibi kendisine karşı tetikte durur. Bu, kendi zayıflıklarının ve eğilimlerinin farkında oldukları ve bunlar tarafından yönlendirilmelerini önlemek için adımlar attıkları anlamına gelir.

Genel olarak, Epiktetos düşüncelerini, duygularını ve eylemlerini kontrol etmeyi öğrenmiş, kendini geliştirmeye ve doğaya uygun yaşamaya odaklanmış ideal Stoacı uygulayıcıyı tarif etmektedir.

Hayatımı genişleyen çemberler içinde yaşıyorum. dünyanın dört bir yanına ulaşan. Bu sonuncusunu tamamlayamayabilirim ama kendimi ona adıyorum. -Rilke

➔ “Kendiniz için en iyisini talep etmeden ve hiçbir durumda aklın ayrımcılığını atlamadan önce daha ne kadar bekleyeceksiniz? Onaylamanız gereken ilkeler size verildi ve siz de bunları onayladınız. O halde kişisel gelişiminizi ona havale etmek için hala ne tür bir öğretmen bekliyorsunuz? Artık bir çocuk değil, yetişkin bir adamsınız. Eğer şimdi dikkatsiz ve tembel olursanız ve her şeyi ertelemeye devam ederseniz ve kendinizle ilgileneceğiniz günü hep erteler durursanız, hiçbir ilerleme kaydetmediğinizi fark etmezsiniz ama oldukça sıradan biri olarak yaşar ve ölürsünüz. Şu andan itibaren, ilerleme kaydeden bir yetişkin olarak yaşamaya karar verin ve en iyi olduğunu düşündüğünüz şeyi asla bir kenara bırakmayacağınız bir yasa haline getirin. Ve ne zaman zor ya da zevkli, yüksek ya da alçak sayılan bir şeyle karşılaşırsanız, yarışmanın şimdi olduğunu hatırlayın: Olimpiyat Oyunlarındasınız, daha fazla bekleyemezsiniz ve ilerlemeniz tek bir gün ve tek bir olayla mahvolur ya da korunur. Sokrates karşılaştığı her şeyde akıldan başka hiçbir şeye önem vermeyerek kendini böyle gerçekleştirmişti. Ve siz, henüz bir Sokrates olmasanız da, en azından bir Sokrates olmak isteyen biri olarak yaşamalısınız.” -Epiktetos, El Kitabı, 51

Epiktetos·Ders yirmi yedi27 / 112

Olmak istediğiniz şey olmanıza yardımcı olacak eylemleri ertelemeyin.

Ne kadar az zamanınız kaldığını bilmiyor musunuz? Evet şu an idolünüz değilsiniz ama en azından idolünüze dönüşmek isteyen biri gibi yaşamalısınız.

“Kendiniz için en iyisini talep etmeden ve hiçbir durumda aklın ayrımcılığını atlamadan önce daha ne kadar bekleyeceksiniz? Onaylamanız gereken ilkeler size verildi ve siz de bunları onayladınız. O halde kişisel gelişiminizi ona havale etmek için hala ne tür bir öğretmen bekliyorsunuz? Artık bir çocuk değil, yetişkin bir adamsınız. Eğer şimdi dikkatsiz ve tembel olursanız ve her şeyi ertelemeye devam ederseniz ve kendinizle ilgileneceğiniz günü hep erteler durursanız, hiçbir ilerleme kaydetmediğinizi fark etmezsiniz ama oldukça sıradan biri olarak yaşar ve ölürsünüz. Şu andan itibaren, ilerleme kaydeden bir yetişkin olarak yaşamaya karar verin ve en iyi olduğunu düşündüğünüz şeyi asla bir kenara bırakmayacağınız bir yasa haline getirin. Ve ne zaman zor ya da zevkli, yüksek ya da alçak sayılan bir şeyle karşılaşırsanız, yarışmanın şimdi olduğunu hatırlayın: Olimpiyat Oyunlarındasınız, daha fazla bekleyemezsiniz ve ilerlemeniz tek bir gün ve tek bir olayla mahvolur ya da korunur. Sokrates karşılaştığı her şeyde akıldan başka hiçbir şeye önem vermeyerek kendini böyle gerçekleştirmişti. Ve siz, henüz bir Sokrates olmasanız da, en azından bir Sokrates olmak isteyen biri olarak yaşamalısınız.” -Epiktetos, El Kitabı, 51

Epiktetos

Dövme yapılabilecek bir cümle: "Henüz bir Sokrates olmasanız da, en azından Sokrates olmak isteyen biri olarak yaşamalısınız."

Nasıl bir insan olmak istediğinize karar verin ve buna sadık kalın, ister yalnız, ister birlikte. Hayat bir varış noktası değil, her zaman bir yoldur, hayatınıza değecek o yolu bulmaya çalışın.

➔ “İyi olmak istiyorsanız, önce kötü olduğunuza inanın.” - Epiktetos, Fragmanlar,3

Epiktetos·Ders yirmi sekiz28 / 112

Değişime doğru atılan ilk adım farkındalıktır.

İkinci adım ise Nathaniel Branden'ın da dediği gibi kabullenmedir.

“İyi olmak istiyorsanız, önce kötü olduğunuza inanın.” - Epiktetos, Fragmanlar,3

Epiktetos

Bu ifadeyi okuduğunuzda, ilk başta mantığa aykırı görünebilir. İnsanoğlu olarak yanlış, eksik, yarım ve az olmayı kabullenemiyoruz. Sanki en iyi bizmişiz ve en büyük bizmişiz gibi hissediyoruz.

Hatalarınızı ve sınırlamalarınızı kabul etmek ya da yetersiz olduğunuza dair bir inanca sahip olmak, kişisel gelişiminiz ve ilerlemeniz için çok önemlidir. Eksikliklerinizi ve zayıflıklarınızı kabul etmek, bunları ele almanızı ve kendinizi geliştirmenizi sağlar.

Gerçek kişisel ve profesyonel gelişimin alçakgönüllülük ve öz farkındalıkla başladığını kabul edin. Hiçbirimizin mükemmel olmadığını ve her zaman gelişime yer olduğunu kabul edin. Gelişmeye açık alanlarınız olduğu inancını kabul ederek, kendinizi öz değerlendirme ve yapıcı özeleştiriye açarsınız. Bu alçakgönüllülük zayıflıklarınızı, önyargılarınızı ve kör noktalarınızı belirlemenizi sağlayarak bunların üstesinden gelmek için bilinçli çaba göstermenize olanak tanır.

Ayrıca, kusurlarınızı kabul etmek başkalarına karşı alçakgönüllülük ve empati geliştirmenize yardımcı olabilir. Diğer insanların zorluklarıyla özdeşleşmenizi ve onlara karşı daha sempatik ve hoşgörülü olmanızı sağlayabilir.

Bu bakış açısı, zorluklara merak ve esneklikle yaklaşmanızı, aksilikleri kişisel başarısızlıklardan ziyade büyüme fırsatları olarak görmenizi sağlar.

Aristoteles'in dediği gibi, kendinizi tanımak tüm bilgeliğin başlangıcıdır, alçakgönüllü başlayın.

➔ “Eğer iyi konuşulmak istiyorsanız, (başkaları hakkında) iyi konuşmayı öğrenin: ve onlar hakkında iyi konuşmayı öğrendiğinizde, iyi davranmaya çalışın; böylece iyi konuşulmanın meyvesini toplayacaksınız.” - Epiktetos, Fragmanlar,7

Epiktetos·Ders yirmi dokuz29 / 112

Ver ve al.

İnsan ilişkilerinin temeli budur. Karşılığında bir şey görmek zorunda değilsiniz, karşılığında hediye edilecek bir şey yapmıyorsunuz. Bunu, evrende küçük bir değişiklik yaratması umuduyla yapıyorsunuz. Genişleyen bir dalga çemberi gibi.

“Eğer iyi konuşulmak istiyorsanız, (başkaları hakkında) iyi konuşmayı öğrenin: ve onlar hakkında iyi konuşmayı öğrendiğinizde, iyi davranmaya çalışın; böylece iyi konuşulmanın meyvesini toplayacaksınız.” - Epiktetos, Fragmanlar,7

Epiktetos

Sanırım Adam Grant'in kitaplarından birinin tüm teması bu: Ver ve Al. Özümüzde insanların doğuştan çıkarcı olduğuna inanıyorum. Kendi yaşamlarımıza, ihtiyaçlarımıza ve tutkularımıza başkalarınınkinden daha fazla öncelik vermemiz doğaldır. Çabalarımız için ilgi, tanınma ve takdir görmek isteriz. Ancak hayatta başarılı olmanın anahtarı, almadan önce verme sanatını öğrenmektir. Kendimizden ve kaynaklarımızdan özgürce vererek yalnızca başkalarına yardım etmekle kalmayız, aynı zamanda uzun vadede bize fayda sağlayacak bir cömertlik döngüsü yaratırız. Dolayısıyla, başarıya ulaşmak ve tatmin olmak istiyorsanız, karşılığında hiçbir şey beklemeden başkalarına cömertçe vermekle işe başlayın.

“Yaptığın şey o kadar yüksek sesle konuşuyor ki ne dediğini duyamıyorum.” - Ralph Waldo Emerson

➔ "Sahip olduklarından ve talihin kendisine bahşettiklerinden hoşnut olmayan kişi, yaşama sanatından habersiz biridir; ama buna asil bir ruhla katlanan ve ondan gelen her şeyi makul bir şekilde kullanan kişi, iyi bir insan olarak görülmeyi hak eder.” - Epiktetos Fragmanlar, 26

➔ O, sahip olmadığı şeyler için üzülmeyen, ama sahip olduğu şeyler için sevinen bilge bir adamdır. - Epiktetos Fragmanlar, 129

➔ Epiktetos'a sormuşlar. Hangi insan zengindir? Sahip olduklarıyla hoşnut olan diye cevap vermiş. - Epiktetos Fragmanlar, 172

Epiktetos·Ders otuz30 / 112

Çok az miktarda isteğiniz olduğu sürece zenginsinizdir.

Keder üreten yoksulluk değil, arzudur.

Sahip olduklarından ve talihin kendisine bahşettiklerinden hoşnut olmayan kişi, yaşama sanatından habersiz biridir; ama buna asil bir ruhla katlanan ve ondan gelen her şeyi makul bir şekilde kullanan kişi, iyi bir insan olarak görülmeyi hak eder.” - Epiktetos Fragmanlar, 26 ➔ O, sahip olmadığı şeyler için üzülmeyen, ama sahip olduğu şeyler için sevinen bilge bir adamdır. - Epiktetos Fragmanlar, 129 ➔ Epiktetos'a sormuşlar. Hangi insan zengindir? Sahip olduklarıyla hoşnut olan diye cevap vermiş. - Epiktetos Fragmanlar, 172

Epiktetos

Epiktetos'a "Zengin adam kimdir?" diye sorduklarında şöyle cevap vermiş: "Halinden memnun olan kişidir." Eğer endişeliyseniz, muhtemelen sahip olmadığınız bir şeyi istiyorsunuzdur. Çalışmanız gerekirken tatil yapmak istiyorsunuz. Sadece bir yatak odalı bir daireye gücünüz yeterken daha büyük bir ev istiyorsunuz. Ulaşamayacağınız bir şeye ulaşmak istiyorsunuz. Ancak mutluluğunuz küçük isteklerinizin olmasına bağlıdır. Bazı gerçekçi sınırlar çizmeniz gerekir.

"Minnettarlık yalnızca erdemlerin en büyüğü değil, aynı zamanda diğerlerinin de ebeveynidir." -Marcus Tullius Cicero

➔ “Hiçbir şey zevk sevgisinden, kazanç sevgisinden ve gururdan daha küçük (adi) değildir. Hiçbir şey yüce gönüllülükten, yumuşak huyluluktan, insan sevgisinden ve iyilikseverlikten daha üstün değildir.” - Epiktetos Fragmanlar, 51

Epiktetos·Ders otuz bir31 / 112

Sevgi, onu zevk, kazanç ve gurur arayışına yönlendirmediğiniz sürece iyidir.

Bunun yerine yüce gönüllülüğü, nezaketi ve hümanizmi tercih etmeye çalışın. Tüm sevgiler eşit yaratılmamıştır.

“Hiçbir şey zevk sevgisinden, kazanç sevgisinden ve gururdan daha küçük (adi) değildir. Hiçbir şey yüce gönüllülükten, yumuşak huyluluktan, insan sevgisinden ve iyilikseverlikten daha üstün değildir.” - Epiktetos Fragmanlar, 51

Epiktetos

Bu ifade, bazı niteliklerin arzu edilir, bazılarının ise takdir edilmeye değmez olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Örneğin, haz sevgisi, kazanç sevgisi ve gurur gibi olumsuz nitelikler önemsiz ve kutlanmaya değmez olarak kabul edilir. Buna karşılık, alicenaplık, nezaket, insan sevgisi ve hayırseverlik gibi olumlu nitelikler daha üstün ve daha takdire şayan olarak kabul edilir.

Açıklamaya göre, bu olumlu özellikleri kendinizde geliştirmek bizi daha iyi bireyler haline getirebilir ve aynı zamanda olumlu ve destekleyici bir toplum oluşturmaya katkıda bulunabilir. Örneğin, yüce gönüllülük başkalarının eksikliklerini görmezden gelmemizi ve şefkat ve zarafetle hareket etmemizi sağlayabilir. Benzer şekilde, nezaket de başkalarıyla empati kurmamızı ve daha uyumlu ilişkiler kurmamızı sağlayabilir. Son olarak, insan sevgisi ve hayırseverlik bizi dünyada olumlu bir etki yaratmaya ve daha büyük bir iyiliğe katkıda bulunmaya motive edebilir.

Marcus'un doğa sevgisini ve uyumu vurgulayan benzer sözleri vardır: "Kendisiyle uyum içinde yaşayan, evrenle de uyum içinde yaşar" diyen Marcus, insanlık ve doğadaki uyum için yaşar. Bu düşünce biçimi Budist öğretide de yer almaktadır. Dalai Lama şöyle der: "Başkalarına karşı sevgi ve nezaket hissettiğimizde, bu yalnızca başkalarının sevildiğini ve önemsendiğini hissetmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda içsel mutluluk ve huzur geliştirmemize de yardımcı olur."

İç huzurumuz için önce diğer insanlara öncelik vermeli, sonra da insanlığı sevmeye çalışmalıyız. Etrafında başka insanlar olmayan hiç kimse mutlu olamaz.

➔ “Zevkler arasında en nadiren ortaya çıkanlar en büyük zevki verir.” - Epiktetos Fragmanlar, 54

Epiktetos·Ders otuz ikinci32 / 112

Yaşam kalitenizi artırmak için, nadir bulunan bazı deneyimler yaratmanız ve yaşayabileceğiniz en yüksek harikaları yaratmanız gerekir.

“Zevkler arasında en nadiren ortaya çıkanlar en büyük zevki verir.” - Epiktetos Fragmanlar, 54

Epiktetos

Bu, 2000 yıl önceki hedonik adaptasyonun bir tanımıdır. Her şeyin normal haline kolayca alışırız. Görüştüğümüz partner, sahip olduğumuz malzemeler kolayca sıkıcı hale gelir.

Örneğin aşk, antropolog Helen Fisher'a göre, erken ya da "tutkulu" aşk sadece on iki ila on sekiz ay sürer. Her yerde dopamin etkisiyle kuşatılmış durumdayız.

Journal of Neuroscience'da yayınlanan bir çalışma, yeniliğin sizi daha yüksek ödüller aramaya motive edebilecek dopamin salınımına neden olabileceğini gösterirken, makak maymunlarındaki kanıtlar, beklenen ödüllere kıyasla beklenmedik ödüller için daha hızlı bir dopamin salınımı olduğunu göstermiştir. Yenilikler azaldıkça daha az zevk alabilirsiniz, dolayısıyla rutinleri değiştirmek uzun süreli ilişkilerde cinsel tatmini artırabilir. Egzersiz rutinlerinde yeniliği arttırmak da fiziksel aktiviteye katılımı arttırmaya katkıda bulunan önemli bir faktördür.7

Ayrıca, pozitif psikoloji alanında yapılan araştırmalar, olumlu deneyimlerin tadını çıkarmanın ve takdir etmenin genel mutluluğunuzu ve iç huzurunuzu artırabileceği fikrini desteklemektedir. Bireyler bilinçli olarak nadir veya seyrek zevklere odaklanarak ve bunların tadını çıkararak, bunlarla ilişkili olumlu duyguları uzatabilir, mutluluk ve memnuniyet üzerindeki etkilerini artırabilirler.

7 Kovacs, S.(2021)Dopamin hakkında bilmediğiniz 5 gerçek. Mevcut:https://brain-feed.com/blogs/the-science/5-dopamine-facts (Erişim tarihi: 19 Mart 2023).

Bu nedenle Epiktetos, yeniliğin esenliğinizin temel anahtarlarından biri olduğunu söyler. Kendinizi zorlamayın ama ufkunuzu genişletecek huşu ve olayları deneyimlemek için bazı yollar bulmaya çalışın.

➔ “Her fırsatta, güvenli olan kadar hiçbir şey sağlamamaya çalışın: çünkü sessizlik konuşmaktan daha güvenlidir. Ve anlamsız ve mantıksız olan her şeyi konuşmaktan kaçının.” - Epiktetos Fragmanlar, 77 ➔ “Doğa insanlara bir dil, ama iki kulak vermiştir ki, konuştuğumuzdan iki kat fazlasını başkalarından duyabilelim diye.” - Epiktetos Fragmanlar, 142

Epiktetos·Ders otuz üçüncü33 / 112

Her zaman en çok dinleyen kişi olun.

Konuşmak çoğu zaman size baş ağrısından başka bir şey vermeyecektir. Çoğu zaman aradığımız şey bizi dinleyen birisidir.

“Her fırsatta, güvenli olan kadar hiçbir şey sağlamamaya çalışın: çünkü sessizlik konuşmaktan daha güvenlidir. Ve anlamsız ve mantıksız olan her şeyi konuşmaktan kaçının.” - Epiktetos Fragmanlar, 77 ➔ “Doğa insanlara bir dil, ama iki kulak vermiştir ki, konuştuğumuzdan iki kat fazlasını başkalarından duyabilelim diye.” - Epiktetos Fragmanlar, 142

Epiktetos

İlk kimin söylediği bilinmese de çok önemsediğim bir söz vardır: "Bir kavgayı kaybetmek istiyorsan, önce onun hakkında konuş." Bu yukarıdaki söze farklı bir bakış açısı. Daha çok hayatımızı etkileyen kararlar ve hedefler hakkında sessiz kalmakla ilgili. Bir şey hakkında ne kadar çok konuşursak, o kadar çok ivme kaybederiz.

Epiktetos'un bu sözü konuşmaktan çok dinlemenin önemini vurgulamaktadır. İnsanlar olarak, konuşmalarda genellikle kendi düşüncelerimize ve fikirlerimize öncelik verme eğilimindeyiz, ancak bu alıntı daha fazla dinlemek ve daha az konuşmak için bilinçli bir çaba göstermemiz gerektiğini öne sürüyor.

Başkalarını dinlemek için iki kulağımızı kullanarak, farklı bakış açıları ve fikirler hakkında daha derin bir anlayış kazanabiliriz; bu da kişisel ve profesyonel ortamlarda faydalı olabilir. Dikkatle dinlemek, başkalarının düşünce ve duygularına değer verdiğimizi ve saygı duyduğumuzu gösterdiğinden, başkalarıyla olan ilişkilerimizi de geliştirebilir.

Son zamanlarda popüler olan aktif dinleme size bu konuda yardımcı olabilir. 2000 yıl önce Epiktetos bunu da önermişti ve yukarıda da bunlara değinmiştik:

● Konuşmacıya odaklanın: Konuşmacıya tüm dikkatinizi verin ve konsantre olmanızı engelleyebilecek her türlü dikkat dağıtıcı unsurdan kaçının. Göz temasını koruyun ve orada olduğunuzu ve konuşmaya katıldığınızı gösterin. ● İlgi gösterin: Başınızı sallayarak, konuyla ilgili yorumlar yaparak veya konuyu açıklığa kavuşturmak için sorular sorarak konuşmacının söyledikleriyle ilgilendiğinizi gösterin. ● Sözünü kesmeyin: Konuşmacının sözünü kesmek sinir bozucu ve cesaret kırıcı olabilir. Yanıt vermeden veya soru sormadan önce konuşmacının sözünü bitirmesini bekleyin. ● Beden dilini kullanın: Beden diliniz ilginiz ve katılımınız hakkında çok şey söyleyebilir. Öne eğilmek veya başınızı hafifçe eğmek gibi ilginizi göstermek için beden dilinizi kullanın. ● Başka kelimelerle ifade edin ve özetleyin: Konuşmacının mesajını başka kelimelerle ifade etmek veya özetlemek, ne demek istediklerini netleştirmeye yardımcı olabilir ve söylediklerini anladığınızı gösterebilir.

Daha az konuşun. Enerji tasarrufu yapın. Duyularınızı tam ölçekte açın. Bilgiyi özümsemeye çalışın. Bu enerjiyi ve bilgiyi hayal gücünüzü beslemek için kullanın.

➔ “Gerçekten hoş ya da nahoş olan hiçbir şey doğası gereği var olmaz, ancak her şey alışkanlık yoluyla bu hale gelir.” - Epiktetos Fragmanlar, 143

Epiktetos·Ders otuz dört34 / 112

"Tekrar tekrar ne yapıyorsak oyuz.

O halde mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır." demiş Aristoteles binlerce yıl önce.

“Gerçekten hoş ya da nahoş olan hiçbir şey doğası gereği var olmaz, ancak her şey alışkanlık yoluyla bu hale gelir.” - Epiktetos Fragmanlar, 143

Epiktetos

Bir beceriyi/özelliği yapmayı veya edinmeyi düşünmek iyidir. Oraya nasıl ulaşılacağına dair planlar hakkında konuşmak iyidir. Harekete geçmediğiniz sürece bu girişimler faydasızdır.

Bu fikir tarih boyunca pek çok filozof tarafından ele alınmıştır. İşte benzer temalara değinen birkaç alıntı: "Mutluluk hazır bir şey değildir. Kendi eylemlerinizden gelir." diyor Dalai Lama.

"Sonuçlarınız, alışkanlıklarınızın gecikmeli bir ölçüsüdür. Net değeriniz, finansal alışkanlıklarınızın gecikmeli bir ölçüsüdür. Kilonuz, yeme alışkanlıklarınızın gecikmeli bir ölçüsüdür. Bilginiz, öğrenme alışkanlıklarınızın gecikmeli bir ölçüsüdür. Dağınıklığınız temizlik alışkanlıklarınızın gecikmeli bir ölçüsüdür. Ne tekrarlarsanız onu alırsınız." diyor James Clear Atomik alışkanlık kitabında. Alışkanlıklar çıktılarınızın her türünü kontrol eder.

Toplamda 3 davranış değişikliği katmanımız var. Bunlar çıktınızdaki değişimler, sürecinizdeki değişimler ve kişiliğinizdeki değişimlerdir. İnsanların alışkanlık oluşturma ve başarı konusunda başarısız olmalarının en büyük nedeni sadece çıktılarını değiştirmeye çalışmalarıdır. James Clear, çıktıları değiştirmeye çalışmadan önce kim olmak istediğimizi belirlememiz, kişiliğimizdeki eksiklikleri fark etmemiz ve süreçlerimizi bu eksiklikler etrafında şekillendirmemiz gerektiğini söylüyor. Çıktılarınızdaki değişimin kalıcı ve etkili olabilmesi için önce içeriden değişmelisiniz, çıktılarınızın sizi değiştirme gücü yoktur.

IDENTITIY → Kişilik / PROCESSES → İşlemler - Alışkanlıklar / OUTCOMES → Çıktılar

Epiktetos'un bu bilgeliğini görmek beni şaşırtmadı, kimliği değiştirin, yeni kimlik etrafında süreçler oluşturun ve buna bağlı kalın. Alışkanlıklar başarılarınıza giden yolu açar.

➔ “Kederden uzak bir hayat yaşamak istiyorsanız, olacakları sanki çoktan olmuş gibi düşünün.” - Epiktetos Fragmanlar, 158

Epiktetos·Ders otuz beş35 / 112

Acıyı öne çek ve gör: Ne kadar acıyacak?

Bu kadar acıtmaması için ne yapabilirim? Şu anda neyi kaçırıyorum?

“Kederden uzak bir hayat yaşamak istiyorsanız, olacakları sanki çoktan olmuş gibi düşünün.” - Epiktetos Fragmanlar, 158

Epiktetos

Bana sorarsanız, bu benim için en pratik meditasyonlardan, en unutulmaz derslerden biridir. Aynı zamanda Donald Robertson'ın Bilişsel Davranışçı Terapinin Felsefesi kitabından öğrendiğimiz gibi modern terapi yöntemlerinden biridir: Rasyonel ve Bilişsel Psikoterapi Olarak Stoacı Felsefe.

Üzüntü ve kaygıdan kaçınmanın bir yolu, geleceğe dair daha bağımsız bir bakış açısı benimsemektir. Olacak şeylerin zaten olmuş olduğunu hayal ederek, aksi takdirde bize acı verebilecek duygulardan ve belirsizliklerden kendimizi uzaklaştırabiliriz.

Bazıları için bu bakış açısı kaygı verici görünebilir. Kötüyü düşünmek, kötüyü çağırmak ve kendinizi bunaltmak. Ama bir de şu açıdan bakın, günlük hayatımız sahip olduklarımıza değer vermemekten ibaret. Sevmediğimiz bir işimiz var, kilomuzdan memnun değiliz, sağlığımızdan memnun değiliz, bir partnerimiz var ama ilişki eski ve onun varlığını bile fark etmiyoruz.

Ne yazık ki bazı şeylerin kıymetini bilmek için onları kaybetmek gerekiyor. Hasta olduğunuzda kendinizi düşünün. Sağlıklı olduğunuz zaman ne kadar güzel değil mi? Eşinizle kavga ettiğinizde istikrarlı ilişkiniz ne kadar tatlı görünüyor.

Epiktetos'un dediği gibi, biraz olumsuz görselleştirme gereklidir. Korktuğunuz şeyler hakkında düşünün. Sanki gerçekleşmiş gibi hayal edin. Bunu öncelikle sahip olduklarınızı daha iyi takdir etmek için yapın. İkinci olarak, korktuğunuz şeylerin nasıl hissettireceğini anlamaya çalışın. Hayal gücü sahip olduğumuz en güçlü şeylerden biridir. Bu

şekilde kendinize bir olayı olmuş gibi hissettirebilir ve acıyı pratik edebilirsiniz. Gözlerinizi kapatın ve işinizden kovulduğunuzu hayal edin. Şimdi konfor alanınızdan ayrıldınız. Nasıl hissediyorsunuz ve bununla nasıl başa çıkacaksınız? Böyle bir haberi daha az travmatik hale getirmek için ne yapabilirsiniz?

Ve C.S. Lewis'in şu sözünü unutmayın: "Gelecek, ne yaparsa yapsın, kim olursa olsun, herkesin saatte altmış dakika hızla ulaştığı bir şeydir."

➔ “Sarhoşluk gibi iyi bir talihin tadını büyük ölçüde çıkaran bir aptal daha da aptallaşır.” - Epiktetos Fragmanlar,163

➔ “Elimizdeyken iyi talihin tadını çıkarmalıyız, tıpkı sonbahar meyveleri gibi” - Epiktetos Fragmanlar,165

Epiktetos·Ders otuz altı36 / 112

Bir insanın başına gelebilecek en kolay şey her şeyini kaybetmektir.

Bir anda tüm mal varlığınız ve sevdikleriniz yok olabilir. Hem de hiçbir sebep yokken.

“Sarhoşluk gibi iyi bir talihin tadını büyük ölçüde çıkaran bir aptal daha da aptallaşır.” - Epiktetos Fragmanlar,163 ➔ “Elimizdeyken iyi talihin tadını çıkarmalıyız, tıpkı sonbahar meyveleri gibi” - Epiktetos Fragmanlar,165

Epiktetos

Epiktetos, mevsimler gibi hayattaki iyi şeylerin de geçici ve geçici olduğunu ima eder. Bu nedenle, onları hafife almak yerine, sürdükleri sürece tadını çıkarmak çok önemlidir. Tıpkı sonbahar meyvelerinin mevsiminde hasat edilip tadına varılması gibi, hayatımızdaki iyi şeylerin de tadını çıkarmalı ve onlar varken minnettar olmalıyız.

Publius Syrius, zaferinizi güvende tutmak için zaferinize zaferler eklemeniz gerektiğini söylüyor. İyi talih iyidir, talihinizi ve zaferlerinizi korumak için harekete geçmeniz gerekir.

➔ “Kıskançlık talihlilerin düşmanıdır.” - Epiktetos Fragmanlar, 164

Epiktetos·Ders otuz yedi37 / 112

"Kıskançlık ruhun ülseridir." demiş Sokrates.

“Kıskançlık talihlilerin düşmanıdır.” - Epiktetos Fragmanlar, 164

Epiktetos

Mutluluğu bilimsel bir perspektiften araştırırken kıskançlığa evrimsel bir perspektiften bakmam gerekti, kıskançlık bizi sosyal hiyerarşilerimizdeki kaynaklar ve statü için çabalamaya motive etmenin bir yolu olarak ortaya çıkmış olabilir. Belki de kaynak ve sosyal statü elde etmede daha başarılı olan büyük-büyük-büyük büyükbabalarımızın hayatta kalma ve üreme şansı daha yüksekti. Bu evrim açısından mantıklıdır Bu nedenle, kıskançlığın bireyleri sosyal gruplarında daha fazla başarı ve statü için çabalamaya itmenin bir yolu olarak evrimleşmiş olabileceğini söyleyebiliriz. Kıskançlık genlerin aktarılması anlamına geliyordu. İlk ilkel homo sapiens ebeveynlerim için iyi.

Kıskançlık, başkalarının bizde olmayan bir şeye sahip olduğunu algıladığımızda hissettiğimiz aşağılık veya yetersizlik duygularından kaynaklanabileceği için psikolojik refahımızla bağlantılı olabilir. Özellikle, işyerinde veya sosyal medyada olduğu gibi kendimizi başkalarıyla kıyaslamaya çalıştığımız durumlar hasedi tetikleyebilir.

Araştırmalar ayrıca kıskançlığın, sosyal biliş ve duygusal düzenlemeyle ilgili olan prefrontal korteks gibi beynin belirli bölgeleriyle bağlantılı olabileceğini öne sürmüştür. Çalışmalar, kıskançlığın fiziksel acıyla aynı beyin bölgelerini aktive edebileceğini göstermiştir; bu da kıskançlık deneyiminin fiziksel rahatsızlık kadar üzücü 8 olabileceğini düşündürmektedir.

8 de Vignemont F,Singer T. Empatik beyin: nasıl, ne zaman ve neden?Bilişsel Bilimlerdeki Trendler. 10: 435-41. PMID16949331 DOI:10.1016/j.tics.2006.08.008

Kıskançlıkla mücadele etmek için kullanabileceğiniz bazı yöntemler ise şöyle:

● Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi güçlü yönlerinize ve başarılarınıza odaklanın. ● Sahip olduklarınız için şükretmeye çalışın ve başkalarının farklı güçlü yönleri ve başarıları olabileceğini kabul edin. ● Sosyal medyadan uzak durun veya sosyal medyaya maruz kalmanızı sınırlandırın. ● Farkındalık ve öz farkındalık pratiği yapın. ● Kıskançlık hakkındaki düşüncelerinizi yeniden çerçevelendirin ve bunun herkesin zaman zaman yaşadığı doğal bir insan duygusu olduğunu kabul edin. Bu konuda yalnız değilsiniz. ● Kişisel büyüme ve gelişime odaklanın, sizin için anlamlı olan hedefler belirleyin ve bu hedefler doğrultusunda çalışın. Başkalarıyla değil kendinizle yarışın.

➔ “Asla başkalarının hayranlığına bel bağlamayın. Bunda hiçbir güç yoktur. Kişisel liyakat harici bir kaynaktan elde edilemez. Ne kişisel ilişkilerinizde ne de diğer insanların saygısında bulunabilir. Diğer insanların, hatta sizi seven insanların bile fikirlerinize katılmayacağı, sizi anlamayacağı ya da coşkunuzu paylaşmayacağı hayatın bir gerçeğidir. Büyü artık! Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü kimin umurunda!" - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos·Ders otuz sekiz38 / 112

Asla başkalarının hayranlığına bel bağlamayın.

Belki bir dereceye kadar değer verin ama asla peşinden koşmayın.

“Asla başkalarının hayranlığına bel bağlamayın. Bunda hiçbir güç yoktur. Kişisel liyakat harici bir kaynaktan elde edilemez. Ne kişisel ilişkilerinizde ne de diğer insanların saygısında bulunabilir. Diğer insanların, hatta sizi seven insanların bile fikirlerinize katılmayacağı, sizi anlamayacağı ya da coşkunuzu paylaşmayacağı hayatın bir gerçeğidir. Büyü artık! Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü kimin umurunda!" - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos

Epiktetos bizi uyarır: insanoğlu olarak övülmeyi severiz. Bir şeyler yaratırız, bir ya da iki şey başarırız ve sonra birilerinin bizi tebrik etmesini bekleriz. Sosyal medya çılgınlığını düşünün. Ne olduğumuzu aldığımız beğenilere göre ölçüyoruz. Gönderinin kaç yorum topladığına göre. Sartre haklıydı. Cehennem diğer insanlardı. Ne kadar yaratıcı olursak olalım, başkalarının bizi takdir etmesine ve övmesine ihtiyacımız var. Kimse kullanmadığı sürece bir şey yaratmanın hiçbir değeri yoktur.

Ancak şunu asla unutmayın. Övgüden keyif alabilir ve takdir edebilirsiniz. Burada önemli olan tek şey buna bağımlı olmamaktır. Ne zaman bir şey yaratıyor, paylaşıyor, üretiyorsanız ve sadece övgü almadığınız için bunu durduruyorsanız; artık işinizin efendisi siz değilsinizdir. Kontrolü izleyicilerinize, dostlarınıza veriyorsunuz. Artık onlar için üretiyorsunuz. Onların sizi daha çok sevmesini sağlamaya çalışıyorsunuz. Eklemek istediğim küçük bir şey var: İnsanların övgüleri genellikle işlemseldir, yani büyük olasılıkla karşılığında bir şey isteyeceklerdir.

Epiktetos ve diğer Stoacılar her türlü güzel şeyin kendi içinde güzel olduğunu ve kendi kendine yeterli olduğunu söyler. Övgüye gerek yoktur ve övgü sadece dışsaldır. Övgüyü

alan nesne övgüden önce neyse odur. Ne daha iyi, ne de daha kötü.

Ne zaman motivasyonunuzun olmadığını, takdir edilmediğinizi ve hak ettiğinizi düşündüğünüz övgüleri alamadığınızı hissederseniz bu alıntıyı düşünün: "Güneş nasıl doğmak için dualar ve büyüler beklemez, hemen parlar ve herkes tarafından selamlanırsa, siz de iyilik yapmak için ellerin kırpılmasını, bağırışları ve övgüleri beklemeyin, gönüllü olarak iyilik yapın, güneş kadar sevileceksiniz."

Sadece görevinizi yapın. Buradasınız, önceden bir anlamı olmasa bile hayatınıza bir anlam yükleseniz iyi edersiniz. Görevinizi tamamlayın ve bunun için asla övgü beklemeyin. Güneş her gün doğmak için herhangi bir takdir bekler mi?

➔ “Ama ne bir boğa ne de asil ruhlu bir adam bir anda olduğu gibi olamaz; sert kış eğitimi almalı ve kendini hazırlamalı ve kendisine uygun olmayan şeylere aceleyle girmemelidir. - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos·Ders otuz dokuz39 / 112

"Ancak ne bir boğa ne de asil ruhlu bir adam bir anda olduğu kişi haline gelemez; zorlu kış eğitimlerine girmeli, kendini hazırlamalı ve kendisine uygun olmayan şeylere düşüncesizce atılmamalıdır."

“Ama ne bir boğa ne de asil ruhlu bir adam bir anda olduğu gibi olamaz; sert kış eğitimi almalı ve kendini hazırlamalı ve kendisine uygun olmayan şeylere aceleyle girmemelidir. - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos

Bazı modern Stoacı rehberler bu alıntıyı "gönüllü rahatsızlık" olarak adlandırır. Bir şeyi gerçekten iyi öğrenmek için kendinizi zorlu koşullara maruz bırakmanız gerekir. Zor koşullara sahip değilseniz, bazılarını yaratabilirsiniz. Soğuk duş, yerde uyumak, 5 mil koşmak vs.

Önemli olan kendinizi zorlamaktır. Ne zaman büyüseniz, bu kaygıyı hissedersiniz. Rahatlığı seviyorsunuz. Rahatsız edilmek istemezsiniz. Rahatsız edilmeye ve zorlanmaya alışmanız için, gerekirse size bazı gönüllü zorluklar uygulayın.

Acı çekmek bizim için her zaman iyi midir? Bizi daha güçlü yapar mı? Daha iyi bir insan mı? Ne zaman trajik bir olay yaşasak, kendimiz için yeni vizyonlar geliştiririz. Etrafımıza farklı gözlerle bakarız. Nasıl yaşayacağımız ve anın tadını nasıl çıkaracağımız konusunda daha iyi bir bilgiye sahip 9 olabiliriz. Bir çalışmada deneklere otuz yedi olumsuz yaşam olayından oluşan bir liste verilmiştir. Ölüm, saldırı, taciz, tecavüz ve benzeri. Katılımcılar sadece yaşadıklarını işaretlemişlerdir. Sonuç? Çok az kötü deneyim yaşamış ya da hiç yaşamamış kişilerin acıya toleransları ortalamanın altında ve stresli durumları felaketleştirme eğilimleri ortalamanın üzerinde. Acının efendisi olmak için acıyı görmeniz gerekir.

