RATIPCAN UYSAL
← Kitaplar16 bölüm

Yine de Mutlu

1 / 16

Önsöz

Doğuyoruz, bazen gülüyor çokça acı çekiyor ve ölüyoruz. Tahminlere göre bizden önce 13.7 milyar yıl oldu, modern insanların ise 200.000 yıl önce Afrika'da olduğuna inanıyoruz1. Biz ise muhtemelen ortalama 80 yıl yaşayacağız (eğer vücudumuzun keyfi bir yerinde kanser çıkmaz, ya da trafikte ölmezsek). Ya da depremden korkup en güvenli yer olarak gördüğümüz Japonya'da yıldırım çarpması ile ölecek bir şanssızlığımız olmazsa. Bizden sonra, belki milyon belki milyarlarca ve milyarlarca yıl daha olacak. Bazı araştırmalar dünyanın 1.5 milyar yıllık daha ömrü kaldığına inanıyorlar2.

Minikliğimizi biraz daha perspektife oturtmak için Big Bang'i sadece bu yılbaşında başlayan bir olay olarak ele alalım ve bu yılın sonuna da şu an bu kitabı okuduğunuz tarihi yerleştirelim. Bu kitabı 2030'da ya da 2130'da okumanız hiçbir tasviri değiştirmeyecek çünkü 13.8 milyar yanında bunu kimse fark etmeyecek. Eğer 1 Ocak 00.00 bizim için Big Bang ise, Güneşin oluşması aşağı yukarı 1 Eylül tarihine denk geliyor. 2 Eylül'de Dünya oluşuyor ve ilk hayat belirtileri 13 Eylül'de ortaya çıkıyor. Biz insanlar mı? En erken bize benzeyen insanların oluşması ise sadece 2 saat önce. Yani 8760 parçanın sadece son 2 parçasına yetişmiş durumdayız. Peki bunların anlamı ne? Yani mavi yuvarlak bir topun üstünde kendi etrafımızda ve Güneşin çevresinde dönüp durmamızın sebebi ne? Kim koydu bizi buraya? Delilik değil mi bu?

"Evrenimiz bir septilyon yıldız içerir (bir ve ardından 24 sıfır) ve bu yıldızların çoğu, gezegen dediğimiz çok, çok daha fazla toz yumağı içerir. Herhangi birimiz yarın yok olursak, yakın çevremizdeki insanların öznel duygusal durumlarının ötesinde çok az şey değişecektir. Sonsuz bir entropi denizindeki bir dalganın parçasından başka bir şey değiliz3. — Zat Rana

Buna benim cevabım mükemmel bir hiçlik. İnsanoğlu trajik bir şekilde şu anda burada, bunun için yapabileceği hiçbir şey yok ve bunu asla değiştiremez. Hepimiz Groundhog Day içine hapsolmuş birer Bill Murray'iz4. Aşık olmak da bizi bu ızdıraptan kurtaramıyor.

Aslında dünyaya gelmek, bu bedene sahip olmak ve bu satırları yazmak ne kadar olası değilse, her şeyin yok olacağı bir o kadar kesin. Hayata gelen her çok hücreli organizma ölüme mahkum olur. Aslında baştan boku yemiş durumdayız. Pardon, bok demek istememiştim, ama daha güzel bir kelime de yok bu tarife.

Peki tamam ölüyoruz, ama neden ölüyoruz? İyi ettik bu dünyaya geldik, kuşlar, ağaçlar çiçekler böcekler. Sonsuza kadar böyle gidebiliriz aslında. Neden ölüyoruz öyleyse? Buna kim karar veriyor?

Bilim insanları bu durumu şöyle açıklar. Hepimizin kromozomları var. Bu kromozomlar kendi içlerinde telomer adı verilen kendi yaşam sürelerini zaten belirleyen zamanlama cihazlarıyla geliyor. Yani telomerlerinizin boyu kadar yaşayabiliyorsunuz. Ancak telomerlerin yaşlanmayla neden ve nasıl bağlantılı olduğu tam olarak bilinmiyor. Ya da neden daha kısa veya daha uzun telomerlere sahip olduğunuz da.

Şu anda içinde bulunduğumuz dönemde yaşayan insanlar ortalama 75-80 yıllık bir yaşam beklentisine sahip. 1800'lerde ise bu oran sadece 35 yıldı. Yani büyük büyük büyük dedelerimizden 2 kat daha fazla yaşıyoruz. Kusura bakma dede, kızmakta çok haklısın.

Bu arada şempanze-insan atalarımızdan modern zaman insanına gelene kadar tahmini olarak 17.5 milyar insan ya da insanımsı öldü. Yani siz siz olana kadar. Nasıl da şanslısınız değil mi? 17.5 milyar + 1 sizsiniz. Bu evrende büyük bir önem ve anlama sahipsiniz.

Peki diyelim gerçekten evrenin de sizin de anlamınız yok, o zaman neden yaşıyoruz? Kendimizi öldürmeli miyiz? 27'ler kulübüne katılmak fena olmayabilir? Yaş 27'yi geçti mi? Maalesef artık ölemezsiniz.

Hayatınıza baktığınızda ne görüyorsunuz? Her sabah diş fırçalıyorsunuz, yumurta kırıyorsunuz, işe gidiyorsunuz, iş yapıyorsunuz, alışveriş yapıyorsunuz, çamaşır yıkıyor, fatura

ve vergi ödüyor ve belki sevişiyorsunuz. E peki sonra? Bir sonraki dünyaya inanarak kendinizi avutuyor musunuz? E iyi ama Tanrı gerçekten sizi bir sonraki dünyada yargılayıp ödüllendirmek ve cezalandırmak için yaratmış olabilir mi? Neden bundan önce sizi üçte biri uyurken üçte biri çalıştırırken ve 240 gününü tuvalet yaparken harcadığınız bir ızdıraba maruz bıraksın ki? Sıkıldığı için mi?

Hayat anlamsızdır. İnsanlık için önceden belirlenmiş bir anlam olduğuna inanmıyorum. Ama aslında hayatın bir çok da anlamı vardır. Bu anlam sizin için öğretmenlik olabilir, insanlara yardım etmek olabilir, şarkı söylemek olabilir. Hepsi birden olabilir. Kendi anlamınızı kendiniz yaratırsınız.

Çoğumuz okumuşuzdur, Otostopçunun Galaksi Rehberi'ndeki bilgisayar tam 7.5 milyon yıl süren hesaplamalardan sonra hayatın anlamına 42 cevabını verir. 42 rakamı gerçekten de özel bir rakam olmasına rağmen, asıl verilmek istenen mesaj açık ve basittir. Bu sorunuzun bir cevabı yok. Reddit üzerinden öğrendiğimize göre, 42 ASCII dilinde '*' yıldız işareti anlamına geliyor ve programlamacılar bunu joker karakter olarak kullanıyorlar5. Yani aslında bir ne istersen o olsun sembolü. Yani tıpkı sizin hayatınız gibi, anlamı siz ne isterseniz o.

Ya da Monty Python'a bakalım. Filmin sonlarına doğru hayatın anlamını içeren bir kağıt iletilir oyuncumuza ve içeriği aynen şöyledir: "İnsanlara iyi davranmaya çalışın, yağ yemekten kaçının, arada sırada iyi bir kitap okuyun, biraz gezinin ve her inançtan ve milletten insanlarla uyum içinde yaşamaya çalışın." Sizce de çok basit bir tarif değil mi? Doğruluğu ve güzelliği basitliğinden geliyor.

Kafka hayatın anlamı sonu olmasındandır demiş. Yani anlamınızı oluşturan şu an yaptığınız seçimler. Vaktinizi nasıl harcıyorsunuz? Kime vakit ayırıyorsunuz? Hayatınızın anlamı bu, sonlu kaynağınızı ayırmaya değer gördüğünüz işler ve kimseler.

Leo Tolstoy ise mutlu yaşamın ve anlamın formülünü "Çalışıp sevmeyi, sevdiği insan için çalışmayı ve işini sevmeyi bilirse insan bu dünyada muhteşem bir şekilde yaşayabilir." olarak vermiş. Yani tutku ile yapacağınız ve size zamanı unutturacak kadar sevdiğiniz yeteneğinizi ortaya çıkaran bir iş ve sevdiğiniz biri, işte bu kadar.

Hayatın anlamı mutluluk mudur? Peki mutluluk nedir? En önemlisi, mutluluk geçici bir duygudur. Mutluluk, kısa vadeli, ulaşılabilir ödüller elde etmekten doğar. Mutluluk epizodiktir, parça parça gelir ve biter. Sıcak bir kestanedir, güzel tatlı bir sürprizdir, arkadaşınızla konuşurken öğrendiğiniz yeni bir bilgidir, keşfettiğiniz yeni müziktir. Herkes için tanımı farklıdır. Kişi için de hayatı boyunca anlamı farklılaşır. Hayatın anlamı değişen mutluluk tanımının değişmeyen hazzı peşinde koşmaktır belki de. Belki de Budistlerin dediği gibi gerçek mutluluk maddi şeylere olan ihtiyacı aşarak ve evrenle bütünleşerek elde edilen şeydir. O her ne demekse. Mutluluğun tanımı ne olursa olsun, Dünya ile Ay arasına Güneş sistemimizdeki tüm gezegenleri sığdırabilirken onu hayatlarımıza sığdıramadığımız kesin. Mutluluk insani bir yaratımdır, biyolojik temeli olmayan soyut bir fikirdir.

Bundan yaklaşık 3 yıl kadar önce annemin kanser olduğunu öğrendim. Ya da 3.5, hatırlamıyorum. Lanet olası Camus buradasın seni hissediyorum. İçinizde anlatamadığınız kadar sevgi barındırdığınız bir kişinin kanser olduğunu öğrenmek ve onu kaybetmek sizin tüm varlığınızı ayak baş parmağınızdan saç telinize kadar sarsıyor. Zaman çizelgesinin çok da bir önemi yok. Kafatasınızdan dışarı doğru patlamak ve içinizdeki tüm siniri evrene akıtmak istiyorsunuz. Ama hiçbir şeye yaramayan kepazenin teki olarak kalıyorsunuz süreçte sadece, siz evrende size ayrılan hacim boşluğunu doldururken bu hayatta başka hiç bir boşluğu doldurmaya yetemiyorsunuz. Peki neydi o zaman bu düzen ve biz nasıl bir kısır döngüdeydik? Elimizin yanacağını bile bile neden ateşe tutuyorduk kendimizi? Ben, anneme olan sevgimi şimdi kime verecektim, nereye koyacaktım?

Başımdan geçenlerden sonra bu kitabı yazmaktaki amaç kesinlikle size hayatın anlamı budur, işte bu yüzden buradayız demek değildir. Size bir ders vermek asla değildir. Biraz hayatın anlamına, farklı yorumlara bakacağız, biraz da kendimize felsefe dersi vererek bir hayat felsefemizin olmasını sağlayacağız. Anlayacağınız ilerleyen sayfalarda okuyacaklarınız bir büyük beyinlerden fikirler seyahatnamesinden ibarettir. Ancak inanıyorum ki, kendinize çok iyi gelecek fikirleri de bulacaksınız. Fikirler ve aklımı meşgül tutma uğraşları acıyla ve evrenin sorularıma karşı suskunluğuyla savaşmamdaki tek yardımcım oldular. Zaten bu sıkıcı hayatımızda bizi heyecanlandıran yeni fikirlerin ta kendisi değil midir?

Kansere karşı savaşında pes eden annemin anısına. Seni seviyorum anne.

"İnsan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür. 18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar. 20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini fark eder. ve insan 25 yaşında ölür,75 yaşında ise gömülür." — Tarkovski

Notlar

  1. 1.The Beginning of Everything -- The Big Bang. (2014, March 3). YouTube.
  2. 2.Schultz, C. (2014, January 16). We've Got 1.5 Billion Years Left With a Habitable Earth. Smithsonian Magazine.
  3. 3.Rana, Z. (2017, May 17). The Purpose of Life Is to Be a Nobody. Observer.
  4. 4.Hartill, R. (1994, March 31). Groundhog Day (1993). IMDb.
  5. 5.The meaning of Life, the Universe and Everything. (2013, February 27). Reddit.

2 / 16

Camus ve Yaşamın Yaşamaya Değerliliği

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." —Albert Camus

Uzun zamandır cevaplamaya çalıştığım sorular var. Ama en önemlisi neden yaşamaya devam ediyorum sanırım. Herkes kendi küçük dünyasında dünyanın en büyük sorunları ile uğraşırken ben de kendimce neden devam ettiğimi sorgulamaya başladım. Bu evrensel bir zorunluluk mu idi? Gerçekten kendi isteğimle mi devam ediyordum?

Bugüne kadar çizilmiş yollardan geçtim, geçtik, geçtiler. Hepimiz okullara, iş hayatına, evlilik dünyasına atıldık. Öyle ya da böyle. Ne yapmamız gerektiği zaten kalemle görünmez kağıda yazılmış gibiydi.

Sizler de gündelik koşturmaca içerisinde düşünmüyor musunuz merak ediyorum. Diş fırçalarken, seyahat ederken, işte toplantı zulümlerine katlanırken, karınız veya kocanızla kavga ederken sormuyor musunuz kendinize hiç: "Tanrım bu ne zamana kadar böyle devam edecek?"

Camus girişteki satırları yazarken 20. yüzyılda savaşlar, ekonomik ve siyasal baskılar altında kalmış bir birey olarak yazar. Teknolojik ilerlemenin yararlarını daha hiç göremeyen birey kendini daha da yalnızlaşmış ve buhran içinde bulur. İnsanın kendini istemeden ve seçmeden içinde bulduğu yasalar, toplum baskısı, kıtlık, salgınlar, standartlar, savaşlar, yarış, hırs, ölüm ve "diğer" insanlar bireyin mutlu olmasını engellerken hayatından keyif almasının önünde de büyük bir engel oluşturur.

İntiharın gerekliliği sorusu aslında bizi biraz daha uzaklara, Shakespeare'e kadar götürür. Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu. Gerçekten de bütün mesele bu mu sizce? Olduktan sonra neden burada olduğunuzu biliyor musunuz? Evet varım ve son ana kadar da var olarak kalacağım bundan mutlu olacağım mı diyorsunuz? Hiç olmasanız dünya ne kaybederdi? Ya da siz ne kaybederdiniz? Hayatınızın size verdiği artılar eksilere ağır basıyor mu? Neden bir 40 yıl daha burada kalasınız ki? Demem o ki, henüz hayat sizinle güzel oyunlar oynamamış olabilir.

Biraz Camus'a geri dönelim. Ah Camus. Benim üzümlü kekim. Bazen yazdıklarının arkasındakileri anlayana kadar göbeğim çatlasa da aslında kendimi en çok özdeşleştirebildiğim kişilerden. Yabancı adlı kitabındaki "İntihar mı etsem yoksa kahve mi demlesem?" sorusu ile birlikte portresi yıllarca duvarımda asılı durdu. Hayatınızın değerini kıyasladığı şeye bakar mısınız? Bir kahve mi gerçekten? Kahve içmek ile kıyaslanacak bir değersizlik mi aslında yaşadığınız hayat? Yaşamın anlamı hakkında neler düşündüğünü daha kısa nasıl ifade edebilirsin ki?

Kahve içmeye karar verdiği çok belli

Camus'un sorduğu bu soru ile birlikte aslında bir kaç önemli soru daha var. Tamam hadi intihar etmedin, peki yataktan neden çıkasın? Neden bu evren var? Neden hiç bir şey yok olabilecekken bir şey var? İnsan diye bir varlık neden dünyada bulunuyor? Neden bu kadar çok acı var? Neden kanser diye bir hastalık var? Neden 2 ayağımız var ama yüzgecimiz yok? Neden balık değiliz de insanız? Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?

Aslında Camus'un sorduğu soruya biraz daha tepeden baktığınızda ben bunu şöyle yorumlamayı seviyorum. Bundan 50 yıl sonra şu an kahve mi içtiğinin veya intihar mı ettiğinin hiç bir önemi olmayacak. Çünkü zaten sen olmayacaksın ve kimse seni de hatırlamayacak6.

Hayatının geri kalanında yapacakların gerçekten ne kadar önemli olabilir? Bugün intiharı yarına erteleyerek biraz kahve de içebilirsin. Sonuçta zor zamanlardan geçtin.

Evren için insan yaşamının önemi bir istiridyeninkinden daha fazla değildir

— David Hume

Camus bu soruyu sorarak da durmuyor üzerine ekliyor: İnsanın her gün yaptığı en iyi şey, intihar etmemeye karar vermektir. Tebrikler, bugün de intihar etmediniz. Yarına ne dersiniz? Bunu bir düşünelim.

Peki ne yapmalı? Hayatın anlamı yok ise anlam mı yaratmalı? Camus aslında anlam da yaratamayacağınızı söyler. Yapabileceğiniz tek şey anlamsızlığı kabul etmek ve hayatınıza devam etmektir. Yaşamın kendisi, Camus'un deyimiyle, absürttür. Çünkü insanlar bu anlamdan yoksun dünyada anlam arama telaşı içerisinde kaybolur gider. Bir cevap ararız ama tek bulabildiğimiz sağır eden bir sessizliktir. Dünyanın cevap sunmadaki sessizliği. Bana sorarsanız bu kadar da karamsar olmaya gerek yok. Madem Sartre'nin deyimiyle bu dünyaya fırlatıldık ve madem kendi canımızı alacak cesaretimiz yok kendi anlamımızı yaratmaya çalışabiliriz. Bu anlam size her günü yaşama enerjisi veren şey olabilir. Onunla doğmuş olmanız gerekmez ama onunla canlı hissetmeniz gerekir.

Camus'un sorusu o zaman şuna döner: Yaşamaya devam etmek için yaşamınızın bir anlamı olmasına ihtiyacınız var mı? Ona sorarsanız yok, bence de yok. Kafanıza mermiyi koyacak cesaretiniz olmadığına göre, yaşamaya bakın. Yani Camus burada da der ki illa bir anlamı yok diye keyif de mi almayacağız? Bu biraz kaçamak bir cevap biliyorum. İnsanoğlunun acizliğini örtüyor. Eğer Tanrı yok diyorsak, herhangi bir prangam da yok demektir. Neden yaşamak yerine öleyim ki? Bu düşünce yapısı biraz bizlere Optimistic Nihilism kavramını çağrıştırıyor. Yani, eğer bir anlam kesinlikle yoksa, her şey hiçtir demek yerine neden tadını çıkarmayayım ki diyebiliriz. 7

Benzer problemleri yaşayan Kierkegaard inanç sıçraması yaşayarak Tanrı'ya sığınmıştı. Camus ise bunu yapmaz ve ateist çizgisini bozmadan illa da bir anlamı olması gerekmediğini savunur. Bu absürt dünyada anlam aramak anlamsızlığın nirvanasıdır. Absürd, Camus'un cevabıdır. İnsanın anlam ve mutluluk için yanıp tutuşması ile dünyanın sessizliğinin

yüzleşmesinden absürd doğar onun tabiriyle. Anlamın asla bulunamayacağı bir dünyada sürekli anlam peşinde koşan zavallı insancıklar...

Camus'a göre insanın içinde bulunduğu bu saçma ve absürt durumun birçok sebebi vardır. Hayatın monotonluğu ve makinemsi tadı, evren içindeki insanın önemsizliğinin verdiği bıkkınlık, zamanın her daim elden kayıp gidiyor olması, zorunlu olarak yapılan ve hayatımızın çoğunu alan mecburiyetler, kendine, dünyaya ve başkalarına yabancılaşma, giderek derinleşen yalnızlaşma ve her gün yaklaştığımız ölüm bunların başında sayılabilir.

"Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat daire ya da fabrika, yemek, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde salı çarşamba perşembe cuma cumartesi, çoğu kez kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün _neden_ yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. -Başlar-, işte bu önemli. Bıkkınlık; makinemsi bir yaşayışın eylemlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi, bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışın ardından sonuç gelir zamanla; intihar ya da iyileşme." — Albert Camus

Sisifos Söyleni'de Camus bize bir Yunan mitinden bahseder. Zeus Sisifos'u ömrünü bir kayayı tepeye taşımakla geçirecek şekilde cezaya çarptırır ve her zirveye yaklaştığında kaya geri yuvarlanır. Bu döngü sonsuza kadar böyle devam eder. Nasıl acınası bir durum öyle değil mi? Size biraz kendinizi de hatırlatıyor olmalı, her sabah kendini bir kaya gibi işe ittiren kendinizi.

Camus bunun üzerine hiç gocunmadan der ki Sisifos'u mutlu düşünmeliyiz. Bunu söylerken mutluluğun onun için ne anlama geldiğinden de bahsetmez asla. Belki Camus'un mutluluk dediği sizin için acizliktir. Mutluluk için kesin bir tanım yapmaktan kaçınır. Belki de bu yüzden mutludur.

İyi ama nasıl mutlu? Her düştüğünde, tekrar düşeceğini bilerek, kayayı yukarı iteklemeye çalışmanın nesi tam olarak mutluluk verebilir ki? Dışarıdan baktığınızda tamamıyla anlamsız ve boş bir uğraş bu. Bence tam olarak da burada saklı Camus'un söylemek istediği. Büyük resme baktığınızda Sisifos tamamen bir anlamsız döngünün içine hapsolmuş görünebilir, doğrudur ama her defasında aslında amacına odaklı ve zirvesine biraz daha yaklaşmış olarak heyecan bulur. Anın içinde kalarak, geçmişe bakmadan ve gelecekle çok meşgul olmadan şu anın içinde yapabileceğinin en iyisi yapar. Güvenebileceği tek şeyin "şu an" olduğunun farkındadır.

"Mutluluğun nedenini aramaya devam ederseniz asla mutlu olamazsınız. Yaşamın anlamını ararsanız asla yaşayamazsınız."

—Albert Camus

Sisifos aslında şimdilerde psikolojide çokça anılan hedonic treadmill(hazcı döngü)'e çok benzer. Hayatımız boyunca hep bir mezun olayım, bir iş bulayım, bir evleneyim bir çocuk yapayım mutlu olacağım diye diye her zaman kayayı sonuna kadar taşırız. Ama tam taşıdığımızda, yani hedefi gerçekleştirdiğimizde, aslında yine başa döneriz. Çünkü çabuk alışmışızdır. Keşfettiğimiz ve sahip olduğumuz şey artık bize aradığımız mutluluğu vermez. Sisifos olarak biz, kayayı sürekli yukarı taşıyarak düşürmeye mahkumuz.

Hazcı adaptasyon terimi ilk olarak 1970'lerde Brickman ve Campell tarafından kullanılır daha sonra ise 90'larda hazcı döngüye evrilir. Hazcı döngüye göre başınıza ne gelirse gelsin her insanın bir ortalama mutluluk ayarı bulunuyor ve her zaman bu ayara geri dönüyoruz. Bu terfiyi aldıktan sonra mutluluğunuzun 3 gün sonra bitmesi, 6 ay sonunda evlilikte heyecanınızın kalmaması, yıllarca para biriktirip aldığınız o evin hiç heyecan vermemesini de açıklıyor. Araştırmacılar sayısal lotoyu kazanan insanların 1 yıl sonra kazanamayan insanlardan daha mutlu olmadığını ortaya koydular. Benzeri negatif olaylar için de geçerli görünüyor. Felç geçirdikten sonra 6 ay 1 yıl içerisinde insanlar eski mutluluk seviyelerine dönebiliyorlar.

"Başardığımız her iş bizi köleleştirir, çünkü bizi daha iyisini yapmaya zorlar."

— Albert Camus

How of Happiness (Nasıl Mutlu Olunur) kitabının yazarı araştırmacı Sonja Lyubomirsky kitabında insan mutluluğunun %50'sinin genetik, %10'unun çevresel faktörler ve %40'ının ise insanın kendi elinde olduğunu iddia ediyor8. Yani maalesef mutluluğunuzun büyük bir ağırlığı kalıtımsal yollardan belirlenmiş durumda. Sonja hepimizin bir mutluluk standart noktası olduğunu iddia ediyor ve ekliyor başımıza ne gelirse gelsin bu standart noktaya geri dönmeye mahkumuz.

Bu standart nokta hayatımızda çok etkili. Örneğin bir çalışma daha mutlu mezunların daha fazla kazanabileceğini gösteriyor, mezuniyet yıllığında gülümseyen kadınların daha mutlu bir evlilikleri olacağına işaret ediyor. Tabii ki bu evet ben de neden mutsuzum bunu sorguluyordum oh be suç benim değilmiş demeniz için anlatılmış şeyler değil. Yapabilecek çok şey var yine de ama tüm sorumluluğun size ait olmadığını kabul etmek biraz rahatlatıcı olsa gerek. Mutluluk üzerine araştırmalar bölümünde bunlara biraz daha değineceğiz ama yazar aşağıdaki maddeleri sizin için öneriyor:

1. Minnettarlık duyun ve bunu dile getirin 2. Her düştüğünüzde kalkmayı, her zaman öğrenmeyi amaç edinin 3. Çok düşünmemeyi alışkanlık edinin ve insanlarla kendinizi karşılaştırmayı bırakın 4. Kibarlık uygulamaları yapın, teşekkür edin 5. İlişkilerinizi geliştirin 6. Anı yaşayın 7. Affetmeyi ve unutmayı öğrenin

8. Sizi gerçekten içine çeken ve zamanın nasıl aktığını çözemediğiniz aktivitelere daha fazla dahil olun 9. Hayatın küçük eğlencelerinin tadını çıkarın ve bunun farkında olarak yapın, elinizden kaymasına izin vermeyin 10. Asla hedefsiz kalmayın ve hedefinizden şaşmayın 11. Bir dine, inanışa veya istediğiniz herhangi bir şeye bağlı olun, ruhsal olarak kendinizi besleyin 12. Spor yapın güzel beslenin ve vücudunuza dikkat edin

Aslında gördüğünüz gibi araştırmaların desteklediği çoğu şey Camus tarafından da söylenmiş durumda. Anda kalın, her düştüğünüzde kalkmayı öğrenin, zamanı unutturan aktiviteler yapın. Bu hayata devam edebilmenizin tek yolu hayatın sizi umarsamadığını bilmek ve buna rağmen yaşamaya devam etmektir.

Elinizdeki işe odaklanın ve bugünün görevlerini küçük resme odaklanarak bir bir bitirin. Fırsatlar için gözünüzü her daim açın. İş çok sıkıcı olabilir, ama onunla savaşmak yerine bir an önce halletmeyi planlayın. İşinizi oyunlaştırmaya çalışın. Tüm gücünüzle etrafınızdaki dikkat dağıtıcıları bloke ettiğinizde oluşturduğunuz güçlü odaklanmış halde aslında akışınızı bulacaksınız. Bu tarz zamanlarda zamanın ne güzel geçtiğini zaten kendi deneyimlerinizden de hatırlıyorsunuzdur. Bu yüksek odaklanmışlık hali modern psikolojide "flow" olarak adlandırılıyor. Ama buna daha sonra zaten detaylı değineceğiz.

Ben Camus'dan kendi hayatıma dair pratik olarak bunları çıkarıyorum. O bu mesajları verirken biraz pesimist görünüyor o kadar. Çok da büyütmeyin. Siz siz olun Camus'un dediği gibi hayatın hiç bir şey olmadığını bilin ama itina ile yaşayın. İntihar ederek Tanrıları mutlu etmeyin, savaşın ve daha iyi yenilin. Hatrınızdaki güzel anıyı yaşarken ve sonrasında tekrar yaşayabilmek için hayatınızı yavaşlatın ve acıyı unutabilmek için ise hızlanın.

Ölümle biten yaşam saçmadır, evet. Bunda kuşku yok. Ama, yaşam ölümle bitiyor diye, kapayacak mıyız gözümüzü, yüreğimizin kapılarını bu yaşanası dünyanın güzelliklerine, bunlar yanında insanların acılarına, çaresizliklerine? Madem ki, yaşıyoruz, yaşadığımız sürece mutlu olmaya, sağımızda solumuzda mutluluk yaratmaya bakmalıyız. Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir. — Albert Camus

Bize varoluş ve hayatın anlamsızlığı konusunda çeşitli perspektifler sunan Camus, 1957 yılında Nobel ödülünü de almaya hak kazanmıştı. O bunu çok önemsemedi tabi, tahmin

edebileceğiniz gibi. Ne ilginçtir ki, son anda trene binmekten vazgeçerek yayımcısının arabasına bindiği bir yolculukta ağaca tosladı ve hayatını kaybetti. Kendi ölümüne dışardan bakabilse nasıl yorumlardı acaba, hayatın anlamsızlığı ile bu kadar uğraşmış bir adamın daha absürt bir ölümü olabilir miydi?

"Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olduğumuz her şey düşüncelerimizle ortaya çıkar. Düşüncelerimizle dünyayı yaratırız." — Buda

Notlar

  1. 6.Burada Disney ve Pixar ortak yapımı Coco filmini önermekte fayda görüyorum. İzlemediyseniz, tık.
  2. 7.Kurzgesagt. (2017, July 26). Optimistic nihilism. YouTube. March 9, 2021,
  3. 8.Lyubomirsky, S. (2010). The How of Happiness. Piatkus.

3 / 16

Epicurus ve Hazzın Dorukları

Felsefe tarihçileri genelde mutluluğun doğasını ilk sorgulayan kişinin Demokritos olduğunda hemfikirdir. Kendisinin milattan önce yaklaşık olarak 460-370 yılları arasında yaşadığına inanılır. Mutluluk arayışımızın en az 2500 senelik kökü olduğunu bilmek biraz rahatlatıcı. Ne de olsa insan yalnız olmadığını hissederek avunmayı seviyor. Demokritos tam da bir filozofa yakışır yorum yapıyor ve diyor ki mutluluğumuz dış olaylara veya iyi şansa bağlı değildir, kendi ruh halimize bağlıdır. Ruhumuzun bir ürünüdür.

Gelelim en sevdiğim tarih figürüne: Epicurus. Ya da bizim bildiğimiz şekli ile Epikür. Kendisi milattan önce 341-270 yılları arasında yaşayan atomcu bir Yunan filozof. Demokritos'tan etkileniyor ama onun fikirlerini de bir adım öne taşıyor. Onun hakkında bildiğimiz pek çok şeyi Diyojen'in yazıtlarına ve Lucretius'un meşhur kitabı Evrenin Yapısı'na borçluyuz. Kendisinin çok fazla eser ürettiği ancak çoğunun günümüze kadar korunamadığı söylenir. Bize ondan tek kalan Menoikeus'a yazdığı mektuplar.