9 https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/0956797612469210?casa_token=1tbH7J3NkXgAAAA A%3AKDUC0CsWOxogQjg2TCOnzhIpDWLDjL4PzA3rB6lY1EdzzQJmEMV7-yVsu_ePLPJXqZ YbZr2B-YxkOOQ&journalCode=pssa

Daha iyi bir hayat yaşayabilirsiniz. Henüz herhangi bir felaket yaşamamış olabilirsiniz. O zaman gönüllü rahatsızlık devreye girer. Bir süre sevdiklerinizden uzak durmaya çalışın. Kahveyi kesin. İnterneti olmayan eski bir telefon kullanın. Bunlar sadece zorluklarla ilişkili acıyı içselleştirmenizi sağlamak içindir. Hazırlıklı olun.

➔ "Kendine gülen kişinin gülecek şeyleri asla tükenmez.” - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos·Ders kırk40 / 112

Alçakgönüllü olun.

Hayatla ve diğer herkesle barışık olabilmeniz için önce kendinizle barışık olmanız gerekir.

Kendine gülen kişinin gülecek şeyleri asla tükenmez.” - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos

Hayattaki en önemli şeylerden biri, önemli konular hakkındaki bakış açımızı korumamızdır. Sonunda öleceğiz ve bugün olanlardan çok daha önemli şeyler olduğunu hatırlamak her şeyi yerli yerine koymamıza yardımcı olabilir. Üzerinde durduğunuz şey 10 yıl, 100 yıl, 1000 yıl sonra da önemli olacak mı?

Kendinizi önemsemekten vazgeçmeyi öğrendikçe, hayatınızdan daha fazla keyif alabilecek ve hayal kırıklıklarıyla daha kolay başa çıkabileceksiniz. Planladığınız gibi gitmediğinde işleri oluruna bırakmak daha kolay hale gelecektir.

"İyi geliştirilmiş bir mizah anlayışı, hayatın ipinde yürürken adımlarınıza denge katan bir direktir." - William Arthur Ward

➔ "Tanrı şu yasayı koydu: Eğer bir iyilik istiyorsan, onu kendinden al." - Epiktetos, Fragmanlar , 1.29.4

Epiktetos·Ders kırk bir41 / 112

Refahınız için başkasına bağımlı olmayın.

Bu tamamen ve yalnızca size bağlıdır.

Tanrı şu yasayı koydu: Eğer bir iyilik istiyorsan, onu kendinden al." - Epiktetos, Fragmanlar , 1.29.4

Epiktetos

Neşe duygusu, ilişkiler, maneviyat ve eğlence dahil olmak üzere çeşitli kaynaklardan elde edilebilir. Ancak hayatın tadını doyasıya çıkarmak en kolay şekilde kendi içinizde tatmin bulduğunuzda elde edilir. Başka herhangi bir neşe kaynağı kontrolünüz dışındadır veya yenilenemez.

Epiktetos'un dediği gibi, "Oturup burnumuzun akmaması için dua edebiliriz ya da kendi burnumuzu sümkürmeye başlayabiliriz". Eğer bir şeyi başarmak istiyorsanız, gidin ve onu elde edin. Başkasının yardımını ya da rehberliğini beklemeyin.

Bu alıntı, iyiliğe ulaşmada kendine güvenin, içsel kaynakların, kişisel gelişimin ve eylemliliğin önemini vurgulamaktadır. Bireyleri içlerine bakmaya, kendi gelişimleri için sorumluluk almaya ve olumlu değişim yaratmak ve yaşamlarında iyiliği tezahür ettirmek için içsel rezervuarlarından yararlanmaya teşvik eder.

➔ "Günün her eyleminin hesabını yapana dek uykuyu kabul etme nazik göz kapaklarına -Nasıl hata yaptım, ne yaptım ya da yapmadım? Öyleyse başla ve yaptıklarını gözden geçir; sonra da kötülüklerin için kendini azarla, iyiliklerin için sevin."

-Epiktetos, Fragmanlar 3, 10

Epiktetos·Ders kırk iki42 / 112

“Başarılarınızı ve başarısızlıklarınızı günlük olarak gözden geçirin.

Nereye gitmek istediğinizi gözden kaçırmak kolaydır.”

Günün her eyleminin hesabını yapana dek uykuyu kabul etme nazik göz kapaklarına -Nasıl hata yaptım, ne yaptım ya da yapmadım? Öyleyse başla ve yaptıklarını gözden geçir; sonra da kötülüklerin için kendini azarla, iyiliklerin için sevin." -Epiktetos, Fragmanlar 3, 10

Epiktetos

➔ "Felsefenizi açıklamayın. Onu yaşayın, somutlaştırın." - Epiktetos

Epiktetos·Ders kırk üç43 / 112

Eylemler sözlerden daha yüksek sesle konuşur.

Felsefenizi açıklamayın. Onu yaşayın, somutlaştırın." - Epiktetos

Epiktetos

Epiktetos'un dediği gibi: "Sadece kitap okuduğunuzu söylemeyin. Onlar aracılığıyla daha iyi düşünmeyi, daha ayırt edici ve yansıtıcı bir insan olmayı öğrendiğinizi gösterin. Kitaplar zihnin antrenman ağırlıklarıdır. Çok yardımcı olurlar, ancak sadece içeriklerini içselleştirerek ilerleme kaydettiğinizi düşünmek kötü bir hata olur."

Başka bir deyişle, insanlara neye inandığınızı söylemeyin; onlara yaşam tarzınızla gösterin. Kitap okuduğunuzu söylemeyin, kitaplardan edindiğiniz bilgileri uygulayın. Planlarınızdan bahsetmeyin, kutuları tek tek işaretleyin.

➔ “Siz vücudunuz ya da saç stiliniz değil, iyi seçim yapma kapasitenizsiniz. Seçimleriniz güzel olursa, siz de güzel olursunuz.” - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos·Ders kırk dört44 / 112

Siz seçimlerinizsiniz, görünüşünüz değil.

“Siz vücudunuz ya da saç stiliniz değil, iyi seçim yapma kapasitenizsiniz. Seçimleriniz güzel olursa, siz de güzel olursunuz.” - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos

Camus'nün veciz bir şekilde söylediği gibi hayat seçimlerimizin toplamıdır. Her karar, seçebileceğiniz binlerce olası diğer dalın kesilmesine neden olur.

Değerinizi fiziksel görünümünüze, ne kadar seksi göründüğünüze, göbeğinizde kaç paket olduğuna göre değerlendirebilirsiniz. Nihayetinde bunların hiçbirinin önemi yoktur. Bunların hiçbiri size aradığınız esenliği ve huzuru getirmeyecektir.

Burada Buddha'nın alışkanlıklar, seçimler ve karakter üzerine söylediklerine dikkat çekmek gerekir: "Düşünceler sözcüklere, sözcükler eylemlere dönüşür. Eylemler alışkanlıklara, alışkanlıklar da karaktere dönüşür. Karakterinize dikkat edin, çünkü o sizin kaderinizdir". - Buda

Daha iyi kararları nasıl veririm diye mi soruyorsunuz? Gelin birlikte Stoacı pratiklere bakalım:

● Öz Farkındalık Geliştirin: Kendi değerlerinizi, arzularınızı ve inançlarınızı derinlemesine anlamak için kendi kendinize düşünmeye başlayın. İçsel motivasyonlarınızın ve düşünce kalıplarınızın daha fazla farkına vararak, özgün benliğiniz ve uzun vadeli hedeflerinizle uyumlu seçimler yapabilirsiniz. ● Bağlantısızlık (detachment) Pratiği Yapın: Dışsal sonuçlardan uzaklaşma duygusunu geliştirin ve kontrolünüz dahilinde olan şeylere odaklanın. Etkimiz altında olan şeylerle (düşüncelerimiz, seçimlerimiz ve değerlerimiz) olmayanlar (dış olaylar, başkalarının görüşleri) arasında ayrım yapmanın önemini defalarca vurguladık. Sonuçlara olan bağlılığınızı bırakarak, onaylanma veya dış ödüller

aramak yerine değerleriniz ve erdemlerinizle uyumlu olan şeylere dayalı kararlar verebilirsiniz. ● Erdemlerinizi unutmayın: Stoacılık bilgelik, adalet, cesaret ve ölçülülük gibi erdemlerin geliştirilmesini vurgular. Seçimlerinizde ve eylemlerinizde bu erdemleri somutlaştırmaya çalışın. Her kararın bu ideallerle nasıl uyumlu olduğunu düşünün ve ahlaki bütünlüğü ve kişisel gelişimi destekleyen yolu seçin. ● Zorlukları Önceden Düşünme Pratiği Yapın: Düşündüğünüz seçimlerle ilgili olası zorlukları veya olumsuz sonuçları hayal edin. Bu alıştırma, daha önce de konuştuğumuz gibi engelleri öngörmenize ve bunlara hazırlanmanıza, daha bilinçli kararlar vermenize ve kısa vadeli arzularla dürtüsel hareket etme olasılığını azaltmanıza yardımcı olur. ● Rol Modellerinden Bilgelik Arayın: Stoacılık, hayranlık duyduğunuz erdemleri ve değerleri somutlaştıran bilge kişilerden öğrenmeyi vurgular. Epictetus, Marcus Aurelius ve Seneca gibi Stoacı filozofların öğretilerini ve biyografilerini inceleyin. Onların bilgeliklerinden ilham alın ve ilkelerini karar verme sürecinize uygulayın. ● Değer Hiyerarşilerinizi Unutmayın: Karar verme sürecinize rehberlik edecek bir değerler hiyerarşisi oluşturun. Sizin için gerçekten neyin önemli olduğunu belirleyin ve farklı değerlere öncelikler atayın. Bu hiyerarşiyi, seçenekleri değerlendirmek ve temel değerlerinizle uyumlu olduklarından emin olmak için bir çerçeve olarak kullanın. ● Yukarıdan Bakış: Durumunuza kozmik veya evrensel bir bakış açısından bakıyormuş gibi yukarıdan bir perspektif aldığınızı hayal edin. Bu egzersiz daha geniş bir perspektif kazanmanıza, anlık arzu ve duygulardan uzaklaşmanıza ve daha büyük bir amaç duygusu veya kozmik düzenle uyumlu kararlar almanıza yardımcı olur. ● Gözden Geçirme: Bir karar verdikten sonra, süreç ve sonuçlar üzerinde düşünün. Kararın değerlerinize ve

erdemlerinize uygun olup olmadığını değerlendirin ve sonuçları veya sonuçları değerlendirin. Bu uygulama, kararlarınızdan ders çıkarmanıza, karar verme becerilerinizi geliştirmenize ve gelecekteki seçimleriniz için ayarlamalar yapmanıza olanak tanır. ● Negatif Görselleştirme: Her bir kararla ilgili potansiyel olumsuzlukları veya kayıpları göz önünde bulundurun. En kötü durum senaryolarını gözünüzde canlandırın ve bunlarla nasıl başa çıkacağınızı düşünün. Bu uygulama, sahip olduklarınızı takdir etmenize yardımcı olur ve şükran duymanızı sağlarken, sizi kararınızdan kaynaklanabilecek olası zorluklara karşı da hazırlar. ● “Eğer” maddesi: En iyi çabalarınıza ve niyetlerinize rağmen dış koşulların sonuçları etkileyebileceğini kabul ederek kararlarınıza "eğer” maddesi uygulayın. Seçimleriniz ve eylemleriniz üzerinde kontrol sahibi olduğunuzu, ancak nihai sonucun kontrolünüz dışındaki faktörlerden etkilenebileceğini kabul edin. Bu zihniyet, belirsizlikleri kabul etmenize ve kontrol alanınızda olan şeylere odaklanmanıza yardımcı olur.

➔ "Ne bir gemi küçük bir çapaya güvenmeli, ne de yaşam tek bir umuda dayanmalıdır." - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos·Ders kırk beş45 / 112

Peşinden koştuğunuz her çabada daima bir yedek planınız olsun.

Birinde başarısızlığa uğramanız durumunda, hedefe ulaşmak ve bundan mutluluk duymak için birden fazla amaç bulmaya çalışın.

Ne bir gemi küçük bir çapaya güvenmeli, ne de yaşam tek bir umuda dayanmalıdır." - Epiktetos, El Kitabı

Epiktetos

Bu Epiktetos'un en basit ama en güçlü sözlerinden biridir. Asla tüm mutluluğunuzu tek bir nedene bağlamayın. Asla tüm varlığınızın bağlı olduğu birini sevmeyin.

Epstein'ın Range adlı kitabı popüler olduktan sonra sıcak bir tartışma başladı. En iyi performans gösterenlerin tek bir konuda uzmanlaşanlar olmadığını iddia etti. Onlar birden fazla alanda ustalaşmaya çalışırlar. Range'den öğrendiğimize göre, gerçek dünyadaki pek çok çabada, tekrarlama performansın ya da öğrenmenin artmasına yol açmamıştır. Yazar, alanları entegre ederek, teknolojiyi bir alandan alıp diğerlerine uygulayarak değer katanların genelciler olduğunu öne sürüyor.

Elbette uzmanlara en çok ihtiyaç duyulan alanlar da var. Örneğin blok zinciri geliştirme, bulut bilişim, siber güvenlik uzmanları gibi. Ancak hayatın tek bir hedefin peşinden koşmak için çok geniş olduğunu kabul etmeliyiz. Öğrenmemiz ve birleştirmemiz gereken birden fazla alan var.

Genelcilerin yolunu izleyerek, kendimizin 3-4'ten fazla alanını geliştirebilir ve bunlardan biri başarısız olduğunda yine de güçlü kalabiliriz. Bu hem profesyonel hem de kişisel yaşamlarımız için geçerlidir. Seçeneklerinizi çoğaltın.

➔ “Herhangi biri sizi eleştirdiğinde veya size haksızlık ettiğinde, unutmayın ki onlar yalnızca doğru olduğunu düşündükleri şeyi yapıyor veya söylüyorlar. Sizin görüşleriniz onlara rehberlik edemez, yalnızca kendi görüşleri onlara rehberlik eder; dolayısıyla görüşleri yanlışsa, yanlış yönlendirildikleri ölçüde zarar gören kendileri olur. Demek istediğim, eğer birisi doğru bir bağlaçlı önermeyi yanlış olarak ilan ederse, önerme bundan etkilenmez, cehaletleri ortaya çıktığı için daha kötü olan kendileridir. Bunu aklınızda tutarak eleştirmeninize daha şefkatli davranacaksınız. Her seferinde kendinize şöyle deyin: 'O doğru olduğuna inandığı şeyi yaptı.” - Epiktetos, El Kitabı, 42

Epiktetos·Ders kırk altı46 / 112

Birinin eleştirisine gücenmek kolaydır.

Sizin için ya da işiniz için söylenen her şeye karşı huzursuz, üzgün, umutsuz hissetmek kolaydır. Ancak unutmayın ki insanlar olaylara bakmak için kendi pencerelerini kullanırlar. Sadece kendilerine verilen bilgilere sahipler. Kendi doğruları vardır ve bu doğrular sizin aklınızdakilerle uyuşmayabilir. Onları kabul etmeye ve eleştirilerinin sahip olabileceği değerli içgörüleri görmeye çalışın. Her eleştiriden alınmak zaman ve hayat kaybettirir. Bunun yerine, zor olduğunu biliyorum, onları açık yüreklilikle kabul etmeye çalışın. Eleştiride değerli bir şey yoksa, basitçe görmezden gelin. Eğer değerli bir şey varsa, size ne katabileceğini görün ve onunla kendinizin daha iyi bir versiyonu olun.

“Herhangi biri sizi eleştirdiğinde veya size haksızlık ettiğinde, unutmayın ki onlar yalnızca doğru olduğunu düşündükleri şeyi yapıyor veya söylüyorlar. Sizin görüşleriniz onlara rehberlik edemez, yalnızca kendi görüşleri onlara rehberlik eder; dolayısıyla görüşleri yanlışsa, yanlış yönlendirildikleri ölçüde zarar gören kendileri olur. Demek istediğim, eğer birisi doğru bir bağlaçlı önermeyi yanlış olarak ilan ederse, önerme bundan etkilenmez, cehaletleri ortaya çıktığı için daha kötü olan kendileridir. Bunu aklınızda tutarak eleştirmeninize daha şefkatli davranacaksınız. Her seferinde kendinize şöyle deyin: 'O doğru olduğuna inandığı şeyi yaptı.” - Epiktetos, El Kitabı, 42

Epiktetos

➔ "Sizi öfkelendirebilecek herhangi bir kişi efendiniz olur; ancak siz onun tarafından rahatsız edilmenize izin verdiğinizde sizi öfkelendirebilir."

— Epiktetos

Epiktetos·Ders kırk yedi47 / 112

Kızgın olmak ya da olmamak sizin seçiminizdir.

Birine ya da bir şeye öfkelendiğinizde, kontrolünüzü ona vermiş olursunuz. Onların sizin efendiniz olmasına izin vermeyin.

Sizi öfkelendirebilecek herhangi bir kişi efendiniz olur; ancak siz onun tarafından rahatsız edilmenize izin verdiğinizde sizi öfkelendirebilir." — Epiktetos

Epiktetos

Her türden Stoacı, duygularımızı ve tepkilerimizi kontrol ettiğimizi kuvvetle iddia eder. Bu güçlü bir farkındalıktır. Ayak parmaklarınıza basacak pek çok durum vardır. Stres ve kaygı hissedersiniz. Öfke gibi duyguları bırakmanın çözüm olduğunu düşünürsünüz.

Ancak Epiktetos'a göre mutluluğunuz için en önemli şey huzurunuzdur. Her ne pahasına olursa olsun onu korumalısınız. Huzurunuzu sağlamanın en güçlü yollarından biri, sizi rahatsız eden olaylar üzerinde gücünüz olduğunu fark etmektir. Basitçe bir fikre sahip olmamayı, fiziksel veya duygusal bir tepki vermemeyi seçebilirsiniz. Sadece akışına bırakırsınız.

Bu alıntı bana Churcill'in sözlerini de hatırlatıyor: "Durup havlayan her köpeğe taş atarsanız hedefinize asla ulaşamazsınız."

Yıldızlara giden yolda binlerce engel vardır. Onları görün, onlardan öğrenin, sizi rahatsız etmelerine asla izin vermeyin ve bırakın gitsinler.

"Bedenin herhangi birine teslim edilseydi, şüphesiz buna itiraz ederdin. Zihnini seni eleştiren herkese karşı savunmasız bıraktığın için neden utanmıyorsun, böylece otomatik olarak kafası karışıyor ve üzülüyor?" diye soruyor Epiktetos, çok haklı olarak.

Asla unutmayın, öfkeli bir adam her zaman aptal bir adamdır.

Epiktetos'tan Kendimize Sık Sık Hatırlatmak İçin 54 Ders 1. Gerçekten etkileyebileceğiniz şeyler üzerinde tam kontrol sahibi olun. Gücümüz dahilinde fikir, motivasyon, arzu, isteksizlik ve tek kelimeyle kendi yaptığımız her şey vardır; gücümüz dahilinde olmayanlar ise bedenimiz, malımız, itibarımız, makamımız ve tek kelimeyle kendi yapmadığımız her şeydir. 2. Gerçeklik bir izlenimden başka bir şey değildir. Hepimizin dünyayı anlamlandırırken kullandığımız önyargılarımız, zihinsel modellerimiz, deneyimlerimiz ve yetiştirilme tarzımız vardır. Her kararımızda sözde gerçekliklerimizi yıkmak için farklı testler uygulamamız gerekir. 3. Kendinize her şeyin ve tüm canlı varlıkların geçiciliğini hatırlatın. Çocuklarınızı son kez öptüğünüzde, arka bahçenizi biçtiğinizde, kahvenizi içtiğinizde bir son olacak. Her ilkin bir sonunun olacağını daima hatırlayın. 4. Her şeyin ödünç olduğunu unutmayın. Bir şeylere sahip olduğunuzu sanırsınız ama onları bir anda kaybedebilirsiniz. Neyi kontrol edebileceğinize ve neyi etkileyebileceğinize odaklanın. 5. Gerçekleşmeden önce ne olacağını düşünün ve hayal etmeye çalışın. Bu, olaylar için zihinsel hazırlığınızdır. Görselleştirme insanoğlunun süper gücüdür. 6. Siz kendinizi üzersiniz, dışarıdaki olayları ya da insanları değil. Bir şey olur, onu kötü olarak

yorumlarsınız ve sonra üzülür ya da kızarsınız. Bunun kötü olduğuna karar verirsiniz. Kendinizi üzgün hissetmeye bırakırsınız. 7. Her olaya farklı açılardan bakabilirsiniz. Dışsal olayların sizi rahatsız etmesine izin vermek yerine, bunların olduğunu kabul edebilir ve gelecekteki olaylarda daha iyi sonuçlar elde etmeyi umabilirsiniz. Bir şeyin ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olduğunu gerçekleştiği anda bilemeyeceğiniz için, olayın içinde saklı olan iyi sonuçları ortaya çıkarmak için çaba gösterebilir, kötü görünenlerden ders çıkarabilir ve geri kalanını görmezden gelebilirsiniz. 8. Olaylardan rahatsız olmazsınız, olaylar hakkında oluşturduğunuz görüş ve algılardan rahatsız olursunuz. Bu düşünceyi hemen şimdi yok edin ve kendinizi rahatsız hissetmeyin. 9. "Dışsal şeyleri kontrol edemezsiniz. Kontrol edemediğiniz şeyler için üzülmeyin. Dışsal şeylere karşı kayıtsız kalın. Odağınızı içinizde toplayın. Kontrolünüz altındaki her şeyi kontrol etmeye çalışın ve bırakın." 10. Kıyaslama ruhunuzu öldürür. Elinizden geldiğince, her boyutta kendinizi kıyaslamayı hayatınızdan çıkarın. En azından bunun farkına varın: Normalleştirilmiş karşılaştırma standartlarımız çok saçma. Bir insanı parasıyla, statüsüyle, sahip olduklarıyla ölçemezsiniz. 11. Zihniniz ve iradeniz her zaman özgürdür. Hasta, kilitli, zincirli, rahatsız olsanız bile; iradeniz her zaman özgür bir kuştur.

12. Hiçbir şeyi kişisel almayın ve iç huzurunuzu dış etkenlerin zamansız müdahalelerine kolayca kaptırmayın. 13. Bir şey öğrenmeye başladığımızda hepimiz cahilizdir. Bir şey hakkında hiçbir şey bilmemekten korkmayın. Bilmediklerinizi saklamayın. Daha fazla soru sorun. Cahil olduğunuz şeylerin üzerine giderek daha bilge olursunuz. 14. Hayat sahnelenen bir oyundur. Oyundaki en iyi aktör/aktris siz olun. Rolünüzün hakkını verin. Rolünüz ne olursa olsun, performansınız karşısında hayranlık duymalarını sağlayın. Sonuçta rolün kendisi önemli değil, performansınızın kalitesi ve yaptıklarınızla insanlara nasıl hissettirdiğiniz daha önemli. 15. Bir başkasının yaptığı yanlış ya da kaderi hakkında kolayca yorum yaparız ama iş kendi başımıza gelene gelince aynı konuya bakış açımız farklılaşır. Ötekileştirmeye çalışın, başkasının başına gelmiş gibi davranın. Ne önerirdiniz? O kişinin bu durumda nasıl davranmasını beklerdiniz? 16. Dışarıdaki insanlar ve şeyler tarafından rahatsız edilmenize izin vererek zihninizi ve huzurunuzu ele veriyorsunuz. Verilen bedeniniz olsaydı çok öfkelenirdiniz. Kendinize ve huzurunuza hak ettikleri değeri gösterin. 17. Sessizliği iyileştiremediğiniz sürece konuşmayın. 18. Arkanızdan yapılan konuşmalara karşı mizah anlayışınız olsun. Herkesin hataları vardır, sizin de. Hatalarını düzeltmeden sizi eleştirmek kimsenin işi değildir. 19. Bir zevk sizi alıp götürdüğünde dikkatli olun. İyice inceleyin, yapabiliyorsanız erteleyin. Gecikme, daha

eğitimli kararlar vermenize ve zevk geldiğinde daha fazla keyif almanıza yardımcı olacaktır. 20. Yaptığınız şeyi tüm kalbinizle sahiplenin. 21. Sınırlarınızı bilin. Bu, "sınırlarınızı zorlamayın" demek değil, kendinizin farkında olun demektir. Eksiklerinizi bilin, onların üzerine eğilin ve kendinizi geliştirin. Önce sessiz bir kavga, sonra gürültülü bir kavga. 22. Biri sizin hakkınızda kötü konuşuyorsa, kötü olan siz değilsinizdir, kötü olan odur, çünkü gerçeği ve doğası onu bu ruh haline itmiştir. Kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanmaktadır. Onu dinlememeli ve düzeltmeye çalışmamalısınız. 23. Bir hikayenin her zaman henüz bilmediğiniz başka bir tarafı vardır. Hemen bir sonuca varmadan önce diğer olası açıklamaları da görmeye çalışın. 24. Kendinizi diğer insanlarla karşılaştırmak için mutlak ölçütler yoktur. Sizi mutluluğunuzdan uzaklaştırdığı için kıyaslamayı bırakın. 25. Her zaman yargılamadan konuşun. Günlük konuşmalarımız o kadar çok yargılama ve önyargı içerir ki artık bunların farkına bile varmayız. Bu önyargılar içimize kazınmıştır. Bunu fark etmeye çalışın ve konuşurken yargılamaktan uzak durun. 26. İlerlemenize odaklanın, kimseyi suçlamayın, eleştirmeyin, övmeyin ya da itham etmeyin. Dışarıdan gelen eleştirileri duymayın veya bunlara değer vermeyin. Övgüler dikkatinizi dağıtmasın. Her zaman aptal kalın ve çevrenizi genişletmeye çalışın.

27. Olmak istediğiniz şey olmanıza yardımcı olacak eylemleri ertelemeyin. Ne kadar zamanınız kaldığını bilmiyor musunuz? 28. Değişime doğru atılan ilk adım farkındalıktır. İkinci adım ise kabullenmektir. 29. Ver ve al. İnsan ilişkilerinin temeli budur. Karşılığında bir şey görmek zorunda değilsiniz, karşılığında hediye almak için bir şey yapmıyorsunuz. Bunu evrende küçük bir değişiklik yaratması umuduyla yaparsınız. Genişleyen bir dalga çemberi gibi. 30. Çok az miktarda isteğiniz olduğu sürece zenginsinizdir. Keder üreten yoksulluk değil, arzudur. 31. Sevgi, onu zevk, kazanç ve gurur arayışına yönlendirmediğiniz sürece iyidir. Bunun yerine yüceliği, nezaketi ve hümanizmi tercih etmeye çalışın. Tüm sevgiler eşit yaratılmamıştır. 32. Yaşam kalitenizi yükseltmek için, nadir bulunan bazı deneyimler yaratmanız ve yaşayabileceğiniz en yüksek harikaları yaratmanız gerekir. 33. Her zaman en çok dinleyen kişi olun. Konuşmak çoğu zaman size baş ağrısından başka bir şey vermeyecektir. Çoğu zaman aradığımız şey bizi dinleyen birisidir. 34. "Tekrar tekrar ne yapıyorsak oyuz. O halde mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır." demiş Aristoteles binlerce yıl önce. 35. Acıyı öne doğru çekin ve görün: Ne kadar acıtacak? Bu kadar acıtmaması için ne yapabilirim? Şu anda neyi kaçırıyorum?

36. Bir insanın başına gelebilecek en kolay şey her şeyini kaybetmektir. Bir anda tüm mal varlığınız ve sevdikleriniz yok olabilir. Hem de hiçbir sebep yokken. 37. Kıskançlık ruhun ülseridir. 38. Asla başkalarının hayranlığına bel bağlamayın. Belki bir dereceye kadar değer verin ama asla peşinden koşmayın. 39. Acı çekmemiş olağanüstü bir insan yoktur. Zor durumlarla sıkı bir antrenman yapmalı ve sonra bir usta olmalısınız. Eğitim ve öğrendiklerinizi uygulama sizi ustalığa götürecektir. 40. Alçakgönüllü olun. Hayatla ve diğer herkesle barışık olabilmeniz için önce kendinizle barışık olmanız gerekir. 41. Refahınız için başkasına bağımlı olmayın. Bu tamamen ve yalnızca size bağlıdır. 42. Başarılarınızı ve başarısızlıklarınızı günlük olarak gözden geçirin. Nereye gitmek istediğinizi gözden kaçırmak kolaydır. 43. Eylemler kelimelerden daha yüksek sesle konuşur. 44. Siz seçimlerinizsiniz, görünüşünüz değil. 45. Peşinden koştuğunuz her girişimde daima bir yedek planınız olsun. Birinde başarısızlığa uğramanız durumunda, vurabileceğiniz ve mutluluk elde edebileceğiniz birden fazla amaç bulmaya çalışın. 46. Birinin eleştirisinden rahatsız olmak kolaydır. Sizin için ya da yaptığınız iş için söylenenler karşısında huzursuz, üzgün, umutsuz hissetmek kolaydır. Ancak unutmayın ki insanlar olaylara bakmak için kendi pencerelerini kullanırlar. Sadece kendilerine verilen

bilgilere sahipler. Kendi doğruları vardır ve bu doğrular sizin aklınızdakilerle uyuşmayabilir. 47. Kızgın olmak ya da olmamak sizin seçiminizdir. Birine ya da bir şeye öfkelendiğinizde kontrolünüzü ona vermiş olursunuz. Onların sizin efendiniz olmasına izin vermeyin. 48. Hayat sahnelenen bir oyundur. Oyundaki en iyi aktör/aktris siz olun. Rolünüzü iyi oynayın. Rolünüz ne olursa olsun, performansınız karşısında hayranlık duymalarını sağlayın. Sonuçta rolün kendisi önemli değildir, performansınızın kalitesi ve yaptıklarınızla insanlara nasıl hissettirdiğiniz daha önemlidir. 49. Gerçek, izlenimden başka bir şey değildir. Hepimizin dünyayı anlamlandırırken kullandığımız önyargılarımız, zihinsel modellerimiz, deneyimlerimiz ve yetiştirilme tarzımız var. Her kararımızda sözde gerçeklerimizi yıkmak için farklı testler uygulamamız gerekir. 50. Amor fati. Kaderinizi sevin. Kadere teslim olmak anlamında değil, geleceğin acılarla dolu olabileceğini kabul etmek anlamında. Hazırsınız, engellerin her birinden bir şeyler öğrenecek ve büyüyeceksiniz. Kader hakkında yakınmanın bir anlamı yok. 51. Olaylar sizi rahatsız etmiyor, olaylar hakkında oluşturduğunuz fikirler ve algılar sizi rahatsız ediyor. Bu düşünceyi hemen şimdi yok edin ve kendinizi rahatsız hissetmeyin. 52. Gerçekleşmeden önce ne olacağını düşünün ve hayal etmeye çalışın. Bu sizin olaylar için zihinsel

hazırlığınızdır. Görselleştirme insanoğlunun süper gücüdür. 53. Memento mori. Ölümü hatırlayın. Öleceksiniz. Bu gerçeğin eylemlerinize rehberlik etmesine ve size küresel ölçekteki önemsizliğinizi hatırlatmasına izin verin. 54. En kötü senaryoyu varsayın ve hayal edin. Hazırlıklı olun. Direncinizi arttırın.

Epiktetos'un sanatsal tasviri

2. MARCUS AURELİUS

➔ "Her şeyin birbirine nasıl dönüştüğünü düşünmeyi sistematik bir uygulama haline getirin, değişime sürekli dikkat edin ve kendinizi bu konuda eğitin. Hiçbir şey nesnelliğe daha fazla yardımcı olamaz. Olaylara nesnel olarak bakan bir adam kendini bedeninden soyutlar. Çok kısa bir süre sonra dünyadan ayrılırken tüm bunları geride bırakmak zorunda kalacağını bilir ve bu nedenle kendi eylemlerinde kendini tamamen adalete adar ve kontrolü dışındaki olaylar söz konusu olduğunda kendini evrensel doğaya emanet eder. İnsanların onun hakkında ne söyleyeceklerini, ne düşüneceklerini ya da ona karşı ne yapacaklarını merak etmek aklına bile gelmez, ama ilk olarak her zaman doğru olanı yaparsa ve ikinci olarak da kaderini bütünüyle kabullenirse mutlu olur. Her türlü dikkat dağıtıcı ve saptırıcı şeyden vazgeçer ve tek istediği hukuk yolunda dosdoğru ilerlemek ve böylece Tanrı'yı takip etmektir.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 10.11

Marcus Aurelius·Ders bir48 / 112

Her şey değişir, değer verdiğiniz her şeyin her an yok olabileceğini hatırlamayı bir alışkanlık haline getirin.

Siz de akan bir nehirsiniz, eski inançlara veya değerlere bağlı kalmayın ve karakterinizi şekillendiren değişimleri kucaklayın. Değişimler ve acılar kim olduğunuzun ve ne olacağınızın önemli bir parçasıdır.

Her şeyin birbirine nasıl dönüştüğünü düşünmeyi sistematik bir uygulama haline getirin, değişime sürekli dikkat edin ve kendinizi bu konuda eğitin. Hiçbir şey nesnelliğe daha fazla yardımcı olamaz. Olaylara nesnel olarak bakan bir adam kendini bedeninden soyutlar. Çok kısa bir süre sonra dünyadan ayrılırken tüm bunları geride bırakmak zorunda kalacağını bilir ve bu nedenle kendi eylemlerinde kendini tamamen adalete adar ve kontrolü dışındaki olaylar söz konusu olduğunda kendini evrensel doğaya emanet eder. İnsanların onun hakkında ne söyleyeceklerini, ne düşüneceklerini ya da ona karşı ne yapacaklarını merak etmek aklına bile gelmez, ama ilk olarak her zaman doğru olanı yaparsa ve ikinci olarak da kaderini bütünüyle kabullenirse mutlu olur. Her türlü dikkat dağıtıcı ve saptırıcı şeyden vazgeçer ve tek istediği hukuk yolunda dosdoğru ilerlemek ve böylece Tanrı'yı takip etmektir.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 10.11

Marcus Aurelius

En ünlü Stoacı filozoflardan biri MS 121-180 yılları arasında yaşamış olan Marcus Aurelius'tur. Kendisi 160 yılında Roma imparatoru olmuş ve yirmi yıl sonraki ölümüne kadar hüküm sürmüştür. Bu süre zarfında, bir savaştan diğerine koşarken, insanların hayatlarını nasıl daha iyi yaşayabilecekleri ip ve yaşamlarını nasıl daha anlamlı hale getirebilecekleri hakkında bir dizi düşünce ve fikir yazdı. Bu yazılar Meditasyonlar adlı bir kitapta toplandı ve bugün hala etkisini sürdürüyor. Hayatın engelleri karşısında bize yol

gösterecek ve kendi felsefemizi yaratmamızı sağlayacak en iyi kitaplardan biri.

Hayatta değişmeyen tek şey değişimin kendisidir, diyor Marcus, diğer bazı Antik filozoflar gibi. Kulağa klişe geldiğini biliyorum, bunu her zaman duyuyorsunuz ya da en azından hissediyorsunuz. 15 yıl öncesini düşünün, umarım o kadarını hatırlıyorsunuzdur. Paraşütünüz ne renkti? Bir kutu Coca Cola ne kadardı? Saklambaç oyunlarına ne dersiniz? Dondurmanın tadını hatırlıyor musunuz? Cedric? Charlie Brown? Müfettiş Gadget belki? Anne babanı kaç gün görebiliyorsun? Annenizle kaç veda öpücüğü paylaştınız daha kaç tane paylaşabilirsiniz? Hâlâ anne babası hayatta olan şanslı kişilerdenseniz tabii. Stoacılar, tüm evrenin "sürekli değişen deterministik bir evrensel akışın ebedi ateşi" olduğunu kesin bir dille iddia etmişlerdir. Deterministik, Stoacılığın kötümser tarafına katkıda bulunur. Bu konuda tamamen hemfikir olmak zorunda değilsiniz. Bu noktada Dostoyevski akla geliyor. İnsanların durumunu piyano tuşu olmaya isyan etmeye benzetir. Onu dinleyelim:

"Hepsi bu kadar da değil: İnsan gerçekten bir piyano tuşundan başka bir şey olmasaydı bile, bu ona doğa bilimleri ve matematik tarafından kanıtlansa bile, o zaman bile mantıklı olmaz, sadece amacına ulaşmak için basit bir nankörlükten dolayı bilerek sapkın bir şey yapardı. Ve eğer bir yol bulamazsa, sadece amacına ulaşmak için yıkım ve kaos yaratacak, her türlü acıyı yaratacaktır! Dünyaya lanet yağdıracak ve yalnızca insan lanet okuyabildiği için (bu onun ayrıcalığıdır, diğer hayvanlarla arasındaki temel farktır), belki de yalnızca lanet okuyarak amacına ulaşacaktır - yani kendini bir piyano tuşu değil de bir insan olduğuna ikna edecektir! — Dostoyevski

Hayat "bu kadar" deterministik olamaz. En azından ben buna inanmak istiyorum. Dünyanın sessizliğine isyanım bir nevi... İlk görüşte kaybedilmiş bir kavga olsa da varlığımın her zerresiyle onunla savaşmak istiyorum. Her şeyin deterministik olma ihtimali ve sonunda ölümümün kesinliği beni her saniye ısırıyor. Değişim sürekli ama yolda yaratabileceğim minik sapmalar olduğuna inanıyorum.