"Pythokles'i zengin etmek istiyorsanız, onun birikimine birikim eklemeyin, arzularından çıkarın." — Epikür

Epikür'e göre hayatın anlamı sürdürülebilir mutluluğu bulabilmekte. En yüce iyi dediğimiz şey mutluluğun ta kendisi. Peşinden koştuğumuz diğer her şey, para, ün, iyi bir aile, sağlık, adillik, erdemlilik, bilgelik sadece daha mutlu olmaya çalışmaktan geliyor. Mutluluk başka bir şey uğruna yapmadığımız tek şey. Burası çok önemli, mutluluk istiyoruz çünkü mutluluk istiyoruz. Başka bir nedeni yok. Aristo gibi Epikür de mutluluğun en yüce iyi olduğuna ve diğer tüm aksiyonların son durağı olduğuna inanıyor.

Demokritos'un atomculuğunu sürdürerek Epikür de evrendeki her şeyin atomlardan oluştuğunu söyler hatta ruhumuzun bile. Öldüğümüz zaman ruhun da yok olduğunu düşünür, bedenden ayrı bir ruha inanmaz.

Epikür bir yaşamdan sonra hayata ve 'Cennet ile Cehennem' ikilisine inanmıyor. Her şeyin atomlardan oluştuğuna inandığını söylediği teorisi o zamanlara göre inanılmaz bir ileri görüşlülük. Materyalist olmasından dolayı insanların ve diğer tüm varlıkların da yapıtaşlarının parçalanamaz atomlardan oluştuğunu söylüyor demiştik zaten ve bir adım daha ileri gidiyor: Tanrılar da atomlardan oluşmuştur.

Kendi fikirlerine sadık kalarak felsefesini de yaşayabilmek adına küçük bir komün kurar Atina'nın dağlarında. Bu komün için küçük bir yer ayarlamıştır "Bahçe" adını verdikleri. Bu bahçede küçük ama birbirleriyle yakın olan bir grup, az ama öz yiyerek, saatlerce konuşup felsefelerini tartışarak toplumdan ve siyasetten uzak yaşamışlardır. Bu bahçenin girişinde ise "Yabancı, burada kalsan iyi edersin; burada en yüksek iyiliğimiz zevktir. Burada meskenin bekçisi, sevecen bir ev sahibi, sizin için hazır olacak; sizi ekmekle karşılayacak ve bol bol su ikram edecek ve şunları diyecek: İyi eğlenmedin mi? Bu bahçe iştahınızı açmaz ama onu söndürür."

Epikürcülük dediğimiz felsefi akımın 4 temel dayanağı var, buna Tetrapharmakos ya da 4 parçalı çare de diyebiliriz.

❖ Tanrı'dan korkmak anlamsızdır, çünkü Tanrı yoktur. Varsa da biz insanların ne yaptığı ile ilgilenmeyecek kadar yücedir. (Ἄφοβον ὁ θεός) ❖ Ölümden korkmayın, biz varken ölüm yok ölüm varken biz yokuz. (ἀνύποπτον ὁ θάνατος) ❖ İyiyi istiyorsan elde etmesi kolaydır. (καὶ τἀγαθὸν μὲν εὔκτητον) ❖ Zor olana katlanmak kolaydır. (τὸ δὲ δεινὸν εὐεκκαρτέρητον)

"Biz varken ölüm yoktur. Ölüm varken biz yokuz. Onunla hiç karşılaşmayacağız." — Epikür

Üstteki 4 kuralı birkaç kez daha okumakta fayda var, Sartre gibi Epükür'de felsefesini küçük bir tanıma sığdırmayı başarabilmiş.

Ona göre Tanrı'dan korkmak anlamsızdır çünkü Tanrı yoktur. En azından insanların hayal ettiği ve günümüze hakim olan büyük dinlerin tasvir ettiği bir Tanrı'nın olduğuna inanmaz. Yaşadığı dönemde din, toplum hayatına müthiş bir şekilde eklemlenmiş olduğundan baskıcı rejimlere karşı söylemlerini yumuşattığı iddia edilse de, İskoçyalı filozof David Hume tarafından aşağıdaki alıntısı aslında mantık yürütmesini özetler. Ateistler için rahatlatıcı bir önerme:

"Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da buna muktedir değil mi?

O zaman her şeye kadir değildir.

Yapabiliyor ama istekli değil mi?

O zaman kötü niyetlidir.

Hem yetenekli hem istekli mi?

O zaman kötülük nereden geliyor?

Ne gücü var ne de istekli mi?

O zaman neden ona Tanrı diyorsun?" — Epikür

Epikür ölüm korkusu üzerine çok gider çünkü ona göre ölüm korkusu ölümün kendisinden çok sonrasında ne olacağını bilememek ile alakalıdır. Ama bu gereksiz bir korkudur çünkü ölüm bir yok olmadır. Ruh ve vücut tam anlamıyla yok olur ve ortada biz diye bir şey kalmaz.

Temel ihtiyaçlarımız yemek ve yuva, su ve kıyafet kolay ulaşılabilir. Bunlara sahip olmak aslında mutlu hissetmek ve stresten ve acıdan uzak yaşam (ataraxia) için yeterli. Epikür'ün mutlu bir yaşam için ön koşul olarak gördüğü 2 basamak var. Birincisi ataraxia yani huzurlu ve korkusuz olmak veya ruhun mutlak huzuru, ikincisi ise aponia yani acıdan uzak olmak. Epikür'ün hazcılığı ya da keyifciliği acının yokluğundan ve ruhta derdin olmamasından gelir.

Epikür, hazlara farklı bir açıdan bakarak onları kinetik ve statik olarak da ikiye böler. Eğer bir arzunuzu bastırmak için aksiyon alıyor ve haz duyuyorsanız bu kinetik zevke girer. Susadığınızda su içtikten sonra aldığınız haz gibi. Statik ise Epikür'ün felsefe temelidir, yani

acının ve stresin yokluğu, aponia ve ataraxia. Aponia ve ataraxia aslında insanın normal durumudur der Epikür, kendimize iyi gelmeyecek ve acıyı beraberinde getirecek hazlar peşinde koşmadığımız sürece mutluyuz. Ün, para ve lüks peşinde koşmak bizi doğal durumumuzun dışına iter.

"Zevk derken bedende acının ve ruhta sıkıntının olmamasını kastediyoruz". — Epikür

Gelelim mutluluğumuzun önündeki ölüm korkumuzdan sonraki en büyük ikinci engele. Epikür'e göre mutluluğumuzun önündeki en büyük engel endişe duygumuz. Eğer daha iyisi, daha fazlası veya daha güzeli için endişe etmeye devam edersek mutlu olamayacağımızı düşünür. Burnunuzdan memnun değil misiniz? Evinizin yerine daha büyük balkonlu bir ev mi istiyorsunuz? Keşke Iphone 12 cebinizde mi bulunsa? Daha iyisini isterken sürekli bir endişe halindesiniz, bu sizin hayatınızın anlamından alıp götürüyor. Epikür diyor ki mutluluk aslında doğal durumumuz olabilirdi, ama kendimize olmadık hevesler edindik. Olmadık hevesler ve geleceğimizle alakalı herhangi bir korku veya endişe her zaman zevke, sakinliğe ve mutluluğumuza giden yollarda bize engel oluyor. Epikür nihilistlerin anlamsızlık duruşuna karşı neden endişeleneyim ki diyor? Bir sonraki hayat yok, cezalandıracak ve beni takip edecen Tanrı yok, hayatın belirlenmiş bir anlamı da yok. O halde endişelenmek için bir sebep de yok.

Mutluluğumuz sahip olduğumuz malın miktarında değil, veya ünvanlarımızda da değil, sahip olduğumuz güçte ise hiç değil. Mutluluğumuz tamamıyla acısızlığımızda, eğer herhangi bir şey sizin üzerinizde acıya neden olmuyorsa işte o zaman mutluyuz. Aslında ilerleyen bölümlerde göreceğimiz Stoacılardan çok da farklı şeyler söylemiyor Epikür. Sadece Stoacılar mutluluğa ulaşmak için acıya dayanma ve duyguları bastırmayı öğütlerken (apátheia), Epikür zararlı ve rahatsızlık verici her şeyden uzak durmamızı ve acıyı minimize etmemizi öğütlüyor (ataraxía). Ataraxia aynı zamanda Epikür'ün çokça üzerinde durduğu tranquility (huzur) ile de bağdaşıyor. Evinizde loş bir ışıkta kahvenizle yalnız, yağmur sesleri dışardan gelirken battaniye altında kitap okumayı ve ya müzik dinlemeyi düşünün. Müthiş bir mutluluk hissi değil mi? Çünkü acıdan uzaksınız. Zevk ve aşırılık peşinde koşmuyorsunuz. Ama yüksek huzurunuz var. Bu huzurdan da size mutluluk doğuyor.

Epikür'ün bir diğer ilginç önerisi ise politika ve toplumdan eli ayağı çekmek. Bunlar insan üzerinde nefret, kıskançlık, anksiyete ve bir sürü farklı problemlere yol açma ihtimali olan şeyler. Epikür buna çözüm olarak gözden uzak yakın arkadaşları ile bir bahçede yaşamayı bulmuş. Modern dönemde çok uygulayabileceğimiz bir çözüm olmasa da yine de kendimizi

politika haberleri, televizyon ve sosyal medya gibi modern köleliklerden uzak tutup küçük bir sanal bahçe yaratabiliriz. Unutmayın zamanımız kısa, değiştiremeyeceğiniz şeyler üzerinde vakit kaybedemeyecek kadar kısa. Yine unutmayın, kimse size güller bahçesi vadetmedi.

"Gelecek günden en az şey bekleyen onu en büyük sevinçle karşılar." — Epikür

Peki ne tür zevkler daha anlamlı? Epikür'e göre bunun cevabı zihinsel. Zihinsel zevkler ömrümüzün her anında sizin üzerinizde etkiye sahip. Ancak fiziksel zevkleriniz bölüm bölüm ve akıp gidiyor, ardından bakakalıyoruz. Zevklerin peşinden koşup durduğumuz hedonik döngüdeyiz ve diğerlerinden daha mutlu, daha zengin, daha güzel ve daha çok keyif duyarak yaşamadığımızı düşünerek hayatımıza bolca anksiyete katıyoruz.

"Sahip olmadığınızı arzulayarak sahip olduklarınızı mahvetmeyin; Unutmayın, şimdi sahip olduğunuz şey, bir zamanlar sadece umduğunuz şeyler arasındaydı." — Epikür

Peşinden koşmamız gereken zevkler bize acı ile birlikte gelmemeli. Arzu ettiğimiz şeye ulaştığımız zaman duyduğumuz zevki maksimize edecek ve peşinden gelecek acıyı minimize edecek adımları atmalıyız. İlk işimiz her maceramızda alacağımız keyfin yanında gelecek acıyı hesaplamak.

Epikür'e göre 3 farklı arzumuz var. İlk küme doğal ve gerekli arzular. Bunlar giyinme, yeme, içme, barınma gibi Maslow piramidinin de temelini oluşturan arzular. 2. küme ise doğal ama gerekli olmayan arzular. Bunlara örnek ise cinsellik, kaliteli yemekler, güzel elbiseler, rahat ayakkabılar ve geniş evler. Son olarak ise hem doğal olmayan hem de gerekli olmayan arzular. Güç, ün, para, lüks ve benzeri. Epikür der ki birincinin peşinden koşun ve 1. kümeye ait tüm arzularınız tatmin oluyorsa bunun tadını çıkarmayı çok iyi bilin. 2. kümenin de peşinden koşabilirsiniz, ama burada aşırıya kaçmak sizde boşuna anksiyeteye sebep olacak. Basit bir ekmek ve su diyeti, kuş sütü eksik olmayan masadan daha iyidir. Çünkü size ekstra bir yük yüklemez, yani sizi acıdan uzak tutar. Farklı bir örnek olarak, sigara içmek size keyif veriyor o zaman yapmalı mıyız? Hayır. Birincisi sigara satın alabilmek için zamanımızı şirketlere ve işlerimize satıyoruz yani acı çekiyoruz. İkincisi gelecekte sağlımıza sigaranın etkisinin yıkıcı olduğundan az çok eminiz. Kısa dönem arzularımızı tatmin ederek sağlayacağımız keyifler öncesi peşinden gelecek acıları çok iyi ölçmeli ve tartmalıyız. 3. kümeden ise olabildiğince uzak durun. Bu küme insanın ve toplumun yarattığı doğal ve gerekli olmayan arzular topluluğudur. Peşinden koşmak yalnızca acıya sebep olur.

Hangi zevklerin peşinden koşmamız gerektiği ile ilgili yaptığı tarifi kendisinden dinleyelim:

"Epikürcü her zevke el atmaz, hele bayağı ve aşağılık olanlarına asla! Epikür kesin olarak der ki: Ziyafetler ve içki alemlerinden, ya da rastgele sevgi zevklerinden, aramaya değer hakiki zevki elde edemeyiz. Zenginlik, şan ve nüfuza da hiçbir değer vermemek lazımdır. Süregiden keskin mücadeleleri, insanı yıpratan huzursuzlukları ve önceden kestirilemeyen raslantılarıyla politikaya da epikürcü ancak çok büyük bir zorunluluk karşısında karışır.Böyle sadece hiçten ibaret bir hayalin bize değerli gibi gösterdiği sahte zevklere ve yalancı servetlere ihtiyacımız yoktur; çünkü tabiatımız basit nimetlerle de yetinir. Servet ve makam için sonsuz tasalar içinde yaşamaktansa mütevazı ihtiyaçlar içindeki o sakin mutluluğu kendimiz yaratmalıyız. Bu da suçsuz bir vicdandan, düşüncede ve işte haktan ayrılmamaktan doğar. Biz zevkleri özenerek seçmeliyiz, onların değerlerini birbirinden ayırt etmesini bilmeliyiz ve onlar içinden kişiliğimizin özelliğine en uygunları ve en yarayanları arayıp bulmalıyız. Eğer acıların arkasında o nisbette büyük ve değerli zevkler bekleniyorsa bazan o acılara da cesaretle dayanmalıyız." - Epikür

Gelelim Epikür'e göre hayattaki en önemli edinime. Kendisi arkadaşlık, dert paylaşma, bir şeyler öğrenme ve öğretmeyi çok değerli bulur. Ona göre bu hayatta mutluluğa giden en sağlam yollardan biri arkadaş edinmektir. Arkadaşlarımıza onlarla yardımlaşmaktan ziyade, onlarla paylaşmaktan ve onlara duyduğumuz güven duygusu için muhtacız. Bu görüşünü de aşağıdaki 2 cümle ile özetler:

"Tüm yaşam boyunca mutluluğa ulaşmanın tüm yolları arasında açık ara en önemlisi arkadaş edinmektir."

"Biz dostlarımzın yardımlarından ziyade, onlardan her zaman yardım isteyebileceğimiz güvencine muhtacız." ―Epikür

Modern bilim bu konuda Epikür'e çok fazla destek çıkan bir araştırmaya sahip. Yapılan araştırmalara göre arkadaşlık bağları kuvvetli olan insanlar yüzde 50 oranında daha az erken ölmeye meyilli. Her ne kadar ortalama 7-9 yakın arkadaşımız olabilse de Robin Dunbar'a göre bu sayı 150 kişi ile arkadaş olmaya kadar gidebilir. Bu tabi son zamanlarda tekrar teste tabi tutulan bir sayı9. Yine de 7-9 daha mantıklı görünüyor. İngiltere yapılan bir araştırma yaklaşık 10 arkadaşınızla düzenli iletişimde olmanızın mutluluğunuzu çok fazla artırabileceğini

gösteriyor. Mutluluğun bulaşıcı olduğuna inanıldığı için mutlu arkadaşlara sahip olan insanların daha mutlu olduğu söyleniyor. Bir arkadaşınızla ortak kalkıştığınız iş araştırmalara göre o işi çok daha kolay olarak görmenize sebep oluyor. Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu'nun yaptığı araştırmaya göre arkadaş çevreniz mutluluğunuz üzerinde gelirinizin yüzde 50 artması kadar etkili olabilir. Bunlar sadece aşağıda detayını iliştirdiğim makaleden not ettiklerim10. Epikür bize 2500 yıl öncesinden mutluluğun en önemli yapı taşını da iletmiş görünüyor.

Peki tüm bu anlatılanlardan aklımızda kalması gereken, Epikür'e göre bize mutlu edecek olan hayatın yapı taşları nedir?

● Bilgi ve merak ● Ataraxia: huzur ve korkunun hapishanesinden kurtulmuş olma ● Aponia: Acının yokluğu, acı yaratacak her durumdan ve aksiyondan kaçınma ● Geçici fiziksel arzular yerine aklın arzularına öncelik verme ● Arkadaşlık ● Yakın topluluk ● Yapılan her işte tutumluluk, aşırıya kaçmama ● Felsefe sevdası ● Özgürlük ve kendine yeterlilik ● Ölçülü yaşamak ● Az eşya, öz deneyim ● Toplumdan, siyasetten ve polemikten uzak bir yaşam

Güzel bir tarif gibi duruyor, üzerinde iyice düşünmeli. Ne dersiniz?

"Bir insanın bildiğini zannettiği bir şeyi öğrenmesi imkansızdır." —Epiktetos

Notlar

  1. 9.Gross, J. (2021, May 11). Dunbar's Number Debunked: You Can Have More Than 150 Friends. The New York Times.
  2. 10.Science-based reasons why friends make us happier. Mindvalley Blog. (2018, January 17).

4 / 16

Epiktetos ve İnsanın Sınırı

"Kişiler, olaylardan değil, onlar hakkındaki görüşlerinden rahatsız olurlar." — Epiktetos

Yukarıdaki cümleyi istediğiniz şekilde çevirebiliriz. Mesela olaylar yoktur, sadece insanın algılaması vardır diyebiliriz. Belki de her şey sadece aklımızın bir illüzyonundan ibaret ve gerçeklik yok da diyebiliriz. En kısa ve özünü ise Shakespeare söylemiş: İyi veya kötü yoktur, ama düşünmek bir şeyi iyi veya kötü yapar. Bu durumun farkına vardığımızda hayatın çoğu problemi karşısında daha soğukkanlı olabiliriz. İşten atıldınız mı? Bu durum gerçekten kötü görünüyor. Ama size çok daha iyi fırsatlar sunacak yeni bir yol açılmış olabilir. Eşinizin iğneleyici lafları sizi irite mi ediyor? O laflar cidden irite edici mi sizce? Onların sizin üzerinizde etkisi olması için siz de izin vermeli değil misiniz? Aylarca vakit harcadığınız proje bazıları tarafından beğenilmedi diye üzgün müsünüz? O kadar iş yapıyorsunuz ve kimse size teşekkür etmiyor, kesin sizi sevmiyor olmalılar. Öncelikle şunu kabul edelim. Size yönelen bir dış etkiye karşı duygusal reaksiyon yaratmaya karar vermezseniz aslında dış etki sadece bir uçan balon olarak kalacak. Bir şeye kötü olma yetisi kazandıran tek şey kendi beyniniz. Öyleyse iyi veya kötü bir şey yok, iyi veya kötü olarak etiketleme yetkisine sahip bir beynimiz var; dış koşullarımızı seçemesek de, onlara nasıl tepki vereceğimizi seçebilen bir beynimiz.

"Her şeyden önce izlenimlerinizin gücüne kendinizi kaptırmayın. Onlara şöyle cevap verin: Biraz dur. İzin ver kim olduğunu ve nereden geldiğini anlayayım. Önce seni test edeceğim."

— Epiktetos

Epiktetos'un öğütlediği izlenimlerimize karşı bir reaksiyon göstermeden önce onlar hakkında ikinci ve üçüncü kez düşünmektir. Bir olaya, insanlara veya bize gösterilen ya da anlatılan şeylere reaksiyon verirken hızdan kaçınmalıyız. Hayatta aslında çoğu zaman sanki olaylar yaşanıyor ve biz direkt olarak bu olaylara tepki gösteriyoruz gibi düşünüyor olabiliriz. Halbuki bizler kendi çıkarımlarıza, fikirlerimize ve sahip olduğumuz mental modellere göre aksiyon alır ve onlara cevap veririz. Epiktetos da bize bu önyargılarımızın ve izlenimlerin farkında olmamızı ve gerçeği daha net ayırt edebilmek için izlenimlerimizi detaylı elden geçirmemizi öğütler.

Bu bölümü bu iki alıntı ile başlatmak istedim çünkü 2000 yıl önceden gelen en akıllıca ve hayatıma en çok katkısı olan alıntılar. Yağmur yağıyor diye canınız mı sıkıldı? Oysa

yapabi̇leceği̇ni̇z hi̇çbi̇r şey yok (dünyanin üzeri̇ne bi̇r muşamba seremi̇yorsaniz tabi̇) ve yağmurun yağmasını kötü kılan sadece si̇zi̇n düşünceleri̇ni̇z. Uzun zamandir planladığın tati̇l öncesi̇ covi̇d mi̇ oldun? Si̇ni̇rleri̇n çok mu bozuldu? Peki̇ bunu deği̇şti̇rebi̇li̇r mi̇si̇n? Yaşadığınız olaya bakın ve düşünün bu benim kontrolümde mi? Olaylara ve insanlara iyi ya da kötü anlam yüklemekten kaçının. Birinin sizin hakkınızdaki düşünceleri karşısında incinmiş ya da üzülmüş hissetmek için sadece o kişinin bir aksiyon almış olması yetmiyor. Siz de kendi aklınızı kullanarak bu provokasyona uyuyorsunuz ve yeniliyorsunuz diyor Epiktetos. Düşünmeden önce biraz zaman geçirin, bu size daha rahat tepki vermeniz için fırsat verecek, eğer gerçekten tepki vermeniz gerekiyorsa.

Bir olaya karşı düşündükten sonra vereceğiniz tepki tam olarak da sizin elinizde. Hangi duyguyu seçeceksiniz? Sinir? Öfke? Mutluluk? Hırçınlık? Korku? Peki sonra ne olacak? Zaten geçmişte kalan bir olay üzerinde bunları hissetmeniz hayatınıza ne getirecek? Sinirlenirseniz daha güçlü veya mutlu mu olacaksınız? Ne olduysa oldu ve geçmişte kaldı. Bu anınıza negatif hiçbir etkisi olamaz, siz buna izin vermedikçe.

"Şunu aklından çıkarma; küçük düşüren aslında küfredip bağıran ya da hakaret eden kişi değil, bizim onları küçük düşürücü olarak değerlendiren görüşümüzdür. Öyleyse, herhangi biri seni kışkırttığında, seni kışkırtan şeyin aslında kendi fikrinin olduğundan emin ol. Bu nedenle, her şeyden önce dış görünüşün aklını karıştırmamasına dikkat etmeye çalış. Öncelikle zaman kazanıp, soluklanırsan kendine daha kolay hâkim olabilirsin." — Epiktetos

Epiktetos ile tanışmam maalesef üniversitenin sonu ve ilk iş yılları deneyimlerime denk geliyor. Maalesef, çünkü biraz geç olduğunu düşünmekteyim. Yardımına çok daha önceleri de ihtiyacım vardı. Yaşadığım olaylara karşı hayatımı yönetecek prensiplere ihtiyaç duyduğumda yaptığım araştırmalar ile birlikte tanışmış olduk. Bir kitap okudum hayatım değişti tarzında samimiyetsiz bir söylemde bulunmayacağım, ancak Epiktetos'un Düşünceler kitabındaki kimi fikirlerin sizi çok daha sağlam bir insana çevirdiği kesin.

Bu bölümden itibaren biraz Stoacı felsefeye giriş yapacağız birlikte. Nedir, ne değildir, öncüleri kimdir bize binlerce yıl öncesinden neler demişler inceleyeceğiz. Hayatın anlamından öte, onu nasıl yaşayacağınız veya nasıl daha mutlu olabileceğiniz, kendinizi zorluklara nasıl hazırlayabileceğiniz ile alakalı konuları konuşacağız.

Kaynaklara göre Epiktetos bir köle olarak, Hierapolis'te ( şimdinin Pamukkale'si ) doğuyor. O dönemin şartlarında bile tam 85 yıl yaşayabiliyor. Hayatının gençlik kısmını Roma İmparatorluğu himayesinde geçiriyor. İsminin anlamı ise "satın alınmış, elde edilmiş". Yine

kaynaklara göre ilk sahibi tarafından bacağı kırılıyor ve tüm hayatını topal olarak idame ettiriyor.

Epiktetos'un ikinci sahibi Epaphroditus ise onun eğitimine destek oluyor ve zamanının en güçlü Stoacı felsefecilerinden Musonius Rufus'tan eğitim almasını sağlıyor. Epaphroditus kendisine özgürlüğünü verdikten sonra Roma imparatoru Domitian felsefecileri sınır dışı etmeye başlayınca Epiktetos da Yunanistan'a göçüyor. Burada bir okul kurup felsefesini aktarmaya çalışıyor. Maalesef ki bize kadar ulaşan bir yazılı metni yok. Ona ait olduğunu bildiğimiz kitaplar okulundaki en sağlam öğrencilerinden biri olan Arrian tarafından alınan notların birleştirilmiş hali.

Burada biraz Epiktetos'tan uzaklaşıp Stoacılığa giriş yapmakta fayda var. Stoacılık ismi aslında Yunanca "Stoa Poikile" yani Boyalı Sütun (sundurma, revak olarak da çevirileri mevcut)'dan geliyor. Stoacılar bu boyalı sütunlar etrafında toplanarak kendi felsefelerini dinlemek isteyen herkese aktarmaya çalışırlarmış. Bunu ilk başlatan ise milattan önce 334-262 yılları arasında yaşayan ve Stoacılık'ın kurucu babası olarak bilinen Kition'lu (Citium) Zeno. Stoacı felsefenin baş figürleri olarak Epiktetos, Seneca ve Marcus Aurelius'u kabul edebiliriz, her birini kitabımız içerisinde ayrı birer bölümde inceliyor olacağız.

Stoa Polkile Tasviri (Kaynak)

Kaynaklara göre Zenon Kıbrıslı bir tüccar ve Atina'ya boya getirmeye çalışırken gemisi kaza yapıyor ve tüm mal varlığını kaybediyor. Hikayesininin çoğunu Diogenes Laertus'ın yazdığı Ünlü Filozofların Yaşamları, Öğretileri ve Deyişleri kitabından öğrenebiliyoruz. Gemi kazası

sonrası Atina'da bir kitapçıya giden Zenon Ksenefon'un Memorabilia kitabını okuyup çok etkileniyor ve Sokrates gibi insanları nerede bulabileceğini kitapçıya soruyor ve macera başlıyor. Stoacıların hayatı ve detayları ile daha fazla bilgi edinmek için Ryan Holiday'in The Lives of Stoics kitabını önerebilirim. Henüz Türkçe baskısı yok, ancak yakın zamanda o da gelecektir.

Zeno kendisinden önce egemen olan felsefi düşünceleri kendi süzgecinden geçirerek bir felsefe yaratmaya çalışmış. Bunları kayıt altına alıp gelecek nesillere aktarmak ise Stoa Okulu'nun 3. başı Chrysippus'a düşmüş. Kendisine ait irili ufaklı 300 kitap olduğu kabul edilir, çoğu Zenon'un öğretilerinden oluşmaktadır.

Stoacı felsefe ile ilgili en sevdiğim şey onların derin felsefi sorunlar ile uğraşmak yerine daha pratik ve gündelik sorunlarla ilgilenmeleridir. Hayatımızı en iyi şekilde nasıl yaşarız? Nasıl mutlu oluruz? Ölüm karşısında nasıl hazır olabiliriz? Başımıza gelen kötülüklerle nasıl savaşabiliriz?

Stoacılar 3 farklı pratikte felsefelerini temellendirmiş. Arzunun disiplini, eylemlerin disiplini ve rızanın disiplini. Arzunun disiplini neyi istememizin ve neyden kaçınmamız gerektiğinin sınırlarını çizerken bize kaderimize razı olmayı ve elimizdekiyle yetinmeyi öğütler. Aksiyonların disiplini kendimize ve başkalarına nasıl davranmamamız gerektiğini anlatır. Rızanın disiplini ise bize aksiyonlarımızın ve kararlarımızın üzerindeki farkındalığımızı artırmamızı öğütler.

Stoacılara göre arzu etmek ve peşinden koşmak gibi çok güçlü duygularımız var. Paranın, statünün, seksin, keyfin ve sefanın peşinden koşuyor ve arzuluyoruz. Bu da aslında mutsuzluğumuzun en temel yapı taşı. Çoğu zaman dışarıdan gelecek ve materyal olan şeylerin peşinde koşuyoruz. Bu yüzden Stoacılar için kaderimizi kabul etmek ve doğayla uyumlanmak adına arzunun disiplini birinci koşul olarak ön plana çıkıyor. Neyi hedeflemeli, neyin peşinde koşmalı ve neyden kaçınmalıyız? Bizim için ne kötü, ne iyidir ve neye karşı nötr bir duruşa sahibiz? Neyi onaylamalı, neyi reddetmeli ve neye karşı yorumda bulunmaktan uzak durmalıyız?

Aksiyonlarımızın disiplini ise bize birlikte yaşadığımız toplulukla uyumu öğütlüyor. Mutluluğumuzun en güçlü parçası başkalarıyla kurduğumuz sağlam bağlardan geliyor. Rızanın disiplini ise karşılaştığımız izlenimleri aklımızı kullanarak değerlendirmemizi öneriyor.

Bugün dünyaca kabul gören ve geniş uygulama alanları olan Cognitive Behavioral Therapy (bilişsel davranışçı terapi) temelleri de aslında Epiktetos'a dayanıyor. CBT'nin temel taşını Epiktetos'un kısaca özetlediği "insanlar şeylerden değil, onlar hakkındaki görüşlerinden rahatsız olurlar" düşüncesi özetler diyebiliriz. CBT ve Stoacılık uygulamalarına da Donald Robertson önderliğinde daha detaylı değineceğiz.

Şimdi gelin Stoacılar'dan hayatımıza katmamız gereken pratik bilgilere bakalım. Daha detaylı bilgiler için kaynakça kısmındaki kitaplara bakabilirsiniz. Sıkı durun, Stoa felsefesinin temel taşı geliyor:

"Dünyada olup biten şeylerin bir kısmı bizim elimizdedir, bir kısmı da elimizde değildir. Elimizde olanlar fikirlerimiz, seçimlerimiz, yaşayışımız, arzularımız, eğilimlerimiz, nefretlerimiz bir kelimeyle bütün yaptıklarımızdır. Elimizde olmayanlar; vücudumuz, eşya, mülk, şöhret, mevki gibi şeylerdir. Elimizde olanlar tabiatları gereği özgürdürler, hiçbir şey onları durduramadığı gibi onlara engel de olamaz. Elimizde olmayanlar ise zayıf, boyunduruk altında, binlerce engel ve terslik içinde olup bütün bütün bize aykırıdırlar. O halde hatırla ki tabiatları icabı esir olanları hür ve sana bağlı zannediyorsan her adımda engellere rastlayacak, kırılacak ve Tanrı'dan da, insanlardan da şikayet edeceksin. Buna karşılık, sen senin olanı benimser ve başkasının olanı da başkasının iradesinde sayarsan, o zaman kimse sana istemediğini yaptıramadığı gibi, istediğini de yapmana engel olamaz." —Epiktetos

Epiktetos'un yukarıda tariflediğini "The dichotomy of control" veya kontrol ikilemi ve kontrol çatalı olarak çevirebiliriz. Kontrol edebildiğimiz kategori dışındaki hiçbir şeyi kontrol edemeyeceğimizi ve bunlar üzerinde vakit harcayıp yaşamımızı boşa geçirmememizi öğütler. Ona göre yaşamdaki en önemli değerimiz özgürlüktür ve özgürlüğümüzü ancak kendi kontrol edemeyeceğimiz şeylere aldırmayarak kazanabiliriz. İnsanoğlu olarak her ne kadar hayatlarımızın çoğunu kontrol ediyormuşuz düşüncesi bize iyi gelse de, aslında yaşadıklarımıza baktığımızda ne kadar azını kontrol ettiğimizi görmek çok kolay. Varoluşun dayanılmaz egosuzluğunu kullanarak aşmaya çalışın bazı şeyleri, tüm ticari malını kaybeden Zenon'un tüccardan filozofa dönmesi gibi. Hayatınız lineer kariyer çizgisinden oluşmak zorunda değil.

Meşhur Serenity Prayer ya da Huzur Duası Epiktetos'un bu düşüncesine oldukça paralellik gösterir:

"God, grant me the serenity to accept the things I can not change,

The courage to change the things I can not accept,

And the wisdom to know the difference."

Bu duayı "Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmem için sabır, değiştirebileceklerim için cesaret, ikisini birbirinden ayırmak içinse akıl bağışla." şeklinde çevirebiliriz. Eski versiyonu daha uzun ve değişik olsa da modern hayatta popülerleşen bu versiyonu daha akılda kalıcı.

Stoacılıkta kontrol çatalı konusu için kitaplarda verilen genel örnek bir okçu üzerinden anlatılır. Okçu her şeyi doğru yapabilir, doğru duruşu alır, yüzde yüz isabetle oku yayından çıkarır. Ama sonrasında her şey olabilir. Yay kopabilir, ok yaydan çıktıktan sonra rüzgar esebilir ve ok hizasından çıkmış olur. Hedef hareket edebilir. Bu durumda yapmamız gereken ve yapabileceğimiz tek şey kontrol edebileceklerimize odaklanmaktır. Epiktetos mutluluğa giden tek yolun gücünüzün yetemediği şeyleri kabul etmenizde yattığını düşünür.

Şımarık ve dünyanın sahibi (!) insanoğlu olarak çok fazla şey kontrolümüzde sanırız. Çünkü kontrolümüzde olduğunu düşünmek hoşumuza gider. Ölümü ve hastalığı, yağmuru ve depremi, sevdiklerimizi kaybetmeyi kontrol edemeyiz. Ama tepkilerimizi, seçimlerimizi ve fikirlerimizi kontrol edebiliriz. Arkadaşınız arkanızdan dedikodunuzu yapmış olabilir. Ama siz seçim yaparak buna gücenmemeyi ve önem vermemeyi seçebilirsiniz. Reaksiyonunuz tamamıyla sizin elinizde. Dedikodunun birçok sebebi olabilir, ona yanlış şeyler anlatılmıştır, o aslında kendini ifade edememiştir, size konu yanlış aktarılıyor olabilir. Her şeyi kişiselleştirmeyin, ve reaksiyonunuzu kontrol altına alın.

Hepimizin başından Covid-19 salgını geçti. Salgın yüzünden depresyona girebilir ve tüm hedeflerinizden vazgeçebilir bu niye benim başıma geliyor diye ağlayabilirsiniz. Ya da bunun yerine kontrollerinize odaklanır, kurallara uyar ve aşınızı yaptırarak tehlikenin geçmesini beklerken bu durumda da hedeflerinize nasıl ulaşabileceğinizi düşünür ve adımlarınızı revize edersiniz. Unutmayın, kontrolünüzün altında olmayan hiçbir şey için ağlamanın faydası yok. Sadece size yarattığı stres, mutsuzluk, depresyon, baş ağrısı ve yalnızlık var. Kontrolünüz olan şeyler üzerinde yoğunlaşmanız sayesinde başınıza gelenlere karşı daha dik duruşlu olabilir, kıskançlığı bir kenara bırakabilir ve hayatınıza huzur katabilirsiniz. Boethius mutluluğunuz şansa bağlı olan şeyler tarafından yönetilmemelidir dediğinde de bunu kastediyor olmalı. Özgürlük ve mutluluk, kontrolümüz dışında kalan şeyleri göz ardı ederek kazanılır.

Gelelim Epiktetos'un bir diğer pratik öğüdüne:

"Herhangi bir şey yapmaya giriştiğinde, kendine bu eyleminin doğasının ne olduğunu anımsat. Eğer yıkanacaksan, hamamdaki olağan olayları kendi kendine resmet -bazı kişiler içini döküyor, diğerleri [birilerinin) sözlerini kesiyor, diğerleri [birilerini) azarlıyor, diğerleri de hırsızlık yapıyorlar. Böylece, kendi kendine "Ben şimdi hamama gidiyorum ve kendi irademi doğayla uyum içinde tutacağım" dersen, bu eylemi daha güvenle gerçekleştirirsin. Bu, diğer bütün eylemler için de geçerlidir. Dolayısıyla, yıkanırken herhangi bir engelle karşılaşırsan [bu eylemin doğasını hatırlayıp], "Bu sadece benim arzu ettiğim bir yıkanma değil, aynı zamanda irademi doğayla uyum içinde tutmaktır da ve ben olan biten bu şeylere canımı sıkan bir şeymiş gibi bakmayacağım," diyebilirsin." — Epiktetos

Burada Epiktetos yine kontrolümüzde olan ve olmayanlara selam çakıyor ama daha da önemlisi giriştiğimiz işin doğasını tamamıyla bilmemizi ve her detayıyla önceden düşünmemizi öğütlüyor. Yapacağınız bir işi gözünüzde canlandırın. Eğer bir şeyi yapacaksınız onla gelecek olan tüm diğer şeyleri de kabul etmeniz gerekir. Metroya mı binecekseniz kalabalık olacağını biliyorsunuz ve hafta sonu denize gittiğinizde de aynı şekilde. Mutlu bir yuva istiyorsanız eş olarak sorumluluklarınızı da kabul etmelisiniz. Anne olmak istiyorsanız ardından gelecek zorlukları tek tek keşfedip kendinizi hazırlamalı ve sorumluluktan kaçmamalısınız. Bir karar verdiğinizde sadece işin multu ve pembe dünyanızdaki resmiyle karar vermeyin. Tüm negatif boyutlarını da düşündüğünüzde hala evet diyebiliyorsanız o zaman aldığınız aksiyon doğrudur diyebiliriz.

Gündelik hayatımızda kullandığımız inşallah, bir aksilik olmazsa gibi kalıplar aslında Epiktetos'un yukarıda öğütlediği davranışlar. Bir işe girişitiğinizde her zaman farklı bir sonuçla karşılaşma şansınız olduğunu unutmayın. Eğer bir yaratıcıya inanıyorsanız "Allah izin verirse" duruşunu, eğer bir inancınız yoksa da evrende her an her şeyin herkes gibi sizin de başına gelebileceğini unutmamalısınız. Bir aksilik olmazsa planlarınızı gerçekleştireceksiniz ancak bir aksilik de olabilir. Planlar gecikebilir, aksayabilir ve iptal olabilir. Tüm mutluluğunuzu buna bağlamadan hayatınızı devam ettirmek en iyi stratejidir. Aksi gidebilecek noktalara karşı kendinizi şimdiden, işe koyulmadan hazır tutun.

"Doğanın iradesi, üzerinde hepimizin mutabık kaldığı şeylerden öğrenilebilir. Komşumuzun evindeyken oğlu bir fincanı kırdığında ya da benzer durumlarda, hemen "Olacağı varmış," demeye hazırızdır; o zaman, daha sonra senin fincanın da benzer şekilde kırılınca, bir başkasının fincanı kınıldığında gösterdiğin tepkinin aynısını vereceğinden emin ol. Şimdi bunu daha büyük şeylere uygula. Bir başkasının çocuğu ya da karısı mi öldü? "Ölümlü dünya"

demeyecek hiç kimse yoktur. Fakat insanın kendi çocuğu öldüğünde, bu hemen "Eyvahlar olsun, ben mahvoldum?" oluverir. Başkalarıyla ilgili benzer bir şey duyduğumuzda bunların bizi nasıl etkilediğini her zaman akılda tutmalıyız." — Epiktetos

Başkasına akıl vermek çok kolay değil mi? Arkadaşınız sevgilisinden ayrıldığında hemen başkasını bulursun takma kafaya demesi çok kolay. Bir sevdiğiniz sınavda başarısız olunca olsun be hayatın sonu değil demek de çok kolay. Öyleyse neden kendi başımıza kötü bir olay geldiğinde dünyanın sonu gibi davranıyoruz? Neden başkalarına vermeye çalıştığımız akıl ve rahatlığı kendimizde uygulayamıyoruz?

Bir sevdiğimiz annesini/babasını ya da yakın birinin kaybettiğinde onu avutması çok kolay. Ancak aynısı başımıza geldiğinde yıkık bir harabeye dönüşüyoruz. Kendimize daha iyi davranabilmek ve acılar karşısında daha güçlü kalabilmek için yaşadığımız aksilik ve zorluklara biraz daha 3.göz ile bakmayı öğrenmemiz gerekiyor. Bir adım geri atmalı, kendimize uzaktan bakmalıyız. Problemlerimiz evreni, bizden öncesini ve bizden sonrasını düşündüğümüzde hiçbir anlam ifade etmez. Kendinize uzaktan baktığınızda ne kadar değersiz dertler edindiğinizi de göreceksiniz.

"Sadece kitap okuduğunu söyleme. Onlar aracılığıyla daha iyi düşünmeyi, daha akıllı ve düşünceli bir insan olmayı öğrendiğini uygulamalarınla göster. Kitaplar zihnin antrenman ağırlıklarıdır. Çok faydalıdırlar, ancak yalnızca içeriklerini içselleştirerek ilerleme kaydettiğinizi varsaymak kötü bir hata olur." —Epiktetos

Öğrenmeye çalıştığınız bir konu hakkında onlarca kitap okuyabilir, makale inceleyebilir ve videolar takip edebilirsiniz. Şüphesiz ki her incelediğiniz kaynak size ekstra değerler sunacaktır. Ama uygulamak her şeyi daha iyi öğrenmenizi sağlayacak. Okuduğunuz sayısız kişisel gelişim kitabından öğrendiğiniz alışkanlık edinme taktiklerini uygulamadıkça okumanızın ne anlamı kalır? İnsanlara anlattıklarınız onları çok etkilemeyecek ama uyguladığınızda onların da dikkatini çekecek. Bildiğiniz şeyleri teoride bıraktığınız zaman bu bilgileri saklayıp stabil duran bir kitaptan ne farkınız kalır. Sizi diğer her varlıktan ayıran aksiyon alabilmeniz ve bunu bir amaç uğruna yapmanız. Unutmayın aksiyon her zaman boş sözden daha etkilidir.

"Çocuğunuzu veya karınızı öperken, kendinize tekrar edin: Bir ölümlüyü öpüyorum." —Epiktetos

"Korkunç görünen her şeyle birlikte ölümü ve sürgünü her gün gözünüzün önünde tutun - bunu yaparak asla temel bir düşünceye sahip olmayacaksınız ve aşırı bir arzunuz olmayacak." —Epiktetos

"Sevdiklerinizin ölümlü olduğunu, onların size ait olmadığını kendinize daima hatırlatmalısınız; size sadece şimdilik aitler, sonsuza kadar değil, bir incir veya bir salkım üzüm gibi, yılın belirli bir mevsimi için verildiler; bu yüzden kışın onları özlüyorsan, aptalsın." — Epiktetos

Şeylerin geçiciliği ve ölümü hatırlamak. Stoacılardan aldığım en önemli 2 ders. Latincede "Memento Mori" olarak da bilinen konsept birçok felsefi düşünceyi de etkilemiştir. Camus, Sartre ve varoluşçu düşünceyi de incelerken üstüne uzunca konuşmuştuk. Ölüm ve ölümü hatırlamak geçmişin derdi ve geleceğin endişesini silmek için en büyük yardımcıdır. Modern hayatın sıkıcılığında ve kırılganlığında bir gün öleceğinizi kendinize hatırlatmak negatif etki yerine size ekstra bir güç verir. Sizi daha minnettar kılar.

Her ne kadar dile getirmesi acı gözükse ve zor olsa da, bu hayattaki sevdiklerimiz bir gün yanımızda olamayacaklar. Ya da onlar hayatta olacak ve siz onların yanında olamayacaksınız. Bu gerçek yine üzerinde hiçbir etkinizin olamayacağı bir gerçek. Ne demiştik sadece kendi kararlarınız, fikirleriniz ve değerleriniz üzerinde bir kontrolünüz var. Elbetteki sevdiklerimizi kaybettiğimizde üzüleceğiz, Stoacılar da ruhsuz makine gibi tasvir edilmiş olmasınlar burada. Ama Epiktetos'un size katmaya çalıştığı mentalitenizi hazırlamak ve oynadığınız maçta her an kaybedebileceğinizi size hatırlatmak. Evet, bir gün maalesef siz de yenilebilirsiniz. Tıpkı diğer insan yoldaşlarınız gibi. O yüzden akılda tutmakta fayda var, bugün sevdiğim ve değer verdiğim kim varsa yarın yanımda olmayabilir, onunla paylaştığım bu anın tadını çıkarmalıyım.

"Bir adam iradesine rağmen bir yerde ise, orası ona zindandır." — Epiktetos

"Yaşamdaki en değerli amaç özgürlüktür. bu özgürlük, kendi kontrol alanımızın dışındaki şeylere aldırmayarak, onları önemsemeyerek kazanılır." — Epiktetos

Son zamanlarda yapılan araştırmalar da gösteriyor ki insanların mutlu hissedebilmesi için en önemli öge özgürlük ve otonomi. Araştırmacı Angus Campell'a göre bir insanın hayatı üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissetmesi genel anlamdaki mutluluğunu ve iyi hissetmesini sağlayan en güçlü nedenlerden biri. Milyonerler çok fazla paraları olduğu için değil (elbette etkisi var) ama ne üzerinde vakit harcayacaklarına kendileri karar verdiği için

daha mutlular11. Yine Tayvan'da yapılan araştırmalara göre iş üzerinde daha fazla kontrolü olduğunu hisseden ve kararlara etki edebilen insanlar daha mutlular12. Amerikan Psikoloji Derneği (APA) tarafından yayınlanan yakın tarihli bir araştırmaya göre, "özgürlük ve otonomi, insanların refahı ve mutluluğu için paradan daha önemli. 63 ülkeden 40 yıldan fazla veri ve insanları inceleyen araştırmada Fischer and Boer özgürlük ve otonominin çok daha belirleyici bir faktör olduğunu ve paranın daha çok olduğu kişilerde eğer kişisel özgürlükler baskılanıyorsa paranın pozitif etkisinin yok olduğunu gösterdiler13.

2000 yıl öncesinden mutlu ve anlamlı hayat için size seslenmiş Epiktetos. Özgürlüğünüzü kimse elinizden alamaz ve bu sahip olduğunuz en değerli şeydir. Eğer mutlu olmak istiyorsanız ona iyi bakın.

"Bir podyum ve bir hapishane, biri yüksek, diğeri alçak bir yerdir, ancak isterseniz her iki yerde de seçim özgürlüğünüz korunabilir. — Epiktetos

Epiktetos yukarıdaki cümlesi ile Viktor Frankl'ı, ki kendisine de ayrı bir bölüm açacağız, da anmamızı sağlıyor. Her nerede hangi koşul altında olursanız olun seçim özgürlüğümüzü kimse elinizden alamaz. Kontrolünüzde olan şeylere odaklanmaya devam edin.

"Başkalarının size hayran olmasına bağımlı olmayın. Bunda hiçbir güç yoktur. Kişisel erdeminiz dış bir kaynaktan çıkartılamaz. Kişisel erdeminiz arkadaşlarınızda bulunmaz, başka insanların size gösterdiği saygıda da bulunmaz. Diğer insanlar, sizi sevenler bile, sizin fikirlerinizle uyuşmazlar, sizi anlamazlar ya da sizin coşkunuzu paylaşmazlar. Bu bir yaşam olgusudur. Artık büyüyün! Başka insanların sizinle ilgili ne düşündüklerinden size ne! Kendi erdeminizi kendiniz yaratın." — Epiktetos

Farklı insanların hakkımızda ne düşündüğünü umursama eğilimimiz geçmişimizden kaynaklıdır. Geçmiş toplumlara baktığımızda sosyal ortamdan dışlanma ve sürgün en büyük cezalardan biriydi. Atalarımız eğer hayatta kalmak istiyorlarsa grup olarak hareket etmek durumundaydılar. Yani belki de bizim cehennem gerçekten başkalarıdır, Sartre'nin deyimiyle.

Alfred Adler ise problemlerimizin bireysel problemlerden çok her zaman kişiler arası problemler olduğunu öne sürmüştür. Yapacağınız sunum için gergin misiniz? Aslında insanların ne düşüneceğini düşündüğünüz için gerginsiniz. Sınav sizde anksiyete mi yaptı? Aslında başarısız olduğunuzda ailenizi üzmekten korkuyorsunuz. Yani her şey aslında bireyler arası problemlerden kaynaklı. Peki siz ne yapmalısınız?

❖ Epictetus'un anlattığı gibi neyi kontrol ettiğinizi ayırmalısınız. İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüklerini kontrol edebilir misiniz? Hayır, öyleyse bırakın gitsin. ❖ Kimsenin sizin düşündüğünüz kadar sizi umursamadığınızı kabul etmelisiniz. Bu dünyada kimse kimseye karşı olmasa da herkes kendinden yana. Siz 3 belki 5 kişi haricinde çok da bir öneme sahip değilsiniz. O yüzden yapın gitsin. ❖ Mükemmeliyetçiliği bırakın ve kendiniz olun, mükemmel olmak yerine.

"Gerçeği deneyimleyerek öğreneceksiniz: İnsanların çok değer verdiği ve elde etmek için en çok uğraştığı şeyler, bir kez elde edildikten sonra hiçbir işe yaramaz. Onlara sahip olmayanlar, bir kez yaptıklarında iyi olan her şeyin kendilerine ait olacağını hayal ederler; o zaman onları elde ederler ve arzularının harareti aynıdır, heyecanları aynıdır, sahip olduklarından iğrenmeleri aynıdır ve sahip olmadıklarına yönelik istekleri aynıdır." — Epiktetos

Mutluluk Bilimi bölümünde daha da detaylı inceleyeceğiz ama Epiktetos zaten bize hazcı uyumlanma (hedonic adaptation) tanımını yapmış binlerce yıl önceden. Burada temel 2 sorunumuz var. Birincisi bizi neyin mutlu edeceği konusunda kesinlikle çok yanlış kararlar veriyoruz 14. Geçmişimiz, karar aldığımız andaki duygu durumumuz, konu hakkındaki bilgi birikimimiz yaptığımız hesapları çok etkiliyor. Maaş zammını alınca harika hissedeceğimizi düşünüyoruz ama öyle olmuyor. Yönetici olup yine mutsuz oluyoruz. Çocuğumuz dünyaya geliyor ve yine bir şey değişmiyor. Sonuç olarak hedefi elde ettiğimizde de beklediğimiz mutluluk katkısını alamıyoruz. Bu konu ile ilgili güzel bir TED Talk olan Dan Gilbert'in sunumunu da izlemeniz tavsiyemdir15.

"Konuşmanızda, kendi eylemleriniz veya maceralarınız üzerinde aşırı uzun durmayın. Başarılarınızı anlatmaktan zevk alıyor olmanız, başkalarının da onları duymaktan aynı zevki aldığı anlamına gelmez." — Epiktetos

Bugünlerin modası olan empatik dinleme, nasıl dinlenir, nasıl hizmet eden lider olunur furyasını az çok bilirsiniz. Epiktetos'un bu konuda da söyleyecekleri var. Kendinizden çok bahsetmeyin çünkü insanlar sizin hikayelerinizi sizin kadar dinlemeyi kesinlikle sevmiyorlar. Bu öğüt size sosyal ilişkilerinizde kullanabileceğiniz çok güçlü anahtarlar da veriyor. İnsanoğlu olarak kendi başımızdan geçenleri anlatma konusunda bir zaafımız mevcut. Paylaşmayı seviyoruz ve öğüt vermekten kaçınmıyoruz. Bu yüzden Epiktetos'un dediğini unutmayın. Kendinizden bahsederken kısa ve öz olun. Karşı tarafı dinlerken aktif bir dinleyici olun sorular sorun ve duyduklarınız karşısında içten tepkiler verin. İnsanlar dinlemeyi bilen türdaşlarına bayılırlar.

Kendimiz hakkında konuşma ve başımızdan geçenleri anlatma arzumuz uzun zamandır bilim tarafından da incelenen bir konu. Harvard Üniversitesi Sosyal Bilişsel ve Duyuşsal Sinirbilim Laboratuvarı'nda 195 kişi ile yapılan araştırmalar da gösteriyor ki kendimizden bahsederken beynimizde motivasyon ve ödül merkezleri de diyebileceğimiz Nucleus accumbens (NAcc) and the ventral tegmental bölgedeki (VTA) aktiviteler artıyor16. Tam olarak neden bu doğal motivasyona sahip olduğumuz bilinmese de ikili ilişkilerimizde dikkat etmemiz gereken bir konu olduğu aşikar. Kendimizi frenlemeyi ve karşımızdakinin hikayesine daha fazla ilgi göstermeyi bilmeliyiz.

"Biri size bir kimsenin hakkınızda kötü konuştuğunu söylerse, hakkınızda söylenenleri mazeret göstermeyin ve "O benim diğer kusurlarımı bilmiyordu, yoksa sadece bunları zikretmezdi" deyin." — Epiktetos

Stoacılara göre size gelen hakaret, bağırma veya küfür boyutundaki eleştiriler tamamen zaman ve duygu kaybı. Siz bu durumda size hakareti yönelten kişi ile aranıza mesafe koymayı bilmeli ve olaya daha histerik bir açıdan yaklaşmalısınız. Bu tarz durumlarda yapabileceğiniz tek şey vereceğiniz tepkiyi kontrol etmek. Eleştiriden alabileceğiniz bir ders varsa alın, gerisini kişinin kendisi ile başbaşa bırakın.

Gelelim Epictetus'tan alacağımız son derse. Epiktetos kötü alışkanlıklarımızı bırakmak için ne gibi yöntemler kullanmamız gerektiğini düşünürken aşağıdaki sonuca varmış:

"Alışkanlıkla mücadele etmek için hangi yardımı bulabiliriz? Zıt alışkanlık. Yani bir şeyi yapmayı seviyorsanız düzenli olarak yapın; Bir şeyi yapmaktan hoşlanmıyorsanız, farklı bir şey yapmayı alışkanlık haline getirin." — Epiktetos

Eğer popüler alışkanlık kitaplarını ( Alışkanlıkların Gücü, Atomik Alışkanlıklar, Tiny Habits gibi) takip edebildiyseniz, siz de farkına varmışsınızdır. Eğer kötü bir alışkanlığı değiştirmek istiyorsanız yerine yenisini bulmalısınız. Aldığımız her aksiyonu tetikleyen bir öncü aksiyon bulunuyor. Örneğin öğleden sonra saat 3 gibi verilen kahve ve tatlı molası. Aslında bu alışkanlığın tetiği çalışmaktan sıkılmanız, oturmaktan poponuzun ağrıması. Siz de bunu kahve tatlı ile ödüllendirip kendinizi mutlu ediyorsunuz. Eğer tatlı yemek istemiyorsanız, bunun yerine farklı bir alışkanlık koymalısınız. Kısa yürüyüş, tatlı bir kestirme veya 15 dakika yoga gibi. Kötü bir alışkanlıktan sadece yerine yenisini bularak kurtulabilirsiniz. Kısaca bu bölümden Epiktetos'un ve Stoacı felsefenin öğrettiklerinden bizimle kalmasını istediğim noktaları özetleyelim:.

❖ Bir olay üzerine bir düşünceye sahip olmama gücünüzün de olduğunu unutmayın. Bir fikir sahibi olmak zorunda değilsiniz, bu farkındalık sizi özgürleştirecek. ❖ Hayalinizdeki yarattığınız dertler üzerinden kendi canınızı sıkmayı bırakın. ❖ Memento Mori: Ölümü hatırlayın. ❖ Hedefinizi bilin. Bir hedefe ulaştığınızda onu yenileri ile güncelleyin. ❖ Premeditatio Malorum: Kendinizi kötüye ve en kötüye her daim hazır tutun. ❖ Değişim doğal ve kaçınılmazdır. Değişime direnmek yerine değişim karşısında proaktif davranarak önde olanlardan olun. ❖ Neyin gerçekten kontrolünüzde olduğunu ve neyin olmadığını keşfedin ve ney tamamen kontrolünüzde ise ona odaklanın. ❖ Değerli şeyler konuşmak ile değerli şeyler yapmak arasında çok fark vardır ❖ Duraksayın ve derin nefes alın. ❖ Bir adım geri atın, ve olay dışarıdan bakın. Konu içinde siz olmasaydınız, başrol oyuncusuna ne öğütlerdiniz? ❖ Olaylara başkasının gözünden de bakmaya çalışın kendinizi diğer insanın yerine koymayı öğrenin. ❖ Sessizlik ve sakinliği gürültü ve savaşa tercih edin. ❖ İzlenimlerinizi daima gözlem ve denetim altında tutun.

"Hayat hakkında öğrendiğim her şeyi iki kelimeyle özetleyebilirim: Devam ediyor." — Robert Frost

Notlar

  1. 11.Smeets, P., Whillans, A., Bekkers, R., & Norton, M. I. (2019). Time Use and Happiness of Millionaires: Evidence From the Netherlands. Social Psychological and Personality Science, 11(3), 295–307.
  2. 12.Blossom Yen-Ju Lin, Yung-Kai Lin, Cheng-Chieh Lin, Tien-Tse Lin, Job autonomy, its predispositions and its relation to work outcomes in community health centers in Taiwan, Health Promotion International, Volume 28, Issue 2, June 2013, Pages 166–177 13 Money can't buy happiness. (2021). Retrieved 12 September 2021, from
  3. 13.Money can't buy happiness. (2021). Retrieved 12 September 2021, from
  4. 14.Celestine, N., PhD. (2020, December 19). What is Affective Forecasting? Definition + Daniel Gilbert's Work. PositivePsychology.Com.
  5. 15.Gilbert, D. (2006, September 26). The surprising science of happiness. TED Talks.
  6. 16.Ward, A. F. (2013, July 16). The Neuroscience of Everybody's Favorite Topic. Scientific American.

5 / 16

Marcus Aurelius ve Fikirsizliğin Dayanılmaz Hafifliği

Dayanılmaz Hafifliği "Şartlara içindeki öfkeyi uyandırabilecek gücü vermemelisin. Çünkü onların umrunda bile değilsin." — Marcus Aurelius

Marcus Aurelius (tam ismi ile Marcus Aurelius Antoninus Augustus) milattan sonra 121-180 yılları arasında yaşamış bir Roma imparatoru ve Stoacı filozof. Stoacıların bana sorarsanız en ilginç figürlerinden, özellikle bir imparator olmasından dolayı. 161-180 yılları arasında Roma imparatoru olarak görev yapıyor ve düşüncelerini özetlediği Stoacı felsefenin temel taşlarından kabul edilen Yunanca yazılmış 12 kitaptan oluşan Kendime Düşünceler'i yazıyor. Nerva, Trajan, Hadrian, Antoninus Pius ile birlikte 5 iyi imparator döneminin son üyesi, aynı zamanda Roma'nın Altın Çağ'ı ile de özdeşleştirilmiş bir karakter. Marcus zamanında filozof kral olarak nam salmış ve modern Stoacılık onun sayesinde hem ün hem de yeni perspektifler kazanmış.

161 yılında İmparator Antoninus öldükten sonra Marcus tahta Lucius Verus ile birlikte geçmiş. 19 yıl süren imparatorluğunda uzun yıllar süren çokça savaş, toprak kaybı, barbarlarla mücadele, yakınlarının ölümü ve salgın hastalık ile uğraşmış. Bütün bunlara rağmen filozof kimliğini koruyup kitaplar yazmış, mükemmel bir rol model. 17 Mart 180 yılında ise Viyana'da vefat etmiş ve cenazesinden önce Tanrı ilan edilmiş. Külleri Hadrian'ın mozolesine götürülmüş. Bugün tarihçilerin çoğu onun ölümünün Roma İmparatorlupu'nun da sonunun başlangıcını ateşlediğine inanır.

Marcus'un çoğunu savaş yönetirken şimdinin Sırbistan'ında yazdığı Meditasyonlar ya da Kendime Düşünceler kitabı kişisel gelişimin yapı taşı olarak kabul edilir. Gündelik hayatında, savaşta, hastalıkta kısacası her durumda günlüğüne disiplin, hayatın anlamı, Stoacılık, alçakgönüllülük gibi konuları işlemiştir. Bunu bir günlük olarak da düşünebiliriz ancak Pierre Hadot'a göre bu bir günlükten çok bir egzersiz kitabıdır.