Maddelerin yeni şeylere dönüşmesi bizim dünyamızın kuralıdır der Marcus. Budizm'in temel öğretisini hatırlarsak, bu şu demektir: her şey geçicidir, her şey başka bir şeye dönüşür. Budizm'in ikinci en önemli unsuru da buradan kaynaklanmaktadır: özveri fikri. Her birey sürekli bir değişim içinde olduğu için somut ve ayrı bir benlik yoktur. Egonuz, sizinle evren arasındaki yolu tutar. Özverililiğin ve herkesin birbiriyle bağlantılı olduğunun farkına varmak, sizi sabit kodlanmış inanç ve algılardan kurtaracaktır.

Şimdi alıntının ikinci kısmı geliyor "hayatımız, düşüncelerimizin yaptığı şeydir." Gerçekler yok, sadece bize dair algılar var. Kendi algılanan gerçekliğimizi yaratırız. Sadece her birimizin oluşturduğu filtreler, 8 milyardan fazla. Ralph Waldo Emerson şöyle yazıyor: "Bir insan, gün boyu ne düşünüyorsa odur." Bütün gün ne düşündüğünüze dikkat edin. Siz hayatta bir kez yaşanabilecek deneyimler değilsiniz. Siz yol boyunca aniden ortaya çıkan bir düşünce değilsiniz. Sürekli düşündüğünüz şeysiniz. Her gün. Üstbilişsel teknikleri uygulayarak farkındalığınızı artırmalısınız. Düşünceniz hakkında düşünmeniz gerekiyor. Bedensel tepkilerinizi gözlemleyin. Dikkatinizi çeken şeyler konusunda daha bilinçli olmalısınız.

"Hayatınızı etkileyen şey kafanızdan geçen düşünceler değil, sahiplendiğiniz ve gün boyu üzerinde düşündüğünüz düşüncelerdir. Bir düşünceye dikkatimizi vermeyi kabul ettiğimizde, o düşünce zamanla bizim için giderek daha gerçek hale gelir ve hayatımız üzerinde giderek daha fazla güce sahip olur.” — Michael Neil

➔ "Romalı ve erkeksi bir inatçılıkla, ortaya çıkan her meseleyi titiz ve içten bir zarafetle, başkalarına karşı şefkatle, cömertlikle ve adaletle nasıl ele alacağınızı ve gelen diğer tüm izlenimler üzerinde nasıl vakit kaybetmeyeceğinizi daima düşünmelisiniz. Bu, her eyleminize hayatınızın son eylemiymiş gibi davranırsanız, yani her türlü başıboş düşünceden ve tutkunun etkisiyle aklın belirlediği ilkelerden sapmaktan, ikiyüzlülükten, kendini sevmekten ve kaderinizden memnuniyetsizlikten uzak durursanız gerçekleşecektir. Ve bakın! Bir insanın hoşnut ve Tanrı'dan korkan bir yaşam sürme becerisini kazanması için ustalaşması gereken yalnızca birkaç şey vardır. Tanrılar bile bu birkaç ilkeye bağlı kalan birinden daha fazlasını istemeyecektir.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.5

Marcus Aurelius·Ders iki49 / 112

Bir şeyi nasıl yaptığınız, her şeyi nasıl yaptığınızdır.

Romalı ve erkeksi bir inatçılıkla, ortaya çıkan her meseleyi titiz ve içten bir zarafetle, başkalarına karşı şefkatle, cömertlikle ve adaletle nasıl ele alacağınızı ve gelen diğer tüm izlenimler üzerinde nasıl vakit kaybetmeyeceğinizi daima düşünmelisiniz. Bu, her eyleminize hayatınızın son eylemiymiş gibi davranırsanız, yani her türlü başıboş düşünceden ve tutkunun etkisiyle aklın belirlediği ilkelerden sapmaktan, ikiyüzlülükten, kendini sevmekten ve kaderinizden memnuniyetsizlikten uzak durursanız gerçekleşecektir. Ve bakın! Bir insanın hoşnut ve Tanrı'dan korkan bir yaşam sürme becerisini kazanması için ustalaşması gereken yalnızca birkaç şey vardır. Tanrılar bile bu birkaç ilkeye bağlı kalan birinden daha fazlasını istemeyecektir.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.5

Marcus Aurelius

Her şeyi son kez yapıyormuş gibi yapmak bana imkansız geliyor. Bir şekilde zor ve biraz abartılmış olabilir. Ancak şu konuda Marcus'a katılıyorum: Ne yapıyorsanız yapın, elinizden gelenin en iyisini yapın. Eğer tüm potansiyelinizi ortaya koymuyorsanız, elinizdeki göreve ve kendinize saygısızlık ediyorsunuz demektir.

➔ "Kendini hor gör, benim ruhum-evet, hor gör! Kendine saygı duymanın zamanı geçti. Çünkü hiç kimse uzun yaşamaz ve sen kendini küçük düşürüp mutluluğunu başkalarının ruhlarına bağladığın sürece bu hayatın tükenecek.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2, 6

➔ “Devletin refahına atıfta bulunmadıkça, yani falancanın ne yaptığını ve neden yaptığını, ne söylediğini, ne düşündüğünü, tasarımlarının ne olduğunu vb. merak edip dikkatinizi kendi komuta merkezinize vermekten alıkoymadıkça, hayatınızın geri kalanını diğer insanlar hakkında düşünerek harcamayın. Amaçsız ve rastgele olan her şeyi, ama özellikle ve her şeyden önce boş merak veya kötü niyetten kaynaklanan her şeyi düşüncelerinizin sıralamasından çıkarmalısınız. Düşüncelerinizi öyle düşüncelerle sınırlama alışkanlığı edinmelisiniz ki, aniden size "Ne düşünüyorsun?" diye sorulsa, açık yüreklilikle cevap verebilesiniz." diye sorulsa, açık yüreklilikle ve tereddüt etmeden "X" ya da "Y" diye cevap verebilirsiniz ve verdiğiniz cevaptan tüm düşüncelerinizin kurnazlık içermeyen ve nazik düşünceler olduğu, zevkli ya da her türlü kendini beğenmiş fanteziyi küçümseyen ve rekabet, kötülük, şüphe ya da insanın aklından geçtiğini itiraf etmeye utanacağı başka herhangi bir şeyin dokunmadığı sosyal bir yaratığın düşünceleri olduğu hemen anlaşılacaktır.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.6

Marcus Aurelius·Ders üç50 / 112

Başkalarının ne düşündüğünü umursama.

Kendini hor gör, benim ruhum-evet, hor gör! Kendine saygı duymanın zamanı geçti. Çünkü hiç kimse uzun yaşamaz ve sen kendini küçük düşürüp mutluluğunu başkalarının ruhlarına bağladığın sürece bu hayatın tükenecek.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2, 6 ➔ “Devletin refahına atıfta bulunmadıkça, yani falancanın ne yaptığını ve neden yaptığını, ne söylediğini, ne düşündüğünü, tasarımlarının ne olduğunu vb. merak edip dikkatinizi kendi komuta merkezinize vermekten alıkoymadıkça, hayatınızın geri kalanını diğer insanlar hakkında düşünerek harcamayın. Amaçsız ve rastgele olan her şeyi, ama özellikle ve her şeyden önce boş merak veya kötü niyetten kaynaklanan her şeyi düşüncelerinizin sıralamasından çıkarmalısınız. Düşüncelerinizi öyle düşüncelerle sınırlama alışkanlığı edinmelisiniz ki, aniden size "Ne düşünüyorsun?" diye sorulsa, açık yüreklilikle cevap verebilesiniz." diye sorulsa, açık yüreklilikle ve tereddüt etmeden "X" ya da "Y" diye cevap verebilirsiniz ve verdiğiniz cevaptan tüm düşüncelerinizin kurnazlık içermeyen ve nazik düşünceler olduğu, zevkli ya da her türlü kendini beğenmiş fanteziyi küçümseyen ve rekabet, kötülük, şüphe ya da insanın aklından geçtiğini itiraf etmeye utanacağı başka herhangi bir şeyin dokunmadığı sosyal bir yaratığın düşünceleri olduğu hemen anlaşılacaktır.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.6

Marcus Aurelius

Bugünün toplumu beğeniler, görüşler, retweetler ve onaylarla başkalarının ne düşündüğünü önemsemek üzere tasarlandı. Başkaları bizi seviyorsa biz bir hiçiz. Cehennem günümüzde daha çok başka insanlardır.

Marcus, kişinin kendi egosuna veya arzularına çok fazla önem vermediği bir tür içsel tarafsızlığı savunuyor. Doğrulama veya

onay için başkalarına güvenmek yerine, kendi içinde mutluluk ve memnuniyet bulmaya çalışıyor.

Tabii ki fikir soracağınız kişiler, idoller ya da akıl hocaları diyebileceğiniz kişiler de olmalı. Ancak anahtar, bu hayatın size ait olduğunu ve bazen öğrenmek ve büyümek için hatalar yapmanız gerektiğini bilmektir.

Ralph Waldo Emerson, sizi sürekli olarak başka bir şey yapmaya çalışan bir dünyada kendiniz olabilmenin en büyük başarı olduğunu söylüyor. Bunu bir düşünün. Ayrıca, ne kadar nadiren düşündüklerini fark etseydiniz, başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü konusunda bu kadar endişelenmezdiniz.

➔ "Her şey senin düşündüğün gibi. Kinik Monimus'a bir yanıt olarak, bu apaçık ortadadır, ancak eğer kişi onda sağlıklı olan şey kabul edilirse, onun doğruluğu ve daha fazlası değil, sözün değeri de açıktır.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.15

Marcus Aurelius·Ders dört51 / 112

Her şey bir izlenimden ibarettir.

Her şey senin düşündüğün gibi. Kinik Monimus'a bir yanıt olarak, bu apaçık ortadadır, ancak eğer kişi onda sağlıklı olan şey kabul edilirse, onun doğruluğu ve daha fazlası değil, sözün değeri de açıktır.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.15

Marcus Aurelius

Dünya bir aynadır ve her insana kendi yüzünün yansımasını geri verir, der William Makepeace Thackeray. Epiktetos bu kitabın yukarısında şöyle der: "Bizi olaylar değil, onlara bakışımız rahatsız eder.

Burada Marcus, bu iddiayı çok ileri götürüp kişinin algılarının yanılmaz olduğunu ya da sadece bakış açısını değiştirerek hayattaki her şeyi kontrol edebileceğini varsayma fikrine karşı uyarmaktadır. Daha ziyade, etrafımızdaki dünyayı nasıl yorumlayacağımızı ve ona nasıl tepki vereceğimizi seçme gücüne sahip olduğumuzu öne sürüyor.

Ne kadar çok insan varsa, o kadar çok bakış açısı vardır.

➔ (...)“Beşincisi, hiçbir eylemini veya dürtüsünü bir amaca yöneltmeyip, bunun yerine amaçsız ve dikkatsizce hareket ettiğinde, en küçük eylemlerin bile sonuca göre yapılması gerektiğinde”(.. ) - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.16

Marcus Aurelius·Ders beş52 / 112

Her eylem bir amaca hizmet etmelidir.

(...)“Beşincisi, hiçbir eylemini veya dürtüsünü bir amaca yöneltmeyip, bunun yerine amaçsız ve dikkatsizce hareket ettiğinde, en küçük eylemlerin bile sonuca göre yapılması gerektiğinde”(.. ) - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.16

Marcus Aurelius

Marcus'a göre irade zayıflığı ya da akrasia, kişinin aklında belirli bir amaç ya da hedef olmadan hareket etmesi ve eylemlerine çok dikkat etmemesi anlamına gelir. Küçük eylemler bile daha büyük bir hedef veya amaca referansla gerçekleştirilmelidir. Bu, hayatta net bir yön ve amaç duygusuna sahip olmanın önemini vurgular; çünkü bu olmadan motivasyonu korumak ve ilerleme kaydetmek zor olabilir. Bireyler daha büyük bir hedefe odaklanarak ve eylemlerini bu hedefe doğru yönlendirerek motivasyonlarını koruyabilir ve arzu ettikleri sonuçlara doğru ilerleme kaydedebilirler.

Okurken belirli temaları bir araya getirmeye çalışın veya paylaşmak, üzerine yazmak, özetlemek gibi ek değerler ekleyin. Bir kitabı sadece kitap okumak için okumayın.

Bir dil öğrenmeye çalışırken bunu sadece eğlenceli olduğu için yapmayın, daha geniş bir vizyon koymaya çalışın. Dilini öğrendiğiniz ülkede çalışmaya gitmek gibi.

Bu, giriştiğimiz her türlü çabaya uygulanabilir. Bu yöntem eylemlerimizi aynı çizgide tutacaktır.

➔ "Bir insanın ömrü bir an, varlığı akıp giden bir dere, algısı donuk, bedeninin tüm dokusu çürümeye hazır, ruhu amaçsız bir gezgin, serveti düzensiz, şöhreti belirsizdir. Kısacası: beden bir nehirden başka bir şey değildir; ruh bir rüya ve yanılsamadır; yaşam bir savaş ve yabancı bir ülkede bir gezintidir; ve ölümden sonra gelen şöhret ise unutulmaktan ibarettir. O halde bize yolumuzda güvenle eşlik edebilecek olan nedir? Tek bir şey: felsefe. Bu, içimizdeki koruyucu ruhu saldırı ve zarardan korumaktan, asla zevk ya da acıdan etkilenmemekten, hareket ettiğinde amaca yönelik olmaktan, sahtekârlık ya da ikiyüzlülükten uzak olmaktan ve asla başkasının eylemine ya da eylemsizliğine bağımlı olmamaktan ibarettir. Bu aynı zamanda olanları, kişiye biçilen kaderi kendisiyle aynı kaynaktan geliyormuş gibi kabul etmekten ve ölümü her zaman dingin bir zihinle beklemekten, bunun her canlı varlığın bir bileşimi olduğu elementlerin parçalanmasından başka bir şey olmadığını anlamaktan ibarettir. Elementlerin an be an değişerek bir diğerine dönüşmesinde olağandışı bir şey yoksa, hepsinin değişmesi ve parçalanması neden endişe kaynağı olsun? Bu doğa ile uyumludur ve doğa ile uyumlu olan hiçbir şey kötü değildir. - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2, 17

Marcus Aurelius·Ders altı53 / 112

İyi yaşamak için felsefeye ihtiyacınız var.

Bir insanın ömrü bir an, varlığı akıp giden bir dere, algısı donuk, bedeninin tüm dokusu çürümeye hazır, ruhu amaçsız bir gezgin, serveti düzensiz, şöhreti belirsizdir. Kısacası: beden bir nehirden başka bir şey değildir; ruh bir rüya ve yanılsamadır; yaşam bir savaş ve yabancı bir ülkede bir gezintidir; ve ölümden sonra gelen şöhret ise unutulmaktan ibarettir. O halde bize yolumuzda güvenle eşlik edebilecek olan nedir? Tek bir şey: felsefe. Bu, içimizdeki koruyucu ruhu saldırı ve zarardan korumaktan, asla zevk ya da acıdan etkilenmemekten, hareket ettiğinde amaca yönelik olmaktan, sahtekârlık ya da ikiyüzlülükten uzak olmaktan ve asla başkasının eylemine ya da eylemsizliğine bağımlı olmamaktan ibarettir. Bu aynı zamanda olanları, kişiye biçilen kaderi kendisiyle aynı kaynaktan geliyormuş gibi kabul etmekten ve ölümü her zaman dingin bir zihinle beklemekten, bunun her canlı varlığın bir bileşimi olduğu elementlerin parçalanmasından başka bir şey olmadığını anlamaktan ibarettir. Elementlerin an be an değişerek bir diğerine dönüşmesinde olağandışı bir şey yoksa, hepsinin değişmesi ve parçalanması neden endişe kaynağı olsun? Bu doğa ile uyumludur ve doğa ile uyumlu olan hiçbir şey kötü değildir. - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2, 17

Marcus Aurelius

Marcus hayatı, akıp giden bir dere gibi, bedenin çürümeye maruz kaldığı ve ruhun amaçsızca dolaştığı kısa bir an olarak tanımlıyor. Hayatın belirsizliğine, şan ve şöhretin geçici doğasına rağmen, felsefenin varoluşun zorluklarını aşmada yol gösterici bir güç olabileceğini savunuyor. Bu, içsel benliği zarardan korumayı, amaçta sabit kalmayı ve kişinin hayattaki payını şeylerin doğal düzeninin bir parçası olarak kabul etmeyi içerir. Felsefenizi ve ilkelerinizi/değerlerinizi oluşturun. Kurallarınıza uyarsanız seçim yapmak ve karar vermek çok daha kolay olur.

Marcus'un bu konudaki bir başka sözünü hatırlayalım:

"Tıpkı doktorların acil prosedürler için alet ve edevatlarını her zaman hazır tutmaları gibi, siz de ilahi ve insani alemleri anlamak için ilkelerinizi hazır tutmalı ve ne kadar önemsiz olursa olsun yaptığınız her şeyi iki alemi birleştiren bağın bilinciyle yapmalısınız; yani aynı anda ilahi olanı hedeflemeden insani düzeyde başarılı olamazsınız ya da tam tersi." (Meditasyonlar, 3.13)

Felsefenizi yanınızda tutun.

➔ "Hipokrat, kendisi bir hastalıktan ölmeden önce birçok hastalığı iyileştirdi. Keldaniler pek çok insanın ölümünü önceden haber verdiler, ama sonra ölüm günü geldiğinde onları yakaladı. İskender, Pompey ve Julius Caesar düzinelerce şehri yerle bir etmiş, savaşlarda yüz binlerce atlı ve piyadeyi katletmiş ve bir gün onlar da ölmüşlerdir. Herakleitos, bir doğa bilimci olarak, dünyanın ateşle yok edilmesi hakkında çok şey yazdı ve içi suyla dolu, inek gübresinden bir lapaya sarılmış olarak öldü. Demokritos bitler tarafından öldürüldü ve Sokrates'i de başka bir tür bit öldürdü. Bundan ne anlamalıyız? Gemiye bindiniz, yelken açtınız ve karaya ulaştınız. Kıyıya adım atın. Eğer bu sizi başka bir hayata götürürse, orada bile hiçbir şey tanrılardan yoksun değildir. Eğer sizi bir duyarsızlık durumuna götürürse, artık acıya ve zevke katlanmak zorunda kalmayacaksınız ve artık kendisine hizmet eden üstün olduğu kadar aşağı olan bedensel bir aracın kölesi olmayacaksınız. Çünkü ikincisi zihin ve koruyucu ruhtur, birincisi ise toprak ve kandır." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 3.3

Marcus Aurelius·Ders yedi54 / 112

Herkes sonsuz bir hayatın hayalini kurdu.

Hiç kimse başaramadı.

Hipokrat, kendisi bir hastalıktan ölmeden önce birçok hastalığı iyileştirdi. Keldaniler pek çok insanın ölümünü önceden haber verdiler, ama sonra ölüm günü geldiğinde onları yakaladı. İskender, Pompey ve Julius Caesar düzinelerce şehri yerle bir etmiş, savaşlarda yüz binlerce atlı ve piyadeyi katletmiş ve bir gün onlar da ölmüşlerdir. Herakleitos, bir doğa bilimci olarak, dünyanın ateşle yok edilmesi hakkında çok şey yazdı ve içi suyla dolu, inek gübresinden bir lapaya sarılmış olarak öldü. Demokritos bitler tarafından öldürüldü ve Sokrates'i de başka bir tür bit öldürdü. Bundan ne anlamalıyız? Gemiye bindiniz, yelken açtınız ve karaya ulaştınız. Kıyıya adım atın. Eğer bu sizi başka bir hayata götürürse, orada bile hiçbir şey tanrılardan yoksun değildir. Eğer sizi bir duyarsızlık durumuna götürürse, artık acıya ve zevke katlanmak zorunda kalmayacaksınız ve artık kendisine hizmet eden üstün olduğu kadar aşağı olan bedensel bir aracın kölesi olmayacaksınız. Çünkü ikincisi zihin ve koruyucu ruhtur, birincisi ise toprak ve kandır." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 3.3

Marcus Aurelius

Burada acınacak durumumuzu özetlemek için Cicero'dan biraz yardım alıyoruz: "Ölüm korkumuz, yazın kısa sürmesinden duyduğumuz korkuya benzer; ama zevkten dört köşe olduğumuzda, meyveye doyduğumuzda ve sıcaktan bunaldığımızda, artık yettiğini söyleriz. Doğa savurgan olduğu kadar tutumludur da; bize her kış için bir yaz, her hasat için bir tohum zamanı verir. Doğanın bu eşitleyiciliği, sahip olduğumuzdan fazlasını umut etmemizi ve elde edeceğimizden daha azından korkmamamızı sağlar. Ortak çağrı yeterlidir, bu yüzden elimizdekinin en iyisini yapalım ve zamanımızı boş ölümsüzlük hayalleriyle boşa harcamayalım, çünkü yaşamak için yalnızca sınırlı bir zamanımız var ve yine de bunun bilgisi bizi ne daha akıllı ne de zamanımıza daha dikkatli yapar."

Ve üstadımız Seneca bize ölümden korkmanın neden gereksiz olduğunu hatırlatır: "Ölüm tüm acılardan kurtuluş, tüm kaygıların yok oluşudur; acılarımız onun ötesine geçemez: bizi doğmadan önce içinde bulunduğumuz o huzurlu duruma geri getirir. Eğer bir kimse ölülere acıyorsa, henüz doğmamış olanlara da acımalıdır. Ölüm ne iyi ne de kötü bir şeydir, çünkü yalnızca bir şey olan şey iyi ya da kötü bir şey olabilir: ama hiçbir şey olmayan ve her şeyi hiçbir şeye indirgeyen şey bizi talihin eline teslim etmez, çünkü iyi ve kötü üzerinde çalışılacak bir malzeme gerektirir. Talih, Doğa'nın bıraktığı şeyi ele geçiremez; bedeninin yükünden kurtulduğunda veya eski özgürlüğüne kavuştuğunda ya da var olduğu unsurlara dağıldığında, bir insanın yaşamına mutsuz denemez."

➔ “Tamamen inançlarınıza bağlı olan pek çok gereksiz sıkıntıdan kurtulabilir ve kendinize hemen bol miktarda zihinsel alan sağlayabilirsiniz. Zihninizle tüm evreni kuşatın, zamanın sonsuzluğunu düşünün ve tek tek şeylerin değişim hızını göz önünde bulundurun. Doğum ve parçalanma arasındaki zaman ne kadar kısadır, doğumunuzdan önceki zaman ne kadar geniştir ve parçalanmanızdan sonraki zaman da aynı şekilde sonsuzdur!" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler 9.32

Marcus Aurelius·Ders sekiz55 / 112

Evren ölçeğinde, istiridye ve siz aynı anlama gelirsiniz.

Ara sıra, her şey can sıkıcı ve zorlayıcı göründüğünde, yukarıdan bir bakış atın. Size karşı kurulmuş bir plan olmadığını görmek ferahlatıcıdır. Her yerde acı vardır ve evren doğal yasalara göre akmaktadır. Doğa sizin kim olduğunuzu umursamaz. En ufak bir fikri yoktur.

“Tamamen inançlarınıza bağlı olan pek çok gereksiz sıkıntıdan kurtulabilir ve kendinize hemen bol miktarda zihinsel alan sağlayabilirsiniz. Zihninizle tüm evreni kuşatın, zamanın sonsuzluğunu düşünün ve tek tek şeylerin değişim hızını göz önünde bulundurun. Doğum ve parçalanma arasındaki zaman ne kadar kısadır, doğumunuzdan önceki zaman ne kadar geniştir ve parçalanmanızdan sonraki zaman da aynı şekilde sonsuzdur!" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler 9.32

Marcus Aurelius

“Yukarıdan bakmak” benim için Stoacılığın bir diğer ana derslerinden biriydi. Bu, antik Yunan ve Roma Stoacıları tarafından kaygıyı gidermek ve sükunete ulaşmak için kullanılan eski bir teknik, bir görselleştirme ve imgeleme tekniği örneğidir. Bunu kullanarak evrende nereye ait olduğunuza dair daha gerçek bir his elde edersiniz.

Küçük varoluşumuzu biraz daha perspektife oturtmak için, büyük patlamayı (Big Bang) sadece bu yılbaşı gecesi başlayan bir olay olarak düşünelim ve bu kitabı okuduğunuz tarihi bu yılın sonuna koyalım. Bu kitabı 2030'da ya da 2130'da okumanız tanımlamaların hiçbirini değiştirmeyecektir çünkü 13.8 milyarın yanında bu detayı kimse fark etmeyecektir. Eğer 1 Ocak 00:00 bizim için Büyük Patlama ise, Güneş'in oluşumu kabaca 1 Eylül'e denk gelir. 2 Eylül'de Dünya oluşuyor ve ilk yaşam belirtileri 13 Eylül'de ortaya çıkıyor. Biz insanlar neredeyiz? Bize benzeyen en eski insanlar sadece 2 saat önce oluştu. Başka bir deyişle 8760'ın sadece son 2 parçasına yetişebildik. Peki bunlar ne anlama geliyor? Neden mavi yuvarlak bir topun üzerinde kendi etrafımızda ve Güneş'in etrafında dönüp duruyoruz?

Sizi Agrippa'nın Trilemma'sına sokacak pek çok soru sorabilirsiniz. Podcast'te Naval, Munchhausen trilemması olarak da bilinen Agrippa'nın Trilemması hakkında konuşuyor10.

Bazı büyük sorular, aşağıdaki kusurlar nedeniyle Trilemma'ya girmek zorundadır:

Dairesel Akıl Yürütme: Bu, argümanlarınız arasında gidip geldiğiniz bir mantık hatasıdır. “A doğrudur çünkü B doğrudur; B doğrudur çünkü A doğrudur.” Kutsal Kitap doğrudur çünkü onu Tanrı yazdı. İncil'de yazıldığı için Tanrı tarafından yazıldığını nereden biliyorsunuz?

Sonsuz Gerileme: Bu sonu gelmeyen bir “neden” sorusu gibi. Bir cevaba her zaman “neden” diye sorabilirsiniz. Bunun sonu yok.

Aksiyomatik İfadeler: Bu hiçbir ispatı hak etmeyecek şekilde ortaya atılmış bir sözdür. "Neden böyle düşünüyorsun? Çünkü annem bana öyle söyledi.”

Peki hayatın anlamı nedir diye sorduğunuzda? Bu bir trilemma. Yaşadığımız varoluşsal spazma bakmanın eğlenceli bir yolu.

Anlam ve varoluş soruları bizi krizlere itse de, yukarıdan bakmak kendimizi korumak için sağlam bir öneridir.

Etrafımızı saran bu gerçekler endişe verici. Evimizin kapısındaki savaşlar, siyasi tartışmalar, pandemi, enflasyon, ekonomik kriz. Eğer ruh sağlığımız dış dünyadan gelen bitmek bilmeyen güncellemelerden olumsuz etkileniyorsa, yukarıdan bir bakışla bu şeylerin daha büyük şemadaki önemsizliğini görmek biraz rahatlatıcıdır.

Olaylara yukarıdan bakarak kendimizi endişelerden, kaygılardan ve sorunlardan uzaklaştırabildiğimizde, her şeyi daha net,

10 Joe Rogan Experience #1309 - Naval Ravikant. (2019, June 5). YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=3qHkcs3kG44&ab_channel=PowerfulJRE

daha az duygusal olarak görebilir ve bunların nedenlerini ve çözümlerini daha iyi anlama şansına sahip olabiliriz.

Önemsizliğimizle ilgili ünlü konuşma Carl Sagan'dan geliyor, aşağıdaki bağlantıyı kaydedin ve hayatın endişelerinden dolayı stresli hissettiğinizde geri dönün.

"Bu uzak noktadan bakıldığında, Dünya özel bir ilgi alanı gibi görünmeyebilir. Ama bizim için durum farklı. Şu noktayı tekrar düşünün. Orası burası. Orası evimiz. Bu biziz. (...) Gezegenimiz, bizi saran büyük kozmik karanlıkta yalnız bir zerre. Belirsizliğimizde - tüm bu enginlikte - bizi kendimizden kurtarmak için başka bir yerden yardım geleceğine dair hiçbir ipucu yok. - Carl Sagan

Ayrıca, iç dünyanızı yatıştırmak için Stoacı uygulamalara daha fazla bakmak için bu videoyu da izlemenizi öneririm.11

11 Youtube.com. 2022. [çevrimiçi] Şu adresten erişilebilir:https://www.youtube.com/watch?v=qVHsBnv2HlQ [9 Nisan 2022'de erişildi]

➔ "Eğer dışarıdan gelen bir şey size sıkıntı veriyorsa, sizi rahatsız eden o şeyin kendisi değil, onunla ilgili yargınızdır ve bunu hemen şimdi silmek sizin elinizdedir. Ve eğer bu kendi içinizdeki bir şeyse, ona daha olumlu bir şekilde bakmanızı engelleyen biri var mı? Aynı şekilde, size doğru gelen bir şeyi yapamadığınız için sıkıntılıysanız, sıkıntıya kapılmak yerine neden yapmayasınız? "Ama bu engel benim için çok güçlü." Bu durumda sıkıntıya gerek yoktur, çünkü harekete geçememenizden siz sorumlu değilsinizdir. "Ama bu işi halletmezsem hayatım yaşamaya değmez." O halde bu hayattan ayrılsanız iyi edersiniz, ölümde hala aktif olan biri kadar nazik ve yolunuza çıkanlarla barış içinde.”

— Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8.47

Marcus Aurelius·Ders dokuzuncu56 / 112

Olaylar sizi rahatsız etmiyor.

Olaylar hakkındaki düşünceleriniz sizi rahatsız ediyor. Onlar sadece düşüncelerdir. Düşüncelerinizin yaratıcısı sizsiniz ve her birini yıkma gücüne sahipsiniz. Olaylara yapıştırdığınız yapay etiketlerin sahibi olmayın.

Eğer dışarıdan gelen bir şey size sıkıntı veriyorsa, sizi rahatsız eden o şeyin kendisi değil, onunla ilgili yargınızdır ve bunu hemen şimdi silmek sizin elinizdedir. Ve eğer bu kendi içinizdeki bir şeyse, ona daha olumlu bir şekilde bakmanızı engelleyen biri var mı? Aynı şekilde, size doğru gelen bir şeyi yapamadığınız için sıkıntılıysanız, sıkıntıya kapılmak yerine neden yapmayasınız? "Ama bu engel benim için çok güçlü." Bu durumda sıkıntıya gerek yoktur, çünkü harekete geçememenizden siz sorumlu değilsinizdir. "Ama bu işi halletmezsem hayatım yaşamaya değmez." O halde bu hayattan ayrılsanız iyi edersiniz, ölümde hala aktif olan biri kadar nazik ve yolunuza çıkanlarla barış içinde.” — Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8.47

Marcus Aurelius

Olaylara nasıl tepki verdiğimizi, hatta onları zihnimizde nasıl algıladığımızı değiştirme gücüne sahibiz. Etrafımızdaki şeyler nötrdür. Onlara önceden belirlenmiş olumlu ya da olumsuz bir anlam yüklemediğimiz için nötrdürler. Acıya neden olan en önemli kısım, onlara verdiğimiz ve onları iyi ya da kötü yapan tepkilerimizdir. Ve eğer tepkilerimizi değiştirebilirsek, o zaman dışsal olaylar bize acı veremez.

Diyelim ki bir restorandasınız ve biri telefonda çok yüksek sesle konuşuyor, sohbetinizi ve ruh halinizi bozuyor. Onu tamamen ortadan kaldırabilirsiniz. Sumo gücüne sahipsiniz, tüm dikkatinizi tamamen farklı bir yere odaklayabilirsiniz. Basitçe planları ve yerleri değiştirebilirsiniz, her şey planlarınıza göre gitmez. Bu evrendir, hayatın sizin için hiçbir izni ya da planı yoktur. Basitçe şöyle diyemez: "Oh

bugün Ratip var, sessizlik olsun." Bunu kabul edin, bir çözüm bulun. Bir çözüm bulamadığınızda, planı değiştirin. Siz ve mutluluğunuz ya da refahınız plandaki tek bir aksaklık tarafından belirlenemez.

Diyelim ki bir partidesiniz ve gerçekten hoşlanmadığınız biri de orada. Bu kişinin zamanınızı mahvetmesine ve sizi mutsuz etmesine izin vermeyi seçebilirsiniz, ancak bunun yerine boş vermeyi ve onun varlığından bağımsız olarak iyi vakit geçirmeyi seçebilirsiniz. Bu kişinin kendi mutluluğunuzu etkilemesine izin vermeyerek, nasıl hissettiğiniz üzerinde sahip olduğu gücü iptal etmiş olursunuz.

Marcus Aurelius'un acı çekmenin nedenini saptamak için olaylara verdiğimiz tepkilere bakmamız gerektiği yönündeki tavsiyesi, Dört Yüce Gerçek'te bulunanlar gibi bazı önemli Budist öğretileriyle paralellik gösterir. Ve işte can alıcı nokta: acılarımızın çoğuna neden olan şey başımıza gelenler değil, nasıl tepki verdiğimizdir. Sonunda, neredeyse tüm acılarımıza kendimiz sebep oluruz: hepsine değil ama çoğuna. Budist bir benzetme, bir okla vurulan ve sonra başka bir okla kendini vuran adamdır. Kulağa tuhaf geliyor ama biz hep böyle yapıyoruz. Olayın kendisinden çok kendimize zarar veriyoruz.

Cevap, içinde bulunduğumuz durum hakkında düşünme şeklimizde yatmaktadır. Etrafımızdaki gerçek koşullar stresli ve zor olsa da, verdiğimiz tepki tamamen bu koşulları nasıl algıladığımıza ve neye odaklanmayı seçtiğimize bağlıdır.

Kendimize her zaman anlattığımız kötü drama hikayelerini fark etmek önemlidir. Bunları bir kez gözlemlemeye başladığımızda, ne kadar tekrarlayıcı olduklarını çabucak görebiliriz. Tıpkı bir video kaset gibi, tekrar tekrar oynattığımız sınırlı sayıda hikayemiz vardır. Ne zaman bir şeyler ters gitse, ne

olduğunu anlamak yerine, otomatik olarak bu kasetlerden birini açıp olayları etiketlemeye başlarız. Onları olumlu/olumsuz kategorilere koyarız. Bu, "zavallı ben" hikayesi, "diğer herkesin nesi var?" hikayesi, "neden kimse umursamıyor?" hikayesi, "neden bu benim başıma gelmek zorunda?" hikayesi veya başka herhangi bir hikaye olabilir. Yarattığımız hikayeler sonsuzdur. Bir şey bizi incittiğinde, bu hikayelerden birine ulaşmak ve onu bir bahane olarak kullanmak kolaydır. Bir bakıma rahattırlar çünkü bize kim olduğumuza ve nereye uyduğumuza dair belirli bir his verirler. Ancak aynı zamanda acıya da neden olurlar çünkü olayları net bir şekilde görmemizi engellerler.

Şunu unutmayın, ne zaman bir şey olsa aklınıza gelen ilk şey muhtemelen yanlıştır. Yanlış kategorizasyon, yanlış aidiyet, yanlış yorumlama. Sonuçlara atlamaya ve olayları etiketlemeye bir ara verelim ve onlara dışarıdan bir bakış açısıyla bakalım; her şeyin doğaya göre gerçekleştiğini kabul edelim. Acı çekmeden yolumuza devam edeceğiz ve acıya/olaylara karşı mücadele edeceğiz. Acı çekmek isteğe bağlıdır.

➔ “İnancınızı ortadan kaldırın ve “Zarar gördüm” fikriniz de ortadan kalksın; "Zarar gördüm" ifadesini kaldırın ve zarar da ortadan kalsın." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 4.7

➔ "Dünyadaki şeylerin kendi başlarına zihin üzerinde hiçbir etkisi yoktur; ona ulaşamazlar, onu etkileyemezler ve harekete geçiremezler. Zihni değiştiren ve harekete geçiren tek şey zihindir ve dışsal nesneler ona sunulduğunda, onları kendileri hakkında vermekte haklı olduğunu düşündüğü yargılara uygun hale getirir."

— Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 5.19

➔ "Dışarıdan gelen herhangi bir şey, bu etkiden etkilenebilecek parçaları etkileyebilir. Sonuçta, etkilenen kısımlar isterlerse şikayet edebilirler. Bana gelince, deneyimi kötü olarak değerlendirmediğim sürece zarardan muafım. Ve bu tür yargılarda bulunmak zorunda değilim."

— Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 7.14

Marcus Aurelius·Ders on57 / 112

Sadece zihniniz üzerinde gücünüz vardır, dışarıdaki olaylar üzerinde değil.

Bunun farkına varın, farkında kalın. Kendinizi bir sorun içinde bulduğunuzda, çözmeye çalışmadan önce, neyin kontrolünüz altında olduğuna bakın. "Zihniniz üzerinde gücünüz var - dışarıdaki olaylar üzerinde değil. Bunun farkına varın ve güç bulacaksınız."

“İnancınızı ortadan kaldırın ve “Zarar gördüm” fikriniz de ortadan kalksın; "Zarar gördüm" ifadesini kaldırın ve zarar da ortadan kalsın." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 4.7 ➔ "Dünyadaki şeylerin kendi başlarına zihin üzerinde hiçbir etkisi yoktur; ona ulaşamazlar, onu etkileyemezler ve harekete geçiremezler. Zihni değiştiren ve harekete geçiren tek şey zihindir ve dışsal nesneler ona sunulduğunda, onları kendileri hakkında vermekte haklı olduğunu düşündüğü yargılara uygun hale getirir." — Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 5.19 ➔ "Dışarıdan gelen herhangi bir şey, bu etkiden etkilenebilecek parçaları etkileyebilir. Sonuçta, etkilenen kısımlar isterlerse şikayet edebilirler. Bana gelince, deneyimi kötü olarak değerlendirmediğim sürece zarardan muafım. Ve bu tür yargılarda bulunmak zorunda değilim." — Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 7.14

Marcus Aurelius

Marcus Aurelius, insanlar olarak kendi zihinlerimiz üzerinde kontrol sahibi olduğumuza inanan bir adamdı, tıpkı ustası Epiktetos gibi. Ayrıca düşüncelerimizin gereksiz yere acı çekmemize neden olabileceğine, ancak onları değiştirebileceğimize ve kontrol edebileceğimize inanıyordu.