Gelelim Marcus'un bizlere ilk öğüdüne.

"Her güne kendinize şunu söyleyerek başlayın: Bugün müdahale, nankörlük, küstahlık, sadakatsizlik, kötü niyet ve bencillikle karşılaşacağım - bunların hepsi suçluların neyin iyi neyin kötü olduğu konusundaki bilgisizliğinden kaynaklanıyor." — Marcus Aurelius

Karşılaştığı zorlukların tecrübesine dayanarak Aurelius bu zorlukların her gün başına gelebilecek şeyler olduğunu öngörür ve kendini buna hazırlar. Kötü niyetli insanlarla karşılaşmak yaratılışımızın doğasında var. Bununla savaşmak yerine kendimizi buna karşı eğitmeli ve gerçeği kabul etmeliyiz. Bu Stoacı öğüt aynı zamanda Premeditatio Malorum olarak da adlandırılır. Yani aslında başımıza gelecek en kötü şey ne olabilir? İntikam? İhanet? Savaş? Kıtlık? Fakirlik? Bu kadar büyük maddeleri de düşünmemize gerek yok. Yapacağınız herhangi bir harekette ters gidebilecek herhangi bir şeyi düşünün. Otobüsün gecikmesi gibi. Donald Robertson'a göre bu egzersiz CBT'nin de egzersizlerinden biri olan Stres-Aşılama Eğitimi'ne (Stress-Inoculation Training) çok benziyor17. Olmayan negatif durumları kafanızda canlandırarak bu olaylar karşısında nasıl hissedeceğinizi ve bu olaylar karşısında nasıl davranacağınızı önceden kestirmeye dayalı bir egzersiz. Sonuçta insanoğlunun en iyi ve en belalı özelliklerinden biri de hayal gücü. Marcus da günlüğünde bize bunu öğütlemiş. Kötüyü düşünün, kötü yaşanmış gibi yapın. Ne yapardınız? Nasıl hissederdiniz? Kimden yardım ister kime yardım ederdiniz? Sonraki adımınız ne olurdu? Bu şekilde mental sağlamlığınızı daha güçlü temellere oturtabilirsiniz. Beyniniz kendini hazırladığı şeylere karşı daha güçlü hisseder.

"Şafak vakti, yataktan çıkmakta zorlandığınızda kendinize şunu söyleyin: 'Bir insan olarak işe gitmem gerekiyor. Doğduğum şeyi, yani dünyaya yapmak için getirildiğim şeyleri yapacaksam, şikayet etmem gereken ne var? Yoksa bunun için mi yaratıldım? Battaniyelerin altına sokulup sıcak kalmak için mi?" — Marcus Aurelius

Üstteki cümleden 2000 yıl kadar önce imparator Marcus'un dahi kendini motive etmekte sorun yaşadığını görebiliyoruz. Hükümdarlığı boyunca savaşlarla, taht kavgalarıyla, hastalıkla ve halkın istekleriyle boğuşmuş biri için motivasyon zor olmalı. Marcus burada 2 çözüm buluyor. Birincisi insan olduğunuzu hatırlamak. İkincisi ise kendi yaşam amacınızı bulmuş olmak. İnsan olduğunuzu hatırlarsanız sizin bu dünyaya sadece yatmaya ve pineklemeye gelmeyen bir varlık olduğunuzu görmeniz aşikar. Eğer amacınızla da kendinizi sıkı sıkıya bağladıysanız motivasyonu zaten dışarlarda aramanıza gerek kalmayacak.

Gelelim Marcus'un Epiktetos'tan da etkilenerek tekrar değindiği noktaya. Sizi dışarıdan gelen herhangi bir etki asla üzemez. Kötü bir olay yoktur. Kötülük sizin olaya verdiğiniz değerdendir. Bir şey hakkında herhangi bir fikre sahip olmama özgürlüğünüz olduğunu unutmayın.

"Bir şey hakkında fikir sahibi olmamak, nefsimizi rahatsız etmemek bizim elimizdedir; çünkü şeylerin bizim yargılarımızı oluşturmak için doğal güçleri yoktur." ve "Herhangi bir dışsal şey seni üzüyorsa, seni rahatsız eden şey değil, onun hakkındaki kendi yargındır. Ve şimdi bu yargıyı silmek senin elinde." — Marcus Aurelius

Tüm duygularımız aslında kendi içimizden gelir. Bir şeyden tiksinirsek, korkarsak veya

kaçarsak bu tamamen kendi seçimimizdir. Dışarıda gerçekleşen olaylar bize nasıl hissetmemiz gerektiğini asla söyleyemez, biz kendi duygularımızı yaratırız. Patronunuzun

sizin sunumunuzu eleştirmesini yıkıcı bulan sizsiniz. Herhangi birinin size alınmasını şımarıklık olarak algılayan da. Kendi yarattığınız duygularla olayları değerlendirmeyi

bırakmaya ve gerçeklikleri olduğu gibi görmeye çalışın. Bir şey hakkında fikir ve duygu sahibi

olmak zorunda değilsiniz. Bir duygudan kaçmayın onu yok sayın, çünkü o sizin olayı

algılayışınızda gizli. Marcus'un da dediği gibi duyduğumuz her şey bir fikirden ibaret, gerçek

değil. Gördüğümüz her şey ise bakış açısı, doğrunun kendisi değil. Bir dışsal durum sizde

rahatsızlık yaratıyorsa bu sizin o dışsala yüklediğiniz anlam sayesindedir, şimdi o anlamı

ortadan kaldırın ve huzurunuzu geri alın. Üstteki alıntılarla bağlantılı olarak, Marcus'un aslında hayat senin düşündüğün şeydir fikrini savunduğunu söyleyebiliriz. Kendi algımız dışında dışarıda bizden bağımsız bir gerçeklik yok, sadece bizim oluşturduğumuz gerçekler var. Bu da bize her yaşadığımızı istediğimiz şekilde daha yapıcı bir noktadan yorumlamak konusunda yardımcı olabilir. Beynimizi tam olarak bir şablon keşfeden makine olarak kullanıyoruz.

"Sizi rahatsız eden pek çok gereksiz şeyden kurtulabilirsiniz, çünkü bunlar tamamen sizin hayal gücünüzdedir; tüm evreni zihninizde kavrayarak, zamanın sonsuzluğu üzerinde tefekkür ederek ve her şeyin her parçasının hızla değişimini gözlemleyerek, doğumdan yok oluşa kadar geçen sürenin ne kadar kısa olduğunu ve sınırsız olanın ne kadar kısa olduğunu gözlemleyerek kendinize geniş bir alan kazanırsınız. Doğumdan önceki zaman ve aynı şekilde dağılmadan sonraki sınırsız zaman." — Marcus Aurelius

Bir çok kez metinlerde ve farklı Stoacı filozoflarda da karşımıza çıkan hayatımıza tepeden bakma egzersizi Marcus'ta da kendine yer buluyor. Bu egzersiz ya da öğüt, aslında biraz ayağımızın tekrar yere basmasını sağlamak için tasarlanmış gibi. Bu dünyada, galakside, evrende ne kadar küçük bir parça olduğumuzu düşünürsek eğer, şu anda boğuştuğumuz problemlerin önemsizliğini kavrayabiliriz. Bazı insanlar açlıkla boğuşuyor, kimi su bulamıyor, kimi az önce kanserden öldü, kimi işten atıldı kimi bebeğini düşürdü. Evrenin bize karşı negatif bir planı yok. Genel anlamda evrenin kimseye karşı negatif ve pozitif bir planı yok aslında. Şu andaki sorunlarımızı büyüten ve onları yenilmez olarak gören sadece bizim kendi düşüncelerimiz. Arada bir hayatımıza dışardan bakmak bizlere perspektif katar. Egomuzu bir kenara bırakıp evrenin bizimle oyun oynayacak kadar bizi önemsemediği gerçeğini kabul etmeliyiz.

"İnsanın herkesten çok kendisini sevmesine, gene de kendisinin kendi hakkındaki yargısına başkalarınınkinden daha değer vermesine sık sık şaşarım. Hiç kuşku yok, bir tanrı ya da akıllı bir öğretmen karşısına çıkıp, zihninde belirir belirmez yüksek sesle dile getiremeyeceği hiçbir şeyi tasarlamamasını, düşünmemesini buyursaydı, birgün bile katlanamazdı buna. Böylece, yakınlarımızın bizim hakkımızda düşündüklerine, bizim kendi hakkımızdaki düşüncelerimizden çok daha fazla saygı duyuyoruz." — Marcus Aurelius

Yapımız gereği sosyal varlıklarız. Avcılığı ve göçebe hayatı bırakıp yavaş yavaş toplu yaşamaya ve tarıma geçtikçe birlikte nasıl yaşanacağını öğrendik. Toplum içinde olma, toplum tarafından kabullenilme ve toplumda bir anlam ifade etme bizim için önemli konular haline geldi. Ancak insanlar ne der diye düşünerek de hayat geçmez der Marcus. Yarın tüm dünyada unutulacak birinin fikirleri senin için neden önemli olsun ki? Düşünsene der büyük büyük baban da övülmeyi severdi ve toplum tarafından kabul görmek isterdi. Ne oldu sonra ona? 150 yıl içerisinde onu hatırlayan bir kişi bile kalmadı dünyada, Toplum kesinlikle sizin gösterdiğiniz sadakate ve çabanıza değmez; onlar senin uğurlarına feda ettiklerini sana asla harcamazlar. Kişinin her zaman kendi değerlerine bağlı kalması akıl sağlığı ve ruh sağlığı için çok önemlidir.

Buna biraz paralel olarak Epiktetos'ta da bir pasaj buluruz: "Yazarın yazmaktan ve drama yaratmaktan keyif aldığı türden bir dramada oyuncu olduğunuzu unutmayın. Kısaysa, kısa; uzunsa, uzun bir tane. Eğer senin fakir, sakat, vali ya da özel biri gibi davranman onun hoşuna gidiyorsa, doğal davranmaya bak. Çünkü bu sizin işiniz, size verilen karaktere iyi

davranmak; o karakteri seçmek ise başkasına aittir." Marcus gibi Epiktetos da der ki, yaşadığımız sürece bazı rollerimiz var ve bu rolleri oynamaya bir şekilde mecburuz. En iyisi bu rolü oynarken elimizden gelenin tepe noktasını göstermek ve rolün hakkını vermek. Konuya bu kadar determinist yaklaşmak benim pek hoşuma gitmese de sizin inancınızla daha paralel çizebilir bu duruş. Ben biraz daha roller arası geçiş taraftarıyım ve özünüzü bulana kadar denemenizi öneririm. Hepimizin içinde doğduğu dış şartlar tabiki var ancak bunlara karşı savaşacak akıl, enerji ve motivasyon da bizde var. Bu alıntıya burada dikkat çekmememin sebebi ise şu: Bir işi yaparken kimsenin ne düşündüğü ile ilgilenmeyin. Rolünüzün gereğini ve en iyisini yapın. Hayatınızda tek rol üstlenebilir, rolden role geçebilir kısa sürede yaşamınızı yitirebilirsiniz ama Mad Mikkelsen'in de röportajında değindiği gibi ne yapıyorsanız yapın, en iyisini yapın. Kim bunu niye yapıyorsunuz diye düşünür mü kısmını umursamadan. Sadece bazen zorunda olduğunuz için en iyisini, çoğu zaman da sırf bu işi siz yaptığınız için en iyisini yapın. Üzerinizdeki bir yükmüş gibi de davranabilirsiniz, sanki dans ediyormuşsunuz gibi de. Karar sizin.

Önümüzde duran işte en iyisini yapmak ile ilgili Marcus'tan bir güzel alıntı daha yapabiliriz:

"Yapmakta olduğun şeyi gerçek bir Romalıya ve gerçek bir insana yaraşır biçimde, azimle, gösterişten uzak, titiz bir ciddilik, özen, özgürlük ve doğrulukla yapmaya çalış; kendini tüm öteki uğraşlardan kurtar; her edimi, yaşamının en son edimiymiş gibi yaparsan, bunu başarırsın; her türlü hafiflikten sakınarak, mantığın kuralından sapmaksızın, ikiyüzlülükten, bencillikten, yazgının sana getirdiği her şeyden hoşnutsuzluk duymaktan kaçınarak" —Marcus Aurelius

Marcus'un bu sözleri aslında günümüz üretkenlik tartışmalarının da odak noktalarından biri olan multi-tasking (birden çok işle aynı anda ilgilenme) vs. single-tasking (bir anda tek işle ilgilenme) tartışmasının da göbek noktası. Bir zamanlar iş alanlarında aranan özelliklerin de başında gelirdi multi-tasking konusu. Bir insanın kendini bir konuda uzmanlaştırabilmesi veya elindeki işi en iyi şekilde bitirebilmesi için görevden göreve atlamamak gerektiği bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda18. Bizler sadece bir işlemciye sahibiz ve kendimizi olmadığımız biriymişçesine yeteneklerle dolu görmemeliyiz. Harvard Business Review'da yayınlanan makalesinde CEO ve yönetici koçu Srini Pillay günümüzün %46,9'unu elimizdeki bir görevden uzaklaşarak zihnimizle geçirdiğimiz için, onu sabit ve görev başında tutma

yeteneği için can atıyoruz diyor19. Pillay'ın alıntıyı yaptığı araştırma Matt Killingsworth tarafından gerçekleştiriliyor20. Killingsworth insanların günlerini yaşarken düşünceleri, duyguları ve eylemleri hakkında toplamda 250.000 veri toplamak için bir uygulama kullanıyor. Sonuç olarak buldukları ise fazlasıyla şaşırtıcı: günümüzün neredeyse yarısını olmayan şeyler hakkında düşünerek geçiriyoruz. Aklımız farklı yerlere kaydığında çok daha az mutluyuz. Aynı zamanda istemediğimiz bir iş yaptırıldığında da öyle. En mutlu anımız aslında zamanın nasıl geçtiğini unutarak akıntıya kapıldığımız anlar.

Sürekli dikkati dağılan aklı eğitebilmek için birçok egzersiz de öneriliyor ama temelde iş sizin dikkatinizi dağıtacak diğer dış etkilerden uzaklaşmanızda yatıyor. Meditasyon ya da yoga yapmak, sosyal medyadan uzaklaşmak, telefonu farklı bir odada bırakmak gibi. Pillay gün içerisinde ufak hayaller kurma, 10 ve 90 dakikalık küçük uyku kaçamakları gibi şeyler de öneriyor. Ancak önemli olan şu: bir görevden diğerine, bir uygulamadan diğerine, bir sevgiliden diğerine geçmemizdeki temel neden aslında maymun iştahlı beynimiz. Maalesef daha iyi performans gösterebilmek için kendi biyolojimiz ve evrimimizle de savaşmamız gerekiyor. 2000 yıl kadar önceden Marcus da buna dikkat çekiyor, sadece elinizdekine odaklanın ve onu tam anlamıyla yapın. Size yakışan şekliyle, en iyi haliyle.

"İnsanlar kendilerine sığınacak yerler, kırlarda evler, deniz kıyıları ve dağlar ararlar; ve sen de böyle şeyleri çok fazla arzulayacaksın. Ama bu tamamen insanoğlunun ortak bir özelliğidir. Çünkü hiçbir yer yoktur ki, bir insan orada kendi zihninden daha huzurlu ve sorundan uzak olabilsin. Dolayısıyla daima kendine çekil ve kendini yenile." — Marcus Aurelius

Baudelaire'in; "Ben nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir." cümlesini hepimizi bir yerlerde okumuşuzdur. İçimizdeki tatminsizliğin ve sıkıntının en güzel özeti bu cümle içindedir. Cumartesi için bir plan yaparız ama sonra keşke evde kalsaydık deriz. O telefonu alırız ama keşke bir diğerini seçseydik deriz. Tatile Bodrum'a gideriz ama keşke Fethiye olsaydı deriz. Yani kafamız her zaman elimizde olmayanda, bulunmadığımız yerdedir. Aslında olaydaki örüntü çok açık. Mutlu veya huzurlu hissetmek sadece bizim elimizde olan bir şey. Mutlu olmadığımız zaman tatile çıkmak bize bir katkı sağlamayacak. Tatile de kafamızı alıp

gidiyoruz. Aynı kısır düşünceler aynı kafada dönmeye devam ediyor. O yüzden diyor Marcus önce kendi içinize dönün. Yaptığınız işten, bulunduğunuz konumdan, kendinizden, maddi durumunuzdan, fiziksel albeninizden ve sahip olduğunuz eşten memnun değilseniz ne yaparsanız yapın mutlu olamayacaksınız. Önce kendi değerlerinizi belirlemeli ve kendinizle barışmalısınız daha sonrasında daha güzel mutlulukları farklı yerlerde aramalısınız. En büyük zorluğun kendinizi yenmek olduğunu kabul etmeniz gerek. Gerçek mutluluğun nerede olduğunu görüyoruz ama onu elde edecek cesareti çoğu zaman bulamıyoruz.

Zihin, eylemimizin önündeki engeli kendi amaçlarına uyarlar ve dönüştürür. Eylemin önündeki engel eylemi ilerletir. Yolda engel olarak duran, yolun kendisi haline gelir. —Marcus Aurelius

Üstteki alıntı Marcus'un en popüler sözlerinden biridir. Üzerine makaleler ve kitaplar yazılmış sayısız derste tartışılmıştır. En popüler kitap da Ryan Holiday'in yazdığı The Obstacle is the Way isimli kitaptır diyebiliriz. Peki ne der Marcus burada? Engellerin bizi biz yaptığını söyler. Hayatınız boyunca yapmaya çalıştığınız her şeyde önünüze çıkacak engeller daima olacaktır. Önemli olan engelleri olduğundan fazla büyütmemektedir. Erdemli davrandığımızda ve amacımıza uygun adımlar attığımızda, zihnimiz engelleri aşmak için yaratıcı yollar bulacaktır. Bu yaratıcı yollar da yolun kendisine dönüşecek ve bizi hedefe bir adım daha yakınlaştıracaktır. Engeller karşısında kaçak dövüşmemeli ve gardımızı düşürmemeliyiz. Engeli yeniden çerçevelemeli ve bir fırsat olarak görmeye çalışmalıyız.

"Üç bin yıl ya da bunun on katı bile yaşasan, hiç kimsenin yaşamakta olduğu yaşamdan başka bir yaşamı yitirmediğini, yitirmekte olduğu yaşamdan başka bir yaşam yaşamadığını aklından çıkarma; bu nedenle en uzun yaşamın da, en kısa yaşamın da sonu aynı yere varır. Çünkü şimdiki zaman herkes için aynıdır, bu nedenle geçmekte olan da aynıdır; bunun için de yitirilen, bir andan başka bir şey değildir. Aslında hiç kimse ne geçmişi ne de geleceği yitirir, çünkü sahip olmadığı şeyi kim alabilir ondan?" — Marcus Aurelius

Marcus kitabının çoğu yerinde hayatın kısalığı ve hızlı bitişi temasına tekrar tekrar döner. İnsan hayatı kısa ve önemsizdir. Dün bir damla idi; yarın ise kül. Yarın için endişelenmeyin der Marcus, yarının bir garantisi yok sizler için. Geçmişe takılı kalmayı da bırakın, değiştirebileceğiniz bir şey yok. Sizin şu anda siz olmanıza katkısı olan şey o. Bir şeyleri değiştirme umudunu elinizde tutmak ne kadar mantıklı? Sonunun gideceği yeri nereden

bilebilirsiniz ki? Binlerce yıl hatta on binlerce yıl da yaşasanız tek bir hayatınız var. Bundan başkasını kaybedemezsiniz. Sahip olduğunuza emin olabildiğiniz tek şey şimdiki zamanınız. Buradaki varlığınız.

Biraz daha büyük resimden baktığınız zaman, şimdiki zaman aslında herkes için aynı der Marcus. Geçmişi tekrar kaybedemezsiniz, gelecek şu an size ait değil, tek kaybedebileceğiniz şey şu anınız. Buna odaklanmak ve değerini kabul etmek bile insanın içini huzurla doldurmak için yeterli. Bir şeylerle uğraştığımız zamanlarda fark etmediğiniz tüm detayları görmek ve bunun için minnet duymak.

Hayatın hızlı geçişi ve kısa oluşuna ek olarak önemli bir noktamız daha var. Hepimizin ne kadar çabuk unutulduğu. Hepimiz aslında sonsuz zaman içinde yutulmuş durumdayız. Yaptığımız herhangi bir şey, bizi takdir edenler, bizi kıskananlar ve düşman olanlar hepsi tek tek yok olacak ve hatırlanmayacaklar. Bu demek değil ki yaşam anlamsız, ve ne yaparsak yapalım bir noktaya varamayacağız. Bu düşünce şunun için önemli, siz içinizi iyi hislerle dolduracak şeyler için savaşıyorsunuz. Dışardan kötü etkiler geliyor ya da iyi sözler. Düşüyorsunuz belki de uzun süre kalkamıyorsunuz. Bütün bu detayların hiçbir önemi olmayacak. Önemli olan tek detay sizin amacınız ve şimdiye odaklanmışlığınızın verdiği dinginlik hali. Ne yaptığınızı biliyor, bunun için minnet duyuyor ve dinginliğinizin bu dünyadaki en önemli şey olduğunu biliyorsunuz. Tek önemli nokta da bu.

Her şey değişiyor ve hiçbir şey kalıcı olmuyor. Bize verilen herhangi bir eşyanın veya değerin de aynı bu şekilde geçici. Her şey değişiyor ve kalıcı olan tek bir şey bile yok. Bize verilen değer bile kalıcı değil. Hayata gelmiş her şey hızlıca yok olmaya yüz tutuyor. Bir nevi akan nehir gibi, her şey sürekli bir akış halinde. Hiçbir şeye körü körüne bağlanmamalı ve o olmazsa ne yaparız denmemeli. Her şekilde yaşanır, herkesle yaşanır. Mühim olan her an her şeyin değişebileceğine kendinizi mental olarak hazırlamak. Sahip olduklarımızı evrenden bize kiralanmış olarak düşünmek onları kaybettiğimizde duyduğumuz acının körelmesine yardımcı olacaktır. Unutmayın, Marcus'un da çok güzel özetlediği gibi, zamanın çok çok küçük bir parçası, maddenin yok sayılabilir bir büyüklüğü ve kaderin içinde de çok küçük bir rolü olan varlıklarız.

Biz de her daim değişim içerisindeyiz. Bir fikre bağımlı kalmamız mümkün değildir. Sürekli bilgi alanımızı genişletmeli ve kendimizi zorlamalıyız. Nova Norda'nın da şarkısında dediği gibi kimsin sen deseler sadece "Varım" diyebilirsiniz. Çünkü sürekli olarak değişim içerisindesiniz. Buna karşı gelmeye çalışmak anlamsız, hayatın hızını sabit kalmaya çalışarak yakalayamazsınız. Her şey dönüşür, siz de sürekli bir dönüşüm içindesiniz ve aynı zamanda ölüme adım adım yaklaştıran sürekli bir çözülme içinde. Bundan korkmayın, tüm evren de böyledir.

"Hiç kimseyi suçlamamalısın. Eğer elinden geliyorsa, insanı düzelt; gelmiyorsa sorunun kendisini; onu da yapamıyorsan, suçlamak neye yarar? Çünkü hiçbir şey amaçsız yapılmamalı." — Marcus Aurelius

Marcus'un aklınızda kalmasını istediğim bir diğer öğüdü: şikayet etmeyi bırakın. Eğer bir yol bulamıyorsanız yol yaratın. Her şeyi devletten beklemeyin. Yediğiniz salatalığınız acı mı? Atın gitsin. Yolunuzda yaban arıları var mı? Farklı bir yöne dönün. Biri sizi irite mi ediyor? Onu yok sayın. Kötü haberleri görmek canınızı mı sıkıyor? Haberleri takibi bırakın. İşinizden nefret mi ediyorsunuz? Başka iş bulun ya da sizin acı çekmenize neden olan parçasına odaklanın ve bunu daha iyi hale nasıl getireceğinizi bulun. Bu kadar şikayet ettiğiniz yeter der Marcus, şikayeti minimuma indirgemek huzurunuz için atabileceğiniz en sağlam adımlardan biri. Dışarıda gerçekleşen olayları değiştiremeyiz, ama onlar hakkındaki duruşumuzu ve düşüncemizi değiştirebiliriz. Dışsal şeylerin size yük yaratmasına izin vermeyin.

"Her an kendinize sorun: 'Bu gerçekten gerekli mi?" — Marcus Aurelius

Değinmek istediğim, Marcus'un bana öğrettiği diğer derslerden biri de minimalizm. Sadece materyal anlamda değil, ruhsal anlamda da. Bu telefon gerçekten gerekli mi? Bu koltuk daha eskimemişti yenisi gerekli mi? Amacım için şu anda yaptığım bu iş gerekli mi? Sosyal medyada bu kadar zaman kaybetmem gerekli mi? Bu gerçekten gerekli mi sorusunu her daim, benim şu an amacım ne sorusu ile de destekleyin.

2008 Mortgage krizi sonrası Minimalizm çok meşhur oldu21. Youtube'da takip ettiğim çoğu kişisel gelişim fenomenleri bunu denemeye ve yaymaya çalıştılar. Her ne kadar şimdi biraz

modası geçmiş gibi gözükse de minimalizmin savunduğu fikir çok basit: çok daha az eşya ile yaşamak mümkün. Evinizde televizyonsuz da yaşayabilirsiniz, 6 ay kahve içmeseniz de olabilir. Minimalizmin belgeselini izleyerek daha derin fikirlere sahip olabilirsiniz22. Yapacağınız her alışverişte, atacağınız her adımda, uygulayacağınız planlarda ve belirleyeceğiniz hedeflerde hep kendinize sorun, bu gerçekten gerekli mi? Olmasa olmaz mı? Bunun yerine daha farklı ne yapılabilir? Buna ayrılan kaynak daha verimli olacak nereye yönlendirilebilir? Bu gerçekten beni daha mutlu kılacak mı? Hedeflerime bir adım daha yanaşmış olacak mıyım? Bu tutum hem daha akıllıca adımlar atmanıza, hem tasarruf yapmanıza hem de attığınız adımların sizi daha iyi tatmin etmesine yardımcı olacak.

Birisi sana bir haksızlık ederse, hangi iyi ve kötü kavramının ona bunu yaptırdığını düşün hemen. Böyle düşünürsen ona acırsın, artık ne şaşkınlık duyarsın, ne öfke. Çünkü ya onunla aynı iyi kavramına sahipsindir, ya da benzer bir iyi kavramına; o zaman onu bağışlamak zorunda kalırsın, çünkü benzer koşullarda sen de onunla aynı biçimde davranırsın. Ama onunla artık aynı iyi ve kötü kavramına sahip değilsen, şeylerin çarpıtılmış görülerine sahip olan kişiye hoşgörü göstermen daha kolay olacaktır. — Marcus Aurelius

Olaylara başkasının gözünden bakmaya çalışmak, Stoacılık öğretisinin en temel taşlarından biri. İnsanoğlu olarak her şeyin kendimizle ilgili olduğu düşüncesine bayılıyoruz. Okuduğunuz bilgi, gördüğümüz bir mimik, bir gülümseme ya da somurtma her şeyi üstümüze alabiliyor ve en kötüsünü düşünebiliyoruz. Öncelikle sıyrılmamız gereken bu ben merkezciliğimiz. Dünya bizim etrafımızda dönmüyor, kimse bize karşı değil ve Mevlana'nın dediği gibi ''Herkes kendinden yana''.

Biri size eleştirisini ilettiğinde, bunu kendi doğruları ve önyargıları içerisinde doğru gördüğü için yapar. Bu karara varırken sadece kendi geçmişlerini ve zihinlerini kullanabilirler. Onların doğruları sizin doğrularınızdan tamamen kopuk olabilir. Burada önemli olan alınmak veya savaş açmak yerine karşı tarafın hangi filtrelerden geçerek bunu düşündüğünü idrak etmektir. Gerçek motifleri bilmeden kendinize başkalarını yanlış yargılama ve algılama yükünü yüklemeyin.

Düşündüğünüz şeyler zihninizin kalitesini belirler. Ruhunuz, düşüncelerinizin rengini alır. — Marcus Aurelius

Bu sözün benzerini söyleyen birçok düşünür, yazar, şair ve filozofumuz var. Ama belki de en iyisini Mark Twain söylemiş: "Hayat, esas olarak, kişinin kafasından sonsuza kadar akan düşünce fırtınasından oluşur." diyerek. Farklı farklı araştırmalar olsa da, bir insanın günde ortalama 6.000 civarı düşünce ürettiği iddia ediliyor23. Bu rakam yanlış olabilir, ama sayının binlerde olduğunu siz de kendi yaşamınızdan destekleyebilirsiniz sanıyorum. Kısaca yaşadığımız sürece düşünürüz, düşündükçe hayatı deneyimleriz ve düşüncelerimiz de deneyimlediğimiz hayat kalitesi üzerinde direkt etkiye sahiptir. Dikkatimizi nereye yoğunlaştırıyorsak bu düşünceler direkt olarak nasıl hissettiğimiz üzerinde derin bir etki yaratır. Buda'nın bunu yorumlaması da durumumuzun güzel bir özetidir:

"Zihnimiz düşüncelerimize öncülük eder, Düşüncelerimizle şekillenir, düşündüğümüz oluruz. Zihin saf olduğunda, mutluluk, hiç ayrılmayan bir gölge gibi onu takip eder." — Buda

"Başaracağını sanmadığın şeyleri de yap. Çünkü sol el de, alıştırma yapmadığı için başka her şeyde yetersiz olmasına karşın, sürekli alıştırma sayesinde dizginleri sağ elden daha güçlü kavrar." — Marcus Aurelius

Hayatınızda elbette başarısız olacağınız alanlar vardır. Benim keman çalamamam gibi mesela ya da saksafon. Ama der Marcus, sırf başarısız olacağımıza inandığımız için bir işten vazgeçmemek gerek. Kendimizi zorlamadan nereden bilebiliriz ki? Şu anda bir iş ile meşgulüz ve daha iyisini istiyoruz. Denemekten korkarsanız hedefinize nasıl ulaşabilirsiniz? Ayrımını yapmanız gereken şey, denemek ve denemeden yenilgiyi kabul etmemek. Bir maceranızda başarısızlığa uğrasanız bile yolda öğreneceğiz çok şey olacak. Bu öğrendikleriniz de size diğer yollarda çok şey katma potansiyeline sahip. O zaman yapmak gereken temel şey olabildiğince farklı alanlar deneyimlemek. Deneyimleyemiyorsak deneyimleyebilenlerle iletişime geçmek ve konunun özünü anlamaya çalışmak. Kendimizdeki kullanmadığımız kasları harekete geçirmeye çalışmak. Marcus'un burada yaptığı sol el metaforu çok kuvvetli. Sağ eliniz kırıldığında mecburen sol elinizi 6 ay kullanırsanız sol elinizin de en az sağ eliniz kadar efektif hale geldiğinizi görürsünüz. Bu, başaramayacak olarak düşündüğünüz sol elinize yapması için bol şans vermeniz sayesinde onun da durumu tam olarak kavramasıdır. Denemek, savaşmak ve yolda öğrenmek başarının temelini

oluşturur. Deneyeceğiniz şeyler öncesinde zaman kaybını bir süre göz ardı edin. Gelişime odaklanın.

Ve son olarak unutmayın, eğer felsefenin hayatınızda gerçekten önemli olduğunu düşünüyor ve inanıyorsanız Marcus'un da söylediği gibi iyi bir adamın ne olduğu hakkında felsefe yapmayı bırakın ve iyi bir insan olun. Değişimi ve ölümü her zaman aklınızda tutun. Bir fikre körü körüne bağlanmayın ve zamanında yanlış düşünceye bağlı kaldığınızı kabul etmekten çekinmeyin. Sahip olmadıklarınızın hayalleriyle yanıp tutuşurken sahip olduklarınızın gerçekliğini kaybetmeyin. Epiktetos'un dediğini hatırlayın, şu an sahip olduklarınız da bir zamanlar hayal ettiklerinizdi. Öfkeniz ve üzüntünüz size sizi öfkelendiren ya da üzen şeyden daha fazla zarar verir. Dışsal etkilerin sizin elinizle size zarar vermesine izin vermeyin. Düşmanınızdan öç almak istiyorsanız da, onun gibi olmamaya çalışın. Herhangi bir maceraya atılacaksınız bunu amaçsız yapmayın. Amaçsız yaptığınız aktiviteler kendinizi rahatlatmaya yönelik olanlar olabilir. Onun dışında nereye doğru yelken açtığınızı her adımınızda hatırlayın. Eğer kendi hayatınıza yukardan baksaydınız, onun ne kadar da ufacık bir şey olduğunu fark ederdiniz. Acılarınız ve günlük problemleriniz karşısında bunu sık sık yapın.

Her ne kadar olaylara ve insanlara direkt olarak hiçbir etki altında kalmadan tepki veriyor gözüksek de aslında değindiğimiz gibi kendi önyargılarımız ve fikirlerimizin daimi etkisindeyiz. Bu önyargıların ve tutumların farkında olmalı ve mantık süzgecinden geçirmeye çalışmalıyız. Hissettiğimiz korku, endişe, arzu ve zevk için aslında 3 aşamadan geçeriz. Olayı yaşarız, olay hakkında bir kanıya varırız ya da fikir sahibi oluruz ve olaya karşı reaksiyon gösteririz. Her şey düşüncenize bağlıdır. Hırs, lüks, açgözlülük, hepsi düşüncenize bakar; acı çekiyorsanız acı çektiğinizi düşündüğünüz içindir. Seneca'nın da dediği gibi her insan kendini inandırdığı kadar zavallıdır. Kendimize yapmayı hatırlatmamız gereken şey her daim 2. aşamanın farkına varmaktır. Bu aşamadaki mantıksızlıkları ve anlamsızlıkları çözmeye çalışmaktır. Üzülüp yarın iyi olmanın hayalini kurmayın, bugünden iyi olmaya başlayın. Kendinizle ne yapacağınızı bilmiyorsanız eğer şimdi öldüğünüzü hayal edin. Neyi yapmadığınıza pişmansınız? Neleri farklı yapardınız?

"Bilmek yetmez, uygulamalıyız. İstemek yetmez, yapmalıyız." — Bruce Lee

Notlar

  1. 17.Robertson, D. (2010). The Philosophy of Cognitive-Behavioural Therapy (CBT). Karnac.
  2. 18."Driving or Talking? the Brain Concentrates on One Thing at a Time." ScienceDaily, ScienceDaily, 7 Sept. 2016,
  3. 19.Your Brain Can Only Take So Much Focus. (2021, August 30). Harvard Business Review.
  4. 20.Killingsworth, M. (2012, November 5). Want to be happier? Stay in the moment. TED Talks.
  5. 21.A Day in the Life of a Minimalist. (2018, October 15). YouTube.
  6. 22.Minimalism: A Documentary About the Important Things (2015). (2016, December 15). IMDb.
  7. 23.Murdock, J. (2020, July 15). Humans Have More than 6,000 Thoughts per Day, Psychologists Discover. Newsweek.

6 / 16

Seneca ve Öfkenin Gereksizliği

Seneca en önemli 3 Stoacı filozoftan bir tanesi ve belki de en değişik hayata sahip olanı. En önemli diğer 2 Stoacı'nın Epiktetos ve Marcus olduğunu biliyoruz. En çok bilinen eseri hayatının sonuna doğru yaklaşırken arkadaşı Lucilius'a yazdığı mektuplardan oluşan Ahlak Mektupları, ama bununla beraber Tanrısal Öngörü, Yaşamın Kısalığı Üzerine ve Öfke Üzerine de bir o kadar önemli eserler.

Seneca M.Ö. 4 – MS 65 yılları arasında 69 yıllık bir yaşam sürüyor. Aynı zamanda Genç Seneca olarak da anılıyor, diğer Seneca ile karıştırılmamak için. İspanya'nın Corduba kentinde dünyaya geliyor ve devlet adamlığı, oyun yazarlığı ve filozof gibi ünvanlara da sahip. Gaddar imparator olarak bilinen Nero'nun 12 yaşından itibaren önce öğretmenliğini sonra ise danışmanlığını yapması en ilginç bilgilerden olsa gerek. Aynı zamanda genel kanıya ters düşen bir derecede zengin bir aileye mensup. Filozofun da paraya sahip olabileceğini önemli olanın paraya karşı tutum olduğunu söylüyor. Bu açıklama tabiki durumuna getirdiği kaçak bir açıklama da olabilir, takdir sizin. Düşünceleri Bacon'dan tutun da Montaigne'e, Schopenhauer'dan modern birçok düşünüre kadar geniş yelpazede etkilere sahip.

Antik çağ Stoacıların çoğunda olduğu gibi Seneca da bir panteist, yani Evren ile Tanrı'nın birebir aynı olduğu görüşüne sahip. Her aksiyonumuzda ve başımıza gelende her zaman evrene ya da doğaya bakıp tüm olanların doğanın doğal akışında gerçekleşeceğini söyler Seneca. Her şeyin istediğin gibi olmasını isteme, doğa nasıl olmasını buyuruyorsa öyle olsun, böylesi daha iyi. Tabi bu inanış şu güce de sahip, eğer tüm evren Tanrı ise, biz ve diğer tüm varlıklarda Tanrı'nın bir parçasıyız. Yani sen bir Tanrı'sın. Burada Kurzegatsz kanalının The Egg videosunu izlemekte fayda görüyorum24. Konuya Panteist bakmasa da, aynı paralellikte güzel bir perspektif sunuyor.

"Bu kadar uzun bir yolculuktan ve bu kadar çok sahne değişikliğinden sonra, zihninizin kasvetinden ve ağırlığından kurtulamamanıza, sanki bir yenilikmiş gibi şaşırdınız mı? İklim değişikliğinden ziyade ruh değişikliğine ihtiyacınız var." — Seneca

Bu bölümdeki alıntılara Seneca'nın bu sözüyle başlamak istedim. Nereye giderseniz gidin, beyninizi yanınızda götürdüğünüz sürece seyahat size iyi gelmeyecek. Üniversite yıllarında

Erasmus'a gitme şansınız oldu ise bunu deneyimlemiş olabilirsiniz. Hala bu hayatta ne istediğimin farkında değilken seyahatin çok iyi geleceğini düşünmüş ve Erasmus fırsatına balıklama atlamıştım. Ancak ne kadar gezerseniz gezin, kafanızdaki düşünceleri susturamadığınız sürece gezi sizin için bir ilaç ya da çözüm kesinlikle olamıyor. Seyahat, bulduğunuz bir amaç ve çabalarınız sonrası size ruh doygunluğu sağlamakta daha faydalı gözüküyor. Ya da biraz durup düşünmek için. Kilit nokta eğer çözemediğiniz problemleriniz ve susmayan bir beyniniz varsa seyahatin size ilaç olmayacağını anlamak. Seneca'nın 2000 yıl önce arkadaşı Lucilius'a yazdığı gibi seyahat etmeden önce kendinizi düzeltmelisiniz, yoksa dünyada sizi tatmin edecek hiçbir yer kalmayacak. Beyninizi koltuğunuzun altına alıp gittiğiniz yere götürdüğünüz sürece nereye gideceğinizin bir önemi yok.

"Öfkenin en iyi ilacı ertelemektir." —Seneca

Seneca'ya göre negatif duyguların en güçlüsü öfke. Öfke mantığa ve tavsiyeye karşı sağırdır der Senaca. Aklı devre dışı bırakır. Sizi olmak istediğiniz kişiden uzaklaştırır. Öfkenin yıkıcılığı insanların birbirleri üzerine yüklediği acıların en başında gelir. Öfkelenmek gerçekten bizim için çok kolaydır. Kartımızı kaybederiz, biri sırada önümüze geçer, attığımız mesaj görülür ama cevap verilmez ve anında sinirli moda geçeriz. Aslında öfke yaşadığımız olayı yorumlayıp buna tepki verme şeklimizdir ve kimi bilim insanına göre aslında ikincil bir duygudur. İlk olarak huzursuzluk, acı, kafa karışıklığı, üzüntü, yalnızlık veya korku hissederiz ve bu bizi öfkeye götürür. Birnevi kendimizi savunma mekanizmamıza dönüşür. Bugün bile öfke kontrolünde önerilen zamana bırakma, kontrollü nefes alma, odağı farklı bir konuya kaydırma veya tümüyle yoksaymaya çalışma gibi tekniklerin kökeninde Seneca'nın bu sözü yatar: Öfkenize en iyi ilaç zamandır. Konusuna göre 1 dakika, 3 saat, 8 gün, 10 ay olabilir. Ama en iyi ilacınız vereceğiniz tepki ve alacağınız aksiyonu ertelemek ve böylece zararı minimize etmektir. İyileşmek intikamdan çok daha iyidir. İntikam sizden çokça zaman götürür ve sizin daha fazla yara alacağınız şeylerle karşılaşmanıza neden olur.

Çoğumuz duygularımızın çok uzun süre etkisinde kaldığımızı düşünebilir. Hatta tamamen duygularımızla yönetildiğimizi de düşünebilirsiniz. Harvard'lı bilim insanı Jill Bolte Taylor'a göre, bir duyguyu fark edip onun yok olmasına izin vermemiz duyguların elinden kurtulmamız için en büyük yardımcımız. Duygusal yönetimimizde önemli rol oynayan beynimizin amigdala adlı parçası bizi ilkel duygularımızın kurbanı olmaya iten en önemli unsur. Biyolojik olarak atalarımızdan gelen kaç, don ya da savaş tepkilerini oluşturan bu parça, modern hayatta da farkında olmasak da eylemlerimize yön verme eğiliminde oluyor. Böyle durumlarda yapmamız gereken ilk şey, duyguyu etiketlemek. Şu anda sinirliyim, bunun farkındayım ve az

sonra geçecek dediğimizde duygunun gücünü azaltıyor ve daha çabuk etkisinden kurtulmuş oluyoruz. Taylor'a göre bir duygunun etkisi 90 saniyeden fazla sürüyorsa bu artık sizin seçiminiz, siz bu duygu girdabından çıkmak istemiyorsunuz. Yapmanız gereken duyguyu etiketlemek, bunun üzerine düşünmek ve dikkatinizi bulunduğunuz ana toparlamak, bu duygunun sizin parçanız olduğunu size sahip olmadığını fark etmek ve 90 saniye içerisinde bu duyguyu yok etmek. Taylor'ın konseptini özetlediği kısa bir videosunu25 ve meşhur TED Talks konuşmasını26 referans olarak aşağıda bulabilirsiniz.

Öfke konusunu kapatmadan önce, Stoacı felsefe öğrenme aşamasında bana çok yardımı dokunan Massimo Pigluicci'nin makalesinde yer verdiği modern çağ için öfke yönetim rehberine yer vermek istedim27:

❖ Önleyici meditasyon (preemptive meditation) yapın: hangi durumların öfkenizi tetiklediğini düşünün ve bunlarla nasıl başa çıkacağınıza önceden karar verin. ❖ Belirtilerini hissettiğiniz anda öfkeyi kontrol etmeye çalışın. Beklemeyin, yoksa kontrolden çıkması an meselesi olacak. ❖ Mümkün olduğunca sakin insanlarla ilişki kurun; sinirli veya kızgın olanlardan kaçının. Ruh halleri bulaşıcıdır. ❖ Bir müzik aleti çalın veya bilinçli olarak zihninizi rahatlatan herhangi bir aktiviteye katılın. Gevşemiş bir zihin kolay sinirlenmez. ❖ Rahatlatıcı, rahatsız edici olmayan renklere sahip ortamlar arayın. Dış koşulları kendi iyiliğimize yönelik manipüle etmenin ruh halimiz üzerinde güçlü bir etkisi vardır. ❖ Yorgun olduğunuzda tartışmalara katılmayın, dış tetikleyecilere karşı daha yatkın ve az toleranslı olacaksınız, bu da kolayca öfkeye dönüşecek. ❖ Aynı nedenden dolayı susadığınızda veya aç olduğunuzda tartışmaya başlamayın. ❖ Evrenin öngörülemezliğine ve bazı insancıklarımızın öngörülebilir nahoşluğuna karşı ana silahımız olan "kendini beğenmeme / kendinizle barışık olma" taktiğini kullanın. "Demek bana salak diyorsun, aslında ne kadar salak olduğum hakkında en ufak bir fikrin bile yok"

❖ Bilişsel mesafe yaratın. Yürüyüşe çıkın, banyo yapın veya oyun oynayın. Gergin bir durumdan nefes almanızı sağlayacak herhangi bir şey yapın. Seneca'nın tepkiyi erteleyin derken kastı aslında tam olarak budur. Bence de etkili yöntemdir. ❖ Fikrinizi değiştirmek için vücudunuzu değiştirin: adımlarınızı kasıtlı olarak yavaşlatın, sesinizin tonunu azaltın, vücudunuza sakin bir insanın tavrını empoze edin.

"Çok isteyecek bir şey kalmayana kadar neden bekleyesin ki? O zaman asla gelmeyecek. Kaderin bir dizi nedenin peş peşe konulmasından oluştuğunu söylüyoruz. Aynı şekilde bir dizi de arzu vardır: her bir arzu diğerinin sonundan doğar." —Seneca

Gelelim Seneca'nın diğer öğüdüne. Burada Epicurus esintileri de görüyoruz. İnsanoğlu olarak isteyeceğimiz şeylerin bir sonu yok der Seneca. Tatmin edilen arzularınız yenilerini doğurur. Aldığınız yeni Iphone bir anda Apple Watch isteği uyandırır mesela, tanıdık geldiğini biliyorum. Bu kitapta birkaç kez üstünde durduğumuz hedonic treadmill konseptiyle alakalı. Her arzumuz yenisini doğurur, insanoğlu olarak arzularımızın bir sonu yoktur daima bir şeylerin peşinde koşmak isteriz. Sonları sevmeyiz, her zaman yarış içinde olmak keyiflidir. Ancak hatırlamakta fayda var ki istediğimiz her şeye sahip olacağımız bir gücümüz yok. Bugün ev alarak başka bir şeye özlem duyacağız, yarın farklı bir eksiğimiz var diye üzüleceğiz. Elimizdeki şeylerin kıymetini bilip keyfini çıkarmak ise tamamen bizim elimizde.

Seneca fazla isteğimiz ve doymak bilmeyen arzularımızın yapay olduğundan bahseder. Bazı şeyleri kaybedince ancak anlarız ki aslında ne kadar da ihtiyacımız yokmuş o şeye. Onu kullanıyoruz çünkü o hep oradaydı ve onsuz olma ihtimalini hiç düşünmedik. Dolaptaki eşyalarınızı, evinizdeki koltukları düşünün. Orada olmasalar gerçekten ne değişirdi hayatınızda? Satın alımlarınızı yaparken bu konsepti aklınızdan çıkarmamaya çalışın. Bu olmasa ne kaybederim? Bununla birlikte elinizdekilerin kıymetini bilmeniz için ufak bir taktik de "geriye dönük olumsuz hayal etme" olarak adlandırabileceğimiz "retrospective negative visualisation" taktiği. Elinizdeki telefonun hiç olmadığını düşünün. Eşinizle hiç evlenmediğinizi, çocuğunuzu hiç dünyaya getirmediğinizi. Hayat nasıl olurdu? Bazen bize bahşedilen şeylerin kıymetini algılayıp kendimizi iyi hissedebilmek için "ya hiç olmasaydı" üzerinde düşünüp kafa yormak gerek. Elimizdekilerin kıymetini bilmemiz, yapımız gereğiyle zor ama birkaç Stoacı taktikle mümkün. Onların desteklediği gibi gerçek mutluluk, geleceğe endişeli bir şekilde bağımlı olmadan şimdinin tadını çıkarmakta, kendimizi umutlarla ya da korkularla eğlendirmekte değil. Sahip olduklarımızla tatmin olmak gerekir ki bu yeterlidir,

çünkü böyle olan kişi hiçbir şey istemez. Zaten kim elde edene kadar sayısız dualar ettiği şeyleri elde ettikten sonra tatmin ve mutlu oldu ki?

"Gerekli olmadan önce acı çeken gerektiğinden fazla acı çeker." — Seneca

Seneca'nın ısrarla vurguladığı bir diğer konu ise sözüm ona hayali acılarımız. Ne olacak, ne bitecek, ya dolar yükselirse, ya eşim beni aldatırsa, ya o zammı alamazsam bu liste uzar gider. Seneca der ki acı çektiğimizden daha fazla korku yaşıyoruz, hayalimizde gerçekten daha çok acı çekiyoruz. Bazen, şeyleri oluruna bırakmalı ve kontrol edemeyeceğimiz şeylerin de başımıza geleceğini kabul etmeliyiz. Başımıza gelmesi olası şeyler üzerinde düşünmeli ve en kötüsüne kendimizi hazırlamalıyız, ki buna değineceğiz, ancak bunu gerçekten yaşıyormuş gibi kendimize acı çektirmemeliyiz. Seneca'nın da mektuplarında değindiği gibi vahşi hayvanlar gerçekte gördükleri tehlikelerden kaçarlar ve bir kez onlardan kurtulduktan sonra artık endişelenmezler ancak biz onlar gibi yapamıyoruz. İnsanoğlu olarak hem geçmiş üzerinden hem de gelecek üzerinden ıstırap çekiyoruz. Sahip olduğumuz bazı yeteneklerimiz maalesef bize ızdırap getiriyor. Yerine göre dosttan çok düşmanımız konumunda olan fil hafızamız korkunun ıstırabını geri getirirken, bizi diğer hayvanlardan ayıran öngörü ise korkuyu zamanından önce getiriyor. Unutmamalı ki kimse mutsuzluğunu veya mutluluğunu şimdiki zamanla sınırlamaz. Genelde tam şu anda mutsuz olmanızı gerektiren çok az şey vardır. Ya geçmişe üzülür durumda buluruz kendimizi ya da gelecekte beklediğimiz bir kötü duruma. Bu farkındalık önemli, şimdide çoğunlukla sizi üzen hiçbir şey yok.

Acınızı yaşamadan önce, yaşarken ya da yaşadıktan sonra nasıl algıladığınız çoğu zaman acının kendisinden daha önemlidir. Acının hiyerarşisi yoktur ve herkes zor zamanlardan geçer, tıpkı sizin gibi. Bu konuda en önemli olan bu acıya karşı ne yaptığınızdır. Acıyı olduğundan çok daha kötü hale getirebilir ya da daha iyi bir tavırla onu küçültebilirsiniz. Gerekmeden hayalinizde yarattıklarınızla acı çekmeyin ve gerektiğinde de acınızı olması gerekenden büyük hale getirmeyin. Maalesef ki Seneca'nın dediği gibi "Korktuğumuz her şeyde ölümlü gibi, arzuladığımız her şeyde ise bir ölümsüz gibi davranıyoruz".

"Hangi limana yelken açacağını bilmeyen birine hiçbir rüzgar yardım edemez." — Seneca

Gerçekten bu soruyu belki de kendime defalarca sordum: Bu hayatta neyi başarmak istiyorum? Eğer bunu biliyor olsam tüm enerjimi ona yönlendirsem hayatımın çok daha anlamlı ve kendimin de çok daha mutlu olacağı bir durum hayal ediyorum. Sizi amacınıza

yakınlaştıracak her şey için sonuna kadar savaşmak ve diğer hiçbir şeyi önemsememek… Frankl'in de dediği gibi modern dünyada birçok aracımız var ama yaşamak için bir amacımız yok.

Bu amaç işini nasıl başaracağız? Gerçekten hayatımın bir amacı varsa da ben bulamıyorum. Ama şunu yapabiliriz. Bizi biz yapan şeyleri başlıklar halinde toplarız. Örneğin aile, arkadaşlar, sağlık, ilişkilerimiz, kariyerimiz, seyahat, iyilik, hobiler. Sizin de aklınıza ekler gelecektir mutlaka. Kendimize her kategori için yıllık hedefler belirleriz. Bu yıl şu sertifikaları alacağım, haftada bir annemi ziyaret edeceğim, her hafta uzun zamandır konuşmadığım birini arayıp hal hatır soracağım gibi. Gündelik hedeflerinizi genele yaymak için. Tam nihai bir hedefimiz henüz belli olmayabilir. Ama bu hayatımızın her yanında kendimizi geliştirmemiz için engel değil, çünkü bu bize iyi gelecek. Hayatımızın amacını bulmak için milyonlarca test, koç ve kitaplar var. Çoğunu denedim ve yenildim. Bence hayat amacınız sizin kalbinizden gelen bir şey. Kimse size bunun farkına varmanız için yardımcı olamaz, sadece siz deneye yanıla "ah, evet işte gerçekten bu" diyebilirsiniz.

Amaçlar ve hedefler üzerine birçok araştırma da mevcut. Bilim insanları kendimize daha spesifik ve zorlayıcı hedefler koymamızı öneriyor. Hedeflerimiz bizi motive ediyor, dayanıklılığımızı artırıyor ve dikkatimizi bir noktaya kilitlemek için bize yardımcı oluyor. Amigdalayı tam olarak aktive etmek ve frontal lobdan tam verim alabilmek için spesifik hedeflere ihtiyacımız var28. Bana sorarsanız hayatınızın amacı biraz da kendinizi kandırmaktan geçiyor. Yani gerçekten bir öğretmen hiç doktorluk yapmadan "ah evet bu hayata öğretmek için gelmişim diyebilir mi ? Bence hayır. Ama diğer tüm gürültülere kulağını tıkayarak kalbini öğretmenin müziği ile doldurabilir. Amacını kendisi inşa etmiş olur. Milyonlarca opsiyon arasından sadece 1-2 tanesini deneyip sanırım buldum diyerek. "Sanırım" sizin için yeterli değil mi ? Bence "sanırım" tüm "keşkelerden" güçlü.

"Başkasının mutlu olması seni rahatsız ediyorsa asla mutlu olamazsın." — Seneca

Aslına bakarsanız biriyle kendimizi kıyaslamamız bir nevi faydalı bir işlem. Toplumsal olarak bir iyi var ve kendimizi oraya doğru yönlendirmeye çalışıyoruz. Daha eğitimli, daha fit, daha sağlıklı, daha zengin karşılaştırma kriteriniz her ne ise. Olmak istediğimiz yerle alakalı bilgiler topluyoruz ve kendimize güzel hedefler koymak istiyoruz. Sosyal statü, para, özgür zaman, zeka, başarı ve etkileyicilik kategorilerinde kendimizi diğer insanlarla kıyaslamaya bayılıyoruz.

Bazı araştırmalar gündelik düşüncelerimizin yüzde 10 civarının bu tarz karşılaştırmalar olduğunu bile söylüyor29.

Ancak problemimiz tam olarak şu: Kendimizi her zaman daha iyisiyle kıyaslıyoruz. Her daim daha zenginine, daha özgürüne, daha mutlusuna özeniyoruz ve kendimizi yerin dibinde görüyoruz. Nelerle savaştığımızı unutuyoruz, ne kadar efor sarf ettiğimizi. Herkesin kendi fanusunda yaşadığını ve aynı şartlarda yaşamadığını unutuyor ve kendimizi suçlamaya başlıyoruz. Bu gerçeklik bilimsel araştırmalarla da desteklenmiş durumda: "İnsanlar kendilerini başkalarıyla karşılaştırdıklarında, sürekli olarak aşağı değil yukarı karşılaştırmayı seçerler. Daha fazla parası, daha fazla şöhreti, daha iyi sağlığı, daha fazla çekiciliği vb. olan insanları özellikle seçerler ve sonra doğal olarak bu karşılaştırmanın sonucuyla sönük hissederler30."

Her şeyden iyi yapabileceğiniz tek bir şey var, o da kendiniz olmak. Kendi şartlarınız ve doğrularınızla yaratabileceğinizin en iyisini yaratmak. Her şey olabileceğimize inanmak ama hepsini olamayacağımızı kabul etmek.

"Şu kurala sıkı sıkıya sarılın: Sıkıntılara boyun eğmemek, refaha asla güvenmemek ve her zaman talihin istediği gibi davranma alışkanlığını tam olarak not etmek, ona gerçekten yapabileceği her şeyi yapacakmış gibi davranmak. Bir süredir beklediğiniz şey, daha az şok edici olarak gelecek." — Seneca

Gelelim Seneca'dan aklınızda en çok kalmasını istediğim öğüde. Daha önce de değindiğimiz premeditatio malorum yani daha önceden kötü şeyleri akla getirme, üzerine düşünme ve meditasyon yapma. Burada Stoacılar da ne pesimist insanlarmış demek mümkün ancak öyle değil. Sadece fazla gerçekçiler ve bu gerçekçilik sayesinde bunu önerebiliyorlar. Bu sayede olay gerçekten yaşandığında siz acıyı daha önceden yaşadığınız için, en azından hayalinizde, daha güçlü kalabiliyorsunuz. İnsanoğlu olarak en güçlü yönümüz hayalgücümüz. Acıyı kendinize simüle etmeniz acının kendisi kadar rahatsız edecek sizi.

Premeditatio malorum uygulamanın birçok yolu var. Bunlardan biri sahip olduklarımızı kaybettiklerimizi düşlemek. Seneca'nın da dediği gibi ruhlarımıza ve aklımıza çok sevdiğimiz şeylerin bizden bir gün ayrılacaklarını her zaman hatırlatmalıyız. Hatta daha iyisi, zaten terk

ediyor olduklarını. Şansın size emanet ettiği şeylerin herhangi bir garantisi asla yok. Bu korkuyu aklınızın bir köşesinde daima tutun. Başta her ne kadar depresif bir bakış açısı olarak gözükse de asıl amacımız ana geri dönüp sahip olduklarımızın bir gün yanımızda olmayacağını hatırlamak. İçimizi minnettarlıkla doldurmak.

Buradaki amacımız başımıza gelen herhangi bir şeyin bizde sürprize yol açmasını engellemek. "Oldukça umulmadık olan, gerçekleştiğinde daha fazla ezici olur ve beklenmediklik, bir felaketin ağırlığını arttırır" der Seneca. Başınıza gelen talihsizliğe nasıl cevap vereceğinizi düşündünüz mü? Acınızı nasıl hafifletir, kendinizi nasıl rahatlatırdınız? Acıdan kurtulma planınız ne? Peki bir B planınız var mı? Bugün herhangi birinin başına gelen kötü bir olayın size de şu anda olmaması için hiçbir sebep bulunmuyor.

İşin garibi şu ki Seneca'nın ölümü bir hayli trajik. 65 yılında ölüm emri Nero'ya karşı kumpasa yardımcı olmaktan yediği cezadan gelir. İntihar etmesi emredilir ve bileklerini keserek ölüme mahkum edilir. Ölmesi uzun sürünce dizinin arkasındaki damarları da keser. Efsaneye göre ölmeden önce sekreterini çağırtır ve son bir konuşma bile yapar. Düşünsenize bir adam, binlerce yıl yaşayabilmiş engin bilgilere ve önerilere sahip. Size başınıza gelecek her türlü kötü senaryoyu önden hayal etmenizi öğütlüyor ve kendisi damarlarını keserek ölüme zorlanıyor. Bunun başına geleceğini önceden düşünüp hazırlanmış mıydı acaba? Tamam tamam Seneca hocam, kızma şaka yaptık.

"Zihnin açık hava ve derin nefes ile beslenmesi ve tazelenmesi için doğada dolaşıp yürüyüşler yapmalıyız." — Seneca

Gelelim biraz daha yumuşak bir öneriye, çoğu önemli beynin de önerdiği yürüyüş. Basit bir öneri gibi. Ama Aristo'nun yürüyerek ders anlattığını biliyoruz ya da Charles Darwin'in sürekli aynı yolu yürüdüğünü. Nietzsche'nin de bir doğada yürüyüş sevdalısı olduğunu biliyoruz. Bugün Zuckerberg gibi iş adamları yürüyüş şeklindeki toplantılar bile yapıyorlar daha yaratıcı ve üretken olduğu için. İnsanoğlu olarak var olduğumuzdan beri yürüdük, ama dört ayak üstünde ama iki ayak ama tek ayak. Yürüyüşün bizi daha yaratıcı, üretken, iletişime açık ve sağlıklı yaptığı bilimle de desteklenen bir gerçek. Tek öneri yürüyüş yaptığınız yerin biraz daha doğa ile iç içe olması. Belki deniz kenarı belki orman içi ya da yemyeşil, çiçeklerle dolu bir park olabilir. Doğanın içinde olmanın da bize kattığı çok önemli ekstralar var. Araştırmalara göre doğada olmak, hatta doğa manzaralarını izlemek bile öfkeyi, korkuyu ve stresi azaltır ve hoş duyguları artırır. Doğaya temas etmek duygusal olarak daha iyi hissetmenizi sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda fiziksel sağlığınıza da katkıda bulunup kan

basıncını, kalp atış hızını, kas gerginliğini ve stres hormonlarının üretimini azaltıyor31. Bazı araştırmalar ölüm riskini bile azaltacağını iddia ediyor.