Dünya kaotik ve öngörülemez bir yerdir. Sonuç olarak, yaşamlarımız üzerinde tam bir kontrole sahip olamayız. Ancak, düşüncelerimiz ve başımıza gelen olaylara nasıl tepki vereceğimiz üzerinde kontrolümüz vardır. Bu biraz da yukarıdaki alıntı ile ilgilidir. Olaylara etiket eklemeyin, rahatsızlıklar ve stres zihninizin yaratımıdır Marcus yukarıda söyledi. Burada asıl önemli olan nokta, düşündüğünüzden çok daha azını kontrol edebiliyor olmanızdır. Bunu bilmek sizi güçsüz kılmayacak, ancak mevcut tüm dikkatinizi önemli yerlere toplamanıza yardımcı olacaktır.

Koşullarımız ne olursa olsun olumlu bir tutum sergilemeyi seçebilirsek, bu bizi daha mutlu olmaya yönlendirecektir. Çok basit biliyorum. O kadar kolay değil ve bir çocuk oyuncağı. Ancak şunu bilmek önemlidir: koşullarımız sadece koşullardır. Bizi ya da mutluluğumuzu kontrol etmezler. Bizi kontrol eden tek şey kendimiz ve bu öngörülemez dünyada başımıza gelenlere nasıl tepki vereceğimize dair yaptığımız seçimlerdir.

Bu yeterince basit görünüyor, ancak herkesin aşırı bağlantılı olduğu ve dünyanın her köşesinden gelen bilgi bombardımanına tutulduğu bir çağda, gerçekten önemli olan şeylere odaklanmak zor olabilir, biliyorum. Yine de, bu sözler size ne yapmanız ve neye inanmanız gerektiğini hatırlatmak için burada. Kendimizi gerçekten önemli olan şeylere daha fazla odaklamak için rehberliğe ihtiyacımız var. Bu yüzden bu altın rehberi elinizin altında tutun. Sabah mantrası olarak okuyun. Duvarınıza yapıştırın. Olayların sizi kontrol etmesine izin vermeyin.

Ve unutmayın, Marcus'un kısa ve çarpıcı bir şekilde söylediği gibi: "Zarar görmemeyi seçin - ve zarar görmüş hissetmeyeceksiniz. Zarar görmüş hissetmezseniz, zarar görmemiş olursunuz."

Tanrım, milyonlarca şeyi dolu dolu anlatan ama kısa alıntılara bayılıyorum. Ve bir tane daha var:

“Ağlamak ve feryat etmek nedir?. Görüş. Talihsizlik nedir? Görüş. Anlaşmazlık, anlaşmazlık, suçlama, dinsizlik, aptallık nedir? Bütün bunlar görüştür, başka bir şey değil." - Epiktetos, Fragmanlar, 3,3

➔ "Güne başlarken kendinize şunu söyleyin: İşgüzar, nankör, istismarcı, hain, kötü niyetli ve bencil insanlarla karşılaşacağım. Her durumda, iyi ve kötü hakkındaki cehaletleri yüzünden bu hale gelmişlerdir. Ama ben iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu gördüm ve iyi olanın ahlaken doğru olan, kötü olanın ise ahlaken yanlış olan olduğunu biliyorum; ve zalimin gerçek doğasını gördüm ve onun benimle akraba olduğunu biliyorum - kan ve soy paylaştığımız anlamında değil, ama ikimizin de aynı zekadan ve dolayısıyla ilahi olanın bir kısmından pay aldığımız gerçeği sayesinde. Zaten hiçbiri bana zarar veremez, çünkü hiçbiri bana ahlaksızlık bulaştıramaz, benimle akraba olan birine kızamam ya da ondan nefret edemem, çünkü ayaklar, eller ya da göz kapakları gibi, üst ve alt diş sıraları gibi birlikte çalışmak üzere doğduk. Bu nedenle birbirimize karşı çalışmak doğal değildir ve öfke ve reddetme de "karşı çalışmak" sayılır.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.1

Marcus Aurelius·Ders on bir58 / 112

Yol boyunca her zaman sorunlar veya sorunlu insanlar olacaktır.

Hazırlıklı olun. Zorlukları önceden hayal edin ki içinden geçtiğinizde üstesinden gelmeniz daha kolay olsun. Engelleri yolun kendisi haline getirin. İnsanlar iyi ve kötüyü bilmedikleri için kötüdürler.

Güne başlarken kendinize şunu söyleyin: İşgüzar, nankör, istismarcı, hain, kötü niyetli ve bencil insanlarla karşılaşacağım. Her durumda, iyi ve kötü hakkındaki cehaletleri yüzünden bu hale gelmişlerdir. Ama ben iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu gördüm ve iyi olanın ahlaken doğru olan, kötü olanın ise ahlaken yanlış olan olduğunu biliyorum; ve zalimin gerçek doğasını gördüm ve onun benimle akraba olduğunu biliyorum - kan ve soy paylaştığımız anlamında değil, ama ikimizin de aynı zekadan ve dolayısıyla ilahi olanın bir kısmından pay aldığımız gerçeği sayesinde. Zaten hiçbiri bana zarar veremez, çünkü hiçbiri bana ahlaksızlık bulaştıramaz, benimle akraba olan birine kızamam ya da ondan nefret edemem, çünkü ayaklar, eller ya da göz kapakları gibi, üst ve alt diş sıraları gibi birlikte çalışmak üzere doğduk. Bu nedenle birbirimize karşı çalışmak doğal değildir ve öfke ve reddetme de "karşı çalışmak" sayılır.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.1

Epiktetos

Aurelius, karşılaştığı zorlukların deneyimine dayanarak, bu zorlukların her gün başına gelebilecek şeyler olduğunu öngörür ve kendini buna hazırlar. Kötü niyetli insanlarla karşılaşmak doğamızda var. Bununla savaşmak yerine kendimizi buna karşı eğitmeli ve gerçeği kabullenmeliyiz. Bu Stoacı taktiğe Premeditatio Malorum da denir. Peki aslında başımıza gelebilecek en kötü şey nedir? İntikam mı? İhanet mi? Savaş mı? Kıtlık mı? Yoksulluk mu? Salgın hastalık? İflas mı? Böyle büyük şeyleri düşünmemize gerek yok. Yaptığınız herhangi bir harekette ters gidebilecek herhangi bir şeyi düşünün. Otobüsün rötar yapması gibi. Donald Robertson'a göre bu

egzersiz, BDT'nin egzersizlerinden biri olan Stres Aşılama Eğitimi'ne çok benziyor. Var olmayan olumsuz durumları zihninizde canlandırarak bu olaylar karşısında nasıl hissedeceğinizi ve nasıl davranacağınızı tahmin etmeye dayalı bir egzersizdir. Ne de olsa insanoğlunun en iyi ve en sıkıntılı özelliklerinden biri hayal gücüdür. Marcus da günlüğünde bize bunu öğütlemiştir. Kötüyü düşünün, kötü olmuş gibi davranın. Ne yapardınız? Nasıl hissederdiniz? Kimden yardım isterdiniz? Bir sonraki adımınız ne olurdu? Bu şekilde ruh sağlığınızı daha sağlam temellere oturtabilirsiniz. Beyniniz hazırlandığı şeye karşı daha güçlü hisseder.

Hayatımızı zorlaştıran insanların bunu kötü oldukları için ya da özellikle bize karşı bir şeyleri olduğu için değil, sadece doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğine sahip olmadıkları için yaptıkları fikri inanılmaz derecede özgürleştirici. Yanlış yapan kişinin "doğasını" kendi doğamla ilişkili olarak "tanıyabilmem", eylemlerinin nereden geldiğini anlamak için empati kullanabileceğim anlamına geliyor - ve bu, insanlar kötü davrandığında kendimi daha az kişisel olarak mağdur hissetmeme yardımcı oluyor.

➔ “Gerçekten öldüğünüzü ve bu ana kadar hayatınızı yaşamadığınızı hayal edin, sonra hayatınızdan geriye kalanları bir ikramiye olarak değerlendirin ve doğayla barışık yaşayın.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 7. 56

➔ “Yaptığın, söylediğin ve düşündüğün her şey, senin hayattan çok yakında ayrılacağın ihtimaline dayanmalı[…]” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 1.11

Marcus Aurelius·Ders on iki59 / 112

Gerçekten ne istediğinizi keşfetmek için kullanacağınız bir modele ihtiyacınız var.

Bir an için öldüğünüzü düşün. Şu anda en çok acıya neden olan şey nedir? Pişman olduğunuz en önemli şey nedir? Baştan başlayabilseydiniz hangi düzeltmeleri yapardınız?

“Gerçekten öldüğünüzü ve bu ana kadar hayatınızı yaşamadığınızı hayal edin, sonra hayatınızdan geriye kalanları bir ikramiye olarak değerlendirin ve doğayla barışık yaşayın.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 7. 56 ➔ “Yaptığın, söylediğin ve düşündüğün her şey, senin hayattan çok yakında ayrılacağın ihtimaline dayanmalı[…]” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 1.11

Marcus Aurelius

Hayatın sadece tamamlanması gereken bir dizi iş değil, bir yaşam süreci olduğu gerçeğini gözden kaçırmak kolaydır. Kariyerimize veya günlük programlarımıza kendimizi fazla kaptırırsak, en çok sevdiğimiz insanları ve şeyleri unuturuz. Bazen bu şeylerin gerçekten ne kadar önemli olduğunu anlamamız için bir trajedi ya da felaket gerekir. Günlük koşuşturmalar hayattan keyif almanın önüne geçebilir. Birçok insan kariyerleri, ilişkileri ve sorumluluklarıyla çok meşgul oldukları için hayattan zevk almaktan vazgeçer.

Bu hayattan gerçekten ne istediğinizi düşünmek için bazı yöntemlere ihtiyacınız var. Ne için hatırlanacaksınız? Bu alıntı size en güçlü kasınız olan hayal gücünüzü kullanarak bir tür çerçeve ve model sunuyor.

Bir dakikalığına öldüğünüzü düşünün. Sevdikleriniz siz öldükten sonra orada inliyor. Ailenizi, vaatlerinizi, işinizi ve hayallerinizi bıraktınız. Şimdi düşünün:

1. En çok neye değer verdim? 2. En çok nelerden nefret ederdim? 3. En çok ihtiyaç duyduğum şeyler nelerdi? 4. Yapmadığım için pişman olduğum şeyler nelerdi? 5. Ölmemiş olsaydım şu anda yapacağım şeyler nelerdi? 6. Sıfırdan başlasaydım değiştireceğim şeyler neler olurdu? 7. Benim için herkesten daha önemli olan insanlar kimler? 8. İkinci hayatımda yapmam gereken şey nedir? a. En iyi 5 şey? 9. Eğer yapabilseydim aynı kişiyle evlenir miydim? 10. Eğer yapabilseydim çocuk sahibi olur muydum?

Yapmak isteyeceğiniz 100'den fazla şey olabilir. Tek bir yaşam amacı olduğuna inanmıyorum. İşlerin bu şekilde yürüdüğünü hiç sanmıyorum. Bence hayatınızda ne yapmak istediğinize dair büyük bir vizyona sahip olmamak, bunun yerine meraklı ve olasılıklara açık olmak sorun değil. Aslında, "tek gerçek amacınızı" bulmaya çalışmak için çok fazla zaman harcarsanız kendinize kötülük ettiğinizi iddia edebilirim. Büyük resme bu kadar çok odaklanırsanız, her gün etrafınızda gerçekleşen daha küçük büyüme ve değişim fırsatlarını kaçırırsınız.

Ancak, düşünün. Ertelemeyin. Bundan bir yıl sonra her şey farklı olabilir. Ama hiç denemezseniz asla bilemezsiniz.

Bir sonraki alıntıya geçmeden önce burada bir makaleden alıntı yapmak istiyorum. Ölüm döşeğindeki insanlara en çok nelerden pişmanlık duydukları sorulduğunda 5 tema ortaya çıkmış:

● Keşke başkalarının benden beklediği hayatı değil, kendime sadık bir hayat yaşama cesaretim olsaydı. ● Keşke bu kadar çok çalışmasaydım. ● Keşke duygularımı ifade edecek cesaretim olsaydı. ● Keşke arkadaşlarımla iletişim halinde kalsaydım. ● Keşke daha mutlu olmama izin verseydim.

Sonunda bu beş maddeye benzer bir şey söylemeyeceğiniz bir hayat kurmaya çalışın. Katıldığınız her etkinlik, bitirdiğiniz her iş, yaşadığınız her gün tüm dikkatinizi hak ediyor. Bugün son gününüzmüş gibi yaşayın, yapın, tamamlayın, mücadele edin.

Bu alıntı benim için daha çok bir karar verirken faydalı oluyor. O duyguyu bilirsiniz. İş tekliflerine, kız/erkek arkadaşlara, yaşayacağınız şehre, gideceğiniz üniversiteye karar veremezsiniz. İşte böyle zorlu durumlarda bu alıntı devreye girer. Bugün öleceğimi düşünürüm. Hangi şehirde ölmek isterim? Ölüm döşeğindeyken hangi mesleğe sahip olmak isterdim? Hangisi bana daha mantıklı geliyor? Garip bir strateji ama zor durumlarda yardımcı olabilir. Sizi her zaman doğru karara götüremez, sonuçta bir kararın doğru olup olmadığından o kararı verene ve senaryonun nasıl geliştiğini görene kadar emin olamazsınız. Bu soru büyük olasılıkla kalbinizi daha fazla dinlemenize yardımcı olur. Nihayetinde tatmin edilmesi gereken şey kalbinizdir.

Ayrıca bu alıntı, günlük işleri tamamlamak için motivasyon bulmama da yardımcı oluyor. Hayatın günlük işlerine kapılmak ve hayatımız gibi daha büyük şeylerin tehlikede olduğunu unutmak çok kolay. Her geçen gün ölüme doğru koşuyoruz. Bu bakış açısını benimsediğimizde, eylemlerimizi akıllıca seçme ve önemli görevleri ertelemek veya daha sonraya bırakmak yerine yapılması gerekenleri yapma olasılığımız artar.

Marcus'un dediği gibi, önümüzde duran fikre, eyleme, söze sadık kalmamız gerekir. Artık bilimden biliyoruz ki, aynı

anda birden fazla uğraşmak dediğimiz “multi-tasking” bir yalandır. İnsanoğlunun sadece bir işlemcisi var. Elimizdekinin hakkını verebilmemiz için tüm dikkatimizi ona vermemiz gerekir.

Marcus'un bir başka sözünü hatırlayalım: "Her şeyi atın ve yalnızca bu birkaç gerçeği saklayın. Ayrıca her birimizin yalnızca kısacık şimdiki anda yaşadığımızı ve hayatımızın geri kalanının ya çoktan yaşanmış olduğunu ya da açığa çıkmamış olduğunu hatırlayın. Her insanın yaşamı küçük bir şeydir ve yaşadığı dünyanın küçük bir köşesi de küçüktür. Ölümünden sonra gelen en uzun süreli şöhret bile küçüktür ve çok yakında ölecek olan ve bırakın uzun zaman önce ölmüş birini, kendilerinin bile farkında olmayan bir dizi küçük adama bağlıdır."

➔ “İnsanlar kendilerine kırsalda, deniz kenarında ya da dağlarda inziva yerleri bulmaya çalışırlar. Sizin de böyle bir sığınak özleminiz var. Ama ne zaman istersen kendi içine çekilebileceğin düşünülürse, bundan daha felsefi bir şey olamaz. Bir insanın kendi zihninden daha huzurlu ve sorunsuz bir inziva yeri yoktur ve bu özellikle, tamamen sorunsuz olmak için sadece onlara dalması gereken içsel kaynaklara sahip olan bir insan için geçerlidir (ve "sorunsuz" ile "sakin" demek istiyorum), bu yüzden oraya çekilmenize ve yenilenmenize izin vermekten asla vazgeçmeyin. Bu içsel kaynakların özlü ve temel olduğundan emin olun ki, kendilerini size sunduklarında, her sıkıntıyı bir kez daha yıkamak ve sizi geri döndüğünüz şeye kızmadan geri göndermek için hemen yeterli olsunlar." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 4. 3

Marcus Aurelius·Ders on üç60 / 112

Ne yaparsanız yapın, nereye giderseniz gidin, zihninizi de yanınızda götürürsünüz.

Eğer mutlu değilseniz, inzivaya çekilmek ve kaçmak istiyorsanız yaşam şeklinizle ilgili bazı sorunlar var demektir. Kendinizi rahat hissetmek için dışsal bir şeye ihtiyacınız aslında yok. İçinize ayrıntılı olarak bakmanız, iç kalenizi yaratmanız gerekir.

“İnsanlar kendilerine kırsalda, deniz kenarında ya da dağlarda inziva yerleri bulmaya çalışırlar. Sizin de böyle bir sığınak özleminiz var. Ama ne zaman istersen kendi içine çekilebileceğin düşünülürse, bundan daha felsefi bir şey olamaz. Bir insanın kendi zihninden daha huzurlu ve sorunsuz bir inziva yeri yoktur ve bu özellikle, tamamen sorunsuz olmak için sadece onlara dalması gereken içsel kaynaklara sahip olan bir insan için geçerlidir (ve "sorunsuz" ile "sakin" demek istiyorum), bu yüzden oraya çekilmenize ve yenilenmenize izin vermekten asla vazgeçmeyin. Bu içsel kaynakların özlü ve temel olduğundan emin olun ki, kendilerini size sunduklarında, her sıkıntıyı bir kez daha yıkamak ve sizi geri döndüğünüz şeye kızmadan geri göndermek için hemen yeterli olsunlar." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 4. 3

Marcus Aurelius

Sıkıcı hayatlarımızdan kaçarız. Ya da en azından yılda bir kez bile olsa her şeyi bırakıp başka bir yere gitmeye çalışırız. Yeni bir şeyler keşfetme umuduyla... Kendimizi rahatlamış ve mutlu hissetmek için. İçimizdeki dev boşluğu doldurmak için. Kaçışın ya da seyahatin bizi mutlu edeceğine inanmayı seviyoruz. Kurtuluşa ermek için deniz kenarında üç günlük bir tatili arzuluyoruz.

Bunun birden fazla nedeni var: ● Asla potansiyelimize ulaşamıyoruz. ● Asla hayallerimizi gerçekleştirmeye çalışmıyoruz. ● Sözde yaşam nehri ile akıyoruz, sıkışıp kalıyoruz ve asla bir kaçış bulamıyoruz. Daha da önemlisi, kaçma umudumuzu çoktan yitirmiş olabiliriz.

● Bir şeyleri değiştirmek istiyoruz ama asla yeterli cesaretimiz yok. ● Geleceği asla düşünmüyoruz. Kendimizi hayatımızın bir sonraki bölümüne yansıtıp sormuyoruz. ○ “5 yılda kendimizden ne isteriz?”

Bilim, konuyla ilgili karmaşık bir görüşe sahip. Bir 12 araştırmaya göre , “farklar küçük olsa da, tatilciler genellikle tatil yapmayanlardan daha fazla yolculuk öncesi mutluluk sergilemişler. Buna karşılık, seyahat sonrası mutluluk, tatil yapanlar ve tatil yapmayanlar arasında farklılık göstermemiş.” Bir seyahatin planlanması ve beklentisi, mutluluğumuz için çok daha önemli değişken olarak göze çarpıyor. Seyahati gerçekleştirmiş olmak bizi o kadar da mutlu etmez. Planlamak neden bu kadar keyifli? Tüm benliğimizle bir şeyin aksiyonunu almak neden bu kadar daha az keyif verici.

Araştırmalar, insanlar için bazı şeylerin heyecanla beklenmesinin, o şeyin kendisinden daha fazla mutluluk getirebileceğini gösteriyor. Uzun zamandır hayalini kurduğunuz Paris tatilini planlayabilirseniz gezi günü gelene kadar büyük bir mutluluk yaşayacaksınız. Planınızın mükemmel olması için minik planlar yaparsınız ve her detayı en ince ayrıntısına kadar düşünürsünüz. Araştırmalara göre seyahat planınız, gerçekleşmeden 8 hafta öncesine kadar mutluluğunuza katkı sağlayabiliyor.

İster bir seyahat planı olsun ister başka bir inziva, dinlendirici ve tatmin edici bir yol bulmanın mükemmel yolu hayatınızı arzularınıza göre tasarlamaktır. İşiniz, evliliğiniz ya da evlenmemeniz, yaşadığınız yer, günlük olarak

12 Nawijn, J. ve ark. (2010) Tatilciler tatilden sonra daha mutlu, ancak çoğu daha mutlu değil - yaşam kalitesine ilişkin uygulamalı araştırma, SpringerLink. Springer Hollanda. Mevcut:https://link.springer.com/article/10.1007/s11482-009-9091-9 (Erişim tarihi: 3 Mayıs 2022).

yaptığınız şeyler, her gün gördüğünüz insanlar. Kalbinizin tamamen arzu ettiği bir yaşam yaratmak için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız. Ancak bu şekilde dışarıda inzivaya çekilmek istemeyeceksiniz. Şu anda sahip olduğunuz hayata odaklanacaksınız. Günlük yaşamınızda size sıkıntı veren şeylerin neler olduğunu gözlemlemeye çalışın. Hayatta size sıkıntı ve sıkışmışlık hissi veren şey nedir? Hayatınızı incelemeye ve hayatınızın muhasebesini yapmaya çalışın.

Baudelaire bir keresinde şöyle demiş; "“Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir". Bu cümleyi hepimiz bir yerlerde okumuşuzdur. Memnuniyetsizliğimizin ve sıkıntımızın en güzel özeti bu cümlede saklıdır. Cumartesi için bir plan yaparız ama sonra keşke evde kalsaydık deriz. O telefonu alırız ama keşke başka bir telefon alsaydık deriz. Yani aklımız hep olmadığımız, olamadığımız yerdedir. Eğer işinizden, konumunuzdan, kendinizden, maddi durumunuzdan, fiziksel çekiciliğinizden ve eşinizden memnun değilseniz ne yaparsanız yapın mutlu olamazsınız. Önce kendi değerlerinizi belirlemeli ve kendinizle barışmalı, sonra daha farklı yerlerde daha iyi mutluluklar aramalısınız. En büyük zorluğun kendinizi yenmek olduğunu kabul etmelisiniz. Gerçek mutluluğun nerede yattığını görüyoruz ama çoğu zaman onu bulmaya cesaret edemiyoruz.

Bunu gerçekten ayrıntılı bir şekilde düşünün: Hayatınızın neye benzemesini istiyorsunuz? Spesifik olun, her ayrıntıyı çizin.

➔ “Bir şeyi her yaptığınızda kendinize sorun: "Bunu kabul edilebilir buluyor muyum? Pişman olmayabilir miyim?" Çok geçmeden ölmüş olacağım ve sonra da "her şeyle birlikte gideceğim." Eğer şu anda yaptığım iş, Tanrı ile aynı yasalar altında yaşayan akıllı ve sosyal bir varlığa uygunsa, daha ne isteyebilirim ki?" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8.2

Marcus Aurelius·Ders on dört61 / 112

Bir eylemde bulunurken veya zamanınızı bir amaca adarken kendinize sorun: Bu gerekli mi?

Harekete geçmeden önce daha rasyonel tarafınızı harekete geçirmenize yardımcı olacak güçlü bir soru.

“Bir şeyi her yaptığınızda kendinize sorun: "Bunu kabul edilebilir buluyor muyum? Pişman olmayabilir miyim?" Çok geçmeden ölmüş olacağım ve sonra da "her şeyle birlikte gideceğim." Eğer şu anda yaptığım iş, Tanrı ile aynı yasalar altında yaşayan akıllı ve sosyal bir varlığa uygunsa, daha ne isteyebilirim ki?" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8.2

Marcus Aurelius

Karar verirken eylemlerinizin sonuçlarını önceden düşünmek faydalıdır. Stratejilerden biri, gelecekte bu eylem hakkında iyi hissedip hissetmeyeceğinizi düşünmektir. İkinci strateji ise eylemin standartlarınıza/yaşam felsefenize/değerlerinize uygun olup olmadığını ayrıntılı olarak düşünmektir. Bir eylemi gerçekleştirdikten sonra, artık o eylemi başlatan kişi değilsinizdir. Yolda aldığınız her kararla başka biri olursunuz.

Yapmak üzere olduğunuz şeyin anlamı nedir ve pişman olacağınız bir şey mi? Eğer öyleyse, yapmayın. Değilse, bunu ikinci doğanız haline getirmek için çalışın. Basit görünüyor ama uygulaması zor.

Yine de bu soruları her gün kendinize sormanızda fayda var. Hayatınızı her dakika bir şey için feda ediyorsunuz. Bir düşünün. Netflix, politika, sosyal medya, dedikodu, filmler, hobiler, kitaplar, gelecekteki sorunlar. Kendinize sorun:

● Bu gerekli mi? ● Bunu yapmak yerine yapabileceğim bir şey var mı?

● Bu aktivite kendime ne gibi bir değer katıyor? ● Benim için en önemli olan şeylere zaman ve enerji harcıyor muyum? ● Hedeflerimi uzaklaştırmak yerine onlara yaklaştırıyor muyum? ● Hedeflerime bir adım daha yaklaşmak için yapabileceğim en küçük şey nedir?

Bu kolayca geliştirilebilir. Her gün, alışılmış bir eylemi gerçekleştirmek üzereyken, kendinize alternatif bir hareket tarzı olup olmadığını ve işleri yapmanın daha iyi bir yolu olup olmadığını sorun.

Elbette hayatınızın sadece Netflix ve chill için ayırdığınız ya da sadece arkadaşlarınızla veya kendi başınıza olduğunuz bölümleri vardır. Bu egzersiz zamanınızı boşa harcadığınız anlamına gelmez. Ancak televizyon karşısında 5 saat geçiriyorsanız, en azından bunun gerekli olup olmadığını sormanız gerekir. Netflix izleyerek geçirdiğim zamanın yarısıyla başka ne yapabilirim?

➔ “Sabah kalktığınızda, hayatta olmanın, nefes almanın, düşünmenin, zevk almanın, sevmenin ne kadar değerli bir ayrıcalık olduğunu düşünün.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

Marcus Aurelius·Ders on beş62 / 112

Minnettarlık.

Hayat, sahip olmadığın şeylere odaklanmak için çok kısa.

“Sabah kalktığınızda, hayatta olmanın, nefes almanın, düşünmenin, zevk almanın, sevmenin ne kadar değerli bir ayrıcalık olduğunu düşünün.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

Marcus Aurelius

Son zamanlarda merak ettim: Hayatımızın ne kadarı beklemekle geçiyor? Mezun olmayı beklemek, evlenmeyi beklemek, terfi beklemek, o paketin gelmesini, o kurtuluş gününün gelmesini beklemek. Zamanımızın ne kadarı başka bir yerde olmayı dilemekle geçiyor? Bir sonraki şeyi beklerken o kadar çok zaman harcıyoruz ki, şu anda sahip olduklarımızın kıymetini bilmek zor olabilir.

Neden hiç var olamıyoruz?

Evrim sırasında insanlar acil tehlikelere karşı tetikte olma yeteneğini geliştirmiştir. Bu, hayatta kalmak için gerekliydi. Ancak bu aynı zamanda sürekli bir zihinsel faaliyet alışkanlığına da yol açmıştır. Zihin her zaman bir nesneden diğerine atlamaktadır. Yansıtmadaki bu tutarsızlık maymun zihni olarak adlandırılır. Bu ifade halk arasında dengesiz veya kaprisli bir zihniyete atıfta bulunsa da, felsefi olarak insanın dış uyaranlar üzerinde -özellikle de bu uyaranlar hem iç hem de dış faktörlere dayandığında- düşünmeye yönelik doğal bir eğilimi olduğu fikriyle de ilişkilendirilebilir.

Araştırmacılar insan beyninin günde yaklaşık 86.400 düşünceye sahip olduğunu tahmin etmektedir. Buna ek olarak, ortalama bir insanın dikkati zamanın %47'sinde dağılma eğilimindedir ve görünüşe göre tek bir düşünceye odaklanmayı bir seferde

beş dakikadan fazla sürdüremez. Bu bulguları bir araya getirdiğinizde şu soru ortaya çıkıyor: Zihnimizin yüzde kaçı rastgele düşünceler tarafından tüketiliyor?

Meditasyon yardımıyla daha fazla mevcut olmaya çalışın. Önerilerimden dördünü aşağıya linkliyorum.

Honest Guys

Honest Guys 2

Calm

Declutter The Mind

➔ “Bir şeyi katlanılması zor bulduğunuzda, unuttuğunuz şeyler vardır. Birincisi, her şeyin evrensel doğaya uygun olarak gerçekleştiği. İkincisi, size yapılan yanlışın başkasını ilgilendirdiği. Üçüncüsü, olan her şey her zaman olmuştur, her zaman olacaktır ve şu anda dünyanın her yerinde olmaktadır. Dördüncüsü, herhangi bir kişi ile insan ırkının geri kalanı arasındaki ilişkinin, kan ve soy paylaşımı anlamında değil, ortak zekaya sahip olmaları nedeniyle özellikle yakın olduğudur. Beşincisi, her insanın zihninin bir tanrı olduğu ve ilahi olanın bir yansıması olduğudur. Altıncısı, hiçbir şeyin gerçekte kimseye ait olmadığı, ancak çocuğunun, bedeninin ve ruhunun cennetten geldiği. Yedincisi, "Her şey siz nasıl kabul ederseniz öyledir." Sekizincisi, şimdiki an bir kimsenin sahip olduğu ve kaybedeceği tüm yaşamdır." — Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 12. 26

Marcus Aurelius·Ders on altı63 / 112

Bu sefer derslerimiz 8 katlı:

“Bir şeyi katlanılması zor bulduğunuzda, unuttuğunuz şeyler vardır. Birincisi, her şeyin evrensel doğaya uygun olarak gerçekleştiği. İkincisi, size yapılan yanlışın başkasını ilgilendirdiği. Üçüncüsü, olan her şey her zaman olmuştur, her zaman olacaktır ve şu anda dünyanın her yerinde olmaktadır. Dördüncüsü, herhangi bir kişi ile insan ırkının geri kalanı arasındaki ilişkinin, kan ve soy paylaşımı anlamında değil, ortak zekaya sahip olmaları nedeniyle özellikle yakın olduğudur. Beşincisi, her insanın zihninin bir tanrı olduğu ve ilahi olanın bir yansıması olduğudur. Altıncısı, hiçbir şeyin gerçekte kimseye ait olmadığı, ancak çocuğunun, bedeninin ve ruhunun cennetten geldiği. Yedincisi, "Her şey siz nasıl kabul ederseniz öyledir." Sekizincisi, şimdiki an bir kimsenin sahip olduğu ve kaybedeceği tüm yaşamdır." — Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 12. 26

Marcus Aurelius

İlk kural: Her şey doğa kanunlarına göre ilerler. Bu kadar donuk ve kesin bir görüşü benimsemek istemeyebilirsiniz. Hayat lineer değildir sonuçta hocam. Ancak, önemli olan iki şey vardır. Birincisi, evrenin sizin için özel bir planı olmadığı gerçeğidir. Siz yaşam döngüsü üzerinde hiçbir etkisi olmayan önemsiz miktarlarda bir bireysiniz. Hiçbir olay sizin aleyhinize ya da sizin desteğinize yönelik değildir. İkincisi, sandığınız kadar önemli değilsiniz. Bırakın evreni, yakın akrabalarınız ve arkadaşlarınız bile sizi önemsemiyor. Yani bir istiridyenin önemi küresel ölçekte sizinkiyle tamamen aynı. Belki akrabalarınız için de öyledir. Bir hamam böceğinden farkınız yok. Bir gün uyandığınızda kendinizi

yatakta bir hamamböceği olarak bulsanız bile, kimsenin ruhu kıpırdamayacak. Aynı hızla dünya da kendi etrafında ve güneşin etrafında dönmeye devam eder. Yani uzun lafın kısası, egonuzu bir kenara bırakın. Geçici bir et parçası olduğunuzu unutmayın. Başınıza bir şey geldiğinde ağlamak ve şikayet etmek yerine doğanın kanunlarını hatırlayın.

İkinci kural da iyi bir hatırlatmadır; size yapılan yanlışlar sizin değil, başkasının derdi ve işi olmalıdır. Arkanızdan konuşanlar, size iftira atanlar, kötülüğünüzü isteyenler mutlaka hayatınızda konuşanlar olacaktır. Dışarıdan gelen insanları kontrol edemezsiniz. Ancak unutmayın, bunlar ancak siz izin verirseniz size zarar verebilirler. Bu onun hatası ve onun suçudur. Siz aksi yönde izin vermedikçe.

Üçüncü kuralımız ise zamanı bir bütün olarak düşünmemizdir. Düşünün, hangi krallar öldü, hangi imparatorluklar yıkıldı? Tüberkülozdan, İspanyol gribinden, koleradan kaç kişi öldü? Şu anki sorunumuz nedir? Nükleer savaşlar, pandemi, soğuk savaşlar, iç karışıklıklar. Her şeyin yüzü değişiyor aslında. Her şey zaman içinde aynı şekilde yaşamaya devam ediyor. Belki ismi değişiyor, belki tipi değişiyor. Ama neredeyse tamamen aynı.

Ve fizikle baktığımızda aslında iki seçeneğimiz var. Birincisi, gerçekliğimizi üç boyutlu olarak hayal edebiliriz. Burada her şey zaman içinde ileriye doğru akar. Ya da dört boyuta geçebiliriz ve aslında hiçbir şey olmazken, her şey şu anda buradadır. Yani, her şey şu andadır. Siz şimdinin toplamısınız. Geçmiş aslında beynimizde yarattığımız anıların bir toplamıdır. Bu anılar için genellikle başka bir kanıtımız yoktur.

Dolayısıyla, zamanın fiziği üzerine fazla düşünmeden, her ne olduysa ve her ne yaşadıysak, şimdi ve yarın, eğer varsa, gelecekte de olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Bizler döngünün içinde sıkışıp kalmış ölümlü ruhlarız. Geçmişi iyi

irdelememiz ve bugünün olaylarını geçmişin ışığında anlamlandırmamız gerekiyor. Dünya'da yeni bir şey olmuyor.

Kural dört, burada biraz daha Budizm kokusu alabilirsiniz. Aslında tüm insanlar olarak hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Bir aile olmayabiliriz ve birbirimizi tanımıyor bile olabiliriz ama ortak bir zekânın ürünüyüz. Bu bilinç birbirimize karşı duruşumuzu da etkiliyor. Empati ve sempatiden yoksun olduğumuz bu günlerde hepimizin aynı olduğunu hatırlamak iyi hissettirecektir.

Bana sorarsanız, altıncı ve sekizinci kurallarımız alnımıza kazınması gereken en önemli kurallardır. Hiçbir şey kimseye ait değildir. Ev, araba, sağlık, hayat, çocuklar, mutluluk, aklınıza ne gelirse. Hepsi size emanet edilmiş parçalardır. Epiktetos, çocuğunuzu ve hatta eşinizi öperken, onların ölümlü olduğunu ve şimdilik size ait olduklarını hatırlamanız gerektiğini söyler. Şimdilik... Bu kadar keskin ve acı verici bakmak istemesek de, bunu hatırlamak önemlidir. Evinizi, arabanızı, işinizi, iş arkadaşlarınızı, eşinizi, çocuğunuzu ve şu anda aklınızda ne varsa hepsini kaybedebilirsiniz. Bunu bilmek şükran duygunuzu artıracaktır. Hepsini her an kaybedebilirsiniz, bu yüzden elinizdeyken tadını çıkarmalısınız. Aynı zamanda, mutluluğunuzu ve ruh sağlığınızı bu tür dışsal şeylere bağlamamalısınız. Dışsal varlıklara ve genellikle size ait olmayan şeylere bağladığınız mutluluk, o şeyi kaybettiğinizde sizi derinden sarsacaktır. Arada bir düşünün: Evimin yokluğuyla nasıl başa çıkabilirim? Kız arkadaşımın yokluğuyla nasıl başa çıkabilirim? Bu taktik size zor zamanları hayal etme gücü verecektir. Tepkinizi ve acınızı tam olarak simüle edemeseniz bile, bir kısmına hazır olmanıza yardımcı olacaktır.

Sekiz numaralı kural bir başka muhteşem hatırlatmadır. Sahip olduğunuz tek şey şu andır. Anı kaybedebilir ya da varlığınızı merkeze koyarak şu anda ne yapmanız gerekiyorsa onu yapabilir ve işe yaramasını sağlayabilirsiniz. Bu anın şimdiye kadar sahip olduğumuz her şey olduğunu derinden fark

etmeliyiz. Ve gelecekte de sahip olacağımız tek şeyin yine şu an olduğunun farkına varmalıyız. Yukarıda ne demiştik, hayatı arka arkaya, arka arkaya, arka arkaya yaşıyoruz. Şimdi bir diğerinin peşinde. Bu anın tüm anları kapsadığını ve içinde umut edilebilecek, yapılabilecek, anlaşılabilecek her şeyin olduğunu anlamamız ve şimdimizi kimsenin çalmasına izin vermemek için elimizden gelen her şeyi yapmamız ve gereken özeni göstermemiz gerekiyor. Bugünümüzü kaybetmek geleceğimizi de kaybetmek demektir.

➔ (...)“İkincisi, gördüğünüz her şeyin kısa bir süre sonra değişeceğini ve çok geçmeden varlığının sona ereceğini; ve geçmişte kişisel olarak ne kadar çok değişim geçirdiğinizi sürekli aklınızda tutun. "Evren değişimdir ve yaşam bir varsayımdır." - Marcus Aurelius, Meditasyonlar, 4.3

Marcus Aurelius·Ders on yedi64 / 112

Gerçek, insanların algılarının, yorumlarının, eklemelerinin, zihinsel modellerinin ardında gizlidir.

Ne zaman bir şeyin özünü kavramaya çalışsanız, unutmayın: önyargılısınız, aldığınız bilgi de çarpıktır.

(...)“İkincisi, gördüğünüz her şeyin kısa bir süre sonra değişeceğini ve çok geçmeden varlığının sona ereceğini; ve geçmişte kişisel olarak ne kadar çok değişim geçirdiğinizi sürekli aklınızda tutun. "Evren değişimdir ve yaşam bir varsayımdır." - Marcus Aurelius, Meditasyonlar, 4.3

Marcus Aurelius

Aurelius hayattaki çoğu sıkıntının yanlış fikirlerden ve kötü yargılardan kaynaklandığına inanıyordu. Kendinizi tanımanın çok önemli olduğunu düşünüyordu ama başkalarının sizi gördüğü gibi değil. Bunun yerine, hatalarınızı bilmeli ve kendi sınırlamalarınızın farkında olmalısınız. Bunu yaparsanız, duygularınızı kontrol edebilir ve önemli olana odaklanabilirsiniz.

Bir şey öğrendiğiniz için üzülebilirsiniz. Bir olaya bakabilir ve bunun size zarar verdiğine karar verebilirsiniz. Bir bilgi alırsınız ve başlangıçta bu sizin yararınıza değildir. Ancak, sorgulamayı unutmayın. Daha çok sorun, daha çok dinleyin. İlk izlenimlere ve yorumlara kapılmayın.

Rashomon diye ünlü bir film vardır, dört kişi mahkemeye gelip ifade verdiğinde hepsi olayı farklı anlatır. Yanlış hafıza insanoğlunu çoğu zaman yanıltır. Ancak bir de algı gücü var. Diğer insanlardan farklı gözleriniz, anılarınız ve karakteriniz var. Bu faktörler bir araya gelerek olayları tamamen farklı algılamanıza yol açar.

Bakış açılarının ve fikirlerin değiştirilebileceği ve farklı şekilde ele alınabileceği bilgisiyle donandığınızda, kendinize değişiklik yapma özgürlüğü verirsiniz. Farklı gözlerden bakın. Güvendiğiniz kişilere sorun: "Neyi kaçırıyorum?"

➔ “Üç bin yıl ya da on kat daha uzun yaşayacak olsanız bile, unutmayın ki bir insanın kaybettiği tek hayat bu hayattır, yaşadığı hayattır ve bir insanın yaşadığı tek hayat kaybettiği hayattır. En uzun yaşam ile en kısa yaşamın aynı şey olduğu sonucuna varılır. Şimdiki an herkes için eşittir ve bu nedenle geçişi de herkes için eşittir ve bu nedenle kaybedilen şey sadece bir an olur. Sonuçta hiç kimse ne geçmişi ne de geleceği kaybedebilir, çünkü hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi kaybedemez. Dolayısıyla, her zaman aklınızda tutmanız gereken iki nokta vardır: birincisi, her şeyin tüm sonsuzluk boyunca aynı türden olduğu ve döngüsel olarak tekrar ettiği ve bu aynı şeyleri ne kadar uzun süre gördüğünüzün, ister yüz yıl, ister iki yüz yıl veya sonsuz zaman olsun, hiçbir fark yaratmadığı; ikincisi, hem en uzun yaşayanın hem de en kısa yaşayanın eşit miktarda zaman kaybettiği, çünkü kişinin kaybedebileceği tek şey şimdiki zamandır, çünkü sahip olduğu tek şey budur ve hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi kaybedemez." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.14

➔ "Şu anda görülecek her şeyi görmüş olan herkes, sonsuz geçmişte var olmuş ve sonsuz gelecekte var olacak her şeyi görmüştür. Her şey homojen ve tekdüzedir.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 6.37

➔ Geleceğin seni rahatsız etmesine izin verme. Şimdi şimdiki zamana uyguladığınız aynı nedene sahip olarak ona geleceksiniz (eğer yapmanız gereken buysa). Kimse ne geçmişi ne de geleceği kaybedemez - insan sahip olmadığı şeylerden nasıl mahrum kalabilir? - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 7.8

Marcus Aurelius·Ders on sekiz65 / 112

Geçmiş gitti.

Bu kendimize her zaman anlattığımız bir hikayedir. Tanıdık olduğu için rahatlatıcıdır, ancak size hiçbir katma değeri yoktur. Gelecek mi? Söz verilmemiştir. Ayrıca, gelecek bir şekilde "şimdi"ler dizisidir. Sırayla yaşarsınız. Emin olduğunuz tek şey şimdiki zamandır. Yok edilmesine izin vermeyin.

“Üç bin yıl ya da on kat daha uzun yaşayacak olsanız bile, unutmayın ki bir insanın kaybettiği tek hayat bu hayattır, yaşadığı hayattır ve bir insanın yaşadığı tek hayat kaybettiği hayattır. En uzun yaşam ile en kısa yaşamın aynı şey olduğu sonucuna varılır. Şimdiki an herkes için eşittir ve bu nedenle geçişi de herkes için eşittir ve bu nedenle kaybedilen şey sadece bir an olur. Sonuçta hiç kimse ne geçmişi ne de geleceği kaybedebilir, çünkü hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi kaybedemez. Dolayısıyla, her zaman aklınızda tutmanız gereken iki nokta vardır: birincisi, her şeyin tüm sonsuzluk boyunca aynı türden olduğu ve döngüsel olarak tekrar ettiği ve bu aynı şeyleri ne kadar uzun süre gördüğünüzün, ister yüz yıl, ister iki yüz yıl veya sonsuz zaman olsun, hiçbir fark yaratmadığı; ikincisi, hem en uzun yaşayanın hem de en kısa yaşayanın eşit miktarda zaman kaybettiği, çünkü kişinin kaybedebileceği tek şey şimdiki zamandır, çünkü sahip olduğu tek şey budur ve hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi kaybedemez." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 2.14 ➔ "Şu anda görülecek her şeyi görmüş olan herkes, sonsuz geçmişte var olmuş ve sonsuz gelecekte var olacak her şeyi görmüştür. Her şey homojen ve tekdüzedir.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 6.37 ➔ Geleceğin seni rahatsız etmesine izin verme. Şimdi şimdiki zamana uyguladığınız aynı nedene sahip olarak ona geleceksiniz (eğer yapmanız gereken buysa). Kimse ne geçmişi ne de geleceği kaybedemez - insan sahip olmadığı şeylerden nasıl mahrum kalabilir? - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 7.8

Marcus Aurelius

Hiç çekildikten hemen sonra bir fotoğrafınızı görüp "Keşke orada olsaydım" dediniz mi? ? Çoğu zaman o anda değilsinizdir. Şimdiki fotoğraf size farklı ve yabancı görünür. Fotoğraftaki siz daha mutlu, memnun ve mutlu görünüyorsunuz.

Birçoğumuzun bitmemiş işler ya da ulaşılamaz hedefler yüzünden dikkatinin dağılması ve bunlarla meşgul olması bazen şimdiki anın tadını çıkarmayı zorlaştırabilir. Bir şeyleri tamamlamamız gerekiyor. Yapılacaklar listemizdeki görevin üzerine bir çizgi çekmemiz gerekir. Görevlere ihtiyacımız var ve onları teker teker tamamlamamız gerekiyor. Yıkanmamış bulaşıklar, ödenmemiş faturalar, yapılmamış ödevler var. Şu anda nasıl rahatlayabiliriz? Hayattan keyif almak için durmayı ve sadece "olmayı" ne zaman öğreneceğiz?

Sinirbilimci Jaak Panksepp, neden hep bir sonraki şeyin peşinde koştuğumuza bilimsel olarak baktığımızda bir açıklama getirmeye çalışıyor: İnsan beynindeki yedi temel içgüdüden (öfke, korku, panik-keder, anne bakımı, zevk/tutku, oyun ve arayış) en önemlisinin “arayış” olduğunu söylüyor. "Tüm memeliler bu arayış sistemine sahiptir" diyen Panksepp, ödül ve zevkle bağlantılı bir nörotransmitter olan dopaminin planlama faaliyetlerinin koordinasyonunda da rol oynadığını söylüyor. Bu, hayvanların çevrelerini keşfettikleri ve hayatta

kalmak için yeni bilgiler aradıkları için ödüllendirildikleri anlamına gelir.”13

Bu gerçeği her düşündüğümde Basho'nun şu dizeleri gelir aklıma:

Kyoto'da bile—

Guguk kuşunun çığlığını duyarken -

Kyoto'yu özlüyorum.

Gelecek kaygısı dediğimiz şeyden kurtulmak için gelecekte sizi nelerin beklediğine dair felaket senaryoları yazmayın der Stoacılar. Bunun yerine, şu anda katlanamayacağınız eya bir şey olup olmadığını sorun. Tüm hayatınızı bir anda hayal ederek kendinizi rahatsız etmeyin. Her zaman hangi acıların ve kaç tane başınıza gelebileceğini düşünmeyin. Bunun yerine, mevcut her durumda şunu sorun: "Bunda dayanılmaz ve katlanılmaz olan ne var?" Cevap vermeye utanacaksınız.

Geçmişe takılıp kalmak yararlı veya sağlıklı değildir. Geçmiş, ancak gelecekte kendisine ve başkalarına yardım etmek için bir rehber olarak kullanılarak anlamlandırılabilir.

Şu anda sahip olduğunuz ve gelecekte biriktireceğiniz kaynaklar, gelecek ne getirirse getirsin üstesinden gelmenizi sağlayacaktır. Size rehberlik etmesi için özünüze güvenebilir ve önünüze ne çıkarsa çıksın üstesinden gelebileceğinizden emin olabilirsiniz.

Bunu görmek komik, bütün gün ve gece yarın mutlu olmayı arzuluyorsunuz. O "şeyi" bekliyorsunuz. Sadece eğer ol olsaydı mutlu olurdum ve iyi olurdum diyorsunuz. Ancak

13 Goldhill, O. (2016) Nörobilim, gerçekten mutlu olmak için her zaman daha fazlasına ihtiyacınız olacağını onaylıyor, Kuvars. Kuvars. Mevcut:https://qz.com/684940/neuroscience-confirms-that-to-be-truly-happy-you-will-always-need-so mething-more/ (Erişim tarihi: 14 Mart 2022).

Marcus'un dediği gibi, hak ettiğiniz şey bu. Bugün iyi olabilirdiniz. Ama bunun yerine yarını seçiyorsunuz.

Marcus'un yardımıyla şimdi dikkatinizi kontrolünüz altında olan şeylere, yani kendi düşüncelerinize, eylemlerinize ve çabalarınıza yöneltin. Karşılaştığınız her durumda saygı, adalet ve bilgelik geliştirerek erdemli bir yaşam sürmeye odaklanın.

Şu bölümü hatırlayın: "En uzun yaşayan da en kısa yaşayan da eşit miktarda zaman kaybeder, çünkü insanın kaybedebileceği tek şey şimdiki zamandır, çünkü insanın sahip olduğu tek şey budur ve hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi kaybedemez."

➔ "Birisi benim yanıldığımı kanıtlayabilir ve düşündüğüm veya yaptığım bir şeyin yanlış olduğunu gösterebilirse, seve seve değişirim çünkü amacım gerçektir ve gerçek hiç kimseye zarar vermedi. Zarar gören kişi, kendi kendini kandırma ve cehaletinde ısrar eden kişidir.” — Marcus Aurelius, Meditasyonlar, 6.21

Marcus Aurelius·Ders on dokuz66 / 112

Bir fikre takılıp kalmayın, değişimi kucaklayın.

Sizi genişleten ve daha akıllı yapan şeylere bağlı kaldığınız şeyler tarafından tanımlanmıyorsunuz. Hayat sabit ve nihai bir şey olmakla ilgili değildir, hayat aramak ve keşfetmekle ilgilidir.

Birisi benim yanıldığımı kanıtlayabilir ve düşündüğüm veya yaptığım bir şeyin yanlış olduğunu gösterebilirse, seve seve değişirim çünkü amacım gerçektir ve gerçek hiç kimseye zarar vermedi. Zarar gören kişi, kendi kendini kandırma ve cehaletinde ısrar eden kişidir.” — Marcus Aurelius, Meditasyonlar, 6.21

Marcus Aurelius

Darwin'in dediği gibi:"Türlerin en güçlüsü hayatta kalmaz, en zekisi de hayatta kalmaz. Değişime en çok uyum sağlayan hayatta kalır." “Survival of the fittest”, yani en uygun olanın en çok uyum sağlayanın zaferi.

Tasarım gereği, her şeyi olduğu gibi, olduğu haliyle değişimsiz severiz. Ataletimize hapsolmuş durumdayız. Yeni bir şey ortaya çıktığında ona karşı savaşır ve kin kusarız. Bunun benim görüşümle uyumlu olmadığını düşünüyoruz. Ancak bizi ileriye götürecek olan da budur. Çemberimizi genişletmeli ve sınırlarımızı yıkmalıyız.

➔ "Birinin kusurunu bulmak üzere olduğunuzda, kendinize şu soruyu sorun: Eleştirmek üzere olduğum kişiye en çok benzeyen hatam nedir?" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

Marcus Aurelius·Ders yirmi67 / 112

Birini eleştirmeden önce birkaç dakika durun.

Yaratmak zordur, eleştirmek ise kolaydır. Önce kendinize bir bakın, bu hata sizinkilerden birine benziyor mu? Unutmayın kimse mükemmel değildir.

Birinin kusurunu bulmak üzere olduğunuzda, kendinize şu soruyu sorun: Eleştirmek üzere olduğum kişiye en çok benzeyen hatam nedir?" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

Marcus Aurelius

Yukarıdaki alıntı, başkalarının kusurlarını eleştirirken çoğu zaman kendi kusurlarımızı gözden kaçırdığımızı hatırlatmaktadır. Bu hatayı yapmaktan kaçınmak için, kendimize başka bir kişide eleştirdiğimiz kusura en çok benzeyen kusurumuzun ne olduğunu sormalıyız. Daha sonra, onları eleştirmek isteyip istemediğimize karar vermeden önce ne kadar benzer olduklarını değerlendirebiliriz.

Bu teknik faydalıdır çünkü başkalarının hatalarını yargılarken daha objektif olmamızı sağlar. Bu da bir başkası yanlış bir şey yaptığında yargılayıcı veya eleştirel olmaktan kaçınmamıza yardımcı olur. Unutmayın, kalp kırmak kolaydır ama kırılan kalbi onarmak her zaman çok daha zordur. Bu taktik aynı zamanda diğer insanların bakış açıları için empati geliştirmemize yardımcı olur, böylece sadece arkasındaki mantığı varsaymak yerine yaptıkları şeyi neden yaptıklarını anlayabiliriz.

Bu harika bir egzersizdir çünkü sizi kendinizi kusurları ve zayıflıkları olan ama aynı zamanda güçlü yönleri de olan bir kişi olarak görmeye zorlar. Kendi kusurlarımızı kabul etmek bizim için zordur, ancak bunu yaptığımızda, bu bizi diğer insanlara karşı daha anlayışlı bir varlığa dönüştürür. Sonuç olarak, birisi kendimizle ilgili hoşumuza gitmeyen bir şeye işaret ettiğinde savunmaya geçme olasılığımız azalır. Ve

bizimle ilgili bir konuda yanılıyor olsalar bile (ki bu olur, hayat böyledir), bu bize onlardan da bir şeyler öğrenme fırsatı verir.

➔ "Bugün kendimi beni rahatsız eden her şeyden kurtardım ya da beni rahatsız eden her şeyi attım demek daha doğru olur, çünkü onlar benim dışımda değil, içimde, inançlarımın doğasında vardı." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 9, 13

➔ "Anlayışımın dışındaki şeyler, anlayışım açısından hiçbir şey değildir. Bu konuda ustalaşırsanız, dik durursunuz." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 7,2

➔ “Dışarıdan gelen herhangi bir şey sizi üzüyorsa, sizi rahatsız eden o şeyin kendisi değil, onun hakkındaki kendi yargınızdır. Ve bunu şimdi ortadan kaldırma gücüne sahipsiniz.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8,47

Marcus Aurelius·Ders yirmi bir68 / 112

Kaygı, tıpkı düşüncelerimiz gibi, insan yapımıdır.

Kaygımızı sorunlara takılarak ve abartarak yaratırız. Kaygı yükseldiğinde, onu basitçe atın. Söylemesi yapmaktan daha kolaydır, ancak onu varlığınızdan ayrı bir şey olarak ele alabilir ve basitçe atıp yok edebilirsiniz. Bu aynı zamanda Budizm'in altın anahtarıdır. Bu şeylerin ruh üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Orada kıpırdamadan dururlar, onun dışındadırlar. Rahatsızlık yalnızca içeriden gelir - kendi algılarımızdan.

Bugün kendimi beni rahatsız eden her şeyden kurtardım ya da beni rahatsız eden her şeyi attım demek daha doğru olur, çünkü onlar benim dışımda değil, içimde, inançlarımın doğasında vardı." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 9, 13 ➔ "Anlayışımın dışındaki şeyler, anlayışım açısından hiçbir şey değildir. Bu konuda ustalaşırsanız, dik durursunuz." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 7,2 ➔ “Dışarıdan gelen herhangi bir şey sizi üzüyorsa, sizi rahatsız eden o şeyin kendisi değil, onun hakkındaki kendi yargınızdır. Ve bunu şimdi ortadan kaldırma gücüne sahipsiniz.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8,47

Marcus Aurelius

Bu alıntı savaşlarla, darbelerle, hainlerle, tuzaklarla ve aklınıza gelebilecek tüm zor şeylerle yüzleşmiş bir adamdan geliyor. Bu sizin günlük mücadelelerinizle nasıl karşılaştırılabilir? Fotoğrafınız yeterince beğeni almadı mı, zavallısınız.

Bundan daha önce defalarca bahsetmiştik. Stoacılar, hissettiğimiz olumsuz duyguların kendimizi içinde bulduğumuz durumlardan değil, bu durumlar hakkında nasıl düşündüğümüzden

kaynaklandığını iddia ederler. Örneğin, olumsuz bir söz, iş değişikliği veya unutulan bir yıldönümü özünde sıkıntı verici değildir. Strese neden olan, kişinin bu durumlara ilişkin bilişleridir.

Kaygıyı görün, tamamen hissedin, uzaktan gözlemleyin, bunun sizin yarattığınız bir şey olduğunu, size eşit olmadığını, sizi tanımlamadığını fark edin ve basitçe, fırlatın.

➔ “Sürekli olarak, kaç doktorun hastaları üzerinde defalarca kafa patlattıktan sonra öldüğünü; kaç astrologun sanki ölüm önemli bir şeymiş gibi başkalarının ölümünü önceden haber verdiğini; kaç filozofun ölüm ve ölümsüzlük üzerine kafa patlattıktan sonra öldüğünü; kaç büyük savaşçının sayısız başka can aldıktan sonra öldüğünü; kaç zorbanın yaşam ve ölüm gücünü korkunç bir zorbalıkla kullandıktan sonra kendilerini ölümsüz sandıklarını; tabiri caizse kaç kasabanın öldüğünü -Helice, Pompeii, Herculaneum ve sayısız diğerleri- aklınıza getirin. Kişisel olarak tanıdığınız insanları da hatırlayın, bunların sırasını: A, B'nin cenazesini gördü ve sonra kendi cenazesi için hazırlandı, C tarafından görüldü ve hepsi çok hızlı oldu. Kısacası, insan hayatına her zaman geçici ve değersiz olarak bakın; dün bir parça balçık, yarın bir mumya veya kül. Bu yüzden bu kısacık zaman dilimini doğayla uyum içinde yaşayarak geçirin ve olgun bir zeytinin yere düşmesi gibi huzurla, onu taşıyan toprağı kutsayarak ve büyümesini sağlayan ağaca minnettar olarak aranızdan ayrılın.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 4, 48

➔ "Her şey geçicidir; sadece hatırlayan değil, hatırlanan da geçicidir." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 4,35

Marcus Aurelius·Ders yirmi iki69 / 112

Öleceksiniz.

Aldığınız her nefes ve yaptığınız her hata ile ölüme yaklaşıyorsunuz. Bundan kaçış yok. Bu farkındalığın eylemlerinize rehberlik etmesine izin verin. Ölümlülüğünüzü düşünün ve buna göre hareket edin, akıllıca seçim yapın. Bu sizi üzgün ve umutsuz kılmak zorunda değil. Bu size savaşmak ve yaşamak için daha fazla çekicilik ve motivasyon vermelidir.

“Sürekli olarak, kaç doktorun hastaları üzerinde defalarca kafa patlattıktan sonra öldüğünü; kaç astrologun sanki ölüm önemli bir şeymiş gibi başkalarının ölümünü önceden haber verdiğini; kaç filozofun ölüm ve ölümsüzlük üzerine kafa patlattıktan sonra öldüğünü; kaç büyük savaşçının sayısız başka can aldıktan sonra öldüğünü; kaç zorbanın yaşam ve ölüm gücünü korkunç bir zorbalıkla kullandıktan sonra kendilerini ölümsüz sandıklarını; tabiri caizse kaç kasabanın öldüğünü -Helice, Pompeii, Herculaneum ve sayısız diğerleri- aklınıza getirin. Kişisel olarak tanıdığınız insanları da hatırlayın, bunların sırasını: A, B'nin cenazesini gördü ve sonra kendi cenazesi için hazırlandı, C tarafından görüldü ve hepsi çok hızlı oldu. Kısacası, insan hayatına her zaman geçici ve değersiz olarak bakın; dün bir parça balçık, yarın bir mumya veya kül. Bu yüzden bu kısacık zaman dilimini doğayla uyum içinde yaşayarak geçirin ve olgun bir zeytinin yere düşmesi gibi huzurla, onu taşıyan toprağı kutsayarak ve büyümesini sağlayan ağaca minnettar olarak aranızdan ayrılın.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 4, 48 ➔ "Her şey geçicidir; sadece hatırlayan değil, hatırlanan da geçicidir." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 4,35

Marcus Aurelius

Hiçbir şey kalıcı değildir. Dövme için iyi bir atasözü. Bir tane yaptırmalıyım. Ayrıca listeye Memento Mori'yi de ekleyin.

Marcus şöyle yazıyor: "Zaman bir olaylar nehridir, bir kez gözümüzün önünden geçer ve bir başkası onu takip eder ve gider". Zamanın akıp giden bir nehir olduğu düşünüldüğünde, hiçbir varoluş durumu kalıcı değildir ve hiçbir koşul devam edemez. Olaylar sürekli değişir; bir an onları tecrübe ederiz ve bir sonraki an aynı olaylar yok olur.

Yükselen ve alçalan nesiller ve medeniyetler de dahil olmak üzere her şeydeki akış ve değişimin farkındadır. Sonunda öldürülen kahramanlar. Diri diri gömülen krallar. Servetleri dertlerine derman olamayan zenginler. Tarihteki en unutulmaz figürlerin ve onların başarılarının bile, kendisi ve diğer herkesle birlikte, er ya da geç unutulacağını kendine hatırlatır. Hepsi gitmiş olacak. Onları hatırlayacak kimse kalmayacak. Bize onları hatırlatacak hiçbir şey kalmayacak. Bu tür gözlemler ona felsefi temelli bir teselli ve soğukkanlılık sağlıyor.

Kısaca şöyle diyor: "İnsan hayatları kısa ve önemsizdir. Dün bir damla meni; yarın mumyalama sıvısı, kül."

Neden bu kadar çok hatırlatıcıya ihtiyacımız var? Ben de kendimi sürekli olarak tüm önemli şeyleri unuturken bulmaktan yoruldum. Kendinizin ve her şeyin geçiciliğini hatırlatacak hatırlatıcılara, güzel alıntılara, bazı kitaplara, bazı önemli noktalara, bazı idollere ihtiyacınız var.

Kendinize yakında gideceğinizi ve unutulacağınızı hatırlatın. Bu bir rahatlamadır. Size anlam veren şey bu olmalıdır.

Shakespeare'in hayatımızın anlamı hakkında söylediklerini bir kez daha hatırlayalım (lisede size öğretildiğinde pek bir anlam ifade etmemiş olabilir):

Yarın, yarından sonra bir yarın, bir yarın daha

Sürüp gidiyor günden güne küçük adımlarla;

Geçmiş günlerimiz ise nice sersemlere ışık tutmuş

Ölüm yolunda, toz toprak olmazdan önce.

Sön, cılız kandil, sön! Hayat dediğin ne ki:

Yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu sahnede:

Bir saat gösterip, boyun kırıp gidecek!

Bir daha duyulmayacak artık sesi.

Bir aptalın anlattığı bir masal bu:

Kuru gürültüler, deli saçmalarıyla dolu.

➔ "Bir bakış açısına göre, insanlar için bir şeyler yapmak ve onlara tahammül etmek benim işim olduğu sürece, hiçbir şey benim için bir insandan daha uygun değildir. Ancak bazı insanlar benim doğru işimi tehdit ettiği sürece, bir insanı güneşten, rüzgardan ya da vahşi bir hayvandan daha az olmayan bir başka kayıtsız olarak sayıyorum. Bu şeyler bazı faaliyetlerimi engelleyebilir ama dürtülerimi ya da zihin durumumu engelleyemezler çünkü çekince ve adaptasyon güçlerine sahibim. Zihin, eylemin önündeki her engeli amacına hizmet edecek şekilde uyarlayabilir ve değiştirebilir; bir görevi engelleyebilecek bir şey onun yerine ona katkıda bulunur ve yolda bir engel olan bir şey de yolunuzda size yardımcı olur.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 5,20

Marcus Aurelius·Ders yirmi üç70 / 112

Engel yolun kendisidir.

Bir bakış açısına göre, insanlar için bir şeyler yapmak ve onlara tahammül etmek benim işim olduğu sürece, hiçbir şey benim için bir insandan daha uygun değildir. Ancak bazı insanlar benim doğru işimi tehdit ettiği sürece, bir insanı güneşten, rüzgardan ya da vahşi bir hayvandan daha az olmayan bir başka kayıtsız olarak sayıyorum. Bu şeyler bazı faaliyetlerimi engelleyebilir ama dürtülerimi ya da zihin durumumu engelleyemezler çünkü çekince ve adaptasyon güçlerine sahibim. Zihin, eylemin önündeki her engeli amacına hizmet edecek şekilde uyarlayabilir ve değiştirebilir; bir görevi engelleyebilecek bir şey onun yerine ona katkıda bulunur ve yolda bir engel olan bir şey de yolunuzda size yardımcı olur.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 5,20

Marcus Aurelius

Sahneyi burada Marcus'a bırakıyorum:

Acı salatalık mı? Onu uzağa fırlat. Yoldaki böğürtlenler mi? Etraflarından dolaş. 'Öyleyse bu şeyler neden dünyada zaten?' diye sormadan ihtiyacınız olan tek şey bu. (Meditasyonlar. 8.50)

➔ "Zihniniz sık sık tekrarladığınız düşüncelerinize benzemeye başlayacaktır, çünkü düşüncelerin rengini alır. O halde zihninizi aşağıdaki gibi art arda gelen fikirlerle boyayın: Nerede yaşamak mümkünse, orada iyi yaşamak mümkündür; bir sarayda yaşamak mümkündür; bu nedenle, bir sarayda iyi yaşamak mümkündür. Ya da işte bir başkası: Her şey kendisi için yaratıldığı ve yapısının yanıt verdiği şeye çekilir; çekildiği şey yaşamdaki amacıdır ya da yaşamdaki amacını gerektirir; yaşamdaki amacı kendisi için yararlı ve iyi olanla eş kapsamlıdır; bu nedenle rasyonel bir varlık için iyi olan topluluktur. Topluluk için doğduğumuz uzun zaman önce tespit edilmiştir. Ya da daha düşük varlıklar daha yüksek varlıklara hizmet etmek için yaratılmışken, daha yüksek varlıkların birbirlerine hizmet etmek için yaratıldığı açık değil mi? Canlı yaratıklar cansız nesnelerden üstündür ve rasyonel yaratıklar sadece canlı olanlardan üstündür." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 5,16

Marcus Aurelius·Ders yirmi dört71 / 112

Ne düşünüyorsanız, o’sunuz.

Zihniniz sık sık tekrarladığınız düşüncelerinize benzemeye başlayacaktır, çünkü düşüncelerin rengini alır. O halde zihninizi aşağıdaki gibi art arda gelen fikirlerle boyayın: Nerede yaşamak mümkünse, orada iyi yaşamak mümkündür; bir sarayda yaşamak mümkündür; bu nedenle, bir sarayda iyi yaşamak mümkündür. Ya da işte bir başkası: Her şey kendisi için yaratıldığı ve yapısının yanıt verdiği şeye çekilir; çekildiği şey yaşamdaki amacıdır ya da yaşamdaki amacını gerektirir; yaşamdaki amacı kendisi için yararlı ve iyi olanla eş kapsamlıdır; bu nedenle rasyonel bir varlık için iyi olan topluluktur. Topluluk için doğduğumuz uzun zaman önce tespit edilmiştir. Ya da daha düşük varlıklar daha yüksek varlıklara hizmet etmek için yaratılmışken, daha yüksek varlıkların birbirlerine hizmet etmek için yaratıldığı açık değil mi? Canlı yaratıklar cansız nesnelerden üstündür ve rasyonel yaratıklar sadece canlı olanlardan üstündür." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 5,16

Marcus Aurelius

Buda'nın veciz bir şekilde söylediği gibi "Olduğumuz her şey düşündüklerimizin sonucudur. Zihin her şeydir. Ne düşünürsek, o oluruz."

Olumlu bir bakış açısı geliştirmek ve refahımızı artırmak için Marcus, bu tür nitelikleri destekleyen düşünceleri kasıtlı olarak seçmemizi tavsiye ediyor. Örneğin, her koşulda iyi yaşamanın mümkün olduğu veya hayattaki amacımızın bir toplulukta başkalarına hizmet etmek olduğu fikri, zihnin olumlu tutumlarla "boyanmasına" yardımcı olabilir ve sonuçta daha tatmin edici bir yaşama yol açabilir.

"İnançların düşünceleriniz olur,

Düşünceleriniz sözleriniz olur,

Sözleriniz eylemleriniz olur,

eylemleriniz alışkanlıklarınız olur,

Alışkanlıklarınız değerleriniz, değerleriniz kaderiniz olur."

- Mahatma Gandi

➔ “Başıma böyle bir şey geldiği için ne kadar şanssızım. Ama hiç de değil. Belki de olanlardan dolayı yıkılmadığım ve olacaklardan korkmadığım için ne kadar şanslı olduğumu söylemeliyim. Çünkü aynı darbe herhangi birini de vurabilirdi, ancak pek çok kişi bunu teslim olmadan ve şikayet etmeden karşılayamazdı.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8.49

Marcus Aurelius·Ders yirmi beş72 / 112

Bir olaydan etkilendikten sonra ne olacağını tam olarak bilemezsiniz.

Size nasıl yeni yollar ya da mücadeleler açacağını ve bu sayede nerede olacağınızı. Bir şeyin neden başınıza geldiğini düşünmeyin. Kabullenin. Onunla savaşmayın. Onunla neye dönüşebileceğinizi görün. Unutmayın hayat sadece zamanın içine serpiştirilmiş olaylardan ibarettir. Bir liyakat sistemine dayanmaz. İyi bir çocuk olup şirinleri görmeyi bekleyemezsiniz.

“Başıma böyle bir şey geldiği için ne kadar şanssızım. Ama hiç de değil. Belki de olanlardan dolayı yıkılmadığım ve olacaklardan korkmadığım için ne kadar şanslı olduğumu söylemeliyim. Çünkü aynı darbe herhangi birini de vurabilirdi, ancak pek çok kişi bunu teslim olmadan ve şikayet etmeden karşılayamazdı.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8.49

Marcus Aurelius

Marcus'tan daha fazla zorluk atlatmış olamazsınız değil mi? Neden mi böyle soruyorum? Marcus’un bu günlükleri yazarken başından geçenler şöyle:

● Babası ve annesi de dahil olmak üzere yakın aile üyelerinin ölümlerini tecrübe etmiştir. Babası Marcus Annius Verus, o henüz üç yaşındayken, annesi Domitia Lucilla ise yirmili yaşlarının başındayken vefat etmiştir. ● Karısı Genç Faustina'nın birlikte birkaç çocukları oldu. Ne yazık ki çocuklarının hepsi hayatta kalamadı. Genç yaşta ölen iki oğulları da dahil olmak üzere çok sayıda çocuklarını kaybettiler. ● Danubian Savaşları, Parthian Savaşı, Marcomannic Savaşları ve Roma-İngiliz Savaşları ömründe liderlik ettiği savaşlardan sadece dördü. ● Politik tezgahlar, salgın hastalıklar ve tüm devlet yönetme zorluklarından bahsetmiyorum bile.

Yine de ne yapılması gerektiğini kısa ve öz bir şekilde açıklıyor:

Bir burun gibi olun: dalgalar sürekli ona çarpar, ama o sağlam durur ve etrafında kaynayan su durulur. "Bunun başıma gelmesi benim kötü şansım." Tam tersine, "Bu benim iyi şansım ki, bu başıma gelmiş olmasına rağmen, şimdiki zamandan dolayı öfkelenmediğim ve gelecek hakkında endişelenmediğim için hala hiçbir sıkıntı hissetmiyorum." Yaşananlar herkesin başına gelebilirdi, ancak herkes bunun kendisini üzmesine izin vermeden hayatına devam edemezdi. Öyleyse neden bu olayı kötü şans olarak görüyorsunuz da sıkıntıdan kaçınmanızı iyi şans olarak görmüyorsunuz? Doğası iyi işleyen bir insanı genellikle şanssız olarak mı tanımlarsınız? Yoksa bir kişinin doğası istediği sonucu elde etmeyi başardığında bunu doğasının bir arızası olarak mı sayarsınız?

İyi ya da kötü diye bir şey olmadığı, sadece düşünmenin bunu sağladığı fikrine değinmiştik. Bu fikir de bir bakıma bununla bağlantılıdır. Ölüme giden yolda başınıza gelebilecek korkunç olaylar vardır, ancak bunların çoğu sizi durduramaz. Bu benim başıma gelse de ben hayattayım diyebilirsiniz. Şimdiki zamandan etkilenmiyorum ve gelecekle ilgili bir kaygım yok. Herkesin başına gelen iyi ya da kötü milyarlarca kötü olay var. Sizinki de farklı değil. Herhangi bir ayrıcalığınız yok, bu hayatta birinci sınıfta uçmuyorsunuz. Olsanız bile, elde edeceğiniz tek ayrıcalık acı çektikten sonra soğuk bir portakal suyu olabilir. Unutmamaya çalışın.

➔ “Ölüm üzerine: Eğer atomlarsa, dağılma; eğer tek bir maddeyse, ya yok olma ya da yer değiştirme.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 7,32

Marcus Aurelius·Ders yirmi altı73 / 112

Ölüm sizin için hiçbir şeydir.

Eğer o buradaysa, siz yoksunuz; eğer o yoksa, siz buradasınız. Onunla karşılaşmayacaksınız.

“Ölüm üzerine: Eğer atomlarsa, dağılma; eğer tek bir maddeyse, ya yok olma ya da yer değiştirme.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 7,32

Marcus Aurelius

Ölüm konusunda Marcus'un bakış açısını tamamen benimsiyorum. Ölümden kaçamam, bu kesin. Ölümlü hayatımı uzatabilirim belki ama her an başıma her şey gelebilir. Epiktetos'un dediği gibi, ölümden kaçamam ama ölüm korkusundan kaçabilirim. En azından ölüm hakkında bir fikir oluşturabilir ve onu kötü olmayan bir şey olarak kabul edebilirim. Benden önce milyonlarca yıl vardı, benden sonra da milyonlarca yıl olacak. Ben sadece hala hayattayken elinden geldiğince keyif almaya çalışan bir yolcuyum.

Şimdiden "tamam tamam ben ölmekten korkmuyorum!" diye düşünüyor olabilirsiniz. Gerçek şu ki, eğer böyle diyorsanız kendinizi kandırıyorsunuz. Sadece bir gün yok olacağınız korkusunu bastırıyorsunuz. Biliyorum çünkü ben de korkuyorum. Bazı insanlar ölümden o kadar korkuyor ki, bunun için bir terim bile var: tanatofobi.

Sevdiğiniz birinin kaybını yaşadıysanız, o boş hissi bilirsiniz: "Şimdi ne yapmalıyım?" Bir gün buradayız, bir gün değiliz. Ölüm nedir? Bir insan nasıl birdenbire ortadan kaybolabilir? Önemli olan, bu konuda hiçbir şey yapamayacağınızın farkına varmaktır. Rahatsız edici, huzursuz edici, mide bulandırıcı ama biraz da rahatlatıcı. Dürüst olmak gerekirse karmaşık.

Bir önceki alıntıyla bağlantılı olarak Marcus ayrıca şöyle der: "Ama ölüm ve yaşam, onur ve onursuzluk, acı ve zevk, bütün bunlar iyi ve kötü insanların başına aynı şekilde gelir, bizi ne daha iyi ne de daha kötü yapan şeylerdir. Bu

nedenle ne iyi ne de kötüdürler." Her kötü şey herkesin başına gelir.

"Her şeyin ne kadar hızlı yok olduğuna, fiziksel bedenlerin evrende kaybolduğuna ve anılarının sonsuzlukta kaybolduğuna bir bakın! Algıladığımız her nesnenin doğasına bakın, özellikle de bizi zevk beklentisiyle baştan çıkaran, acı beklentisiyle korkutan ya da insanlar tarafından kibirleriyle kutlananların! Ne kadar değersiz, aşağılık, iğrenç ve kısa ömürlü şeyler, sadece cesetler!", varoluşumuzun anlamsızlığını tasvir etmenin ne güzel bir yolu.