"İşte zihninizi test etmek için bir ders: Yalnızca en yetersiz ve ucuz yiyeceğin olduğu bir hafta planlayın, eski püskü giysiler giyin ve kendinize bunun gerçekten korktuğunuz en kötü şey olup olmadığını sorun." — Seneca

Minimalist notalar içeren bir Seneca öğüdü daha. Burada biraz da kendimize gerçekten nelerin önemli olduğunu hissettirme amacı bulunuyor. Bazen elimizdeki bir şeye olması gerekenden çok değer verebiliyoruz. Öte yandan, çok değer vermemiz gereken bir şeyi de hiç önemsemediğimiz oluyor. Seneca diyor ki kendinize biraz gönüllü rahatsızlık verin. Kahveyi çok mu seviyorsunuz 1 ay kahve içmeden yaşamaya çalışın. Hamburger en favori yemeğiniz mi 3 ay hiç hamburger yemeyin. Gerçekten de korkacak bir şey olmadığını görün. Gözünüzde büyüyen, yapamayacağınızı düşündüğünüz şeyler aslında o kadar da zor gelmeyecek.

Modern bilimin onayladığı gibi hepimizin bir mutluluk baz noktası var. Normal hayatımızı idame ettirirken bazılarımız 10 üzerinden 5 mutlu, bazılarımız 6,3 belki de. Bu tamamen kişisel bir özellik. Siz elinizdekileri kaybederek yapacağınız testlerde arzularınızı bastırmayı ve onlardan daha fazla keyif almayı amaçlayın.

"Yaşamak için kısa bir zamanımız yok aslında, ama çoğunu boşa harcıyoruz. Hayat yeterince uzun ve en yüksek başarılar için bize yeterince cömert kaynaklar bile verildi, eğer güzel yatırımlar yapmasını biliyorsak. Ancak, gaflet içinde lüks için boşa harcandığında ve hiçbir iyi iş için kullanılmadığında, geçtiğini anlamadan geçip gittiğini anlamak zorunda kalırız ölümün de zoruyla. Öyledir: Bize ömür kısa verilmez, onu biz kısaltırız, kıt değiliz, savurganız. Kullanmasını bilene hayat yeteri kadar uzundur." —Seneca

Biz kendi hayallerimizi ve isteklerimizi ertelerken hayat hızlanıyor ve çevremizden akıp gidiyor. Gerçek anlamda evrendeki zaman kavramına baktığımızda sadece bir göz kırpması kadar yaşıyoruz, hatta o kadar bile değil. Elimizdeki hayatın tadını çıkarmak için önümüzdeki en büyük engel beklentilerimiz. Hep yarından bir şey bekliyoruz ya da birinden bir adım. Halbuki gelecek tamamen sallantıda. Hemen ve hızlıca anı yaşamak burada kalmak lazım. Seneca hayatın kısalığından yakınanlara cevabını yazarken Epicurus'a da değinmeden geçmez: "Aptal, diğer tüm kusurlarıyla birlikte her zaman yaşamaya hazırlanma hatasını da

yapar." Hiçbir insanoğlu kendisinden bir malı boş yere kimseye vermez, kimse size boş yere havadan para vermez. Ama zamanımızı düşünmeden öylece veririz, gereksiz işlere, istemediğimiz buluşmalara, gönlümüzün olmadığı projelere ve daha nicesine. Bir masal gibidir hayat: Ne kadar uzun olduğu değil ne kadar iyi olduğu önemlidir.

Kendimizi sürekli bir kandırma peşindeyiz. Ay sonu daha iyi olacak. Araba taksidi bitsin rahatlarım. Düğünü yaptım mı tamamdır. Ama aslında biliyoruz ki bunun bir sonu yok ve beklediğimiz o geleceğin gelmesinin de bir garantisi yok. Şu anımızı nasıl geçirdiğimiz aslında tüm hayatımızı nasıl geçireceğimizi de şekillendiriyor. Enerjimizi anlamsızca ya da anlamsız faaliyetlerle boşa harcamamalı, kaybedeceğimiz savaşa girmekten kaçınmalıyız.

Zaman zaman tabi ki kendimizi ve zihnimizi şımartmalı ve boş zamanlar yaratmalıyız. Açık bir gökyüzü ile bolca oksijenli temiz bir havada zihnimizi güçlendirip canlandırabilmek için yürüyüşler yapacağız. Bazen sarhoş olacağız, gezeceğiz ve ihtiyacımız olan mental yenilemeyi kendimize sunacağız. Ama amaçtan sapmadan, sadece gerekli tüm eforu tüm varlığımızla gösterdikten sonra yola daha güçlü devam edebilmek için. Sürekli ölümü beklediğimizi hatırlamamız, kalan günlerimizin de onun elinde olduğunu bilmemiz ve her adımda ona yaklaştığımızı unutmamamız gerek.

"Hakaretin başarısı, mağdurun duyarlılığına ve öfkesine bağlıdır." — Seneca

Epiktetos'ta ve Marcus Aurelius'ta da değindiğimiz gibi, sadece sizin olaylara koyduğunuz etiketler vardır, kötü olay yoktur. Bir hakaret sizi üzüyorsa ve yıpratıyorsa sadece siz öyle olmasına izin verdiğiniz içindir. Bunun farkında olmak ve kendinize neden bundan bu kadar rahatsız oluyorum, bunu kötü hale getiren kendi beynim diyebilirseniz çok çabuk eleştiri ve hakaretin etkisinden sıyrılabilirsiniz. Epiktetos'un da söylediği gibi: "Bir taşın yanında dur ve ona hakaret et, ne cevap alacaksın? Aynı şekilde, taş gibi dinlerseniz, taciz eden kişi tacizinden ne kazanabilir? "

Seneca'nın ve Stoacıların burada önereceği diğer taktik ise empati. Bir insan sizi eleştirmişse neden eleştirmiş olabilir? Hangi noktaları birleştirip sizin hakkınızda böyle bir yorum yapmış olabilir? Hangi olayların veya kişilerin etkisinde kalmış olabilir? Sizi eleştirene reaksiyon göstermeden önce bu detayları düşünmek ve gerekirse sormak gerek. Yapacağınız yanlış ve gereksiz geri dönütler hem size hakaret veya eleştiriden daha fazla zarar verecek hem de gereksiz bir tartışma yaratmış olacak. Sükunetimizin bozulmasına izin vermeyelim. Kendimizi kızdığımız kişinin yerine koyalım. Şu anda kendimize biçtiğimiz aşırı önemin kibri

bizi öfkeye yatkın hale getiriyor ve biz kendimize yapılmasına tahammül edemediğimiz şeyleri başkasına yapmayı çok kolay buluyoruz.

Düşüncelerimizin bize sahip olmadığını tekrar hatırlamak gerek. Biz hangi düşüncelerimize dikkat edersek ona dönüşüyoruz, çünkü düşüneniz. Ancak bu düşünceler üzerinde de çokça düşünmemiz gerekiyor. Yani 3. kişiymiş gibi kendi düşüncelerimizi gözlemeliyiz. Psikolojide metacognition denilen düşünce hakkında düşünmek. Bir şeyler düşünürsünüz, bazılarına dikkat kesilirsiniz. Bu dikkat kesildiğiniz duygu parçacıkları ise tüm benliğinizi ve baskın olan duruşunuzu etkiler. Duygularınız vücudunuzu kontrol eder ve sizde bir reaksiyon oluşturur. En başında düşünceleriniz üzerinden dikkatlice düşünüp bunların sizde duygusal bir etki yaratmasına onlara dikkat kesilmeyerek engel olursanız eğer kendiniz düşüncelerinize sahip olursunuz. Unutmayın, düşünceleriniz birer renkli balon. İzlemek ve onların size sahip olmasına izin vermemek sizin elinizde.

"Sevgi ve ilgimizi iyi bir adama bağlamamız ve onu sürekli gözümüzün önünde tutmamız gerekiyor ki, o bizi izliyormuş gibi yaşayabilelim ve her şeyi sanki ne yaptığımızı görmüş gibi yapabilelim." — Seneca

Bir başka Stoacı egzersiz diyebileceğimiz öneri ise kendimize bir rol model belirlemek. Seneca der ki bize bahşedilen anne babaları seçmek bizim elimizde değil ve biz de bundan dert yanarız. Bize şans eseri verildiğini söyleriz. Ama aslında kimin çoçuğu olduğunuza kendiniz karar verebilirsiniz. Gandi'yi, Epictetus'u, Mustafa Kemal Atatürk'ü, Che Guevera'yı, Kobe Bryant'ı, Michael Schumacher'i örnek alabilirsiniz. Onlar gibi olmak için her gün kendinizi zorlayabilirsiniz. İçine doğduğumuz şartlar elimizde değil ama sonrasında o şartları nasıl esneteceğimiz tamamıyla bizim elimizde.

"Bugün hangi rahatsızlığını iyileştirdin? Hangi başarısızlığa direndin? Nerede gelişme gösterebilirsin?" — Seneca

Modern dünya kişisel gelişim kitaplarında sıkça gördüğümüz gece meditasyonu da bir diğer Seneca önerisi. Işığı kapattığınızda ve eşiniz uyuduğunda o gün ne yaptığınızı düşünün. Kendinizi sorguya çekin. Neyde ustalaştım? Neye karşı durdum? Neyi kendime kattım? Kime nasıl yardım ettim? Hedeflerim bugün için nelerden oluşuyor ve ben hangilerini halledebildim? Yarın neye ulaşmayı hedefliyorum? Bu hedefim için nasıl aksiyonlar almam gerekiyor?

Seneca, bu her gece yaptığı kendi kendini incelemeyi kendi davasını kendi görmeye benzetiyor. Kendi aksiyonlarını savunuyor ve hakimden nasihat alıyor. "İyi bir adam nasihat almaktan memnundur, nasihat dinleyemeyen ise fakir kalır."

"Filozof Attalus şöyle derdi: "Bir arkadaş edinmek, arkadaşa sahip olmaktan daha hoştur, çünkü ressam için resim yapmak resim yapmaktan daha hoştur." Kişi meşgul olduğunda ve kendini işine verdiğinde, bu dalgınlığın kendisi büyük zevk verir; ama kişi tamamlanmış şaheserden elini çektiğinde, zevk o kadar keskin değildir. Şimdi zevk aldığı şey sanatının meyvesidir; resim yaparken zevk aldığı sanatın kendisiydi." —Seneca

Seneca yıllar yıllar önce şimdinin popüler psikoloji guruları tarafından da iyice gündem yapılan Mihaly Csikszentmihalyi'nin kavramı olan akışa da 2000 yıl öncesinden selam göndermiş. Akışı ele aldığımız ayrı başlığımızda bu konuya detaylı değineceğiz ancak insanoğlunun biyolojisinde kodlu hedonic adaptasyonun da etkisiyle sonlardan çok hoşlanmıyoruz. Kendimizi bir konuya ve işe kaptırmayı bu sırada da zamanın nasıl geçtiğini unutmayı seviyoruz. Seneca da arkadaşlıkta buna dikkat çekiyor ve en güzelinin arkadaş edinme yolunda yaptıklarımız olduğunu söylüyor. Bunu var olan arkadaşlarınızla ilişkinizi bir adım daha ileriye götürdünüz değerli anlar olarak da görebilirsiniz. Tamamen yeni bir arkadaş edinmek için harcadığınız çabada da. Önemli olan bu süreçten keyif almayı bilmeniz çünkü en nihayetinde arkadaşı edindiğiniz zaman hafızanızda yer alan bu küçük anlar olacak. Değişik bir bakış açısı ancak akılda tutmaya değer.

Gelelim daha değişik bir konuya. Bir Bilişsel-Davranış terapisti, yazar ve eğitmen olan Donald Robertson'ın Bilişsel-Davranış Terapisinin Felsefesi kitabından32 öğrendiğimiz üzere, Stoacı felsefeden günümüzdeki modern tedavi tekniklerine temel oluşturan çok fazla teknik bulunuyor. Bunları hem bilmeniz hem de kendi hayatınıza uyarlamanız için kısa bir özeti yararlı buluyorum. Stoacı egzersizlerden günümüzde de tesiri yüksek olan ve modern insanın problem çözümlerinde de terapilerde yer verilen en önemli olanlar:

❖ The Dichotomy of Control, ya da Epiktetos'un felsefesinin temeli olan kontrol çatalı. İnsanoğlu olarak neyin kontrolümüzde olduğunu neyin olmadığını ayırt etmeli ve kabul etmeliyiz. Yapabileceğimizi yapmalı ve elimizden geleni ortaya koyduktan sonra başımıza gelebilecek her şeyi kabul etmeliyiz.

❖ Kendi yargılarımızı olaydan ayırma ya da "kötü olan bir şey yoktur bir şeyi kötü yapan kendi düşüncemizdir" perspektifi. Terapi dilinde bilişsel mesafe koymak olarak da adlandırılır. ❖ Stoacı kabullenme veya kayıtsızlık (apatheia) ya da dışsal olaylara bağlı kalmadan ve onlara duygu etiketi yapıştırmadan seyretme. Doğanın bize hazırladıklarına isyan etmemeye çalışarak kabullenme. ❖ Reaksiyonun geciktirilmesi ya da tetik sonrası vereceğimiz tepkiyi bir süre bekletip düşünmek. Seneca'nın öfke yönetiminde çok fazla üzerinde durduğu konu. Bir şeye reaksiyon vermek için biraz zaman kullanın. ❖ Bilgenin anılması/düşünülmesi ya da gerçek veya hayali rol modellerin erdemlerini veya belirli durumlarda nasıl davranacaklarını göz önünde bulundurarak hareketlerimize yol vermeye çalışma. ❖ Kendimize ve yaşadıklarımıza yukarıdan bakmak ya da olayları ve başımızdan geçenleri hem evren hem de zaman açısından geniş bir bağlama yerleştirmek ve kendimize oradan bir bakış atmak. Bu taktik daha çok başımıza gelen felaket olarak gördüklerimizi yumuşatma için kullanılır. ❖ Geçicilik üzerine düşünmek ya da kendi yaşamımızın ve başkalarının yaşamlarının ve geri kalan her şeyin geçici doğasını düşünmeye teşvik etmek. Ne krallar, ne soylular, ne cesurlar ve zekiler geçtiler ama hiçbiri dünyada kalamadılar. Bizler de aynı sonu paylaşacağız. ❖ Sıkıntının/Acının Önceden Planlanması ya da premeditatio malorum. Yoksulluk, hastalık, ölüm, işsizlik, açlık vb. gibi zorlu durumlar için önceden hayal gücü ile prova yapmayı içeren bir Stoacı egzersiz. ❖ Empatik anlayış ya da aceleci sonuçlara varmak yerine başkalarının bakış açısını, değerlerini ve varsayımlarını rasyonel ve dengeli bir şekilde anlamaya çalışmak. Gündelik hayatımızda sonuçlara atlamadan kendimize sorabileceğimiz acaba neden böyle dedi/yaptı sorusu.

Burada değindiklerimiz ve değinemediklerimizle Seneca'dan aklımızda kalması gereken öğütler ve sorulardan en önemli gördüklerim:

1. Başkalarının onaylamasını arayarak zaman öldürmeyin. 2. Sizi geliştirecek ve değiştirecek insanlarla arkadaşlık kurun. Kiminle vakit geçirdiğinize dikkat edin. 3. Güne erken başlamaya çalışın. "... ve biz daha iyi insanlarız, eğer günü önceden bekliyor ve şafağı karşılıyorsak."

4. Okumaktan ve öğrenmekten vazgeçmeyin. Mutlaka sizin de ilginizi çeken konular vardır, denemeyi bırakmamalısınız. 5. Üzerinde düşündüğünüz ve aksiyon almaya çalıştığınız şey gerçekten sizin kontrolünüzde mi? 6. Şu an yapmaya çalıştığınız, almaya çalıştığınız, hasret duyduğunuz veya merak ettiğiniz şey gerçekten bu kadar önemli mi? 7. Şu anda olduğunuz kişi gerçekte olmak istediğiniz kişi mi? 8. Olabilecek en kötü şeyi önceden düşünün ve kendinizi buna göre hazırlayın. Bu gelecekte ilerlediğiniz yolda karşılaşacağınız zorluklara karşı sizi mental olarak hazırlayacak ve sağlıklı kafa ile çözümü şimdiden düşündüğünüz için daha kolay çözmenize yardımcı olacak. 9. Amor fati, kaderinizi sevin. İster geçmişte, ister gelecekte, isterseniz sonsuza kadar olandan başka hiçbir şey beklemeyin. 10. En iyisi için savaşın, en kötüsü için hazırlıklı olun. 11. Gerçekten gerekli olup olmadığını sorgulayın, her şeyin ve herkesin.

Bu bölümü Seneca'nın yaşamını yönlendiren 7 emriyle bitirelim:

1. Ölüme ya da bir komediye aynı yüz ifadesiyle bakacağım. 2. Zenginliğe sahip olduğumda, sahip olmadığımda olduğu kadar onu hor göreceğim. 3. Bütün topraklara bana, benimkilere de tüm insanlığa aitmiş gibi bakacağım. 4. Neye sahip olursam olayım, onu ne açgözlülükle biriktireceğim ne de pervasızca savuracağım. 5. Toplum baskısı yüzünden hiçbir şey yapmayacağım, her şeyi sadece vicdanım için yapacağım. 6. Dostlarıma anlayışlı, düşmanlarıma yumuşak davranacağım: Benden istenmeden önce af dilemeyi bilecek, onurlu insanlarla orta yolda buluşmak için çabalayacağım. 7. Doğa ne zaman nefesimi tekrar isterse ya da mantık onu bırakmamı emrederse, bu yaşamı bırakacağım ve herkesi iyi bir vicdana ve iyi arzulara sahip olduğuma tanık olmaya çağıracağım.

"Din, sıradan insanlar tarafından doğru, bilgeler tarafından yanlış ve yöneticiler tarafından faydalı olarak kabul edilir." —SENECA

Notlar

  1. 24.The Egg - A Short Story. (2019, September 1). YouTube.
  2. 25.The 90 second life cycle of an emotion. (2021, May 26). YouTube.
  3. 26.Taylor, J. B. (2008, March 12). My stroke of insight. TED Talks.
  4. 27.Pigliucci, M. (2016, December 13). Anger is temporary madness: here's how to avoid the triggers | Aeon Ideas. Aeon.
  5. 28.Berkman, E. T. (2018). The neuroscience of goals and behavior change. Consulting Psychology Journal: Practice and Research, 70(1), 28–44.
  6. 29.Social comparison theory | Psychology Today. (n.d.). Retrieved October 29, 2021, from
  7. 30.Gerber, J. P., Wheeler, L., & Suls, J. (2018). A social comparison theory meta-analysis 60+ years on. Psychological Bulletin, 144(2), 177–197.
  8. 31.Bowler, D. E., Buyung-Ali, L. M., Knight, T. M., & Pullin, A. S. (2010). A systematic review of evidence for the added benefits to health of exposure to natural environments. BMC Public Health, 10, 456.
  9. 32.Robertson, Donald. The Philosophy of Cognitive-Behavioural Therapy (CBT): Stoic Philosophy as Rational and Cognitive Psychotherapy

7 / 16

Arthur Schopenhauer ile Bir Pesimistin Karanlık Kuyuları

Karanlık Kuyuları

"Her insan kendi görüş sahasının sınırlarını, dünyanın sınırları olarak kabul eder. " —Schopenhauer

Schopenhauer okuduğumuz kadarı ile ilginç bir karakter. Onun da değeri Van Gogh gibi öldükten sonra bilinmiş. Hayatının son beş yılında biraz üne kavuşsa da dikkati öldükten sonra kendisine çekebilmiş. Absürt gelebilecek önermeleri arasında kadınları daha az mantıklı ve karar verme kapasitesinden yoksun olarak tanımlamışlığı bile var. Hiçbir zaman evlenmemesi de bunu açıklıyor zaten. Açık açık yaşamın yaşamaya değer olmadığını da söylemiştir. İnsanın hayatının, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin var olmaya çalışmak için harcanmış bir çaba olduğunu da. En vurucusu da belki de şudur; ona göre hayatın nihâi amacı asla mutluluk olamaz çünkü mutluluğun bu dünyada imkansız olduğunu söyler. Yürü be Schopenhauer abi, hiç kimse bu kadar cesur konuşamadı senin gibi.

İlginçlikler bununla da sınırlı değil. Ona göre acı ve ıstırap, arzuyla doğru orantılıdır çünkü belirli bir hedefe veya nesneye ulaşılamaması bizde hüsran yaratır. Bunu anlatırken arzunun asla bitmeyeceğinden, yani bir şeyi başardıktan sonra yeni bir hedef arzusu yaratılacağından dolayı bunun sonsuz bir döngü olduğunu söyler. Buraya kadar çok güzel tabii ki. Buna paralel olarak Buda'dan alıntı yapar ve klasik Buda öğretisini özetler: Hayat acı çekmektir, acı arzularımızdan dolayı ortaya çıkar, arzunun sonlandırılmasını acılarımızı da sonlandırır ve bu gerçekler nihai gerçeklerdir. İlginç olan ne mi? Schopenhauer bunlardan yola çıkarak erkeklerin kadınlardan uzak durmasını söyler. Herkese tekil bir yaşam önerir, üremeyin ve soyumuz tükensin der. Arkanızdan bir alkış sesi mi duyuyorsunuz? Evet o benim, bu kadar aykırı fikirleri zamanının da geri kalmışlığına rağmen apaçık dile getirebilen ustayı alkışlıyorum.

Kendisi 22 Şubat 1788 doğumlu, şimdinin milyonerleri arasında sayılabilecek zengin bir ailede doğuyor. 17 yaşındayken babası ölüyor, hatta genel inanış intihar ettiği yönünde. Annesini bu acıyı çabucak atlattığı için biraz suçluyor, annesiyle arası pek iyi sayılmaz. Schopenhauer'in annesinin babasını çabuk unuttuğunu düşüncesi belki de onu evlilikten uzak tutmuştur, bilemeyiz.

Göttingen Üniversitesi'nde metafizik ve psikoloji okuyor. En çok etkilendiği isimlerin ise Plato ve Kant olduğu söyleniyor ancak kitaplarında bolca Stoacı referanslar da mevcut. En önemli eseri İstenç ve Tasarım Olarak Dünya olarak kabul ediliyor. Bunun dışında Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Aşka ve Kadınlara Dair, Aşkın Metafiziği, Dünyanın Istırabı Üzerine ve Tartışma Sanatının İncelikleri gibi size değer katacak birçok kitabı da mevcut. Eserleri ve fikirleri Ludwig Wittgenstein, Leo Tolstoy, Albert Einstein, Erwin Schrödinger, ve Friedrich Nietzsche gibi önemli insanları da çokça etkilemiş.

Schopenhauer'u anlamak için onun düşüncelerini üzerine inşa ettiği temele iyi bakmalıyız. Ona göre hayatımızdaki en önemli sabitlerden biri arzularımız ya da istencimiz, irademiz. Sürekli bir şey olsun isteriz. Daha fazla para kazanmak, açken doymak, alkol alıp sarhoş olmak, tatile gitmek ve daha nicesi. Her arzumuzu tatmin edemeyebiliriz. Tatmin etsek de yerine hemen yenisi yerleşir. Dolayısıyla onun deyimiyle sürekli umutları ve korkuları olan arzular kalabalığına teslim olduğumuz sürece, iradenin öznesi olduğumuz sürece asla kalıcı mutluluğa ve huzura kavuşamayız. Yani aslında hayatın özünü irademiz oluşturur, bir şeyin yokluğunu görür ve acı çekeriz ve onu arzularız, arzularımız hayatın gerçekliğinde reddedilir, ya da tatmin edilir ve yeni arzulara yol açar. Bu yüzden hayat sürekli bir acı çekmedir. İradeyi tatmin etmek imkansızdır, kendimizi sürekli bir hedonik döngüde buluruz. İrademizi engellemeye çalıştığımızda ya da irademiz başkaları tarafından engellendiğinde acı duyarız. Arzularımız tatmin olduğunda ise boşluk hissi ve sıkıntı duyarız. Yani hayatımız onun deyimiyle acı ve can sıkıntısı arasında bir sarkaç gibi ileri geri sallanır.

Benim en çok alıntı yapacağım eseri aslında Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar. Bu kitabında mutlu yaşam için 50'ye yakın kuralı var. Burada alıntıladığım sırası, alıntıların kitaptaki sıralamasından biraz farklı.

❖ Mutluluk kendi kendine yetenlere aittir. Mutluluğu kendi içimizde bulmak her ne kadar zor olsa da, başka bir yerde bulmak da Schopenhauer'in dediği gibi imkansızdır. ❖ Dışarıyı kazanmak için içeride kaybetmek; yani ihtişam, rütbe, şatafat, unvan ve şeref uğruna huzur, eğlence ve bağımsızlığından tamamen veya kısmen vazgeçmek büyük bir aptallıktır. ❖ Zenginlik deniz suyuna benzer; ne kadar içersek o kadar susarız. – Aynı şey şöhret için de geçerlidir. Elinizdekilerle yetinmeye bakın.

❖ Mutluluk ve zevk aramaktan vazgeçilmelidir, bu arayışın bir sonu yoktur. Bu arayış sadece beraberinde acı ve eziyet getirir. Bunun yerine acısız ve huzur dolu bir hayat tercih edilmelidir. Tıpkı Epikür'ün dediği gibi. "Bir insanın mutlulukla ilgili durumunu tahmin etmek için onu neyin memnun ettiğini değil, neyin onu rahatsız ettiğini sormak gerekir; ve kendi içlerinde ne kadar önemsiz şeyler varsa, insan o kadar mutlu olur' ❖ Seneca'nın dediği gibi: "Başkasının senden daha mutlu olduğu gerçeği seni üzüyorsa, asla mutlu olamazsın." Kıskanmayı bırakmaya ve bunun bir hastalık olduğunu kabul etmeye çalışın. Kimse umrumuzda olmamalı, kendi halinizden başka. ❖ Maalesef ki bize şeylerin değerini öğreten çoğunlukla kayıplardır. Kaybetmeden önce değerini bilmek için Stoacıların önerdiği negatif görselleştirme tatiklerini uygulayabiliriz. Bir şeyi kaybetmiş gibi hayal edip o durumda ne kadar üzüleceğimizi hayal edebiliriz. Unutmayın en önemli gücümüz hayal edebilmek. Bunu yararımıza kullanmak gerekli bazen, ters gibi gözükse de. ❖ Aristotle 'ın dediği gibi: "Basiretli insan hazza değil, acının yokluğuna taliptir." Aynı düşünceyi Epikür'de görmüştük. Tranquil yani sakin bir hayat her şeyden önemli, bu da ancak acının yokluğunda mümkün. ❖ Hiçbir şeyin sonsuza kadar size ait olmadığını unutmayın. ❖ Aslında bize ne olduğu değil, buna nasıl tepki verdiğimiz önemli. Reaksiyon göstermeden önce düşünün. ❖ Hayallerinizi çok da gerçekleşmesi gerekli olan şeyler olarak benimsemeyin. Gerçekler hayallerinize uymaz çoğu zaman. Mutluluğunuzu o hayallerin gerçekleşmesinde aramayın. ❖ "Yalnızlığını seven ve onunla dost olan kimse, bir altın damarı bulmuştur." Kendinizle vakit geçirmeyi ve bundan keyif almayı öğrenin. Dinginlik ve suskunluk mutlu ve sakin hayatınızın temel parçaları. Eğer kendinizle baş başayken yalnız hissetmiyorsanız, avantajlı durumdasınız demektir. ❖ Sağlık her şey değildir; ama sağlık olmadan her şey bir hiçtir. Sağlığınıza en muntazam özeni gösterin. Geri kalan her şeyi sağlığınızın üstüne inşa etmeye çalıştığınızı unutmayın. Schopenhauer'a göre mutluluğumuzun onda biri yalnızca sağlığa bağlıdır ve sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur. Bunun için günde en az 2 saat açık havada yürüyüş ve egzersiz önerir. "Bu nedenle asil bir doğa, yetenekli bir kafa, neşeli bir mizaç, parlak ruhlar, iyi çalışılmış ve mükemmel

şekilde sağlam bir fizik, mutluluğun ilk ve en önemli unsurlarıdır; öyle ki dış zenginlik ve dış onura sahip olmaktansa bu tür nitelikleri geliştirmeye ve korumaya daha fazla niyetli olmalıyız." ❖ Başınıza gelen kötü bir olaydan sonra bu neden başıma geldi diye ağlamayın. Olması gerekiyordu ve oldu, şimdi ne yapabilirsiniz buna bakın. ❖ Her insan farklı. Dolayısıyla anlayışlar da farklı. Bazı şeyleri idrak etmeye çalışırken aradaki farklılıkları unutmayın. ❖ "Hayat, acı ve can sıkıntısı arasında bir sarkaç gibi ileri geri sallanır." Bununla savaşmak yerine kabullenip olabilecek en iyi hayatı yaratmak için savaşmak gerekir. Acı ile birlikte can sıkıntısı, hayatın eziyetlerinden asla kaçamayacağımız iki gerçeğidir. Arzunun yokluğu bize can sıkıntısını getirir ki bu bizi intihara kadar sürükleyebilir. Arzunun tatmin edilmesi ise bize sadece kısa süreli bir huzur getirir ve bu durum arzuların tekrar artmasına yol açar. En sonunda kendimizi yine sıkıntının kollarında buluveririz. ❖ Bizden daha iyi durumda olanlarla değil daha kötü durumda olanlarla karşılaştırma yapmalıyız. Bencillik olarak değil, elimizdekilerin değerini anlamak adına yapmalıyız bunu. ❖ "İnsan yapabileceklerini isteyerek yapmalı ve çekmesi gereken acıyı isteyerek çekmelidir." Ne istiyorsanız peşinden koşmayı bırakmayın ama onunla beraber gelen tüm acıyı da göğüsleyin. ❖ Her meseleyi ona ait olan zamanda düşünmeli ve önceden bir şeyler hakkında kendimizi düşünerek üzmemeliyiz. Her durumu değerlendirmenin kendine ait bir zamanı var. Hayal gücünüzde gerçekte çektiğimizden daha fazla acı çekmemeye özen göstermeliyiz. ❖ "Dünyaya acı çekmek için gelmediğimizi, bir şekilde mutluluğu hak ettiğimizi ya da dünyanın bizim amaçlarımızı yerine getirmekle yükümlü olduğunu düşünmek, budalaca bir hatadır. Aynı şekilde, ne getirirse getirsin sadece hayatta olmanın iyi bir şey olduğu inancı da bir hatadır." Evrenin ve hayatınızdaki hiç kimsenin size hiçbir sözü olmadığını unutmayın. Kimse size borçlu değil. Ne istiyorsanız gidip kendiniz almalı veya yaratmalısınız. Bu dünyaya da mutlu olmak için gelmediniz ama buradayken mutluluk için savaşmayı seçtiniz. Başına kötü olaylar geldiğinde neden ben diye düşünmenin bir anlamı yok. Çünkü "ben" kavramının büyük resimde hiçbir değeri ve diğer benlerden hiçbir farkı yok. "Kendinizi bu hayatta yönlendirmek için güvenilir bir pusula olarak, bu dünyayı bir kefaret yeri, bir tür

ceza kolonisi olarak görmeye kendinizi alıştırmaktan daha yararlı hiçbir şey yoktur. Bunu yaptığınızda, hayattan beklentilerinizi doğanın kanunlarına göre düzenleyecek ve hayatın musibetlerini, ıstıraplarını ve acılarını artık olağandışı bir şey olarak görmeyeceksiniz." ❖ Schopenhauer'a göre en büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Bu yine Budist geleneğin etkisinde söylenmiş bir söz gibi görünür ama gerçeklik payı çoktur. Geçmişe takılı, geleceğe belden bağlı bir yaşam bizi ancak umutsuzluğa sürükler. ❖ Başımıza ne gelirse gelsin, büyük sevinçlere, ağıtlara yer vermeyin; bir yandan her şey değişimle doludur. Kader her an daha iyiye veya daha kötüye doğru evrilebilir. Öte yandan insanlar kendileri için ne iyi ne kötü tam olarak kestiremezler ki bu konuya bilim başlığında değineceğiz. ❖ Limitler bize iyi gelir. Limitlerimiz yüzünden irademiz ne kadar az şeyin peşinde koşarsa o kadar az acı çekeriz. Şimdiki zamanın tadını daha fazla çıkarırız. Her zaman hatırlamamız gereken, var olan tüm şeylerden sadece eser miktara sahip olabileceğimizdir. ❖ Schopenhauer'a göre insanlar kendileri ile çok fazla ilgililerdir ve kırılmaları ya da şımarmaları çok kolaydır. Arkadaşlığın ise gizlenmiş bir çıkar olduğunu söyler. Gerçek arkadaşlık ona göre çok nadirdir, hatta belki hiç yoktur. Kendimizi diğer insanlara yaslamamalı ve mutluluğumuzu onlara bağlamamalıyız. Tanıştığımız her insanı biraz aptal olarak düşünebiliriz. Düşünelim ki onlardan ayrılmak kolay olsun. ❖ Evlilik, kadınların kendini finansal açıdan güvene almak için tasarladığı bir kurumdur der Schopenhauer ve iç huzur için evlilik önermez. Bu önermesi modern bilimle biraz çakışır görünmekte. Birçok çalışmadan biliyoruz ki evli insanlar daha fazla mutlu görünüyor ve stres ve zorluklarla daha iyi başa çıkabiliyorlar33. Tabi bu durum kişiden kişiye değişebilir. Araştırmaların bir diğer ilginç çıktısı da dul veya boşanmış insanların hem evlilerden hem de hiç evlenmemişlerden daha mutsuz olması. Schopenhauer bu konuda ne derse desin, siz kalbinizi dinleyin.