Ölüm ve kötü olaylar sizin kontrolünüz dışındadır. Bunları düşünmek ve takıntı haline getirmek sizin için sadece büyük bir kayıptır. Kontrol edebildiğiniz şeylere, tepkilerinize ve ölüme doğru büyümenize odaklanın. Elias Canetti, antik Roma'da ölmenin 'ad plures ire' (çoğunluğa karışmak) anlamına geldiğini söylemiştir. Çoğunluğun başına gelenlerden kaçamazsınız.

Marcus bunu en iyi şu sözleriyle ifade etmiştir: "Üç bin -ya da otuz bin- yıl yaşasan bile şunu unutmamalısın. Şu anda yaşadığınız hayattan başka bir hayatı kaybedemezsiniz." Öyleyse neden boşa harcayalım? Hayatı ısırmaya çalışın, kaderinizde ölüm olduğunu bildiğiniz için daha asi olun.

Sonunda zorla ölmek konusunda kendinizi yenilmiş ve şanssız hissettiğinizde, kendinize yüzyıllar önce tarihteki büyük şahsiyetlerin sizden önce nasıl gelip geçtiğini hatırlatın: "Hipokrat, kendisi bir hastalıktan ölmeden önce birçok hastalığı iyileştirdi. Keldaniler pek çok insanın ölümünü önceden haber verdiler, ama sonra ölüm günleri onları yakaladı. İskender, Pompey ve Julius Caesar düzinelerce şehri yerle bir etmiş, savaşlarda yüz binlerce atlı ve piyadeyi katletmiş ve bir gün onlar da ölmüşlerdir. Herakleitos, bir doğa bilimci olarak, dünyanın ateşle yok edilmesi hakkında çok şey yazdı ve içi suyla dolu, inek gübresinden bir lapaya sarılmış olarak öldü. Demokritos bitler tarafından öldürüldü ve Sokrates'i de başka bir tür bit öldürdü."

➔ “Öfkelendiğinizi hissettiğinizde bu düşünceyi elinizin altında bulundurun - öfkelenmek erkekçe değildir. Aksine, nezaket ve kibarlık daha insanidir ve bu nedenle daha erkeksidir. Gerçek bir erkek öfkeye ve hoşnutsuzluğa kapılmaz ve böyle bir kişi öfkeli ve şikayetçi olanların aksine güç, cesaret ve dayanıklılık sahibidir. Bir insan sakin bir zihne ne kadar yaklaşırsa, güce de o kadar yaklaşır…

- Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

Marcus Aurelius·Ders yirmi yedi74 / 112

Marcus öfkeli olmanın hiçbir şeyin kimseye ait olmadığını unutmak olduğunu söyler.

Hepimiz sahip olduğumuz her sözde şey için burada kiracıyız. Ayrıca öfkelenmek, öfkenin sizin kararınız olduğunu unutmaktır. Öfkelenmemeye de karar verebilirsiniz. Son olarak, öfkelenmek sahip olduğumuz tek şeyin şu an olduğunu unutmaktır. Geçmiş meseleler için öfkelenmemelisiniz.

“Öfkelendiğinizi hissettiğinizde bu düşünceyi elinizin altında bulundurun - öfkelenmek erkekçe değildir. Aksine, nezaket ve kibarlık daha insanidir ve bu nedenle daha erkeksidir. Gerçek bir erkek öfkeye ve hoşnutsuzluğa kapılmaz ve böyle bir kişi öfkeli ve şikayetçi olanların aksine güç, cesaret ve dayanıklılık sahibidir. Bir insan sakin bir zihne ne kadar yaklaşırsa, güce de o kadar yaklaşır… - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

Marcus Aurelius

Öfkenin genellikle yıkıcı sonuçları vardır. Telafisi mümkün olmayan fiziksel veya duygusal zararlara yol açabilir. Geri dönüşü olmayan zarar ve hasarlar, ölene kadar her gün size eziyet edecek şeylerdir.

Bu alıntı bana Aristoteles'in şu sözünü hatırlatıyor: "Herkes öfkelenebilir. Bu kolaydır. Ancak doğru kişiye, doğru derecede, doğru zamanda, doğru amaç için ve doğru şekilde öfkelenmek - bu kolay değildir." Aristoteles'in görüşünü gerçek hayattaki durumlara uygulamak daha kolaydır. Öfkenizi kontrol edemediğiniz zamanlar olabilir. Ancak öfkenin sizin seçiminiz olduğunu ve çoğu zaman eylemlerinizin sonucunun zarar olacağını hatırlamaya çalışın.

Birçok öfke yönetimi tekniği, bir tartışmaya vereceğiniz tepkiyi sakinleşmek için zamanınız olana kadar ertelemenizi önerir. Bu aslında Sokrates öncesi döneme kadar uzanan çok eski bir tekniktir.

Modern öfke yönetiminde buna “zaman aşımı” stratejisi 14 diyoruz. . Bir tartışmadan uzaklaşabilir ve tekrar sakinleşene kadar bekleyebilirseniz, olayları daha rasyonel bir şekilde düşünmek ve nasıl yanıt vereceğiniz konusunda daha iyi kararlar vermek daha kolaydır.

Ne zaman kontrolü kaybetmek üzere olduğunuzu hissederseniz, durdurun, erteleyin, aklınız başına geldikten sonra ona geri dönün. Kızgın bir insan, sıkıntılı olduğu ve içsel bir psişik kasılma yaşadığı için mantığını terk eder. Olaylarla yüzleşmek için sebebinize ihtiyacınız var.

14 Robertson, DJ (2021) Sabır öfkeyi nasıl iyileştirir, Medium. Stoacılık - Bir Yaşam Tarzı Olarak Felsefe. Mevcut:https://medium.com/stoicism-philosophy-as-a-way-of-life/how-stoicism-cures-anger-b4895616 cf0c(Erişim tarihi: 4 Nisan 2023).

➔ "İnsanlar birbirleri için var olurlar." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 8,59

Marcus Aurelius·Ders yirmi sekiz75 / 112

Mutlu olmak ister misin?

Başka birini mutlu et.

İnsanlar birbirleri için var olurlar." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 8,59

Marcus Aurelius

Papa'ya, yerli topluluklara veya şamanizme atfedilen eski bir söz, durumu gerçekten iyi özetliyor:

"Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz. Nehirler kendi sularını içmez; ağaçlar kendi meyvelerini yemez; güneş kendi kendine parlamaz ve çiçekler kokularını kendileri için yaymaz. Başkaları için yaşamak doğanın bir kuralıdır. Hepimiz birbirimize yardım etmek için doğduk. Ne kadar zor olursa olsun. Hayat siz mutlu olduğunuzda güzeldir; ama başkaları sizin sayenizde mutlu olduğunda çok daha güzeldir."

Önceden tanımlanmış bir amacımız olmadığına inanıyorum. Ancak en azından bir amacı olması gerekiyorsa, bu amaç başkalarına yardım etmek olmalıdır. Hayatlarımızı yaşayabilmek ve mutlu olabilmek için birbirimize ihtiyacımız var. Zaman zaman ne kadar zor olduğu önemli değil. Hayat siz mutlu olduğunuzda güzeldir; ama başkaları sizin sayenizde mutlu olduğunda çok daha güzeldir.

➔ "Şafak vakti, kalkmaya isteksiz olduğunuzda, şu düşünceyi aklınızdan çıkarmayın: Bir insan olarak yapmam gereken işler var ve bu yüzden kalkıyorum. Uğruna doğduğum ve dünyaya getirildiğim işi yapmak için yola çıktığımda hala buna içerliyor muyum? " Yoksa ben bunun için mi yaratıldım, yatakta uzanıp kendimi sıcak tutmak için mi? "Ama bu gerçekten güzel." Peki siz zevk için mi doğdunuz? Ve genel olarak, yapmak için değil de hissetmek için mi? Bitkilerin, serçelerin, karıncaların, örümceklerin ve arıların kendi işlerini yaptıklarını ve dünyanın düzeninde kendi rollerini oynadıklarını göremiyor musunuz? Peki o zaman insan işi yapmak konusunda isteksiz misiniz? Neden size doğal gelen şeyleri yapmaya hevesli değilsiniz? "Ama dinlenmek de önemlidir." Evet, katılıyorum. Ancak doğa, yeme ve içme konusunda olduğu gibi dinlenme konusunda da sınırlar koymuştur; ama siz bu sınırları aşmıyor ve ihtiyaçlarınızdan fazlasını almıyor musunuz? Sadece eylem söz konusu olduğunda yeteneklerinizin sınırlarına henüz ulaşmamış oluyorsunuz. Bunun nedeni de kendinizi sevmemenizdir. Sevseydiniz, doğanızı ve onun amacını severdiniz. Kendilerini uzmanlık alanlarına adamış olan diğer insanlar, yıkanmayı ya da yemek yemeyi unutarak kendilerini yıpratırlar. Kendi doğanıza, bir zanaatkârın metal işine, bir dansçının dansına, bir cimrinin parasına, bir ünlünün şöhret anına verdiği değerden daha mı az değer veriyorsunuz? Takıntıları yüzünden, tutkularının nesneleri üzerinde daha fazla zaman geçirmek için yemekten ve uykudan vazgeçmeye hazırlar. Devlet işleri size daha mı önemsiz, harcadıkları çabadan daha mı değersiz görünüyor?" - Marcus Aurelius Antoninus, Kendime Düşünceler,5, 1

Marcus Aurelius·Ders yirmi dokuz76 / 112

İnsan olarak hepimizin görevleri var.

Ne yaparsak yapalım, elimizdeki göreve en üst düzeyde önem vermeliyiz. Takıntımızı yaratmalıyız.

Şafak vakti, kalkmaya isteksiz olduğunuzda, şu düşünceyi aklınızdan çıkarmayın: Bir insan olarak yapmam gereken işler var ve bu yüzden kalkıyorum. Uğruna doğduğum ve dünyaya getirildiğim işi yapmak için yola çıktığımda hala buna içerliyor muyum? " Yoksa ben bunun için mi yaratıldım, yatakta uzanıp kendimi sıcak tutmak için mi? "Ama bu gerçekten güzel." Peki siz zevk için mi doğdunuz? Ve genel olarak, yapmak için değil de hissetmek için mi? Bitkilerin, serçelerin, karıncaların, örümceklerin ve arıların kendi işlerini yaptıklarını ve dünyanın düzeninde kendi rollerini oynadıklarını göremiyor musunuz? Peki o zaman insan işi yapmak konusunda isteksiz misiniz? Neden size doğal gelen şeyleri yapmaya hevesli değilsiniz? "Ama dinlenmek de önemlidir." Evet, katılıyorum. Ancak doğa, yeme ve içme konusunda olduğu gibi dinlenme konusunda da sınırlar koymuştur; ama siz bu sınırları aşmıyor ve ihtiyaçlarınızdan fazlasını almıyor musunuz? Sadece eylem söz konusu olduğunda yeteneklerinizin sınırlarına henüz ulaşmamış oluyorsunuz. Bunun nedeni de kendinizi sevmemenizdir. Sevseydiniz, doğanızı ve onun amacını severdiniz. Kendilerini uzmanlık alanlarına adamış olan diğer insanlar, yıkanmayı ya da yemek yemeyi unutarak kendilerini yıpratırlar. Kendi doğanıza, bir zanaatkârın metal işine, bir dansçının dansına, bir cimrinin parasına, bir ünlünün şöhret anına verdiği değerden daha mı az değer veriyorsunuz? Takıntıları yüzünden, tutkularının nesneleri üzerinde daha fazla zaman geçirmek için yemekten ve uykudan vazgeçmeye hazırlar. Devlet işleri size daha mı önemsiz, harcadıkları çabadan daha mı değersiz görünüyor?" - Marcus Aurelius Antoninus, Kendime Düşünceler,5, 1

Marcus Aurelius

➔ “Biri size yanlış mı yapıyor? Gidin ve yanlışı yapanın hangi iyi ve kötü kavramına sahip olduğunu işaretleyin. Bunu anladığınızda ... şaşkınlık ya da öfke değil, merhamet hissedeceksiniz. Çünkü siz hala ya onunla aynı iyi ve kötü anlayışına ya da ondan farklı bir anlayışa sahipsiniz. O zaman onu affetmeniz gerekir. Ama iyi ve kötü kavramlarınız artık böyle değilse, yanlış görene karşı daha kolay merhametli olursunuz.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 7.26

Marcus Aurelius·Ders otuz77 / 112

Meselelere taze ve objektif gözlerle bakmak için başka bir kişinin bakış açısını alın.

Her zaman haklı olamazsınız, diğer herkes de her zaman haksız olamaz.

“Biri size yanlış mı yapıyor? Gidin ve yanlışı yapanın hangi iyi ve kötü kavramına sahip olduğunu işaretleyin. Bunu anladığınızda ... şaşkınlık ya da öfke değil, merhamet hissedeceksiniz. Çünkü siz hala ya onunla aynı iyi ve kötü anlayışına ya da ondan farklı bir anlayışa sahipsiniz. O zaman onu affetmeniz gerekir. Ama iyi ve kötü kavramlarınız artık böyle değilse, yanlış görene karşı daha kolay merhametli olursunuz.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 7.26

Marcus Aurelius

Olayları bir başkasının gözünden görmeye çalışmak Stoacılığın temel taşlarından biridir. İnsanoğlu olarak her şeyin kendimizle ilgili olduğunu düşünmeyi seviyoruz. Okuduğunuz bir bilgiyi, gördüğümüz bir hareketi, bir gülümsemeyi ya da kaş çatmayı kendimize mal edip en kötüsünü düşünebiliyoruz. İşte öncelikle kurtulmamız gereken bu benmerkezciliktir. Dünya bizim etrafımızda dönmüyor, kimse bize karşı değil ve Mevlana'nın dediği gibi "Herkes kendi içindir".

Biri size eleştirisini gönderdiğinde, bunu kendi doğruları ve önyargıları içinde doğru gördüğü için yapar. Bu kararı verirken sadece kendi geçmişini ve aklını kullanabilir. Onun gerçeği sizin gerçeğinizden tamamen kopuk olabilir. Burada önemli olan kırılmak ya da savaş açmak yerine karşı tarafın hangi filtrelerden geçerek düşündüğünü fark etmektir. Gerçek nedenleri bilmeden başkalarını yanlış yargılamak ve algılamakla kendinizi yükümlü tutmayın.

➔ “Her insanın kendisini diğer tüm insanlardan daha çok sevmesine rağmen, kendi hakkındaki görüşlerine başkalarının görüşlerinden daha az değer vermesinin nedenini sık sık merak etmişimdir. O zaman bir tanrı ya da bilge bir öğretmen bir adama kendini sunsa ve ona hiçbir şey düşünmemesini ve tasarladığı anda ifade etmeyeceği hiçbir şey tasarlamamasını söylese, buna bir gün bile dayanamaz. Bu yüzden komşularımızın bizim hakkımızda ne düşündüğüne kendimiz hakkında ne düşündüğümüzden çok daha fazla saygı gösterdiğimiz açıktır.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 12.4

➔ "Ne tür erkekleri memnun etmek istediklerine bir bakın! Bu konuda nasıl davrandıklarına ve ne yaptıklarına bir bakın! Zamanın her şeyi ve zaten sakladığı her şeyi ne kadar çabuk saklayacağını görün!" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler ,6.59

Marcus Aurelius·Ders otuz bir78 / 112

Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsemeyin.

İçinize bakın. Ne yapmak istediğinize bakın ve buna göre hareket edin.

“Her insanın kendisini diğer tüm insanlardan daha çok sevmesine rağmen, kendi hakkındaki görüşlerine başkalarının görüşlerinden daha az değer vermesinin nedenini sık sık merak etmişimdir. O zaman bir tanrı ya da bilge bir öğretmen bir adama kendini sunsa ve ona hiçbir şey düşünmemesini ve tasarladığı anda ifade etmeyeceği hiçbir şey tasarlamamasını söylese, buna bir gün bile dayanamaz. Bu yüzden komşularımızın bizim hakkımızda ne düşündüğüne kendimiz hakkında ne düşündüğümüzden çok daha fazla saygı gösterdiğimiz açıktır.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler , 12.4 ➔ "Ne tür erkekleri memnun etmek istediklerine bir bakın! Bu konuda nasıl davrandıklarına ve ne yaptıklarına bir bakın! Zamanın her şeyi ve zaten sakladığı her şeyi ne kadar çabuk saklayacağını görün!" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler ,6.59

Marcus Aurelius

Bizler doğamız gereği sosyal varlıklarız. Avcılık ve göçebe yaşamı bırakıp toplu yaşama ve tarıma geçtikçe birlikte yaşamayı öğrendik. Toplum içinde olmak, toplum tarafından kabul görmek ve toplum içinde anlam kazanmak bizim için önemli konular haline geldi. Ancak Marcus der ki, hayat insanların ne diyeceğini düşünerek geçmez. Yarın tüm dünyada unutulacak birinin düşüncesi sizi neden ilgilendirsin ki? Bir düşünün, büyük büyükbabanız da övülmeyi seviyordu ve toplum tarafından kabul edilmek istiyordu. O zaman ona ne oldu? 150 yıl sonra dünyada onu hatırlayan tek bir kişi bile kalmadı. Toplum kesinlikle sadakatinize ve çabanıza değmez; sizin uğrunuza feda ettiklerini asla sizin için harcamayacaklardır. Kişinin kendi değerlerine her zaman bağlı kalması ruh sağlığı ve esenliği için çok önemlidir.

Başkalarının fikirlerini çok fazla önemseme eğilimimizin en iyi açıklaması evrimsel perspektiften geliyor. Neredeyse tüm insanlık tarihi boyunca. Hayatta kalmak için sosyal kabul görmeye ihtiyacımız vardı. Kanunlardan önce, medeni organizasyonlardan önce güvenlik yaratmak için birbirimize ihtiyacımız vardı. Hayvanları avlamak için birbirimize ihtiyacımız vardı. Bilim insanlarına göre "İnsanların hayatta kalması için sosyal bağın önemi nedeniyle, sosyal bağı sağlayan sosyal bağlanma sisteminin doğrudan fiziksel ağrı sistemine sırtını dayamış olabileceği ve sosyal ilişkilerin tehdit altında olduğunu göstermek için ağrı sinyalinin kendisini ödünç almış olabileceği öne sürülmüştür." Uzun lafın kısası, sosyal reddedilme bizim için fiziksel acıya neden olabilir.

Yani bu bizim için evrimsel bir gerileme, kabul ediyoruz. Bundan sonraki tek nokta bunu hatırlamaktır. Bizler kabul görmek isteyen sorunlu insanlarız. Sartre'ın dediği gibi cehennem diğer insanlardır çünkü bir sanatçı veya herhangi bir şey yaratan insan olarak yarattıklarımızı değerlendirmeleri için onlara ihtiyacımız vardır. Ancak Arthur Brooks'un dediği gibi "Başkalarının hakkımızda ne düşündüğüne dair korkularımız abartılıdır ve nadiren üzülmeye değerdir.15

Ancak, Marcus'un bile başkalarının fikirlerine karşı savaşmakta zorlandığını unutmayın: "Kendini hor gör, benim ruhum-evet, hor gör! Kendine saygı duymanın zamanı geçti. Çünkü hiç kimse uzun yaşamaz ve sen kendini küçük düşürüp mutluluğunu başkalarının ruhlarına bağladığın sürece bu hayatın tükenecek" demişti üzüntüyle. Önemli olan kendinize değerinizi hatırlatmak ve dışarıdan gelen her türlü olumsuz görüşe karşı sürekli mücadele etmektir.

15 Brooks, A.C. (2022) Kimsenin umrunda değil!, Atlantik. Atlantik Medya Şirketi.:https://www.theatlantic.com/family/archive/2021/11/how-stop-caring-what-other-people-think-y ou/620670/ (Erişim tarihi: 4 Eylül 2022).

➔ “Artık dikkatinizi dağıtmayın! Defterlerinizi ya da antik Roma ve Yunan tarihi anlatılarınızı ya da yaşlılığınız için sakladığınız sıradan kitapları okumayacaksınız. Nihai hedefinize doğru ilerleyin ve eğer kendinizi önemsiyorsanız, hala yapabiliyorken geleceğe dair boş umutları bir kenara bırakarak kendi kendinizin kurtarıcısı olun.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

Marcus Aurelius·Ders otuz iki79 / 112

Yazılan tüm kitapları okuyamazsınız.

Bir konuyla ilgili tüm dersleri alamazsınız. Size nasıl yapıldığını anlatması için her deneyimli liderle görüşemezsiniz. Kendi teknenizi kullanmanız gerekir. Kendi davanız için savaşmaya başlamalısınız. Hatalarınız olacak, onları onaracak ve devam edeceksiniz. Teorileştirmeyi bırakın, harekete geçin ve uygulamaya başlayın.

“Artık dikkatinizi dağıtmayın! Defterlerinizi ya da antik Roma ve Yunan tarihi anlatılarınızı ya da yaşlılığınız için sakladığınız sıradan kitapları okumayacaksınız. Nihai hedefinize doğru ilerleyin ve eğer kendinizi önemsiyorsanız, hala yapabiliyorken geleceğe dair boş umutları bir kenara bırakarak kendi kendinizin kurtarıcısı olun.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

Marcus Aurelius

➔ "Yaşamınızı eylem eylem oluşturmalı ve her eylem kendi amacına en iyi şekilde ulaşırsa tatmin olmalısınız: ve hiç kimse sizi bu başarıdan alıkoyamaz." - Marcus Aurelius, Meditasyonlar 8.32

Marcus Aurelius·Ders otuz üç80 / 112

Günlük yaşamlarımızda tatmin ve eylemliliği geliştirmek için nihai sonuca aşırı derecede takılmadan, her bir eyleme bilinçli ve kasıtlı bir şekilde odaklanın.

Yaşamınızı eylem eylem oluşturmalı ve her eylem kendi amacına en iyi şekilde ulaşırsa tatmin olmalısınız: ve hiç kimse sizi bu başarıdan alıkoyamaz." - Marcus Aurelius, Meditasyonlar 8.32

Marcus Aurelius

İnsanlar olarak, amaçladığımız hedef ve amaçlara ulaşmak için çabalarken sık sık kendimizi hedeflerimizi gözden kaçırırken buluruz. Karşılaştığımız zorluk, ilerlememizi objektif bir şekilde değerlendirmemizi ve eksiklikleri veya boşlukları tespit etmemizi sağlayacak güvenilir bir aynanın olmamasıdır. Nihai hedefimiz konusunda net olsak da, oraya giden yol genellikle belirsiz ve muğlaktır, bu da bizi doğru yönde ilerleyip ilerlemediğimiz konusunda kararsız bırakır.

O zaman hedeflerimizi bırakırız. Yeni yıl kararlarımız gibi. Marcus bunu 2000'li yıllardan beri biliyordu. Şu ana odaklandığımız ve her adımı niyet ve amaçla attığımız, bilinçli ve farkındalıklı bir yaşam yaklaşımını savunuyor. Sonuca aşırı derecede takılmadan, yaptığımız her eylem için elimizden gelenin en iyisini yapmanın önemini vurguluyor.

Dikkatimizi nihai sonuçla aşırı derecede ilgilenmek yerine her bir eylemin sürecine yönelterek, günlük yaşamlarımızda bir tatmin ve memnuniyet duygusu geliştirebiliriz. Bu yaklaşım, gelecekle ilgili kaygılar veya geçmişle ilgili pişmanlıklarla boğulmak yerine şimdiki ana bağlı kalmamızı sağlar.

Bu önerinin bir de anında geri bildirim kısmı var. Ne zaman bir son duruma ulaşmaya çalışsak ne kadar iyi yaptığımızdan emin olamayız. Marcus diyor ki, görevleri bölün. Küçük gruplar halinde günlük yapın. Sonra da küçük görevlerle üzerini çizin ve bir hak ve başarı duygusu elde edin. Bu şekilde

ilerlemenizi takip edebilir ve ne kadar çok şey başardığınızı asla unutmazsınız.

➔ (..)“Öyleyse neyi ciddiye almak gerekir? Sadece şunları: Adil bir zihin, sosyal açıdan faydalı eylemler, sadece doğruyu söyleyen bir konuşma ve olan her şeyi gerekli, akıl tarafından anlaşılabilir ve aynı derecede akılcı bir orijinal kaynaktan akıyor olarak karşılama yeteneği" - Marcus Aurelius, Meditasyonlar 4,33

Marcus Aurelius·Ders otuz dört81 / 112

Ciddiye alman gereken dört şey var.

(..)“Öyleyse neyi ciddiye almak gerekir? Sadece şunları: Adil bir zihin, sosyal açıdan faydalı eylemler, sadece doğruyu söyleyen bir konuşma ve olan her şeyi gerekli, akıl tarafından anlaşılabilir ve aynı derecede akılcı bir orijinal kaynaktan akıyor olarak karşılama yeteneği" - Marcus Aurelius, Meditasyonlar 4,33

Marcus Aurelius

1. Adil zihin: Adil bir zihin, etik ilkeler ile adalet ve eşitliğe bağlılık tarafından yönlendirilen bir zihin anlamına gelir. Doğruyu yanlıştan ayırt edebilen ve adalet, ahlak ve doğa ilkelerine uygun hareket etmeye çalışan bir akıldır. Bu, kişinin kendi önyargılarının ve önyargılarının farkında olmasını ve adil ve objektif kararlar almak için bunların üstesinden gelmeye çalışmasını içerir.

2. Sosyal açıdan faydalı eylemler : İnsanlar sosyal yaratıklardır. Toplumsal mutluluk olmadan bireysel mutluluk olmaz. "Toplumsal açıdan faydalı eylemler" toplumun daha fazla yararına katkıda bulunan eylemleri ifade eder. Bu eylemler gönüllü olmak, hayır kurumlarına bağışta bulunmak, başkalarına yardım eden bir meslekte çalışmak veya sosyal adalet davalarını savunmak gibi birçok şekilde olabilir.

3. Sadece doğruyu söyleyen konuşma : Yalan ve aldatma toplumun dokusuna zarar veren yıkıcı güçlerdir ve sadece gerçekler gerçek adalete ve sosyal uyuma yol açabilir.

4. Başınıza gelen her şeyi gerektiği gibi karşılama becerisi: Evrenin mantıklı bir planı olduğuna ve herhangi bir istiridyeden farkınız olmadığı için size karşı kin beslemediğine inanın. Ve yolda başınıza ne gelirse gelsin kabullenin. Büyüme fırsatları bulun.

➔ "Biri bana kötü mü davranıyor? Bu onu ilgilendirir. O kendi başına bir adam ve eylemleri de kendisine ait. Şu anda evrensel doğamın sahip olmamı istediği şeylere sahibim ve şu anda doğamın benden istediği şekilde hareket ediyorum.” - Marcus Aurelius, Meditasyonlar 5,25

Marcus Aurelius·Ders otuz beş82 / 112

Başkalarının kötü davranışları beni üzemez.

Her şeyden önce, bu bir dış olaydır. Dış olaylar ruhumu etkileyemez. Olmasına izin verirsem, bu sadece benim zayıflığımdır. "Kötü" sıfatını kaldırdığım anda bu yük onların üzerinden kalkıyor.

Biri bana kötü mü davranıyor? Bu onu ilgilendirir. O kendi başına bir adam ve eylemleri de kendisine ait. Şu anda evrensel doğamın sahip olmamı istediği şeylere sahibim ve şu anda doğamın benden istediği şekilde hareket ediyorum.” - Marcus Aurelius, Meditasyonlar 5,25

Marcus Aurelius

Marcus'tan yapılan bu alıntı, bireysel özerkliği ve kişisel sorumluluğu vurgulayan felsefi bir konuma işaret etmektedir. Başkalarının eylemlerinden sorumlu değiliz ve yalnızca kendimizden ve kendi eylemlerimizden sorumluyuz. Başkalarının eylemlerinin bizim kontrolümüzde olmadığını kabul etmeliyiz ve bu nedenle bunlar üzerinde durmak verimli değildir. Bunun yerine, kendi eylemliliklerine ve kişisel sorumluluklarına odaklanılmalıdır.

Bu fark çok önemlidir çünkü bu taktik aynı zamanda hiç kimsenin eylemlerinin veya fikirlerinin sizi üzmesine izin vermemenize yardımcı olacaktır.

➔ "En iyi savunma şekli düşmanına benzememektir." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 6,6

Marcus Aurelius·Ders otuz altı83 / 112

Sevginin karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır.

En iyi intikam aynı günahı işlememektir, günahkâr gibi olmamaktır.

En iyi savunma şekli düşmanına benzememektir." - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 6,6

Marcus Aurelius

Eğer kişi düşmanına benzerse, ondan ayırt edilemez hale gelme riskiyle karşı karşıya kalır. Günahkarın seviyesinin altına düşerseniz, sizinle onun arasındaki fark nedir?

Marcus bunun yerine kişinin kendi ilke ve değerleriyle tutarlı bir şekilde kendini savunmaya çalışmasını önermektedir. Bu, kişinin ahlaki otoritesini korumasına yardımcı olabilir ve hatta başkalarının izlemesi için bir örnek teşkil edebilir.

Düşmanlarınız sizi düşürmeye çalışır ve bu süreçten keyif alır. Onlara bu şansı vermeyin. Martin Luther King'in dediği gibi "Şiddetin nihai zayıflığı, yok etmek istediği şeyin ta kendisini doğuran, azalan bir sarmal olmasıdır. Kötülüğü azaltmak yerine, onu çoğaltır." Bu alıntıda şiddet olması gerekmiyor, herhangi bir kötü davranışı koyabilirsiniz. Eğer kendinizden intikam almaya çalışırsanız, yok etmeye çalıştığı şeyin ta kendisini doğurur.

➔ “Burada kendileriyle birlikte olan çağdaşlarından herhangi birini övmek konusunda isteksizdirler, ancak hiç görmedikleri ve asla göremeyecekleri gelecek nesiller tarafından övülmeye büyük önem verirler. Bu, önceki nesiller sizin için methiyeler yazmadığı için üzülmekle hemen hemen aynı şeydir.” - Marcus Aurelius, Meditasyonlar 6,18

Marcus Aurelius·Ders otuz yedi84 / 112

İnsanlara daha çok teşekkür ve takdir edin.

“Burada kendileriyle birlikte olan çağdaşlarından herhangi birini övmek konusunda isteksizdirler, ancak hiç görmedikleri ve asla göremeyecekleri gelecek nesiller tarafından övülmeye büyük önem verirler. Bu, önceki nesiller sizin için methiyeler yazmadığı için üzülmekle hemen hemen aynı şeydir.” - Marcus Aurelius, Meditasyonlar 6,18

Marcus Aurelius

Başkaları hakkında ne düşündüğümüzü samimi bir şekilde ifade etme yeteneğimizi kaybettik. Herkes görevlerimizi yaptığımızı düşünüyor ve kimse bunun için bir iltifatı hak etmiyor. Günlük iş yükümüz içinde sosyal bağlantılarımız zarar görüyor. Teşekkür etmekten ya da yapıcı eleştirilerde bulunmaktan kaçınıyoruz.

Gelecek nesillerin görüşlerine ve övgülerine çağdaşlarınınkinden daha fazla değer veren bireyler, mevcut durumlarının gerçekliğiyle ilgilenmek yerine varsayımsal bir mirasa daha fazla önem veriyor gibi görünüyorlar.

Hayatımızı daha iyi hale getiren küçük "teşekkür"ler ve "aferin"lerdir. Almak için vermelisiniz. Çevrenizdeki insanların çabalarını ve bu çabaların yaşamınıza nasıl katkıda bulunduğunu fark etmeye çalışın.

➔ "Bir şeyi her yaptığınızda kendinize sorun: "Bunu kabul edilebilir buluyor muyum? Pişman olmayabilir miyim?" Çok geçmeden ölmüş olacağım ve sonra da "her şeyle birlikte gideceğim." Eğer şu anda yaptığım iş, Tanrı ile aynı yasalar altında yaşayan akıllı ve sosyal bir varlığa uygunsa, daha ne isteyebilirim ki?" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8.2

Marcus Aurelius·Ders otuz sekiz85 / 112

Her eylemden önce kendinize sorun: Bu gerekli mi ve bunu kabul edilebilir buluyor muyum?

Bir şeyi her yaptığınızda kendinize sorun: "Bunu kabul edilebilir buluyor muyum? Pişman olmayabilir miyim?" Çok geçmeden ölmüş olacağım ve sonra da "her şeyle birlikte gideceğim." Eğer şu anda yaptığım iş, Tanrı ile aynı yasalar altında yaşayan akıllı ve sosyal bir varlığa uygunsa, daha ne isteyebilirim ki?" - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, 8.2

Marcus Aurelius

Ahlak ve gerçeklik sınırlarının çoğu zaman bulanıklaştığı bir dünyada, kendi üzerine düşünme kavramı hayatta kalmak için çok önemli bir araç haline geliyor. Yapılan her eylem, alınan her karar, pişmanlık, suçluluk ve kendinden şüphe duyma potansiyelini içinde taşır. Kendi kendine sorduğu sorulardan oluşan sürekli bir yaylım ateşi altında ezilen zihin, kişinin kendi değerlerine ve ilkelerine uygun hareket ettiğine dair güvenceye sığınır.

Bu alıntı, hakkında konuşmayı sevdiğim varoluşsal korkunun özüne, hayatın sonlu olduğunun ve anlamsızlıkla ya da zalimlikle boşa harcanan her anın sonsuza dek kaybedilen bir an olduğunun farkına varılmasına değiniyor. "Çok geçmeden öleceğim ve sonra 'her şeyle birlikte' gideceğim" sözleri, hayatın geçici doğasını ve her anı en iyi şekilde değerlendirmenin önemini hatırlatıyor. Ancak şu soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Zeki ve sosyal bir varlığın "doğru" işi nedir? İnsan ahlaki belirsizliğin bulanık sularında nasıl gezinebilir ve zarar görmeden çıkabilir?

Kurallar sürekli değişmektedir ve en sıradan eylemlerin sonuçları bile yıkıcı olabilir. Yine de bu pasaj bir umut ışığını ima etmektedir - Tanrı'yla aynı yasalara uygun olarak yaşayarak, aksi takdirde kaotik bir dünyada anlam ve amaç bulunabileceği fikri. Bunun dini inanca bir çağrı mı yoksa insan iyiliğinin gücüne daha geniş bir inanç mı olduğu yoruma bırakılmıştır. Ancak çoğu zaman umuttan yoksun görünen bir

dünyada, kişinin kendi üzerine düşünmesi ve daha yüksek bir yasaya bağlı kalması yoluyla anlam bulabileceği fikri güçlü bir fikirdir.

➔ "Öncelikle, üzülmeyin. Evrensel doğaya uygun olmayan hiçbir şey olmaz ve çok geçmeden tıpkı Hadrian ve Augustus gibi siz de var olmayacaksınız. İkincisi, bakışlarınızı elinizdeki meseleye sabitleyin ve ne olduğunu görün ve sonra, iyi bir insan olma yükümlülüğünüzü ve insanlığınızın taleplerini aklınızda tutarak, devam edin ve size en adil görünen şekilde yapın. Ancak bunu nezaket ve alçakgönüllülükle ve parçalara ayırmadan yapın.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler 8.5

Marcus Aurelius·Ders otuz dokuz86 / 112

Her şey doğaya göre gerçekleşir ve sizin bunun üzerinde herhangi bir kontrolünüz yoktur.

Ayrıca bir şeyin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu kesinlikle bilemezsiniz. Bunu sadece zaman gösterecek. Elinizdeki tek şey şu an olduğu için tamamen elinizdeki göreve odaklanın. Sonluluğun saçmalığına isyan edin, ancak bunu her eyleminizde nezaket ve alçakgönüllülükle yapın.

Öncelikle, üzülmeyin. Evrensel doğaya uygun olmayan hiçbir şey olmaz ve çok geçmeden tıpkı Hadrian ve Augustus gibi siz de var olmayacaksınız. İkincisi, bakışlarınızı elinizdeki meseleye sabitleyin ve ne olduğunu görün ve sonra, iyi bir insan olma yükümlülüğünüzü ve insanlığınızın taleplerini aklınızda tutarak, devam edin ve size en adil görünen şekilde yapın. Ancak bunu nezaket ve alçakgönüllülükle ve parçalara ayırmadan yapın.” - Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler 8.5

Marcus Aurelius

İlk cümle okuyucuyu endişelerini bir kenara bırakmaya ve kendi ölümlülüğünün kaçınılmazlığını kabullenmeye teşvik eder. Camus'nün görüşünde buna aşinayız. Ölümü kabullenmek anlamlı bir hayat yaşamak için gerekli bir adımdır.

İkinci cümle şu anda yaşamanın ve eldeki göreve odaklanmanın öneminden bahseder. Camus yine, içsel değerden yoksun bir dünyada anlam bulmanın tek yolunun şimdiki zamanla tamamen meşgul olmak ve kendi eylemlerimizin sorumluluğunu almak olduğuna inanıyordu. Marcus burada kişinin görevlerine adalet ve dürüstlük duygusuyla ama aynı zamanda nezaket ve alçakgönüllülükle yaklaşması gerektiğini öne sürer. Bu erdemler ortak insanlığımızın bir yansımasıdır ve çoğu zaman izole edici ve kaotik hissedilebilen bir dünyada bir topluluk ve bağlantı duygusu yaratmak için gereklidir. Bu değerleri benimseyerek, varoluşun saçmalığı karşısında bile bir amaç ve aidiyet duygusu bulabiliriz.