❖ Kendimizi ve yaptığımız işin kalitesini değerlendirmek için insanların geri dönütlerine çok kulak asmamalıyız. Her ne kadar başka değerlendirme noktamız olmasa da bizi eleştirmesini beklediğimiz kişiler gerçekten de konuya ne kadar hakimler? Bizim kadar çaba harcamışlar mı? Akıl sağlıkları yerinde mi? "Bir müzisyen, dinleyicilerin neredeyse tamamının sağır olduğunu bilseydi, dinleyicilerin yüksek alkışlarıyla gurur duyar mıydı? Bu kadar süredir onları zeki olarak düşündükten sonra siz de 'onların' zaman zaman, görkemli bir şekilde, pek bir ipucuna sahip olmadıklarını da düşünün. "

Her ne kadar hayatın anlamı nedir ve nasıl mutlu olabiliriz diye kitap boyu düşünmüş olsak da Schopenhauer'un tasvir ettiği gibi bir durum da mümkün görünüyor. Sürekli bir havucun peşinden koşarken hayatı yaşamayı unutarak ölüyor olabiliriz. Mutluluk imkansız olabilir, kimsenin bize bu sözü vermediğini düşünürsek. Yapmamız gereken sahip olduklarımızın kıymetini bilerek, irademizi dizginleyip acıdan uzak, sağlığımıza dikkat ederek ve az ama öz arkadaş ile bol kitabın arasında yaşamak olabilir. Tabi Schopenhauer'un pesimistliği size daha fazla umut da verebilir. Madem dünya bu kadar kötü ve mutluluk imkansız, neden her şeyi deneyip sonuna kadar arzularınızın peşinde koşmayasanız ki? Sonuçta her türlü ölecek ve mutsuz olacaksınız.

"Verdiği sözü tutmuyor hayat; tutsa bile, özlediğimiz şeyin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzakta bulunduğunu göstermek için yapıyor bunu. Kimi zaman umut, kimi zaman da umulan şey aldatıyor bizi. Bir eliyle verdiğini öteki eliyle alıyor. Uzaklığın büyüsü, cennetler gösteriyor bize. Ama büyülenir büyülenmez, bu cennetlerin uçup gittiğini görüyoruz. Demek ki, mutluluk ya gelecekte ya da geçmişte; şimdiki an, güneşli ovanın üzerinde dolaşan bir küçük buluta benziyor; önü arkası pırıl pırıl bulutun. Ovaya yalnız onun gölgesi düşüyor." —Arthur Schopenhauer

"Unutan iyileşir." — Friedrich Nietzsche

Notlar

  1. 33.Lee, K. S., & Ono, H. (2012). Marriage, Cohabitation, and Happiness: A Cross-National Analysis of 27 Countries. Journal of Marriage and Family, 74(5), 953–972.

8 / 16

Aristo ve Eudaimonia

"Mutluluk hayatın anlamı ve amacı, insan varlığının tüm hedefi ve sonudur." — Aristo

Bu bölümdeki durağımız Aristo. 2000 yıldan fazla zaman öncesinden sesleniyor bize. Milattan önce 384-322 yılları arasında yaşayan Yunan filozof, aynı zamanda Plato'nun öğrencisi. Daha da ilginci Büyük İskender'in de hocası. Mantık, etik, zooloji, biyoloji ve daha nicesi hakkında eserleri mevcut. Lyceum adında kendi okulu da mevcut, çoğu kitabı da zaten okulda verdiği ders notlarından oluşturulmuş.

Aristo en önemli eseri Nikamos'a Etik'te mutlu ve anlamlı hayatın en temel parçalarından birinin muhteşemlik ya da ustalık olduğunu söyler. Flow bölümümüzde daha derinine ineceğiz, ona göre erdemli ve anlamlı bir yaşam efor gerektirir ve eğlenceden ibaret değildir. Mutluluğun en temel taşlarından birini oluşturan mükemmellik Aristo'ya göre asla tesadüf değildir. Her zaman yüksek niyetin, samimi çabanın ve akıllı uygulamanın sonucudur; birçok alternatifin akıllıca seçimini temsil eder. Seçimlerimiz kaderimizi belirler, şans değil der.

Mutluluğun en yüksek iyi olduğunu savunur Aristo. Bakın burası çok önemli. "En yüksek iyi" . Mutlu olmayı mutlu olmak için isteriz başka bir amacımız yoktur. Araba isteriz çünkü mutlu olmak isteriz, daha çok para isteriz çünkü mutlu olmak isteriz. Ancak mutluluğu başka bir şey için istemeyiz, sadece kendisi için isteriz. İnsan hayatında makul bir şekilde neden yapıldığını soramayacağınız tek şey insanın mutlu olmaya çabalamasıdır. Bu içimizden gelir. Mutluluk kendi içinde bir sondur.

Bu en yüksek iyiyi Aristo Eudaimonia olarak tanımlamıştır, Yıllar içinde bu kelimenin tam anlamı tartışılsa da bunu mutluluk, iyi olma hali, serpilme ve gelişme olarak da çevirmek mümkün. Aristo bu konuya o kadar çok önem vermiştir ki eyaletlerin en önemli sorumluluğunun insanlara Eudaimonia sağlamak olduğunu savunmuştur. Eudaimonia kısa süreli mutluluk ile ilgilenmez, uzun süreli tüm hayata yayılmış erdemli kararlardan bahseder, sürdürülebilir mutluluğun peşindedir. "Çünkü bir baharı yaratan bir kırlangıç ​ya da güzel bir gün olmadığı gibi, insanı mutsuz ya da mutlu kılan da bir gün ya da kısa bir zaman değildir." Sadece bir anlık zevki, ömür boyu mutluluğa dönüştüremeyiz. Bunun yerine mutluluğu uzun vadeli hedeflerimize ve değerlerimize öncelik vererek elde edebiliriz.

Erdemli hayat insanın aşırı davranışlardan kaçınması ve yaptığı her şeyde daima ortayı bulması ve onu tercih etmesidir. İnsanın asıl amacı erdemlerini ve karakterini eğitim ile geliştirmektir ve sonunda ulaştığı noktada herhangi bir tavır, davranış veya seçim için düşünmeden hareket edebilmektir. Eudaimonia insana özgüdür, herhangi bir hayvan için bu konu üzerinde düşünmeyiz. İnsanı hayvandan ayıran mantıklı düşünebilme kapasitesidir ve bu yüzden boşluk içerisinde zevk peşinde koşan yaratıklar olamayız. Eudamimonia tamamen bize bağlıdır, onu istiyorsak gidip almalıyız.

Aristo'ya göre bizi mutluluğa götürecek erdemler 11 adettir ve bunları altın orta dediği kavram ile açıklar. Her şeyden ne çok az ne çok fazla, sadece altın oranda. Bu 11 erdem şu şekildedir:

❖ Cesaret: Korkaklık ve pervasızlık arasındaki erdem. Cesur olan insan tehlikeyi görür ve tahmin eder ama yine de buna karşı harekete geçer. Aristo'ya göre cesaret; korkaklık ve gözü kara olmanın düzenlenmesidir. ❖ Özdeğer: Gurur erdemi. Kendinizi olduğunuz değerden aşağıda görmemeli ve aynı zamanda çok daha yukarıda adreslememelisiniz. ❖ Ölçülülük: Aşırı müsamaha ve duyarsızlık arasındaki erdem. Aristo'ya göre her şeyde ölçü çok önemli. Çok yemek de hatalı az yemek de. ❖ Yardımseverlik: Hayırseverliğin erdemi. ❖ İhtişam: Abartılı yaşamanın erdemi. İnsan cimri olmamalı ama bayağı ve ucuz zenginlik de yaşamıyor olmalıdır. ❖ Adalet: Başkalarına karşı adil davranma erdemidir. ❖ Sabır: Hem zorluklara karşı hem de sizi sinirlendiren olaylara karşı. ❖ Doğruluk: Dürüstlüğün erdemi. ❖ Espri: Kalp kırmadan dozunda akıllı bir mizah erdemi. ❖ Dostluk: Çok fazla arkadaşımız olması için çabalamamalı ama tamamen kendimizi fildişi kulelerine de kilitlememeliyiz. ❖ Utanç: Çok utangaç olmakla utanmaz olmak arasındaki orta erdem. Kişi kendini utandırmaktan korkmamalı ama aşırı utanmazlıktan da her daim kaçınmalıdır.

11 Erdem Fazlalığı / Altın Oran / Azlığı

Aristo'nun kendi kitabında da defalarca dile getirdiği üzere, mutluluğa giden yol için gerekli erdemlerde kesin bir tarif, pratik yasa veya kesin formülasyonlar yoktur. Bunun yerine, her erdemi tek başına ele almalı hangi durumlarda hangi erdemi "altın orta"sından ne kadar hareket ettireceğinize deneyerek karar vermelisiniz. Erdemlerimizi geliştirmek için bir yerden sonra orta noktayı bulmalıyız. Daha sonra bu erdemleri alışkanlıkla perçinlemeliyiz. Biz alışkanlıklarımızın ta kendisiyiz.

"Yalnız yaşamak için hayvan ya da Tanrı olmak gerekir. Arkadaş nedir? İki bedende yaşayan tek bir ruh." — Aristo

Aristo'nun bu Eudamonia ya da mutluluk teorisinin önemli bir bileşeni, erdem faktörüdür. Mutluluğa giden yolda en önemli belirleyici faktörün 'tam erdem'e sahip olmak olduğunu iddia eder. Bu erdemlerden en önemlisi de arkadaştır. Değer verilen arkadaşlık en erdemli şeydir der. Tabi ki onun anlattığı arkadaşlığı bulmak özellikle bu yıllarda çok zor. "En iyi arkadaş, benim iyiliğimi dileyen, benim iyiliğim için dileyen kişidir." Zaten bu tarz arkadaşlıkların çok nadir ortaya çıkacağını kendisi de dile getiriyor.

Aristo'ya göre iki farklı tamamen çıkara dayalı arkadaşlık türü var. Bunlar genel geçer arkadaşlıklar. İlk çeşidi çıkara dayalı arkadaşlıklar. Eğer iki taraf da birbirine yarar sağlıyorsa

bu arkadaşlık devam ediyor ama ikisinden birisi yararı kestiği anda arkadaşlık sona eriyor. İkincisi ise zevke dayalı arkadaşlıklar. Ortak zevkleri paylaştığımız arkadaşlıklar zamanla gelişip değiştikçe hayatımızda olmamaya başlarlar.

Aristo'nun değer verdiği ve çok önemli gördüğü arkadaşlık türü ise iki insanın değer verdiği erdemlerinin karşılıklı olarak saygı gördüğü ve birbirlerini geliştirebildikleri arkadaşlık türüdür. Kimse zevk ya da çıkar için bu arkadaşlık içerisinde değil. Arkadaşsınız çünkü karşı taraftan bir şeyler öğreniyorsunuz, gelişiyorsunuz, onun erdemlerine ve niteliklerine saygı duyuyorsunuz. Onunla beraber gelişiyorsunuz. Bu tarz arkadaşlıklarımızın sayısını artırmak önemli uğraşlarımızdan biri olmalı, mutluluk ancak böyle mümkün olabilir.

"Önemli olan, ne aldığınız değil, ne verdiğinizdir. Önemli olan, öğrendikleriniz değil, öğrettiklerinizdir. Önemli olan, doğruluk, dürüstlük, merhamet, fedakarlık ve cesaretle atmış olduğumuz her adımla, başka yaşamları zenginleştirmiş olmanızdır. Önemli olan, yetenekleriniz değil, karakterinizdir. Önemli olan, diğer insanları yüreklendiren, onların sizi takip etmesini sağlayan örnek bir insan olmaktır. Önemli olan kaç kişi tanıdığınız değil, siz gittiğinizde ebedi bir yoksunluk hissedecek olan insanların sayısıdır. Önemli olan, hatıralarınız değil, sizi sevenlerin kalbinde yaşayacak olan hatıralarınızdır. Önemli olan, ne kadar uzun süre hatırlanacağınız değil, kimler tarafından ne şekilde hatırlanacağınızdır. Önemli bir hayat yaşamak rastlantıyla olmaz. Önemli olan, koşullar değil, seçimlerinizdir. Önemli bir hayat yaşamayı seçin! " — Michael Josephson

9 / 16

Sartre ve Dünyaya Fırlatılmışlığımız

"İnsan özgür olmaya mahkumdur, zorunludur! Çünkü dünyaya fırlatıldığı andan itibaren yaptığı her şeyden sorumludur." — Jean Paul Sartre

Bizler seçimlerimizin kendisiyiz. Ne sert bir tokat. Sartre benim üniversite yıllarımda soğuk Ankara gecelerinin katillerinden biri. Hayatımda tanıdığım en eğitici katillerden belki de. Hangi üniversitede okuyacağınız, mesleğinizin ne olacağı, neyden daha çok zevk aldığınız, hangi hobiyi devam ettireceğiniz, kiminle ayrılıp kiminle evleneceğiniz, hangi yollardan hangi sonuca varmak istediğiniz gibi gibi gibi binlerce kararsızlık sonucunda seçtiğiniz yollar ve aslında aldığınız kararlar oluşturacak hayatınızın tümünü.

Sartre bir yandan, bizler tüm seçimlerimizden sorumluyuz derken bir yandan da insanın kendi özünü oluşturmada ve seçimlerinde tamamen özgür olduğunu ve her şeyin sorumluluğunun insan tarafından taşınması gerektiğini savunur. Ona göre, sorumluluğun reddi tamamen insanın kendini aldatmasıdır. Düşünürken sizin de boğazınız düğümlenmiyor mu? Her şeyin sorumlusu sizdiniz, sizsiniz ve siz olacaksınız. Kendinizden yaratmaya çalıştığınız aciz karakter bu ağırlığın altında eziliyor gibi görünüyor. Sartre bize hiç acımıyor, alacağı olsun.

Evet, ne istediğimizi asla bilmiyoruz ama yaptığımız her şeyden maalesef sorumluyuz. Evet, bu hayatta nasıl yaşanmalı sorusunun dışındaki tüm soruların cevaplarını bulduk ama yine de tüm sorumluluk bizde. Sartre bunu şu şekilde özetler:

"Dostoyevski, Tanrı olmasaydı her şey mubah olurdu, diye yazmıştı. Gerçekten de, Tanrı yoksa her şey mubahtır, hiçbir şey yasak değildir. Bu demektir ki, insan kendi başına bırakılmıştır. Ne içinde dayanacak bir destek vardır, ne de dışında tutunacak bir dal. Artık, hiçbir özür, dayanak bulamayacaktır yaptıklarına. Varoluş özden önce gelince, verilmiş ve donmuş bir insandan söz edilemez elbet. Önceden belirlenmiş, donmuş bir doğa açıklanamaz çünkü. Başka bir deyişle, gerekircilik, kadercilik yoktur burada, kişioğlu özgürdür, insan özgürlüktür." — Jean Paul Sartre

Sartre, yine de insanoğlunun bir şeylerden kaçınma ve gerekeni yapmaktan kaçınma eğilimi olduğuna eserlerinde her zaman dikkat çekmiştir. Yaptığımız her hareketin sorumlusu biz isek bu başarısız olduğumuz durumlarda kendimizi daha da eleştirmeye ve yaralamaya yol açar. Bunlardan kaçınmak için ideolojiler ya da inanışlar benimseriz. Çoğu şeyi bir inanan

olarak kadere bırakırız. Sartre'nin kötü inanış olarak adlandırdığı şey sorumluluk almanın yükünden kaçıp kadere boyun eğmeyi tercih etmek ve yaratıcıdan medet umarak roller üstlenmektir. Varlık ve Hiçlik kitabında bunu bir garson örneği üzerinden anlatır. Sartre, bu garsonun kötü niyetle yaşadığını, kendi özgürlüğünü inkar ettiğini yazar kitabında. Kendisi olmak yerine toplumun yarattığı garson rolüne büründü ve tam bir insan olamadı der. Bir insanın özünü savunarak garson olmak isteyeceğini düşünebilirsiniz. Ama Sartre'nin asıl anlatmak istediği şey dışarıdan baktığınızda garson veya başka bir servis elemanının asıl yapmak istediğinin bu olmadığı yönünde. Hayatının zorluklarına ve şartlarına direnmemiş, kendi özünü yontmaya çalışmamış ve toplum onu nereye sürüklediyse o yöne akıp durmuş. Kendini yaratmak için sorumluluk almamış. Sartre'a göre, varlığımızın gerçekliğinden kaçınmaya çalıştığımız için bu etiketlere, garson, öğretmen, komi, bulaşıkçı, aşçı, temizlikçi, yönelme eğilimindeyiz. Kendimizin sınırlarını çizmeyi daha çok seviyoruz. Her şeyi olabilir, her olasılık için savaşabiliriz. Ama olasılıklarımızın bu kadar geniş olması midemizi bulandırıyor. Bizde Sartre'nin deyimiyle bir "bulantı" oluşturuyor.

Sartre'a göre, i̇nsan sadece aksi̇yon alarak i̇nsan olabi̇li̇r. Descartes'ın "Düşünüyorum, o halde varım." cümlesini Sartre için "Deniyorum/yapıyorum, o halde varım." olarak da çevirebiliriz bir bakıma. İnsan umudu olmasa da aksiyon almalı ve kendini bir davaya ya da işe adamalı. Bulantı ve diğer romanlardaki gibi içinde bulunduğu aksiyonsuzluk durumundan acı çeken insan, korkularıyla yüzleşmeli ve diz çökerek yaşayacağına ayakta ölmeli.

Buradan hızlıca bir Sartre başlangıcı yapmışken, biraz Varoluşçuluktan bahsetmekte fayda var. Genel kabül varoluşçuluğun babasının Danimarkalı filozof Soren Kierkegaard (1813 – 1855) olduğu yönündedir. Diğer büyük figürler ise Friedrich Nietzsche (1844 – 1900), Karl Jaspers (1883 – 1969), Martin Heidegger (1899 – 1976), Albert Camus (1917-1960, her ne kadar kendisi varoluşçu olmadığını iddia etse de) ve Jean-Paul Sartre (1905 – 1980)34.

Varoluşçuları temelde Tanrı'ya inanan ve tanrıtanımazlar olarak da ayırmak mümkün. Meşhur "leap of faith" inanç sıçraması ile tanınan Kierkegaard, Bergson gibi varoluşçular Tanrı'ya ve çözümün ondan geçtiğine inanan varoluşçulardandır. Öte yandan Beauvoir, Heidegger, Camus, Sartre, gibi ateist varoluşçular görüşlerini açıklamak için Tanrı'ya ihtiyaç duymamışlardır.

Peki nedir bu varoluşçuluk? Sözlük tanımı olarak, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da, özellikle Fransa'da ortaya çıkan, varlığın, varoluşun özden, içerikten önce geldiğini, yani

insanın önce var olduğunu, daha sonra tutum ve davranışlarıyla, eylemleriyle kendini sürekli olarak yarattığını, biçimlendirdiğini öne süren, insan ne ise o değil, ne olmuşsa odur diyen felsefe ve yazın akımı, öğretisidir. Yani aslında Sartre'nin temelde savunduğu "Varoluş özden önce gelir" cümlesinin daha geniş çerçeveye oturtulmuş hali. Bencil ve bireyci bir felsefe olmak ile eleştirilse de varoluşçuluk, toplumu inşa etmek için önce birey üzerinden hareket etmenin gerekliliğini kavramış bir öğreti olarak görünüyor. Komünistlere göre varoluşçuluk bir burjuva felsefesi idi, Katoliklere göre ise pesimizmin bireyi ön plana çıkaran başka bir formuydu.

Varoluşçu deyince nedense Paris'te bir kafede otururken sigarasını tüttüren, garsonların hareketini izleyen, kayısı kokteyllerini yudumlayan, durmadan umutsuzluğa kapılan ve hayatın anlamsızlığına anlam vermekte zorlanan insanlar hayal ediyorum. Bugün yaşadığım sancıların çoğu onların sayesinde, henüz ölmediysem de yine çok yardımları var.

Varoluşçular her şeyden önce anlamın peşinde koştular. Varoluşçuluğun modern babası Kierkegaard şu soruları sorarken içimizden birini seslendirmiş gibi: "Gerçekten ihtiyacım olan şey, ne yapmam gerektiği konusunda net olmak, bilmem gerekenler değil… Mesele benim için gerçek olan bir gerçeği bulmak, uğruna yaşayıp ölmeye hazır olduğum fikri bulmak." Keşke hepimiz uğrunda ölebileceğimiz tutkumuzu bulabilmiş olsak değil mi? Kierkegaard ile aynı acıyı paylaşmış olmanın vermiş olduğu bir hafiflik de yok değil, hala içimizi aşkla dolduran o "şeyi" aramak için sebeplerimiz var demektir.

Siz de bazen şunu düşünmüyor musunuz? Zevklerimiz kısa sürüyor. Hayatımızın yüzde 70'inden fazlasını mecbur olduğumuz şeylere adıyor gibiyiz. Tam bir hayal kırıklığıyız. Koskocaman dünyada yalnızız. Kendimizi anlatmaya çalışsak da kelimelerin gücü buna yetmiyor. Sürekli duvarlara çarpıp geri dönüyoruz. Uykusuzuz, hevesimiz çok yok. Hevesimiz olsa paramız yok, paramız var hevesimiz yok. İyi de tam olarak burada neyin peşindeyim o zaman? İşte tam olarak bu varoluşsal bir sancı ya da Sartre'nin deyimiyle bulantı. Bunun adının olması bile bir rahatlık vermiyor değil, yalnız olmadığını bilmek güzel bir his.

Biraz Sartre'nin hayatından bahsedelim. 1905'te Paris'te doğar Sartre ve babasını bebekken kaybeder. 12 yaşına kadar annesi ile birlikte yalnız, daha sonra ise üvey babası ile yaşar. Kendisi bir filozof, roman ve oyun yazarı, aktivist, eğitmen ve eleştirmendir. Zamanın ötesinde bir şekilde bir başka filozof Simone de Beauvoir ile açık bir ilişki yaşamıştır. 1964'te Nobel Ödülü'ne layık görülür ancak kabul etmez. 1.60 boyunda, gözlerindeki problemden dolayı kendini çok beğenmeyen bir insandır. 1980 yılında hayata veda eder ve tabutu Paris'te binlerce kişi tarafından taşınır.

Üç aşağı beş yukarı Sartre de Camus gibi, 20. Yüzyıl'da iki büyük savaş döneminde yaşamış. Özellikle 2. Dünya Savaşı'nda belli bir süre asker olarak görev alması hatta kısa bir süre için esir de düşmesiyle birlikte bireyin yalnızlaşması, yozlaşması, hayatının anlamsızlaşması ve dış mercilerin etkilerinin altında bir makine gibi yaşamaya mahkum edilmesi düşüncelerini geliştirmesinde yardımcı olmuştur. Birey koskoca dünyada milyonlarca ırktaşı arasında yalnızdır ve kendi anlamını yaratmaya mahkumdur. Evren hiçbir anlam çağrısına cevap vermiyor gözükmektedir. Gelin biz Sartre'nin bu dramlara şahit olurken oluşturup bizim öğrenmemizden kıvanç duyacağı düşüncelerini inceleyelim.

"Sen dünyaya gelmeden önce hayat bir hiçtir ve dolayısıyla anlamı da yoktur; ona bir anlam vermek sana kalmış ve hayatın değeri tamamen senin verdiğin anlamdan ibaret." — Jean Paul Sartre

Öncelikle şu ayrımı yapmakta fayda var. Varoluşçuluk anlamı reddetmez ve bu bağlamda nihilist bir felsefe değildir. Varoluşçuların temelde dikkat çekmeye çalıştığı şey önceden hayata atanmış, Sartre'nın deyimiyle a-priori bir anlam yoktur bizim için. Bu üstteki alıntıyla da örtüşüyor, özgür olmaya ve seçmeye mahkumuz. Anlamımızı yaratmaya da bir o kadar muhtaç ve mahkumuz. Anlamsızlık içinde mahkum olduğumuz yok ama anlamı sadece kendimiz yaratabiliriz. İstediğimiz hayatı yaşama çabasındaysak, buna mecburuz. Eğer evrenin bir amacı yoksa biz ona amaç atamalıyız, eğer belirli bir prensip yoksa biz prensipler yaratmalıyız, eğer önceden çizilmiş yol bulamıyorsak kendi yolumuzu çizmeliyiz. Bizi mutlu edecek ve takip ederek Nirvana'ya ulaşabileceğimiz bir tarifimiz yok. Denemeli, yanılmalı ve risk almalıyız. Bu korkunç olduğu kadar cesaretlendirici bir bakış açısı. Sartre bu durumu şöyle açıklar: "Özgürsünüz, öyleyse seçin - yani icat edin. Hiçbir genel ahlak kuralı size ne yapmanız gerektiğini gösteremez: Bu dünyada hiçbir işaret önceden insana bahşedilmemiştir."

"Varoluş özden önce gelir." — Jean Paul Sartre

Bu cümle Sartre'nin felsefesinin özüdür. Daha güzel bir felsefi düşünce özeti de bence zor bulunur. Varoluşçuluğun ateist kolundan olan Sartre şunu savunur: Tanrı yoksa eğer, bizi önceden bir amaçla bu dünyaya getiren herhangi bir güç yoktur. Bizler bir makastan farklıyız. Makası biliyoruz, keskin bir metal obje. Kağıt kesmek için yapılmış olabilir, kumaş kesmek için yapılmış olabilir ve daha nicesi. Makas keser çünkü biz onu kesmesi için tasarladık, ona

bir öz atadık. Ancak insan olarak bize atanmış bir öz olamaz, biz ancak kendimiz belirli bir öz oluşturmayı tercih edebiliriz. Evrende duyduğumuz bu yalnızlık ve sessizlik karşısında savaşmayı seçerek kendi anlam ve özümüzü inşa edebiliriz.

Sartre'nin anlatmaya çalıştıklarını aktarmak için 5 anahtar kelimemiz bulunuyor, biraz da onları inceleyerek onu daha yakından anlamaya çalışalım.