Marcus Aurelius'tan Kendimize Sık Sık Hatırlatmak İçin 31 Ders 1. Her şey geçicidir, şeyler birbirine dönüşür ve sonra da yok olur. Değer verdiğiniz her şeyin her an yok olabileceğini hatırlamayı alışkanlık haline getirin. 2. "Gördüğünüz her şeyin kısa bir süre sonra değişeceğini ve çok geçmeden varlığının sona ereceğini; ve geçmişte kişisel olarak ne kadar çok değişim geçirdiğinizi sürekli aklınızda tutun. "Evren değişimdir ve yaşam bir varsayımdır." 3. Evren ölçeğinde, istiridye ve siz aynı anlama gelirsiniz. Ara sıra, her şey can sıkıcı ve zorlayıcı göründüğünde, yukarıdan bir bakış atın. Size karşı kurulmuş bir plan olmadığını görmek ferahlatıcıdır. 4. Olaylar sizi rahatsız etmiyor. Olaylar hakkındaki düşünceleriniz sizi rahatsız ediyor. Onlar sadece düşüncelerdir. Düşüncelerinizin yaratıcısı sizsiniz ve her birini yıkma gücüne sahipsiniz. Olaylara yapıştırdığınız yapay etiketlerin sahibi olmayın. 5. Sadece zihniniz üzerinde gücünüz vardır, dışarıdaki olaylar üzerinde değil. Bunun farkına varın, farkında olun. Kendinizi bir sorun içinde bulduğunuzda, çözmeye çalışmadan önce, neyin kontrolünüz altında olduğuna bakın. 6. Kimse size gül bahçesi vaat etmedi. Yol boyunca her zaman sorunlar ya da sorunlu insanlar olacaktır. Hazırlıklı olun. Zorlukları önceden hayal edin ki yaşadığınızda üstesinden gelmeniz daha kolay olsun. 7. "Kendinizi ölü olarak düşünün. Hayatınızı yaşadınız. Şimdi geriye kalanı alın ve onu düzgün bir şekilde yaşayın."

8. Ne yaparsanız yapın, nereye giderseniz gidin, zihninizi de yanınızda götürürsünüz. Eğer mutlu değilseniz, inziva ve kaçış yolları ararsınız. Yaşama biçiminizle ilgili bazı sorunlar var. Kendinizi rahat hissetmek için dışsal bir şeye ihtiyacınız yok. İçinize ayrıntılı olarak bakmanız, iç kalenizi yaratmanız gerekir. 9. Bir eylemde bulunduğunuzda veya zamanınızı bir amaca adadığınızda kendinize sorun: Bu gerekli mi? 10. Her insanın kendi gerçekliği vardır, çünkü gerçeklik insanların algılarının, yorumlarının, eklemelerinin, zihinsel modellerinin ardında gizlidir. 11. Katıldığınız her etkinlik, bitirdiğiniz her iş, yaşadığınız her gün tüm dikkatinizi hak ediyor. Bugün son gününüzmüş gibi yaşayın, yapın, tamamlayın, mücadele edin. 12. Geçmiş gitmiştir. Bu kendimize her zaman anlattığımız bir hikayedir. Tanıdık olduğu için rahatlatıcıdır ama size hiçbir katma değeri yoktur. Gelecek mi? Söz verilmemiştir. Ayrıca, gelecek bir şekilde "şimdi "ler dizisidir. Sırayla yaşarsınız. Emin olduğunuz tek şey şimdiki zamandır. Yok olmasına izin vermeyin. 13. Bir fikre saplanıp kalmayın, değişimi kucaklayın. Bağlı kaldığınız şeylerle değil, sizi genişleten ve daha bilge yapan şeylerle tanımlanırsınız. Hayat sabit ve nihai bir şey olmak değildir, hayat aramak ve keşfetmektir. 14. Birini eleştirmeden önce birkaç dakika durun. Yaratmak zordur, eleştirmek kolaydır. Önce kendinize bir bakın, bu hata sizinkilerden birine benziyor mu? Unutmayın, kimse mükemmel değildir. 15. Kaygı, tıpkı düşüncelerimiz gibi, insan yapımıdır. Kaygımızı sorunlara takılarak ve abartarak yaratırız. Kaygı yükseldiğinde, onu basitçe atın. 16. Öleceksiniz. Aldığınız her nefes ve yaptığınız her hata ile ölüme yaklaşıyorsunuz. Bundan kaçış yoktur. Bu farkındalığın eylemlerinize rehberlik etmesine izin verin. Ölümlülüğünüzü düşünün ve buna göre hareket edin, akıllıca seçim yapın. Bu sizi üzgün ve umutsuz kılmak

zorunda değil. Bu size savaşmak ve yaşamak için daha fazla çekicilik ve motivasyon vermelidir 17. Bir olaydan etkilendikten sonra ne olacağını tam olarak bilemezsiniz. Size nasıl yeni yollar veya mücadeleler açacağını ve bu sayede nerede olacağınızı. Bir şeyin neden başınıza geldiğini düşünmeyin. Kabullenin. Onunla savaşmayın. Onunla neye dönüşebileceğinizi görün. Unutmayın hayat sadece zamanın içine serpiştirilmiş olaylardan ibarettir. Bir liyakat sistemine dayanmaz. İyi bir çocuk olup şirinleri görmeyi bekleyemezsiniz. 18. Ölüm sizin için bir şey ifade etmez. O buradaysa, siz yoksunuz; o yoksa, siz buradasınız. Onunla karşılaşmayacaksın. 19. Öfkelenmek, hiçbir şeyin kimseye ait olmadığını unutmaktır. Sahip olduğumuz her sözde şey için hepimiz burada kiracıyız. Ayrıca öfkelenmek, öfkenin sizin kararınız olduğunu unutmaktır. Öfkelenmemeye de karar verebilirsiniz. Son olarak, öfkelenmek sahip olduğumuz tek şeyin şu an olduğunu unutmaktır. Geçmişteki meseleler için öfkelenmemelisiniz. 20. Mutlu olmak mı istiyorsunuz? Başka birini mutlu etmeye çalışın. 21. İnsan olarak hepimizin görevleri vardır. Ne yaparsak yapalım, elimizdeki göreve en üst düzeyde önem vermeliyiz. Kendi takıntımızı yaratmalıyız. 22. Sorunlara taze ve objektif gözlerle bakmak için başka bir kişinin bakış açısını alın. 23. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsemeyin. İçinize bakın. Ne yapmak istediğinize bakın ve buna göre hareket edin. Kimsenin size kim olduğunuzu ya da ne yapmanız gerektiğini söylemesine izin vermeyin. Kim olduğunuzu ve sizin için neyin doğru olduğunu en iyi siz bilirsiniz - ne de olsa tüm hayatınız boyunca kendinizle yaşadınız. 24. Yaptığımız her şey geçicidir, bu nedenle hiçbir şeye özel olarak bağlanmamalıyız; etki konusunda endişelenmek

yerine, o anda ne kadar tatmin edici olduğunu ve yol boyunca bize neler öğrettiğini düşünün. 25. Size model olan, yol gösteren, öğreten, ufkunuzu genişleten kişilere minnettarlığınızı gösterin. Onlara asla saygısızlık etmeyin. 26. Tüm hikayeyi bilmeden asla başkalarını suçlamayın. Her bakış açısında iki madeni para vardır. Ayrıca, suçlamak asla sorunu çözmez, empati ve anlayış çözer. 27. Kişisel olarak eleştirin, toplum içinde övün. 28. 1. Hepimiz insan nüfusunun üyeleriyiz ve birbirimize yardım etmek için buradayız. 2. Kendinize insanların neyi neden yaptıklarını sorun, özellikle de yanlış yaptıklarında. Onların motivasyonlarını anlamak uzun bir yol kat etmenizi sağlar. 3. Hiç kimse bilerek yanlış yapmaz; hiç kimse kötü bir insan olarak görülmek istemez. İnsanlar hata yaparlar, bazen korkunç hatalar yaparlar ama doğru yaptıklarını düşünürler. 4. Kendinizi başkalarından üstün görmeyin; siz de en az onlar kadar hatalısınız. 5. Diğer insanların motivasyonları veya durumları hakkında genellikle yeterli bilgiye sahip olmadığınızı unutmayın, bu nedenle yargılamaktan kaçının. 6. Ölümlü olduğunuzu ve insan hayatının kısa olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Sizi rahatsız eden her ne ise, uzun sürmeyecektir. 7. Huzurumuzu kaybetmemize neden olan şey diğer insanların yaptıkları değil, onların yaptıkları hakkındaki görüşlerimizdir ve görüşlerimiz bizim gücümüz dahilindedir. 8. Çoğu zaman bir şeylere kızarak, o şeylerin bize verdiği zarardan daha fazlasını kendimize veririz. 9. Başkalarını düzeltmek için elinizden geleni yapın, ancak nazikçe ve ironi yapmadan ve sadece gösteriş için değil, doğru nedenle. 10. İnsanlardan yanlış yapmamalarını beklemeyin, çünkü bu aptallıktır. Ancak onları durdurma gücünüz varsa başkalarına zarar vermelerine izin vermeyin, çünkü bu bir insan olarak sizin görevinizdir. Bu, varoluşun doğası ve onun içindeki yerimizi nasıl bulduğumuz hakkında neyi ortaya koyuyor?

29. Her an geçicidir. Ona tutunmaya çalışmayın ama tüm dikkatinizi vererek onu hissetmeye çalışın. Her ne yapıyorsanız yüzde yüzünüzle yapın. 30. Başkalarının sahip olduğu şeyleri dilemeyin ve sahip oldukları şeyleri de onlara çok görmeyin - zamanınızı ve enerjinizi sizin olmayan şeylere odaklanarak boşa harcamaya değmez. 31. Herhangi bir konuda kendini beğenmişlik, sıkıntı ya da öfke duymak için aptal olmak gerekir. Ne de olsa bu duyguların nedeni, geleceğin ve geçmişin derin uçurumuna kıyasla ne kadar uzun sürecektir? Şu anda bizi rahatsız eden hiçbir şey kalıcı olmayacaktır.

Artık iyi bir insanı neyin oluşturduğuna dair dolambaçlı tartışmalar yok. İyi bir insan ol! - Meditasyonlar, 10.16

3. SENECA

➔ "Öfkenin en büyük ilacı geciktirmektir; öfkeden ilk başta bunu size vermesi için yalvarın, suçu affetmesi için değil, bu konuda doğru bir yargıya varabilmesi için. Eğer gecikirse, sona erecektir. Onu bir anda bastırmaya çalışmayın, çünkü ilk dürtüleri şiddetlidir; parçalarını kopararak bütününü ortadan kaldırmış oluruz. . . Bazı suçlara kendimiz de tanık oluruz: bu durumlarda suçlunun eğilimini ve amacını inceleyelim. Belki de çocuktur; gençliğini bağışlayalım, yanlış yapıp yapmadığını bilmiyordur. Ya da bir babadır; ya bize haksızlık etme hakkını kazanacak kadar büyük hizmetlerde bulunmuştur ya da belki de bizi rahatsız eden bu davranış onun başlıca erdemidir. . . Diyelim ki bu bir hastalık ya da talihsizliktir; buna sessizce katlanırsanız üzerinizde daha az etkisi olur. Size haksızlık eden iyi bir adam mı? Buna inanmayın. Kötü biri mi? Buna şaşırmayın; size borçlu olduğu cezayı başkasına ödeyecektir - aslında günahıyla zaten kendini cezalandırmıştır." - Seneca, Öfke Üzerine

Seneca·Ders bir87 / 112

Geciktirmek öfke için bir numaralı çözümünüzdür.

Hiçbir öfke karakteriniz için iyi değildir. Öfkenizle aranıza biraz zaman koyduğunuzda, meseleye daha geniş ve makul bir bakış açısıyla bakacaksınız.

Öfkenin en büyük ilacı geciktirmektir; öfkeden ilk başta bunu size vermesi için yalvarın, suçu affetmesi için değil, bu konuda doğru bir yargıya varabilmesi için. Eğer gecikirse, sona erecektir. Onu bir anda bastırmaya çalışmayın, çünkü ilk dürtüleri şiddetlidir; parçalarını kopararak bütününü ortadan kaldırmış oluruz. . . Bazı suçlara kendimiz de tanık oluruz: bu durumlarda suçlunun eğilimini ve amacını inceleyelim. Belki de çocuktur; gençliğini bağışlayalım, yanlış yapıp yapmadığını bilmiyordur. Ya da bir babadır; ya bize haksızlık etme hakkını kazanacak kadar büyük hizmetlerde bulunmuştur ya da belki de bizi rahatsız eden bu davranış onun başlıca erdemidir. . . Diyelim ki bu bir hastalık ya da talihsizliktir; buna sessizce katlanırsanız üzerinizde daha az etkisi olur. Size haksızlık eden iyi bir adam mı? Buna inanmayın. Kötü biri mi? Buna şaşırmayın; size borçlu olduğu cezayı başkasına ödeyecektir - aslında günahıyla zaten kendini cezalandırmıştır." - Seneca, Öfke Üzerine

Seneca

Seneca öfke yönetimi taktikleriyle ünlüdür ve bunlardan ilki tepkilerimizi ertelemektir. Seneca, tepki vermeden önce derin bir düşünceye dalarak öfkemizle daha iyi başa çıkmamızı önerir. Bunun arkasındaki neden basittir: öfkelendiğimizde aklımız tarafından değil, duygularımız tarafından kontrol ediliriz. Daha doğrusu, mantıksal süreçlerde değil, savaş ya da kaç tepkisinde ustalaşmak üzere geliştirilmiş sürüngen beynimiz tarafından kontrol ediliriz. Bize yöneltilen argümanlara karşı öfkeleniriz. Eğer öfkemizi nedeninden ayırabilirsek, daha sakin bir şekilde tepki verebiliriz. Ayrıca, en başta neden öfkelendiğimizi anlamak için daha derine inmemiz gerektiğini öne sürüyor. Belki de bizi

öfkelendiren kişi cahildir ya da kötüyü iyiden ayırt edemiyordur. Ya da belki de bize yapılanı veya söyleneni yanlış anlamışızdır. Öfkemizi kaybetmeden önce olayların ve öfkemizin temel nedenlerini derinlemesine araştırmak akıllıca olacaktır.

Öfke dizginlenmediğinde, bize yaralanmanın kendisinden daha fazla acı verecek bir şeye dönüşecektir. Her zaman sakin kalmak zordur, ancak bunun gerekliliğini kendimize hatırlatmak kolaydır.

Bu yüzden öfkelenmek üzere olduğunuzda bu alıntıyı hatırlayın: "Hiç kimse kendini bekletmez; yine de öfkenin en büyük ilacı beklemektir, böylece ilk baştaki tutku sönebilir ve zihni örten sis azalabilir ya da daha az kalınlaşabilir."

➔ “Her yer, hiçbir yer demektir. Bir kişi tüm zamanını yabancı seyahatlerde geçirdiğinde, birçok tanıdığa sahip olur, ancak hiç arkadaşı olmaz. - Seneca, Ahlak Mektupları, 2.2

Seneca·Ders iki88 / 112

Daha az hedefe ihtiyacınız var.

Ait olmak için daha az yere. İletişimde kalmak için daha az arkadaşa. Etrafınızda kalmasını istediğiniz bir kişi bulduğunuzda, enerjinizi onu etrafınızda tutmak için yönlendirseniz iyi olur.

“Her yer, hiçbir yer demektir. Bir kişi tüm zamanını yabancı seyahatlerde geçirdiğinde, birçok tanıdığa sahip olur, ancak hiç arkadaşı olmaz. - Seneca, Ahlak Mektupları, 2.2

Seneca

Gelişmek için konfor alanınızı kırmanız ve yeni sınırlar çizmeniz gerektiği doğrudur. Karşınıza bir fırsat çıktığında, kısa vadede size daha fazla zorluk çıkaracak bir seçeneği tercih etmenizde fayda var çünkü muhtemelen gelecekte size daha geniş ve daha iyi seçenekler sunacak olan da budur.

Çoğu zaman, Aurelius'un da değindiği gibi, seyahat etmenin ya da bulunduğumuz yerden kaçmanın faydalı olacağını düşünürüz. Mutluluğu dağlarda ararız. Oysa ihtiyacımız olan iklim değişikliği değil, karakter değişikliğidir. Nereye gidersek gidelim kafamızı da yanımızda taşıyacağız. Seyahat etmek ya da kaçmak çözüm değildir.

Doğru kombinasyonu bulmamız gerekiyor. Eğer bize daha iyi seçenekler ve daha iyi bir gelecek sunacak gibi görünüyorsa, elbette yer ve insan değiştirebiliriz. Burada önemli olan nokta, sadece eski sorunlardan, insanlardan, yerlerden kaçmak için seyahat etmeyin veya yer değiştirmeyin.

Aklınız ve ruhunuzla tek bir yerde olmaya çalışın, arkadaşlarınızla birlikte bir veya iki hedefin peşinden ölümüne koşun.

Rilke'nin şiirini tekrar paylaşmak isterim, büyümek ve tam anlamıyla yaşamak için kendinizi zorlamanız ve tüm enerjinizi elinizdeki konuya adamanız gerektiği zihniyetine uyuyor.

Hayatımı genişleyen çemberlerde yaşıyorum

tüm dünyaya ulaşan

Bu sonuncusunu tamamlayamayabilirim

ama kendimi buna veriyorum.

Tanrı'nın etrafında, ilksel kulenin etrafında dönüyorum.

Binlerce yıldır dönüyorum

ve hala bilmiyorum: ben bir şahin miyim,

bir fırtına mı yoksa harika bir şarkı mı?

— Rainer M.Rilke

➔ “Bize bahşedilen şekliyle hayat kısa değildir, ama biz onu öyle yaparız; ne de eksikliğimiz vardır, ama biz onu israf ederiz. Nasıl ki büyük ve asil bir servet kötü bir sahibin eline geçtiğinde bir anda dağılırsa - servet ne kadar sınırlı olursa olsun, iyi bir koruyucuya emanet edilirse, kullanıldıkça artar - hayatımız da onu doğru bir şekilde düzenleyen kişi için fazlasıyla uzundur.” - Seneca, Hayatın Kısalığı Üzerine 1.4

Seneca·Ders üç89 / 112

Hayat kısa değil ama bize tanınan hakkın çoğunu boşa harcamak konusunda ustayız.

“Bize bahşedilen şekliyle hayat kısa değildir, ama biz onu öyle yaparız; ne de eksikliğimiz vardır, ama biz onu israf ederiz. Nasıl ki büyük ve asil bir servet kötü bir sahibin eline geçtiğinde bir anda dağılırsa - servet ne kadar sınırlı olursa olsun, iyi bir koruyucuya emanet edilirse, kullanıldıkça artar - hayatımız da onu doğru bir şekilde düzenleyen kişi için fazlasıyla uzundur.” - Seneca, Hayatın Kısalığı Üzerine 1.4

Seneca

Biz kendi hayallerimizi ve isteklerimizi erteledikçe, hayat hızlanıyor ve etrafımızda akıp gidiyor. Evrendeki zaman kavramına gerçekten baktığımızda, sadece göz açıp kapayıncaya kadar, hatta o kadar da uzun olmayan bir süre yaşıyoruz. Sahip olduğumuz hayatın tadını çıkarmamızın önündeki en büyük engel beklentilerimizdir. Her zaman yarından bir şey ya da birinden bir adım bekliyoruz, oysa gelecek tamamen istikrarsız ve garanti değil. Anı, hızlı ve hemen yaşamalı ve burada kalmalıyız. Seneca yaşamın kısalığından yakınanlara yanıtını yazarken Epikuros'a da değinmeden geçmez: "Aptal, diğer tüm hatalarıyla birlikte, her zaman yaşamaya hazırlanmak gibi bir hata yapar."

Biz şanslı bir nesiliz. İnsan ömrü beklentisi hiç olmadığı kadar yüksek. Ancak Sartre'ın dediği gibi, nasıl yaşayacağımız dışında her şey çözüldü. Atomu nasıl parçalayacağımızı biliyoruz, hayatı nasıl harcayacağımızı ise asla bilmiyoruz. Hâlâ sadece 35 yıl ömrü olan atalarımızla aynı sorunları paylaşıyoruz. Nasıl yaşayacağımıza dair bir rehber kitap yok ama kesin olan bir şey var: Acele etsek iyi olur.

Kurduğunuz bir hayali ertelediğinizde Seneca'nın şu sözünü hatırlayın: "Sonsuza kadar yaşayacakmış gibi yaşıyorsunuz, kırılganlığınızı hiç düşünmüyorsunuz, ne kadar zaman geçtiğine aldırmıyorsunuz. Bir kişiye ya da bir şeye ayırdığınız o gün

belki de son gününüz olmasına rağmen, zamanı dolu ve bol bir kaynaktan çekiyormuşsunuz gibi çarçur ediyorsunuz. Ölümlülerin tüm korkularına ve ölümsüzlerin tüm arzularına sahipsiniz. Birçok insanın şöyle dediğini duyacaksınız: "Ellinci yılımdan sonra dinlenmeye çekileceğim, altmışıncı yılım beni kamu görevlerinden azat edecek." Peki, hayatınızın daha uzun süreceğine dair nasıl bir garantiniz var?"

➔ “Size tavsiyem, kriz gelmeden önce mutsuz olmamanızdır; çünkü tehlikeler... size hiç gelmeyebilir. Kesinlikle henüz gelmediler. Buna göre, bazı şeyler bize olması gerekenden daha fazla eziyet eder ve bazıları da bize hiç eziyet etmemesi gerekirken eziyet eder. Üzüntüyü abartma, hayal etme ya da öngörme alışkanlığımız vardır.” - Seneca, Ahlak Mektupları, 13

Seneca·Ders dört90 / 112

Bizi korkutacak şeyler, bizi ezecek şeylerden daha fazladır; hayalimizde gerçekte olduğundan daha fazla ve daha sık acı çekeriz.

“Size tavsiyem, kriz gelmeden önce mutsuz olmamanızdır; çünkü tehlikeler... size hiç gelmeyebilir. Kesinlikle henüz gelmediler. Buna göre, bazı şeyler bize olması gerekenden daha fazla eziyet eder ve bazıları da bize hiç eziyet etmemesi gerekirken eziyet eder. Üzüntüyü abartma, hayal etme ya da öngörme alışkanlığımız vardır.” - Seneca, Ahlak Mektupları, 13

Seneca

Yakın gelecekte başımıza bazı belaların gelmesi gerçekten muhtemel; ancak bu şu anki bir gerçek değil. Kafamızda felaket senaryoları yaratıyor, bu korku yüzünden bir sonraki adımları atmaktan korkuyoruz.

Bu tavsiye daha da çok şimdiki zamanda olmanıza yardımcı olur. Elbette hazırlıklı olmak için en kötü durum senaryolarını düşünmeniz gerekir, buna geleceğiz. Burada önemli olan, zorlukları her seferinde bir adım atmaktır. Hayatı teker teker yaşayın. Yarın için korkarak bugün kayıtsız kalmayın.

Kendinizi geleceğin getireceği olası zorluklardan korkarken bulduğunuzda yukarıdaki alıntıyı ve bunu hatırlayın: "Vahşi hayvanlar gerçekten gördükleri tehlikelerden kaçarlar ve onlardan bir kez kurtulduklarında artık endişelenmezler. Ancak bizler, hem geçmişte olanlardan hem de gelecekte olacaklardan dolayı aynı şekilde eziyet çekeriz. Nimetlerimizin bir kısmı bize zarar verir, çünkü hafıza korkunun ıstırabını geri getirir, öngörü ise onu vaktinden önce getirir. Hiç kimse mutsuzluğunu şimdiki zamanla sınırlamaz."

Şu anda mutsuz olmanız için hiçbir neden yok. Ya geçmişiniz hakkında pişmanlık duyuyorsunuz ya da geleceğiniz hakkında endişelisiniz. Burayı bir kez daha okumakta yarar var.

➔ "Sevgili Lucilius, bir şeyi istememek de ona sahip olmak kadar iyidir. Her iki durumda da önemli olan şey aynıdır - endişeden kurtulmak." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders beş91 / 112

İstememek > sahip olmak.

Sevgili Lucilius, bir şeyi istememek de ona sahip olmak kadar iyidir. Her iki durumda da önemli olan şey aynıdır - endişeden kurtulmak." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Bir şeye sahip olmak er ya da geç memnuniyetsizlik getirecektir. Bir Iphone 13 isteyeceksiniz. Sonra bir Iphone 14 olacak. Daha parlak Apple saat, daha seksi araba, daha iyi ev. Maddi şeylerin olasılıkları sonsuzdur, arzunuz da öyle. Eğer şu anda mutlu değilseniz, peşinde olduğunuz maddi şeyi elde ettiğinizde de kesinlikle mutlu olmayacaksınız.

Kendimizi her zaman "keşke X'e sahip olabilseydim, o zaman iyi olurdum" diye düşünürken buluruz. X'i elde ettikten sonra biraz mutlu olacağım, sonra Y'nin peşinden koşacağım. Sonra biraz dinleneceğim, belki de dinlenmeyeceğim."

Bir de "Diderot Etkisi" var. Buna göre "yeni bir mülk edinmek genellikle sizi daha fazla yeni şey edinmeye yönlendiren bir tüketim sarmalı yaratır. Sonuç olarak, önceki benliğimizin mutlu ya da tatmin olmuş hissetmek için asla ihtiyaç duymadığı şeyleri satın alırız.16”

Seneca'nın diğer sözünü kendinize hatırlatmak kolaydır: "Neden arzulayacağınız hiçbir şey kalmayana kadar bekleyesiniz ki? O zaman asla gelmeyecek. Kaderin bir araya geldiği bir nedenler silsilesi olduğunu söyleriz. Aynı şekilde bir arzular silsilesi vardır: biri diğerinin sonundan doğar." Her arzu başka bir arzuyla sonuçlanacaktır. Arzuladığınız mutluluk ve huzur durumuna giden yol bu değildir.

Yaşlandıkça ve hayat yolumuzda ilerledikçe, memnuniyet gelip geçicidir. Ne başarırsak başaralım, ne görürsek görelim, ne

16 James Clear (2020) Diderot etkisi: Neden ihtiyacımız olmayan şeyleri istiyoruz, James Clear. Mevcut:https://jamesclear.com/diderot-etkisi (Erişim tarihi: 9 Mayıs 2022).

elde edersek edelim ya da ne yaparsak yapalım, Arthur Brooks'un dediği gibi, elimizden kayıp gidiyor gibi görünür. Ne başarırsak başaralım ya da ne elde edersek edelim. Her zaman bir şeylerin daha fazlası olacaktır.

"Bulaşık yıkarken kişi yalnızca bulaşık yıkamalıdır, yani bulaşık yıkarken bulaşık yıkadığının tamamen farkında olmalıdır." Buda bunu neden söylemiştir? Çünkü her zaman geçmişi veya geleceği düşünüyoruz ve bulaşıkları yıkadığımız süre boyunca hayatta değiliz. Sorun çok şeye sahip olmak değil, sahip olduğumuz tüm ayrıcalıkların farkına varamamaktır.

Daha azını istemek için bazı taktikler vardır:

● Minnettarlık duyduğunuz şeyleri bir şükran günlüğüne yazın ● Derin düşünme ve meditasyon kullanın ● Minimalizmi deneyin, daha azla mutlu olup olmadığınızı görün ● Birini mutlu edin

Hiç kimse istediği her şeye sahip olma gücüne sahip değildir, ancak sahip olmadıklarını istememek ve sahip olduklarını neşeyle iyi bir şekilde kullanmak onların elindedir.

➔ “Belli sayıda gün ayırın, bu süre içinde en az ve en ucuz yiyecekle, kaba ve sert giysilerle yetineceksiniz ve bu arada kendi kendinize şöyle diyeceksiniz: "Korktuğum durum bu muydu?" Tam da kaygıdan muaf olunan zamanlarda ruh kendini daha büyük stres durumları için önceden sertleştirmeli ve talih nazikken onun şiddetine karşı kendini güçlendirmelidir... Kriz geldiğinde bir adamın ürkmesini istemiyorsanız, kriz gelmeden önce onu eğitin." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders altı92 / 112

Kendi isteğinizle bazı gönüllü rahatsızlıkları deneyin.

Bağımlısı olduğunuz bir şeyden kendinizi mahrum bırakın.

“Belli sayıda gün ayırın, bu süre içinde en az ve en ucuz yiyecekle, kaba ve sert giysilerle yetineceksiniz ve bu arada kendi kendinize şöyle diyeceksiniz: "Korktuğum durum bu muydu?" Tam da kaygıdan muaf olunan zamanlarda ruh kendini daha büyük stres durumları için önceden sertleştirmeli ve talih nazikken onun şiddetine karşı kendini güçlendirmelidir... Kriz geldiğinde bir adamın ürkmesini istemiyorsanız, kriz gelmeden önce onu eğitin." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Gönüllü rahatsızlık. Stoacılığın modern yaşamlarımız için en önemli ve ünlü egzersizlerinden biri. Daha önce de deneyimlediğiniz gibi, hayatın iniş ve çıkışları olacaktır. Eğer bir süre boyunca kötü bir şey olmazsa, sorunsuz seyretmeye alışırız ve en ufak bir rahatsızlık bizim için büyük bir yıkım yaratabilir.

Modern yaşam bizi kolay yaşamaya alıştırır. Çoğumuz modern şehirlerde temiz suya, yaşayacak bir yere, alışveriş yapabileceğimiz süpermarketlere, kahvemizi doldurabileceğimiz bir kafeye vs. sahibiz. Bu kolay yaşamdır. Tabii ki artık zihinsel sorunlarımız var, çünkü başka sorunumuz yok, onu biz üretiyoruz. Atalarımızın tek derdinin yemek yemek ve hiç ölmemek olduğu tarih öncesi çağlarda yaşamak daha kolay olabilirdi. Bazen merak ediyorum, hiç varoluşsal bir kriz yaşadılar mı, neden buraya geldiklerini hiç merak ettiler mi, "bu nasıl bir delilik?" diye düşündüler mi?

Egzersizimize geri dönelim, gönüllü rahatsızlık. Bu tavsiye önemli şahsiyetlerimizin yazılarında yankılanmıştır. Bu egzersizin amacı kendimizi kasıtlı olarak rahatsız edici zorluklara sokmaktır. Bunu kendimizi rahatsız etmek, kendimizi

daha kötü koşullar için eğitmek ve herhangi bir anlamda felaket geldiğinde hazır olmak için yapmamız öneriliyor. Yapabileceğimiz birden fazla şey var:

● Bir ay boyunca kahve içmeyi bırakmak ● Bir ay boyunca kahvaltı yapmayı bırakmak ● 1 gün veya 2 gün oruç tutmak (doktor görüşü alınması tavsiye edilir) ● Yerde uyumak ● Arabanız varsa bir ay kullanmamak ● ve hayal edebileceğiniz her türlü rahatsızlık. Bağımlı olduğunuz bir şey bulmaya çalışın ve ne olacağını görmek için onu kesin.

Bu egzersizler, beklenmedik bir zorlukla karşılaşmanız durumunda kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlayacaktır.

➔ "Bir kötülük önceden düşünülmüşse, geldiğinde darbesi hafif olur. Ne var ki, aptala ve talihine güvenene, her olay geldiğinde "yeni ve ani bir biçimde gelir" ve deneyimsizler için kötülüğün büyük bir kısmı yeniliğinden oluşur. Bu, insanların başlangıçta zorluk olarak gördükleri şeylere bir kez alıştıklarında daha büyük bir cesaretle katlandıkları gerçeğiyle kanıtlanır. Bu nedenle, bilge insan kendini gelecek belalara alıştırır, başkalarının uzun süre tahammül ederek hafiflettiği kötülükleri uzun süre düşünerek hafifletir.” - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders yedi93 / 112

Premeditatio Malorum, gelecekteki zorlukların/zorlukların önceden tasarlanması.

Zorluğu gelmeden önce görselleştirin.

Bir kötülük önceden düşünülmüşse, geldiğinde darbesi hafif olur. Ne var ki, aptala ve talihine güvenene, her olay geldiğinde "yeni ve ani bir biçimde gelir" ve deneyimsizler için kötülüğün büyük bir kısmı yeniliğinden oluşur. Bu, insanların başlangıçta zorluk olarak gördükleri şeylere bir kez alıştıklarında daha büyük bir cesaretle katlandıkları gerçeğiyle kanıtlanır. Bu nedenle, bilge insan kendini gelecek belalara alıştırır, başkalarının uzun süre tahammül ederek hafiflettiği kötülükleri uzun süre düşünerek hafifletir.” - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

"Olabilecek en kötü şey nedir?" sorusu, en kötü durum senaryolarının neler olduğunu ve bunlara nasıl hazırlanabileceğinizi gözünüzde canlandırmanıza yardımcı olabilir. Amaç kötü şeyler için eğitilmiş olmaktır.

Bu, Marcus Aurelius'ta da tartıştığımız gibi gönüllü rahatsızlıkla ilgilidir ancak daha çok hayal gücü tarafındadır. Örneğin, arabanızın bozulacağını ve bir ay boyunca tamirhanede kalacağını gözünüzde canlandırın. Ya da bir yakınınızın veya sevdiğiniz bir arkadaşınızın ani bir ölümle veya bir tartışma sonucunda sizi terk ettiğini düşünün, bu size nasıl hissettirir?

Acıyı yaşamaya çalışın. İşten çıkarıldığınızı bildiren bir telefon aldığınızı düşünün. Kendinizi nasıl hissedersiniz? Şu anda atmanız gereken acil adımlar nelerdir? Bunun için hazırlıklı mısınız?

Epiktetos'un dediği gibi, hayatla başa çıkmanın tek yolu onun için antrenman yapmaktır: "Bu şekilde, 'Bana ne yapacağımı söyle!' demenin ne kadar gülünç olduğunu anlamalısınız. Nasıl

bir tavsiye verebilirim ki? Hayır, çok daha iyi bir istek, 'Zihnimi her koşula uyum sağlayacak şekilde eğit'... Bu şekilde, koşullar sizi senaryodan çıkarırsa... yeni bir yönlendirme için çaresiz kalmazsınız."

➔ "İnsanlar her şeyi kendilerinin olmasını istedikleri anda her şeye sahip olmaktan vazgeçerler." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders sekiz94 / 112

Bir şeyleri sadece kendiniz için isterseniz, mutlu olamazsınız.

Sevilmek için, sevmek. Mutlu olmak için, birini mutlu edin.

İnsanlar her şeyi kendilerinin olmasını istedikleri anda her şeye sahip olmaktan vazgeçerler." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Modern zamanlarda her şeye kolayca ulaşılabiliyor. Daha fazlasını arzulamaya mahkumuz. Kaydırma yaparken günümüze giren tüm reklamlar, instagram hikayeleri ve diğer saçmalıklarla dikkatimiz dağılıyor. Ancak unutmayın, vazgeçilmez olan şeylerin elde edilmesi için özenli bir çaba gerekmez; onları gerektiren sadece lükslerdir.

Modern vahşi kapitalizmin sizi içine hapsetmeye çalıştığı bencillik tuzağından kurtulmaya çalışın. Mutluluğa yalnızca kendiniz için bir şeyler isteyerek ve elde ederek ulaşabileceğiniz fikrinin hiçbir bilimsel ya da dini temeli yoktur. Mutluluk istiyorsanız, başkalarının mutluluğunu istemeli ve bunun için çaba göstermelisiniz.

Bilim de bu öneriye katılıyor. Araştırmacı Milla Titova şöyle diyor: "Başkalarını mutlu etmek insanlar için sadece onlarla sosyalleşmekten ya da kendi mutluluğumuzu artırmak için bir şeyler yapmaktan daha anlamlıdır. Başkalarını daha mutlu etmeyi amaçladığımızda, kendimizi onlara bağlı hissederiz -ilişki ihtiyaçlarımız daha iyi karşılanır- ki bu da bizim için önemlidir."

Bir dahaki sefere kendinizi kötü hissettiğinizde, kendinize bir başkasını mutlu etmek için yaptığınız son şeyin ne olduğunu sorun. Şu anda birini mutlu etmek için nasıl bir şey yapabilirsiniz? Bu sadece onlar için değil, aynı zamanda sizin için de.

➔ “Ne kadar mükemmel ya da faydalı olursa olsun, bilgisini kendime saklamam gereken hiçbir şey beni memnun etmeyecektir. . . Paylaşacak dostlar olmadan hiçbir iyi şeye sahip olmak hoş değildir.” - Seneca, Ahlak Mektupları, 6.4

Seneca·Ders dokuz95 / 112

Etrafınızda anı sizinle paylaşacak arkadaşlarınız yoksa hiçbir şey o kadar da iyi değildir.

“Ne kadar mükemmel ya da faydalı olursa olsun, bilgisini kendime saklamam gereken hiçbir şey beni memnun etmeyecektir. . . Paylaşacak dostlar olmadan hiçbir iyi şeye sahip olmak hoş değildir.” - Seneca, Ahlak Mektupları, 6.4

Seneca

➔ “İnsanlar kişisel mallarını korurken tutumludurlar; ancak iş zamanı israf etmeye gelince, cimri olmanın doğru olduğu tek şeyde çok savurgan olurlar.” - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders on96 / 112

İşleri daha sık bırakın.

Başarmak istediğiniz şeyden sizi neyin alıkoyduğunu görmeye çalışın. Daha çok hayır deyin.

“İnsanlar kişisel mallarını korurken tutumludurlar; ancak iş zamanı israf etmeye gelince, cimri olmanın doğru olduğu tek şeyde çok savurgan olurlar.” - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Seneca'ya göre, insanların anlamsız keder, aptalca sevinç, açgözlü arzu ve sosyal eğlencelerle ne kadar çok şey harcadıklarını ve sonuç olarak bize ne kadar az şey kaldığını fark etmek ilginçtir. Zamanından önce öldüğümüzün farkına varacağız. Zamanınızı nasıl harcadığınız konusunda giderek daha dikkatli olun. Kalbinizi dolduran bir amaca yönlenmeye özen gösterin.

➔ "Sessizlik, hayatın birçok acısından öğrenilen bir derstir." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders on bir97 / 112

Sessizlik, cephaneliğinizdeki en önemli güçtür.

Daha fazla dinlemenize, daha fazla anlamanıza, daha fazla başa çıkmanıza ve daha fazlasını başarmanıza yardımcı olacaktır.

Sessizlik, hayatın birçok acısından öğrenilen bir derstir." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Dışarısı gürültülü. Kuru ve boş bir gürültü. Anlamsız. Herkes bir saçmalık peşinde. Kahkahalarla kendini belli edenler var. Çalan müzikle ben buradayım diyenler. Bağıran, ağlayan insanlar, neon ışıklar, içi boş ama gürültülü binalar. Her yerde bildirimler. Bana bak, beni gör, beni dinle, beni satın al.

Müzik, video ve çalma listeleri bulmak çok kolay. Kendimiz için düşünmememize yardımcı olacak her küçük şeyi icat ettik. Kafamızı boş gürültüyle doldurmak için.

Kendinizi tanımanız gerekir. Kendinizi tanımak için yalnızlık konusunda rahat olmanız gerekir. Yalnızlık, yalnızlık demek değildir. İnsanlar yalnızlıkla her zaman zor zamanlar geçirir. Filozof Blaise Pascal 1654 yılında şöyle yazmıştı: "İnsanlığın tüm sorunları, insanın tek başına bir odada sessizce oturamamasından kaynaklanmaktadır." Çok doğru, kendimizle nasıl vakit geçireceğimizi bilmiyoruz. Science.org'da yayınlanan bir makaleye göre, birçok insan bir odada düşünceleriyle baş başa sessizce oturmak yerine kendi kendine elektrik şoku vermeyi tercih ediyor17. Bu benim için şaşırtıcı bir bulgu değil. Kendimizle baş başa kaldığımızda dikkatimizi dağıtmak için her şeyi yaparız.

17 Yeni bir çalışma, insanların düşünceleriyle baş başa oturmakta berbat olduklarını ortaya çıkardı. Peki ya sen? (2014) PRX'ten Dünya. Mevcut:https://theworld.org/stories/2014-07-19/new-study-found-people-are-terrible-sitting-alone-their- thinks-how-about-you (Erişim tarihi: 4 Nisan 2022).

Sessizlik en çok bir sohbetin içindeyken işe yarar. İnsanlar kendilerini açık kulaklarla dinlediğinizi hissettiklerinde daha fazla konuşurlar. Çok fazla soru sormadığınızda veya cümlelerini kesmeye çalışmadığınızda paylaşmaya daha istekli olurlar.

Öte yandan sessizlik şunları yapabilir18:

● Farkındalığı teşvik eder ● Öz farkındalığı teşvik eder ● Beyin hücrelerini uyarır ● Stresi azaltır ● Yaratıcılığı körükler

Nicholas Sparks'ın sessizlik üzerine söylediklerini eklemek için iyi bir yer:

Sessizce oturur ve etrafımızdaki dünyayı izleriz. Bunu öğrenmek bir ömür sürdü. Görünüşe göre sadece yaşlılar yan yana oturup hiçbir şey söylemeden kendilerini mutlu hissedebiliyorlar. Gençler, atılgan ve sabırsız, her zaman sessizliği bozmak zorundadır. Bu bir kayıptır, çünkü sessizlik saftır. Sessizlik kutsaldır. İnsanları bir araya getirir çünkü yalnızca birbirleriyle rahat olanlar konuşmadan oturabilir.

Bu büyük bir paradokstur.

18 Garone, S. (2021) Sessizliğin sağlığınıza destek vermesinin 8 yolu, Healthline. Sağlık Medyası. Mevcut:https://www.healthline.com/health/mind-body/physical-and-mental-health-benefits-of-silence#c reativity(Erişim tarihi: 4 Nisan 2023).

➔ "Çalışmak asil beyinleri besler." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders on iki98 / 112

Çalışmak zihinsel ve fiziksel durumunuz için faydalıdır.

Kalbinizi doldurduğu ve size anlam kattığı sürece her türlüsü...

Çalışmak asil beyinleri besler." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Beynimden kaçmak istediğimde kendimi bir şeyler yaparken buluyorum. Gitar çalıyorum, okuyorum, yazıyorum, film izliyorum, youtube videosu izliyorum, bir şey çözüyorum, bir şey yapıyorum, bir şey hakkında düşünüyorum, bir konuyu araştırıyorum veya yapılacaklar listesi yapıyorum. Ama hep bir şeyler yapıyorum. Çalışmak beynimi rahatlatıyor. Bana var olduğumu hissettiriyor. Beynimdeki olumsuz konuşmaları susturmamı sağlıyor. Evet, film izlemenin de bir iş olduğunu düşünüyorum, eğer benim gibi bir şeyler keşfetmek ve öğrenmek amacıyla izliyorsanız.

Araştırmaya göre19, "çalışmanın genel olarak fiziksel ve ruhsal sağlık ve esenlik için iyi olduğunu gösteren güçlü bir kanıt tabanı vardır. İşsizlik daha kötü fiziksel ve ruhsal sağlık ve esenlikle ilişkilidir. Çalışmak tedavi edici olabilir ve işsizliğin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini tersine çevirebilir." Elbette bu iş "iş". 9-5 çalışma gibi. Ancak bunun her türlü iş için geçerli olduğuna inanıyorum.

Yine benzer araştırmalar, insanların kendilerine anlamsız gelse bile, meşgul olmak için ne gerekiyorsa yapma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Yani yeter ki meşgul olalım ve boş düşünmeyelim. Pascal ne kadar da haklıymış, bütün problemlerimizin tek sebebi, yalnız başımıza sakince odada oturamamamızdır derken.

Meşgul olmak birnevi benim ve bildiğim bir çoğunun da savunma mekanizması. Yalnızca “var olmaktan” kaçınmanın bir yoludur,

19

Seneca·Ders on üçüncü99 / 112

Arayışın mutluluğu, mutluluğun arayışını yener.

Filozof Attalus şöyle derdi: "Bir dost edinmek, bir dosta sahip olmaktan daha hoştur; tıpkı bir ressam için resim yapmanın resim yapmış olmaktan daha hoş olduğu gibi." İnsan işiyle meşgulken ve kendini işine kaptırmışken, bu kaptırma hali büyük bir zevk verir; ama insan elini tamamlanmış şaheserden çektiğinde, bu zevk o kadar da keskin değildir. Artık keyif aldığı şey sanatının meyvesidir; resim yaparken keyif aldığı şey sanatın kendisidir.” - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Çoğu zaman bir hedefin peşinde koşmaya kendimizi kaptırırız. Devam etmek için motivasyonumuz hedefe ulaşmış olmaktır ve bu son duruma ulaşıldığında tatmin duygusunun bizi saracağına inanırız. Sonunda o son duruma ulaştığımızda genellikle olan şey, belli bir boşluğun hissedilmesidir. Tatmin uzun sürmemiştir ve şimdi çabalamak için yeni bir hedefe ihtiyacımız vardır. Çabalama durumunda, arayışın ortasında, zihnimizi çok ileriye atarız. "Şunu elde ettiğimde ya da şunu başardığımda mutlu olacağım" diye düşünürüz. Henüz karşılanmamış arzularımızla mutluluğu erteler, hatta kendimizi ondan mahrum bırakırız. Ancak geriye dönüp baktığımızda bizi mutlu edenin sonuçtan çok süreç olduğunu fark ederiz. Anlamlı bir işle meşgul olmak bize amaç veren şeydir. Viktor Frankl, ihtiyacımız olanın gerilimsiz bir gelecek hali değil, bize layık bir hedef için şimdiki zamanda çabalamak ve mücadele etmek olduğunu yazmıştır.

Sonucu değil, süreci sevin. Mutluluk bir varış noktası değil, yolun ta kendisidir.

➔ "Yaralanmadan intikam almaktansa iyileşmek çok daha iyidir. İntikam almak çok zaman kaybettirir ve sizi ilk yaralanmanızdan çok daha fazla yaralanmaya maruz bırakır. Öfke her zaman acının önüne geçer. En iyisi tam tersi bir yol izlemektir. Bir katırın tekmesine ya da bir köpeğin ısırığına karşılık vermenin normal olduğunu düşünen var mıdır?” - Seneca, Öfke Üzerine

Seneca·Ders on dört100 / 112

İntikam zaman kaybıdır.

Yaralanmanın izlerini silmeyecektir. Öfke her zaman incinmenin önüne geçer.

Yaralanmadan intikam almaktansa iyileşmek çok daha iyidir. İntikam almak çok zaman kaybettirir ve sizi ilk yaralanmanızdan çok daha fazla yaralanmaya maruz bırakır. Öfke her zaman acının önüne geçer. En iyisi tam tersi bir yol izlemektir. Bir katırın tekmesine ya da bir köpeğin ısırığına karşılık vermenin normal olduğunu düşünen var mıdır?” - Seneca, Öfke Üzerine

Seneca

Antik Stoacı bakış açısına göre öfke yıkıcı bir tutkudur. Bireyin rasyonelliğini bozar ve kişinin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmemesine neden olur. Hatta intihara bile yol açabilir.

Bu tür bir tutku insan doğasının bir parçası değildir. Kazanılan ve öğrenilemeyen bir şeydir. Inuit ebeveynlerin çocuklarına öfke yönetimini nasıl öğrettiklerine dair ilginç bir okuma vardı20.

Her şey sakinleşene kadar ertelerler ve beklerler ve çocuklarına asla öfkelerini göstermezler. Her şey sakinleşene kadar erteleme ve bekleme yöntemini kullanırlar ve çocuklarına öfkelerini asla göstermezler. Çocuklar öfkeyi görmediğinde, öfkeyle tepki vermeyi nasıl öğrenebilir? Kesinlikle, bu imkansızdır.

Bireysel öfke kontrolü için ilk adım öfkenin farkında olmaktır. Öfkenin bir seçim olduğunu anlamak gerekir. Öfkeyle tepki vermeyi ya da vermemeyi seçebiliriz. Stoacılar tüm

20 Doucleff, M. (2019, March 13). How Inuit Parents Teach Kids To Control Their Anger. NPR. https://www.npr.org/sections/goatsandsoda/2019/03/13/685533353/a-playful-way-to-teach-ki ds-to-control-their-anger

tutkuların olaylara bakışımızdan kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Görüşümüzü değiştirirsek tutkumuzu da değiştirebiliriz. Dolayısıyla, öfke ve hiddet söz konusu olduğunda, bir kişi hakkında bizi üzen şeyin onun davranışı olduğunu unutmamalıyız. Bunu kişisel olarak algılamamalıyız. Bu bizimle ilgili değildir. Bu onlarla ilgilidir.

Bir sonraki adım tutkuyu kontrol etmektir. Duygularımızı kontrol etmeli ve onların bizi kontrol etmesine izin vermemeliyiz. Bu hiç de kolay değildir. Stoacılar tutkularımızı kontrol etmenin yolu olarak pratik ve disiplini vurgulamışlardır. Kendimize sürekli olarak kontrolün bizde olduğunu ve tutkunun kontrolde olmadığını hatırlatmalıyız.

Öfke konusu gündeme geldiğinde çoğu zaman tekrarladığım mükemmel bir alıntı vardır:

Sevginin karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır.

Sanatın karşıtı çirkinlik değil, kayıtsızlıktır.

İnancın karşıtı sapkınlık değil, kayıtsızlıktır.

Ve yaşamın karşıtı ölüm değil, kayıtsızlıktır.

- Elie Wiesel

İntikam söz konusu olduğunda, kayıtsızlığı düşünün. Öfkeye uygulayacağınız cevap intikam değil, kayıtsızlıktır. Kayıtsızlık sizi özgür kılacaktır.

➔ "Sadece şimdiki zaman kimseyi perişan edemez." - Seneca, Mektuplar 5.9

Seneca·Ders on beş101 / 112

Şu anda rahatsız edici hiçbir şey yoktur.

Bunun farkına varın ve kaygılara karşı savaşacak gücü kendinizde bulun. Çünkü kolayca atılabilirler.

Sadece şimdiki zaman kimseyi perişan edemez." - Seneca, Mektuplar 5.9

Seneca

Buraya odaklanmanın zor olduğunu biliyorum ve Montaigne'in dediği gibi: "Asla evde değiliz; her zaman başka bir yerdeyiz. Korku, arzu ve umut bizi geleceğe doğru iter; artık olmayacak olsak bile bizi olacak olanla oyalayarak olana dair duygu ve endişelerimizi elimizden alırlar.

Şu anı sevin. Ondan daha sık vazgeçmeye çalışın. Hafıza korkunun eziyetlerini hatırlar ve öngörü onları tahmin eder. Kimseyi perişan etmeyen yalnızca şimdiki zamandır."

➔ “Bir ömür boyu okunması zor olan sayısız kitaba ve kütüphaneye sahip olmanın ne anlamı var? Öğrenciye bir şey öğretilmez, ancak bu kadar çok eserin yükü altında ezilir ve çok sayıda yazar tarafından dağıtılmaktansa birkaç yazarın tohumlarını ekmek daha iyidir.” - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders on altı102 / 112

Ölmeden önce en çok kitabı okumuş olmanın bir ödülü yoktur.

En önemli birkaç kitabı birden fazla kez okuyun. Milyonlarca kitaba yetişmek mümkün değildir. Ayrıca buna gerek de yoktur. İhtiyaç duyulan şey öğrenmek ve öğrendiklerinizi uygulamaktır. En önemli şey, bilgiyi paylaşmaktır. Paylaşılmadığı sürece hiçbir anlamı yoktur.

“Bir ömür boyu okunması zor olan sayısız kitaba ve kütüphaneye sahip olmanın ne anlamı var? Öğrenciye bir şey öğretilmez, ancak bu kadar çok eserin yükü altında ezilir ve çok sayıda yazar tarafından dağıtılmaktansa birkaç yazarın tohumlarını ekmek daha iyidir.” - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

➔ “Başkalarının durumunu gören hiç kimse kendi durumundan memnun değildir. Bu yüzden tanrılara bile kızarız, çünkü birileri önümüzdedir, arkamızda kaç kişi olduğunu ve birkaç kişiyi kıskananın arkasında ne kadar büyük bir kıskançlık kitlesi olduğunu unuturuz. Yine de insanların küstahlığı öylesine büyüktür ki, çok şey elde etmiş olsalar bile, daha fazlasını elde edebilecek olmalarını bir kötülük sayarlar.” - Seneca, Öfke Üzerine

Seneca·Ders on yedinci103 / 112

Karşılaştırma mutluluğumuzu öldürür.

Düşünce treni kıyaslama için çalışmaya başladığında, onu öldürün.

“Başkalarının durumunu gören hiç kimse kendi durumundan memnun değildir. Bu yüzden tanrılara bile kızarız, çünkü birileri önümüzdedir, arkamızda kaç kişi olduğunu ve birkaç kişiyi kıskananın arkasında ne kadar büyük bir kıskançlık kitlesi olduğunu unuturuz. Yine de insanların küstahlığı öylesine büyüktür ki, çok şey elde etmiş olsalar bile, daha fazlasını elde edebilecek olmalarını bir kötülük sayarlar.” - Seneca, Öfke Üzerine

Seneca

Lao Tzu, "Eğer sadece kendiniz olmaktan memnunsanız ve kendinizi başka hiç kimseyle kıyaslamıyor ve rekabet etmiyorsanız, herkes size saygı duyacaktır." demiştir. Bu fikir antik çağlara kadar uzanır. Tek rakibiniz sizin yarınki versiyonunuzdur.

Beynimiz hayatta kalmak için yaratılmıştır. Bunu kabul etmek önemlidir çünkü bu, en azından çoğu zaman neden mutlu hissedemediğimizin temel bir dayanağıdır. Bu gezegende ortaya çıkan ilk atalarımız, bir saat daha hayatta kalıp kalamayacaklarını bilmeden yiyecek ve uyuyacak sıcak bir yer bulmak için mücadele ettiler. Dolayısıyla günümüze baktığımızda, mutlu olmak varsayılan durumumuz değildir. Vücudumuzun her parçası gibi beynimiz de evrim geçirmiştir. Mutluluk ve memnuniyetin doğal olmadığını anlamak, sizi daha güçlü kılmak için önemli bir ilk adımdır. Beynimiz sürekli olarak para, sağlık, yemek, sosyal statü, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü ve yarın hakkında endişelenme halindedir.

Russ Harris, Mutluluk Tuzağı adlı kitabında bunu çok güzel özetliyor: "Evrim, beyinlerimizi psikolojik olarak acı çekmeye hazır olacak şekilde şekillendirmiştir: kendimizi karşılaştırmak, değerlendirmek ve eleştirmek, eksikliklerimize odaklanmak, sahip olduklarımızdan hızla memnuniyetsizlik

duymak ve çoğu asla gerçekleşmeyecek olan her türlü korkutucu senaryoyu hayal etmek. Biz insanların mutlu olmakta zorlanmasına şaşmamalı!"

Başkalarını kıskandığınızda kendinizi yakalamaya çalışın ve bu düşünceyi öldürün. Evrimsel olduğu için bunun kesin bir çözümü vardır. Bunun üzerine biraz meditasyon uygulamaya çalışın.

➔ “Yaşamını uzatmayı çok fazla düşünen ya da birçok konsüllük dönemi geçirmenin büyük bir nimet olduğuna inanan hiç kimse huzurlu bir yaşama sahip olamaz. Bu düşünceyi her gün tekrarlayın ki, yaşamdan hoşnut bir şekilde ayrılabilesiniz; çünkü birçok insan, akıntıya kapılanların çalılara ve sivri kayalara tutunması gibi, yaşama tutunur ve tutunur.”

- Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders on sekizinci104 / 112

Ölüm üzerine meditasyon yapın.

Onu uzatmak için savaşmayın. Bu sizin kontrolünüzde değil. Günleri saymayın, günlerin sayılmasını sağlayın.

“Yaşamını uzatmayı çok fazla düşünen ya da birçok konsüllük dönemi geçirmenin büyük bir nimet olduğuna inanan hiç kimse huzurlu bir yaşama sahip olamaz. Bu düşünceyi her gün tekrarlayın ki, yaşamdan hoşnut bir şekilde ayrılabilesiniz; çünkü birçok insan, akıntıya kapılanların çalılara ve sivri kayalara tutunması gibi, yaşama tutunur ve tutunur.” - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

➔ "Sahip olduğumuz her şeyin Talih'ten "ödünç" olduğunu ve Talih'in iznimiz olmadan, hatta önceden haber bile vermeden onları geri alabileceğini unutmayın. Bu nedenle, tüm sevdiklerimizi sevmeliyiz, ama her zaman onları sonsuza dek elimizde tutabileceğimize dair bir sözümüz olmadığını, hatta uzun süre elimizde tutabileceğimize dair bile bir sözümüz olmadığını düşünerek."

- Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders on dokuz105 / 112

Hiçbir şey gerçekten senin değil.

Her şey ve herkes kolayca yok olabilir.

Sahip olduğumuz her şeyin Talih'ten "ödünç" olduğunu ve Talih'in iznimiz olmadan, hatta önceden haber bile vermeden onları geri alabileceğini unutmayın. Bu nedenle, tüm sevdiklerimizi sevmeliyiz, ama her zaman onları sonsuza dek elimizde tutabileceğimize dair bir sözümüz olmadığını, hatta uzun süre elimizde tutabileceğimize dair bile bir sözümüz olmadığını düşünerek." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Epiktetos'ta bu fikre değinmiştik. Sahip gibi göründüğümüz her şey kaderden ödünç alınmıştır. Biraz "negatif görselleştirme" uygulayabiliriz, bu egzersiz hayatınızdan bazı şeyleri kaybettiğimizde nasıl hissedeceğimizi hayal etmemizden oluşur.

Tarihin büyük isimlerini, Napolyon'u, Büyük İskender'i ya da bir başkasını düşünün. Şimdi neredeler? Onlara ödünç verilen her şey geri alındı. Onlara sahipken tadını çıkarın, bir anda yok olabileceklerini unutmayın.

➔ "En iyiye eşit olmamı değil, en kötüden daha iyi olmamı talep edin. Her gün kusurlarımı azaltsam ve hatalarımı düzeltsem benim için yeterli." - Seneca, Mutlu Yaşam Üzerine

Seneca·Ders yirmi bir106 / 112

Her gün ilerleme kaydedin.

Yüzde bir daha iyi. Bir adım ileri.

En iyiye eşit olmamı değil, en kötüden daha iyi olmamı talep edin. Her gün kusurlarımı azaltsam ve hatalarımı düzeltsem benim için yeterli." - Seneca, Mutlu Yaşam Üzerine

Seneca

Her gün, aşağıdaki soruları düşünün:

● Yakın gelecekte ne yapmalıyım? ● Nerede yanlış yaptım? ● En iyi/kötü neyi yaptım? ● Hayallerime nasıl daha yakın olabilirim? ● Yapılmamış ne kaldı? ● Başarmak isteyip de başaramadığım ne var?

Hatalarınızı ve eksiklerinizi düzeltirken yüzde bir daha iyi olmaya çalışın.

➔ “Çoğu yolculukta bilinen bir yol ve yerel halktan yapılan soruşturmalar sizi yoldan çıkmaktan alıkoyar; ancak bu yolculukta en çok aşınan ve kullanılan yollar aynı zamanda en aldatıcı olanlardır. Bu nedenle, koyunlar gibi önümüzde giden sürünün izinden gitmememiz gerektiğinden daha fazla vurgulanması gereken bir şey yoktur - gitmemiz gereken yere değil, sürünün gittiği yere yönelmeliyiz." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca·Ders yirmi iki107 / 112

Daha az gidilen yolu seçin.

Çoğunluk bir yolu takip ediyor diye bu her zaman doğru değildir. Daha az gidilen yol daha zorlu ama daha ödüllendirici olacaktır.

“Çoğu yolculukta bilinen bir yol ve yerel halktan yapılan soruşturmalar sizi yoldan çıkmaktan alıkoyar; ancak bu yolculukta en çok aşınan ve kullanılan yollar aynı zamanda en aldatıcı olanlardır. Bu nedenle, koyunlar gibi önümüzde giden sürünün izinden gitmememiz gerektiğinden daha fazla vurgulanması gereken bir şey yoktur - gitmemiz gereken yere değil, sürünün gittiği yere yönelmeliyiz." - Seneca, Ahlak Mektupları

Seneca

Kalabalığı memnun etmeniz için hiçbir neden yok. Onları takip etmek genlerinizde var olan evrimsel bir duygudur. Atalarımızın bir arada kalmaya ve bir gruba ait olmaya ihtiyaçları vardı çünkü bu onlar için güvenliydi ve bu şekilde genlerini sonraki nesillere aktarabiliyorlardı. Çoğunluğun bir şekilde düşünüyor olması, bunun doğru olduğu anlamına gelmez.

Kendi yolunuzu açmayı öğrenin, kalabalığı takip ettikten sonra kimse başarısızlığınızın sorumluluğunu almayacaktır. En azından yenilginizi ve zaferinizi kendi kontrolünüze alın. Sonuç ne olursa olsun bu sizin sorumluluğunuzda olacaktır.

iç geçirerek anlatacağım bunu ben,

nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:

bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –

ben gittim daha az geçilmişinden,

ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.

- Robert Frost

➔ "Ama bir şeyleri ertelemek hayatın en büyük israfıdır: her günü geldiği gibi alıp götürür ve gelecek vaat ederek bizi bugünden mahrum bırakır. Yaşamın önündeki en büyük engel, yarına asılan ve bugünü kaybeden beklentidir. Talihin kontrolünde olan şeyleri düzenliyor ve kendi kontrolünüzde olanları terk ediyorsunuz. Neye bakıyorsunuz? Hangi hedefe doğru ilerliyorsunuz? Tüm gelecek belirsizlik içinde yatıyor: hemen yaşayın.” - Seneca, Bir Stoacıdan Mektuplar

Seneca·Ders yirmi üç108 / 112

Yarının daha parlak olacağını umarak bugünü kaybetme.

Ama bir şeyleri ertelemek hayatın en büyük israfıdır: her günü geldiği gibi alıp götürür ve gelecek vaat ederek bizi bugünden mahrum bırakır. Yaşamın önündeki en büyük engel, yarına asılan ve bugünü kaybeden beklentidir. Talihin kontrolünde olan şeyleri düzenliyor ve kendi kontrolünüzde olanları terk ediyorsunuz. Neye bakıyorsunuz? Hangi hedefe doğru ilerliyorsunuz? Tüm gelecek belirsizlik içinde yatıyor: hemen yaşayın.” - Seneca, Bir Stoacıdan Mektuplar

Seneca

Bu öğrenmeyi aşağıdaki alıntıyla eşleştirin:

"Herkes hayatını aceleyle sürdürür ve geleceğe duyduğu özlem ve şimdiki zamandan duyduğu bıkkınlık yüzünden sıkıntı çeker. Ama tüm zamanını kendi ihtiyaçları için harcayan, her gününü son günüymüş gibi düzenleyen kişi, ertesi günü ne özler ne de ondan korkar."

Günü her zaman son gününüzmüş gibi yaşamak zordur, çünkü hepimizin yükümlülükleri ve kısıtlamaları vardır. Ya da gerçekten istediğiniz bir şeyi ertelememek. Ancak, sizden düşünmenizi istediğim şey ideal gününüzün nasıl göründüğünü hayal etmeniz. En küçük ayrıntısına kadar çizin. Hayalinizdeki hayata bir adım daha yaklaşmak için adım adım ne yapmalısınız? Eğer daha iyi bir gelecek hayal etmiyorsanız, hedefler belirleyemez ve onlar için mücadele edemezsiniz. Her durumda, bir sonraki versiyonunuz için fırsatlar yaratırken bugün için elinizden gelenin en iyisini yapın.

➔ “Yüksek karakterli bir adama değer ver ve onu her zaman gözünün önünde tut, sanki seni izliyormuş gibi yaşa ve tüm eylemlerini sanki o görüyormuş gibi düzenle." İşte sevgili Lucilius, Epikuros'un öğüdü budur; bize tam anlamıyla bir koruyucu ve bir görevli vermiştir. Yanlış yapma olasılığımız olduğunda yanımızda duran bir tanığımız varsa, çoğu günahtan kurtulabiliriz. Ruhun saygı duyabileceği biri olmalıdır - otoritesiyle içsel tapınağını bile daha kutsal hale getirebileceği biri. Ne mutlu başkalarını daha iyi yapabilen insana, sadece onların yanındayken değil, düşüncelerindeyken bile! Ve ne mutlu bir insana, onu aklına getirerek kendini sakinleştirecek ve düzene sokacak kadar saygı duyabilene! Bir başkasına böyle saygı gösterebilen kişi, çok geçmeden kendisi de saygıya layık olacaktır.” - Seneca, Bir Stoacıdan Mektuplar

Seneca·Ders yirmi dört109 / 112

Bir idol seçin.

Bu tek bir kişi olmak zorunda değildir. Farklı alanlarda size rehberlik eden birden fazla idolünüz olabilir.

“Yüksek karakterli bir adama değer ver ve onu her zaman gözünün önünde tut, sanki seni izliyormuş gibi yaşa ve tüm eylemlerini sanki o görüyormuş gibi düzenle." İşte sevgili Lucilius, Epikuros'un öğüdü budur; bize tam anlamıyla bir koruyucu ve bir görevli vermiştir. Yanlış yapma olasılığımız olduğunda yanımızda duran bir tanığımız varsa, çoğu günahtan kurtulabiliriz. Ruhun saygı duyabileceği biri olmalıdır - otoritesiyle içsel tapınağını bile daha kutsal hale getirebileceği biri. Ne mutlu başkalarını daha iyi yapabilen insana, sadece onların yanındayken değil, düşüncelerindeyken bile! Ve ne mutlu bir insana, onu aklına getirerek kendini sakinleştirecek ve düzene sokacak kadar saygı duyabilene! Bir başkasına böyle saygı gösterebilen kişi, çok geçmeden kendisi de saygıya layık olacaktır.” - Seneca, Bir Stoacıdan Mektuplar

Seneca

Hayatımızın çoğu tek başımıza, seçerek, karar vererek, deneyerek ve başarısız olarak geçer. İlk öğretmenimiz ve idolümüz olan annemiz sonsuza kadar orada olmayacak. Ya da farklı idolleriniz olabilir.

Hayranlığınıza layık birini tanımak ve zorlu durumlarda "X böyle bir durumda ne yapardı?" diye düşünmek önemlidir.

Benim idolüm Epiktetos. Bir köleydi ama insan psikolojisi ve mutluluk hakkında söylenebilecek her şeyi söyledi. 2000 yıldan daha uzun bir süre önce.

Ne zaman zorlandığımı hissetsem, kendime "Epiktetos böyle bir durumda ne yapardı?" diye sorarım. Elbette her seferinde işe yaramıyor ama cephaneliğimde bulundurmak için iyi bir silah.

➔ "Kendimi sürekli gözetim altında tutacağım ve -en yararlısı- her günü gözden geçireceğim. Çünkü bizi kötü yapan şey budur - hiçbirimiz kendi hayatlarımıza dönüp bakmayız. Sadece yapmak üzere olduğumuz şeyler üzerinde düşünürüz. Oysa geleceğe dair planlarımız geçmişten gelir." - Seneca, Ahlak Mektupları, 83.2

Seneca·Ders yirmi beş110 / 112

Her gece gözden geçirin.

Günlük eylemleriniz hakkında bir başkasından geri bildirim alamazsınız. Bu nedenle, bir önceki sizi aşmak için kendinize en sert geribildirimi veren kişi olun.

Kendimi sürekli gözetim altında tutacağım ve -en yararlısı- her günü gözden geçireceğim. Çünkü bizi kötü yapan şey budur - hiçbirimiz kendi hayatlarımıza dönüp bakmayız. Sadece yapmak üzere olduğumuz şeyler üzerinde düşünürüz. Oysa geleceğe dair planlarımız geçmişten gelir." - Seneca, Ahlak Mektupları, 83.2

Seneca

Seneca, "Her gün kendi mahkememde davamı savunarak bu fırsatı değerlendiriyorum. Işık kaybolduğunda ve karım sustuğunda, alışkanlığımın farkında olduğu için, tüm günümü inceler, yaptıklarımı ve söylediklerimi gözden geçiririm. Kendimden hiçbir şey gizlemem, hiçbir şeyi es geçmem. Şöyle diyebildiğim zaman hatalarımdan korkacak hiçbir şeyim yok: 'Bunu bir daha yapmamaya bak. Şimdilik seni affediyorum."

Her gece Sextius'un önerdiği gibi bu soruları yanıtlamaya çalışın:

● Bugün hangi rahatsızlığınızı tedavi ettiniz? ● Hangi başarısızlığa karşı direndiniz? ● Nerede gelişme gösterebilirsiniz?

➔ “Tüm çabalarınız bir şeye yönelik olsun, o amacı göz önünde bulundursun. İnsanları rahatsız eden faaliyet değil, onları çılgına çeviren şeylerin yanlış kavramlarıdır.” - Seneca, Zihnin Huzuru Üzerine, 12.5

Seneca·Ders yirmi altı111 / 112

Zihin gezinmeyi bırakmadıkça istikrarlı hale gelemez.

Sadece sınırlı miktarda zamanınız ve çabanız var, onu doğru yerlerde harcadığınızdan emin olun.

“Tüm çabalarınız bir şeye yönelik olsun, o amacı göz önünde bulundursun. İnsanları rahatsız eden faaliyet değil, onları çılgına çeviren şeylerin yanlış kavramlarıdır.” - Seneca, Zihnin Huzuru Üzerine, 12.5

Seneca

Seneca için gerçek bir hedefe sahip olmak büyük önem taşır. Gerçek bir hedefiniz olduğunda, ona doğru yaklaşırsınız, belki iki adım ileri bir adım geri ama toplamda ileriye doğru. Odaklanma eksikliği, farklılık ve başıboşluk bir hedefe sahip olmanın tam tersidir. Bir hedefiniz olduğunda, ne için yaşadığınızı anlarsınız.

Elbette varış noktanız değişebilir, fikirleriniz ve fırsatlarınız değişecektir. Önemli olan, her ne yapmaya çalışıyorsanız, tüm gücünüzü onun etrafında toplamanızdır.

Gerçekten ne istediğimi nasıl keşfedeceğime dair sayısız kitap okudum. Çoğu, çocukken boş zamanlarınızda hep yaptığınız şey neydi demekten öteye gidemedi. Bana göre, gerçekten ne istediğiniz her zaman değişiyor. Bu rahatsız edici, biliyorum. İçimizdeki sürekli bir sonraki şeyi arayan evrimsel dürtü, amaçlarımızdaki tüm neşeyi emiyor.

Benim için işe yarayan şey denemekti. Bir kitap yazmayı, bildiğiniz bir konuda Instagram takipçileri oluşturmayı, gitar çalmayı, yeni bir dil öğrenmeyi deneyin. Buradaki kilit nokta denemek. Tıklama sesini duymanız gerekiyor.

Keşfettiğim bir diğer şey de, istediğiniz bir şeye en azından a-priori, yani doğduğunuzda size verilmiş olarak sahip olmadığınızdır. Tutkunuzu bir anlamda zaman içinde geliştiriyorsunuz. Şu anda denediğiniz şeyle bir olursunuz ve sonra onun büyüdüğünü görürsünüz, bununla gurur duyarsınız.

Aramak yerine odaklanmayı deneyin. Bir süre için tüm çabanızı bir şeye odaklamaya çalışın ve nereye gittiğini görün. Sonunda sadece zaman kaybı da olabilir. Ne olursa olsun, sizin için en iyisi bu olabilir. Denemeden asla bilemezsiniz.

➔ “Her şey görüşe bağlıdır. Hırs, lüks, açgözlülük, hepsi görüşe geri döner; görüşe göre acı çekeriz. Her insan kendini ne kadar zavallı olduğuna inandırmışsa o kadar zavallıdır.” - Seneca, Bir Stoacıdan Mektuplar 78.13

Seneca·Ders yirmi yedi112 / 112

Her insan, olduğuna kendini inandırdığı kadar sefildir.

(Bu tür kısa ve güçlü derslere bayılırım.)

“Her şey görüşe bağlıdır. Hırs, lüks, açgözlülük, hepsi görüşe geri döner; görüşe göre acı çekeriz. Her insan kendini ne kadar zavallı olduğuna inandırmışsa o kadar zavallıdır.” - Seneca, Bir Stoacıdan Mektuplar 78.13

Seneca

Seneca'ya göre, insan olarak sergilediğimiz dizginlenemez hırs, doymak bilmez lüks tutkusu ve doymak bilmez açgözlülük gibi olumsuz davranışlar, genellikle yaşamda neyin gerçekten değerli ve gerekli olduğuna ilişkin içsel görüş ve inançlarımızın yansımalarıdır. Bu köklü inançlar arzularımızı ve beklentilerimizi şekillendirir ve bu da bizi gerçek tatmine götürmek yerine, refahımıza zarar verebilecek şeylerin peşinden koşmaya iter.

Özünde Seneca, inanç sistemlerimizin eylemlerimizi ve deneyimlerimizi şekillendirme gücüne ve daha olumlu ve tatmin edici sonuçlar elde etmek için seçimlerimizin temelini oluşturan inançları dikkatle incelememiz ve bunlar üzerinde düşünmemiz gerektiğine vurgu yapmaktadır. Bu kendi kendini inceleme süreci sayesinde, kendi önyargılarımızın ve eğilimlerimizin daha fazla farkına varabilir ve yaşamlarımızda daha kasıtlı ve bilinçli seçimler yapmak için çalışabiliriz.

Seneca'dan Elinizin Altında Olması Gereken 26 Kural 1. Şimdiki zamanda kötü bir şey yoktur. 2. 1. madde dolayısıyla her zaman şimdiki zamanda olmaya çalışın. 3. Geçmiş gitti, onu başka birinin filmi olarak düşünün. Üzerine fazla düşünmeyin. İnsanın en iyi özelliği “unutmaktır”. 4. Sürekli dikkatinizi dağıtmaktan kaçının. 5. Çabalarınızın yöneldiği bir nihai hedef olsun. 6. Sizi vurduğunda öfkenin temel nedenlerini kontrol edin. 7. Öfkeye vereceğiniz tepkiyi geciktirin. 8. Eleştiri ve aşağılanma karşısında kendinizi küçümseyen bir mizah kullanın. 9. Arkadaşlarınıza öncelik verin, arkadaşlarınız görmediği sürece hiçbir şey efsanevi değildir. 10. Bir veya birden fazla anlamlı aktivite bulun. Anlamlı faaliyetin ne anlama geldiği kişiden kişiye farklılık gösterecektir. Deneyin. 11. Zihninizi dinlendirmeyi unutmayın. 12. Her gece bir gözden geçirme yapın. 13. Bir gün öncesinden yarına hazırlanın. 14. Bir şeyleri ertelemeyin, arzularınız için planlar oluşturun. 15. Başkasından değil, kendinizden daha iyi olmaya çalışın. 16. Hayatınızı ve eşyalarınızı karşılaştırmayın. Karşılaştırma mutluluğu öldürür.

17. Her gün ilerleme kaydedin. Ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun. Her gün ilerleyin. 18. Sevilmek için, sevin. 19. Mutlu olmak için, başkasını mutlu edin. 20. İntikam yerine kayıtsızlığı seçin. 21. Premeditatio Malorum: Zorluğu gerçekleşmeden önce gözünüzde canlandırın. 22. Çok fazla şey yapmaya ve çok fazla yer görmeye çalışmak sizin için iyi değildir. Her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır. 23. Hayat kısa değildir. 24. Bizi korkutacak şeyler, bizi ezecek şeylerden daha fazladır; hayalde gerçekte olduğundan daha sık acı çekeriz. 25. Bir idol seçin ve siz bir şeyler yaparken onun sizi izlediğini varsayın. 26. Sessizlik cephaneliğinizdeki en önemli güçtür. Onu daha sık kullanın.