❖ Anguish - Istırap: Sartre bu duyguyu, yaptığımız her aksiyonda tek sorumlunun kendimiz olduğu ayırdına vardığımızda yaşadığımız ağırlık hissi olarak tanımlar. Tanrı bize bir yol çizmemiştir ve kimse bize bir anlam atamamıştır. Her şey ihtimal dahilindedir. İhtimallerin bu genişliği ruhta ıstırap yaratmaktadır. ❖ Bad Faith - Kötü Niyet: Bu aslında yukarıda biraz bahsettiğimiz durum. Özümüzü yaratmak için risk almaktan korkup toplumun bize atadığı rolleri oynamak. Oynarken de mutlu görünmek ve rolün içine kendimizi tam anlamıyla kaptırmak. Bu rolleri oynarken de bundan başka çarem yok, para kazanmak zorundayım, mecburum gibi şeyler söylemek ve buna inanmak. Kendimize bir kişi olmaktan çok bir nesne gibi davranmak. Bu aslında, ağır sorumluluğumuzdan kaçmak için bulduğumuz çözüm. Çünkü, korkağız. ❖ Abandonment - Terk Edilmişlik : Bunu Tanrı'nın insanı terk etmesi olarak yorumlayabiliriz. Dünyaya fırlatılmışlık hissi. Neden buradayız? Neden Mars'ta değiliz? Neden bir insanız da antilop değiliz? Buraya ne demeye geldik? Bütün bunların anlamı ne? Bu soruların hiçbirine yanıtımız yok. Sartre burada Tanrı'nın dert etmesine değinirken onun bir zamanlar yaşadığına ya da hala var olduğuna inanıyor sanılmasın. Demek istediği, 20. yüzyılda Tanrı hikayeleri artık insanı doyurmuyor. Doymayan insan da cevaplar arıyor. Ancak bu cevapları hiçbir taşın altında bulamıyor ve kendisini terk edilmiş yapayalnız hissediyor. ❖ Anxiety + Despair - Endişe + Çaresizlik: Kierkegaard ve Sartre'ye göre endişe ve çaresizlik özgürlüğün baş döndürücü etkisi. Her şey mümkün, kimseye durumumuzu şikayet edemiyoruz çünkü tek sorumlusu biziz. Bu geniş özgürlük bizde endişe yaratıyor ve ne yapacağımızı bilemiyor oluşumuz da çaresizliğimizi köklüyor. ❖ Nausea - Bulantı: "Bulantı bırakmadı beni, kolay kolay bırakacağını da sanmıyorum. Ama bir dert gözüyle bakmıyorum ona artık. Benim için bir hastalık, bir hırçınlık nöbeti olmaktan çıktı: Bulantı benim çünkü." Kendini yaratmaya ve özünü oluşturmaya çalışan insan bir süre sonra kendi varlığının hiçbir anlamı olmadığını idrak etmeye

başlar. Saçmalık içinde düşünür ve bu onda bulantı oluşturur. "Ben varım, hepsi bu ve bunu mide bulandırıcı buluyorum."

"Özgürdü, her şekilde özgürdü, bir aptal ya da bir makine gibi davranmakta özgürdü, kabul etmekte özgürdü, reddetmekte özgürdü, ikiyüzlülük etmekte özgürdü; evlenmek, oyundan vazgeçmek, bu ölüm ağırlığını yıllarca yanında sürüklemek. İstediğini yapabilirdi, kimsenin ona nasihat etme hakkı yoktu, kendisi düşünerek hayat vermediği sürece onun için ne İyilik ne de Kötülük olmazdı." — Jean Paul Sartre

Ne istediğimizi bilmiyoruz ama yine de her şeyden sorumlu ve her şeyi yapmakta özgürüz. Bu özgürlük bize değişimi zorunlu kılıyor. Adeta kendini yontan bir heykeltraş gibi başımıza gelenler ve atıldığımız maceralar sayesinde sürekli değişiyor ve gelişiyoruz. Eğer kendi anlamımızı yaratmak istiyorsak sürekli olarak değişmeye açık olmalıyız.

"Ölümü sadece sükûnetle, bir son olarak düşünüyorum. Ölümün hayatı engellemesine izin vermeyi reddediyorum. Ölüm sadece onu tanımlamak için hayata girmelidir." — Jean Paul Sartre

Sartre'nin düşüncesine göre ölüm insana kendinin farkına varması için sunulmuş bir araç. Zamanımızın kısıtlı olduğunu bilmek olabilecek tüm potansiyellerimizi ince ayrıntılarıyla düşünmemizi gerektiriyor. Uçsuz bucaksız evrende önemsiz bir kayıp olarak düşünmeyi geçip bireysel yaklaşarak kendimize gelmemizi sağlıyor. Hayatımızdan gereksiz şeyleri uzaklaştırmak için ölüm bize yardımcı oluyor. Verdiğimiz kararların ardından koşturmamız için de. Zamanımız oldukça kısıtlı, kendimize yazık etmemeliyiz.

"Demek cehennem bu. hiç aklıma getirmezdim böyle olacağını... acı, ateş, kızgın ızgara hepsi sizsiniz demek... ne gülünç şey!... kızgın ızgaranın ne gereği var: cehennem başkalarıdır." — Jean Paul Sartre

Gelelim Sartre'nin meşhur sözlerinden bir diğerine. Bu söz belki de herkes tarafından yanlış anlaşılmıştır, ben dahil. Aslında ilk baktığımızda kendi hayatımızda diğer insanlara muhtaç olduğumuz için doğru bir söz gibi görünüyor olabilir. Bir şeyler yaratmak istiyoruz, bu yaratılan değeri sadece diğer insanlar biçebilir. Sevilmek istiyoruz, başkalarına ihtiyacımız var. Derdimizi anlatmak istiyoruz, farklı kulaklara muhtacız. Takdir edilmek için bile kendimize yetemiyoruz. Öyleyse gerçekten de cehennem başkaları değil midir? Sartre ise durumu şöyle özetler: "Demek istediğim, eğer başkalarıyla olan ilişkiler çarpık ve kirli ise o halde başkası ancak cehennem olabilir. Neden mi? Çünkü temelde diğer insanlar, kendi hakkımızdaki fikrimizin oluşum sürecinde en önemli yeri işgal ederler. Kendimizi düşünürken kendimizi tanımaya çalışırken temelde başkalarının bizimle ilgili halihazırda sahip olduğu bilgileri kullanırız. Kendimizi, başkalarının sahip olduğu, kendimizi yargılamamız için bize verdikleri araçlarla yargılarız. Kendimle ilgili ne söylersem söyleyeyim, her zaman başkalarının yargısı buna dahildir. Bu da demek oluyor ki eğer ilişkilerim kötüyse kendimi tamamen başkalarına bağımlı kılarım. Ve böylece gerçekten de cehennemde olurum." Aslında Sartre diğer insanların hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak yine de diğer insanlar bize cenneti vaad edebilecekleri gibi cehennemimiz de olabilirler.

Tabii ki Sartre'nin felsefesini bu satırlara sığdırmak imkansız. Buradaki amacım bize pratik katkısı olacak çıkarımları sizinle paylaşabilmek. Kısaca ondan aklımızda kalması gerekenleri özetlemek gerekirse:

❖ Varlığımız kesinlikle absürt, ya da saçma diyebiliriz. Burada olmamızın herhangi bir önceden belirlenmiş anlamı yok ve olamaz. Bu dünyada olmamız milyarda bir şansın sonucu ve ölüp gitmemiz de aynı şekilde. ❖ Varlığımız özümüzden önce geliyor. Yani sürekli bir yapım aşamasındayız. Ne olmak istiyorsak o oluyor ve kendi anlamamızı yaşıyoruz. Kimsin sen deseler ben sadece varım diyebilirim. Kim olduğum henüz belli değil. İnsan olarak önce oluruz, kendimizi buluruz, maceralara atılırız ve sonra kendimizi tanımlarız. ❖ Özümüzü oluşturan şeyler; özgürlüğümüz, sorumluluğumuz ve seçme serbestliğimiz. ❖ Tüm seçimlerimizden kendimiz sorumluyuz. Hiçbirinden üzüntü duymamalıyız. Özgür olarak yaptığımız her hareketin sonuçları bizim omuzlarımızda, başkalarını suçlayarak kaçak dövüşmemeliyiz.

❖ İnsan aksiyonlarıyla kendini tanımlamalıdır. Taraf tutmalı, fikir beyan etmeli ve bir amaç uğruna savaşmalıdır. ❖ Düne ve yarına sahip değiliz, elimizde sadece bugün var. "Günleri saydığımı mı sanıyorsun? Her zaman yeniden başlayan sadece bir gün kaldı: Bize şafakta verilir ve alacakaranlıkta bizden alınır."

"Acı kaçınılmazdır. acı çekmek ise isteğe bağlıdır." — Haruki Murakami

Notlar

  1. 34.Messerly, J. (2019, November 3). Summary of Existentialism. Reason and Meaning.

10 / 16

Viktor Frankl ile Nazi Kampında Hayatta Kalmak

Kalmak "Yaşam koşullar tarafından asla dayanılmaz hale getirilemez, sadece anlam ve amaç eksikliğinden dolayı getirilebilir." — Viktor Frankl

Viktor Emil Frankl, Avusturyalı bir psikiyatr. 1905 yılında Leopoldstadt Viyana'da dünyaya geliyor. Psikiyatrlığının yanında filozof, yazar, sinirbilimci. Dünya üstünde ise en ünlü Nazi kampından hayatta kalabilenler arasında.

1942 yılında anne, baba ve eşiyle birlikte Theresiendstadt'ta yer alan Nazi kampına transfer ediliyorlar. Frankl babasını burada kaybediyor. 1944'te ise Nazi kamplarının en ünlü ve ölümcül olanı Austwitcz'e götürülüyorlar. Nazi askerleri onu yararlı olarak gördükleri için yaşamasına izin veriyorlar. Annesi ve hamile karısından haber alamadan 1945 yılında kurtulana kadar bu kampta hayatta kalmaya çalışıyor. Anne ve karısını da bu kampta maalesef kaybediyor.

Korkunç bir hayat hikayesi örneği değil mi? Çoğumuzun filmlerde görüp tüylerini ürperten sahneleri birebir yaşayan ailesini de o kampta kaybeden biri. Frankl ne mi yapıyor? Logoterapiyi yaratıyor, hayatın anlamını merkezine alan bir psikoterapi tekniğini. 1946 yılında 9 gün içerisinde kamptaki tüm tecrübelerini aktardığı İnsanın Anlam Arayışı kitabını yazıyor ve tüm tecrübelerinden şu sonuca varıyor: Kampta ölenler ve hayatta kalanlar arasındaki tek fark anlam idi. Yaşamaya devam etmekte anlam bulanlar zorluklara direnmeyi ve hayatta kalmayı başardılar. Bu yaşadıklarında herhangi bir anlam bulamayanlar ise erken pes ettiler.

"Bir insandan her şey alınabilir ama tek bir şey alınamaz: İnsan özgürlüklerinin sonuncusu - kişinin herhangi bir durumda tutumunu seçmesi, kendi yolunu seçmesi." — Viktor Frankl

Kamp süresince başından geçen birçok olay var tabii ki Frankl'ın. Dişlerini bile fırçalayamayan, yıkanamayan, tek bir parça kıyafeti olan, tahta yataklarda üst üste yatan Frankl kitabında şunu anlatıyor kabaca: Ne olursa olsun özgürüm. Benden sadece bir şeyi

alamazlar o da bu durum karşısında vereceğim tepki. Her gün ölüm tehlikesi ile burun buruna olsam da her gün sevdiklerim ölse de umutsuzluğa kapılmak ve hayatta kalmayı seçmek benim elimde. Her ne kadar fiziksel olarak bağımlı ve hapis olsam da beynim özgür. Acımı artırmayı seçebilirim. Kendime üzülebilirim. İsyan edebilirim. Ama bunların hiçbiri bir çözüm değil benim için. Yaşlılıktan, ölümden ve acıdan kaçamam. Çevremi değiştiremediğim zamanlar olabilir. Ama vereceğim tepki benim elimde, bunu benden kimse alamaz. Epiktetos'u da burada tekrar hatırlamakta fayda görüyorum: "Unutma, zarar görmek için dövülmek, hakarete uğramak yetmez, zarar gördüğüne inanmalısın. Biri sizi tahrik etmeyi başarırsa, aklınızın bu tahrikte suç ortağı olduğunu anlayın. Bu yüzden izlenimlere dürtüsel olarak tepki vermemeniz çok önemlidir; tepki vermeden önce biraz bekleyin ve böylece kontrolü korumanın daha kolay olduğunu göreceksiniz."

Frankl'in yukarıdaki sözü ile yine kitapta geçen "Uyarıcı ve tepki arasında boşluk vardır. O boşlukta tepkimizi seçme gücümüz var. Yanıtımızda büyümemiz ve özgürlüğümüz yatıyor." cümlesi çok önemli. Birincisi Stoacılarda çokça değindiğimiz dış olayların sizi etkilemesine izin vermeme yeteneğinin tamamen sizde olması. İkincisi ise etki ve tepki arasındaki zamanın farkına varmak gereksinimi. Çoğu zaman düşünmeden, ne diyeceğimizi aklımızda tam olarak toparlamadan verdiğimiz reaksiyonların kurbanı oluruz. Karşımızdakini de bu kurbanlığa ortak ederiz. Biraz pratik ile kendimize sürekli bir şeyin kötü olmasına bizim karar vermemiz gerektiğini hatırlatmakta fayda var. Beyninizin bir duruma atfettiği değerin tamamen elinizde olduğunu unutmayın.

"Yaşamak için bir 'neden'i olanlar, neredeyse her 'nasıl'a katlanabilirler." — Nietzsche

Yukarıdaki söz Frankl'a ait değil ancak kitabında yer verdiği ve felsefesini oturttuğu bir cümle. Daha önce de değindiğimiz gibi Frankl bir anlam bulabilenlerin her türlü hayat zorluğuna katlanabildiğini söylüyor. Burada anlamın iki önemli ayrımını yapmak önemli. Birincisi, hayattaki anlam. Yani bu hayatı yaşarken sizin için anlamlı olan şey. Sizin sahip olduğunuz, yaşama atfettiğiniz anlam. İkincisi ise hayatın anlamı, yani ben niye buradayım? İnsan niye var? Hayat ne ile ilgili gibi soruların cevabı olan anlam. Bu ikinci anlamı bulmak zor. Hele ki dini bir inancınız da yoksa iyice karmaşık. Ama hayattaki anlamı bulmanız kolay. Budizm felsefesine uyup günlük rutin işlerde anlam bulabilirsiniz. Kendinizi bugüne ve şu ana odaklayıp anlam yaratmak isteyebilirsiniz. Öğrenci yetiştirmek sizin hayattaki anlamınız olabilir. Bu anlamı size kimse vermedi, siz yarattınız ve anlamı hayatınıza iliştirdiniz. Frankl bu durumu şöyle özetliyor: "Çünkü hayatın anlamı insandan insana, günden güne ve saatten

saate değişir. Bu nedenle önemli olan, genel olarak yaşamın anlamı değil, belirli bir anda bir kişinin yaşamının özel anlamıdır."

Gerçekten de bu alıntı üzerinde biraz düşünelim. Hayatınızın amacı ilkokuldayken bir an önce büyümekti, belki de sınıf maçında gol atmaktı. Ya da büyüyünce astronot olmak istiyordunuz. Lisede hayatınızın amacı aşık olduğunuz kişiydi. Gözünüz başka hiçbir şeyi görmezdi. Üniversitede farklı amaçlar ve hayaller vardı. Erasmus gibi, 3. dili öğrenmek gibi belki. Ya da siyasi duruşunuzu olgunlaştırıp bir savaş vermeye karar vermiştiniz. Frankl diyor ki içinde bulunduğunuz koşullara ve duruşunuza göre hayatınızdaki anlam her geçen gün değişiyor olabilir. Madem her gün kendi kendinizi tekrar yaratıyorsunuz anlamınız da yıkılır ve tekrar inşa edilir ve bu kesinlikle çok normaldir. Değişime direnmeyin. Amaçtan amaca geçmek de sizi korkutmasın. Önemli olan amacınızı ellerinizle yaratmak ve hayattaki zorluklar karşısında ona sıkı sıkıya sarılmak. Benim bu kitabı yazarken kullandığım gibi. Şu sıralar hayat amacımın az da olsa öğrendiğim bazı şeyleri başka insanlarla paylaşmak olduğunu düşünüyorum. Bir kişi benim yazdıklarımın bir paragrafını okuduktan sonra "Evet abi gerçekten böyle düşünmemiştim." diyebiliyorsa kendimi çok iyi hissediyorum. Siz böyle bir amaç bulamadınız mı? Denemeye devam edin. Belki öğretmenlik sizin amacınız, online kurs yapın. Belki solist olmalısınız, şan kursuna gidin ve sosyal medyaya yüklemeler yapmaya başlayın. Amacınız size gökten zembille inen bir şey kesinlikle değil. En azından bana 27 yılda inmedi, denemekten vazgeçmeyin. Etrafınızdaki farklı hayat amaçları sizi etkilemesin, ilham alın ama başkalarının amaçlarını kendi hayatınıza amaç olarak yamamaya çalışmayın.

"İnsanın aslında ihtiyacı olan gerilimsiz bir huzur durumu değil, kendisine yakışır bir amaç için çabalamak ve mücadele etmektir." – Viktor Frankl

Değindiğimiz gibi, hayatınızın amacı günden güne değişebilir. Hatta gün içinde yaşadığınız olaylarla tekrar şekillenebilir. Frankl'a göre anlamı bulabilmenin üç farklı yolu var:

1. Bir şey yaratabilir ya da yapabiliriz. Yani kendi bulduğumuz işlerde anlamı da bulabiliriz. 2. Çok önemli bir deneyim yaşayabilir ya da biriyle karşılaşabiliriz. Yani aşık oluruz ve hayatımızın anlamını buluruz. Sevgi yoluyla, birinin potansiyelini görür ve bu potansiyeli gerçekleştirmesine yardımcı oluruz; aşkımız başkalarını tam olarak oldukları kişi olmaya teşvik edebilir.

3. Kaçınılmaz olan acıya karşı tutumuzda anlam bulabiliriz. Yani Budist gelenekteki gibi acı ile anlam buluruz.

Özellikle aşk konusuna kitabında çok yer veriyor: "O anda, insan şiirinin ve insan düşünce ve inancının vermesi gereken gizin anlamını kavradım: İnsanın sevgiyle ve sevgi içinde kurtuluşu. Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir insanın, kısa bir an için de olsa, sevdiği insana ilişkin düşüncelerle ne kadar mutlu olabileceğini anladım. Tam bir yalnızlık konumunda, insan kendini olumlu eylemle dile getiremediği, çektiği acılara doğru bir tavırla -onurlu bir tavırla- katlanmaktan başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı zaman, sevdiği insana ilişkin içinde taşıdığı imgeye sevgiyle yoğunlaşarak doyuma ulaşabiliyordu."

Yaşadığı hayatın en zor dönemlerinde o yorgunluk, uykusuzluk, hiçe sayılmışlık içinde ve hayvan muamelesi gördüğü dönemlerde Frankl dayanma gücünü eşine duyduğu aşktan aldığını söylüyor. Hayalinde eşini canlandıran, onun gülüşünü gören ve öpüşünü hisseden Frankl tüm dehşeti göğüslemeye hazır hissettiğini söylüyor.

Eşinin yaşadığını bile bilemeden bu hayale sarılmaya devam ediyor. Bilmeye ihtiyacı yok çünkü. Onun için önemli olan içinde duyduğu aşk. Onu bir daha görebilmek için hayatta kalma çabası. Ne pahasına olursa olsun. Ne de olsa aşk, acı için bir panzehirdir.

Logoterapi, anlam bulma serüveninde aslında biraz da varoluşçu bir temele sahiptir. Frankl'a göre kişinin anlam nedir, yaşam nedir gibi soruları sormaması gerekir. Çünkü bu soruların muhatabı kişinin kendisidir. Herkesin koşulları ve bu soruya verdiği cevap birbirinden farklıdır. Kişi sadece bu sorumluluğu üstlenerek bir noktaya gelebilir. Bu nedenle Frankl ve logoterapi varoluşun özünü ve hayatın anlamını kişinin omuzlarına bir sorumluluk olarak yükler. Bundan kaçıp kaçmamak sizin tercihiniz.

"Dişlerimizi temizleyemiyorduk ama buna ve ciddi bir vitamin eksikliğine rağmen hiç olmadığı kadar sağlıklı diş etlerimiz vardı. Altı ay boyunca aynı gömlekleri giymek zorunda kaldık, ta ki hepsi gömlek görünümünü kaybedene kadar. Donmuş su boruları yüzünden günlerce kısmen bile olsa yıkanamadık." — Viktor Frankl

İnsanoğlu evrimin en başından beri çeşitli iklim krizleriyle uğraşırken birçok transformasyon geçirdi. Bazı bilim insanları maruz kaldığımız bu zorlu koşullara olan adaptasyon gücümüz

sayesinde değişime en iyi adapte olabilen tür olduğumuzu bile iddia etmekte35. İki ayak üstünde yürümek, terlemek, büyük beyin gibi özelliklerimizi sayabiliriz bu konu için.

Frankl da aslında Nazi kampında evrimin küçük bir dilimine şahit oldu. Tüm özgürlüğü elinden alınan, bir hayvan muamelesi gören, sevdiklerinden haber alamayan, hiçbir işe yaramadığı hissettirilen insancıklar yine de sağlıklı kalmayı başarabildiler. Yine de gülebildiler ve yine de hayal kurabildiler. Yaşadıkları sürece umutları vardı. Bir sahne ya da bir hapishane. Her ikisi de bir yer idi. Biri yukarıda diğeri aşağıda. Ama her iki yerde de seçme özgürlüğü onlarla yaşamaya devam etti. Eğer isterseniz. Epiktetos'a selam olsun.

Gelelim Frankl'dan kendimize almamız gereken derslere:

1. Hayatın anlamını aramayın. Bunu kendinize sormalısınız, konu sizde bitiyor. Önceden atanmış bir anlam yok, kimse size sizin bulamadığınız anlamı da veremez. 2. Hangi şartlar altında olursanız olun, her zaman seçim sizin elinizde. Siz seçimlerinizin bir toplamısınız, bu özgürlüğü kimselere bırakmayın. 3. Aşk bu hayattaki çoğu anlamsız gününüzü doldurur. Birini sevmek, ona kendi potansiyeline ulaşması için yardımcı olmaktır. İnsan birlikte olunca güçlüdür. 4. Mutluluğu kovalayamazsınız. Siz tutkunuzu bulur, hayallerinizin peşinde koşarsınız. Mutluluk bu uğraşlarınız yanında size yan ürün olarak gelir. 5. Her bireyin mutluluğu kendine özeldir. Kimsenin mutluluk tanımı kimseyi bağlamaz. Kendi mutluluk tanımınızı yaratın. 6. İnsanın kendisi her şeyden sorumludur. Hayatın anlamını gerçekleştirmek onun elindedir. 7. "Kişi kendini hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği başka birine vererek kendini ne kadar çok unutursa, o kadar insan olur ve kendini o kadar gerçekleştirir. Kendini gerçekleştirme denen şey, hiç de ulaşılabilir bir amaç değildir çünkü kişi bunun için ne kadar çok çabalarsa, o kadar çok özleyecektir. Başka bir deyişle, kendini gerçekleştirme ancak kendini aşmanın bir yan etkisi olarak mümkündür." Viktor Frankl 8. Başarıyı hedeflemeyin. Hedefledikçe daha da kaçıracaksınız. Tıpkı mutlulukta olduğu gibi başarı da yan ürün olarak uğraşlarınızdan doğmalı.

9. Hayat her zaman acılar ile dolu olacak, önemli olan bizim acıya nasıl karşılık verdiğimiz olacak. 10. İnsanoğlu olarak her türlü duruma adapte olabilme gücüne sahibiz. İçinde bulunduğumuz durum ne kadar kötü olursa olsun bunu da aşabileceğimiz her daim aklımızın bir kenarında olmalı. Bu yetenek belki de en yararlı yeteneğimiz.

"İkinci kez yaşıyormuş ve ilkinde yanlış davranmışsınız gibi yaşayın." — Viktor Frankl

Notlar

  1. 35.Massey, N. C. (2013, September 25). Humans May Be the Most Adaptive Species. Scientific American.

11 / 16

Budizm, Konfüçyüsçülük ve Dahası

Hayatın anlamını arama yolculuğumda içi görece boş beynim; büyük düşünürlere, onların romanlarına, mektuplarına ve konuşmalarına uğradı. Günümüzün bilimine uğradı. Daha sonrasında ise günümüzün düşünürlerini ve popüler kişisel gelişim kitaplarını da bu yolda ışık aradığım birer cevher olarak gördüm. Son durağım ise Doğu felsefeleri oldu. Bu bölümde biraz Doğu felsefesine bakacağız, üzerine filmler, belgeseller ve binlerce kitap yazılan Doğu düşüncelerinden yararlı bulduğum şeylere değineceğiz. Tabii ki de detay bilgi yok, sadece işinize yarayacağını düşündüğüm şeyler.

Spesifik olarak Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsçülük üzerinde duracağım. Bu akımlardan ilk ikisi Hindistan kökenli. Sonuncusu ise Çin. Tabii ki bunları büyük üçlü olarak düşünebiliriz, daha bizim bilmediğimiz ya da henüz popüler olmamış birçok felsefi akım da olabilir. Ama biz Uzak Doğu'da asırlarca milyonlarca kişiyi etkisi altına almış bu üçlüden fikirler üzerinde duracağız.

Budizm Siddhartha Sautama'nın ya da bizim bildiğimiz adıyla "Buda" veya "Aydınlanmış Kişi"nin öğretilerinden türetilen uygulamalara ve inanışlara dayalı bir felsefe. Tahmini olarak milattan önce 600lü yıllarda ortaya çıktığı düşünülüyor. Buda aslında Hintli bir prens ve babası onun yerini almasını çok istiyor. Saray içerisinde lüks ve şatafat ile büyüyor. Köleler dört bir yanında hizmetinde. 29 yıl boyunca bu lüks içerisinde yaşadıktan sonra bir gün sarayı terk ediyor ve halkın arasında mutsuzluk, yaşlılık, yoksulluk ve acıyı görüyor. Bu gerçekliklerin ve acının bir gün onu da bulacağını anlıyor ve yıllarca süren oruç ve meditasyona başlıyor. Felsefesinin temelini hayatın tamamen acı oluşu ve acının sebebinin de arzularımız olduğu fikri oluşturuyor.

Budizm'in günümüzde meşhur 3 kolu var: Tayland, Kamboçya, Sri Lanka gibi ülkelerde yaygın olan Theravada Budizmi; Tibet, Bhutan, Nepal gibi ülkelerde yaygın olan Tibet Budizmi ve Çin, Kore, Tayvan gibi ülkelerde meşhur olan Mahayana Budizmi.

Buda'dan öğrenmemiz gereken en temel bilgi şu: Budizm'in Dört Asil Gerçeği, dünyanın acıyla dolu olduğu, acının arzudan kaynaklandığı, acıdan arzunun söndürülmesiyle kaçınılabileceği ve arzuyu söndürmenin yolunun Sekiz Katlı Yolu izlemek olduğu. Buda, Nirvana'ya Orta Yol'u

kullanarak zevkten vazgeçme yoluyla ulaşır. Hayatı boyunca da bu temel gerçeği takipçilerine aktarmaya çalışır.

"İnsanlar zorluklara karşı mücadelede huzur ararlar; ve zorlukları yendiklerinde dinlenme zamanları çekilmez olur." — Buda

İlk asil gerçek hayatın acıdan ibaret olduğu gerçeği. Yani, Duhkha. Buda'nın anlattığına göre her şey Duhkha'dır. Varoluş, doğum, ölüm, ayrılıklar, çürümeler, tatmin olmayan arzular, hastalıklar. Buda'nın düşüncesine göre tüm varlıklar ve yaratılış gelip geçicidir. Eğer insan bu gelip geçiciliğin farkında olmadan hayatına devam ederse bu ona acı (Dukkha) getirir. Buda'ya göre 3 çeşit acı vardır: Birincisi fiziksel ve mental olarak hissettiğimiz acı, yaşlanmaktan, hayatın stresinden veya hastalıktan doğan acı. İkinci acı şeylerin geçiciliği yüzünden hissettiğimiz acı. Sevdiğimiz şeyleri kaybetmek, istediğimizi alamamak veya aldıktan sonra mutlu olamamak. Üçüncü acı ise varoluşçu acı, varoluşumuzdan duyduğumuz sancı.

İkinci asil gerçek, acının neden kaynaklandığını anlatmaya çalışan gerçek: Samudaya. Acıların asıl sebebi cehalet, açgözlülük ve öfkedir. Bu cehalet, açgözlülük ve öfke üçlüsü üç zehir olarak da adlandırılır. Samudaya arzular sonucunda ortaya çıkar. Buda'ya göre üç çeşit arzumuz vardır: Duyularımızı tatmin etme arzusu (güzel şarap içme, manzara izleme gibi), olmadığımız biri olma arzusu, yok olma arzusu.

Üçüncü asil gerçek, acının sonlandırılması gerçeği: Nirodha . İstekleri ve arzuları sona erdirebilirsek, acıları da ortadan kaldırmış oluruz.

Dördüncü asil gerçek ise zihnin gerçek yolu: Magga. Her insanın yaşadığı zorluklar ve çektiği acılar karşısında savaş stratejileri farklıdır. Buda acılardan kurtulmanın tek yolunun sekiz katlı yoldan geçmek olduğu söyler. Bu 8 katlı yol şunlardır:

1- Doğru Görüş (Samma ditthi) - Dört asil gerçeği anlamak ve acıyı bitirmenin yolunu bilmek. Şeylerin doğasını herhangi bir etikete ihtiyaç duymadan görebilmek. 2- Doğru Niyet (Samma sankappa) - Kötü düşüncelerden, dünyevi istekten ve acımasızlıktan özgürleşmiş bir zihin. 3- Doğru Söz (Samma vaca) - İftira, yalan, dedikodu ve boş konuşmaktan uzak durmak.

4- Doğru Eylem (Samma kammanta) - Hırsızlık yapmamak, öldürmemek, çalmamak, namuslu davranmak. Alınan her aksiyon ya kişinin kendisine ya da çevresindekilere yarar sağlamalı. 5- Doğru Yaşam (Samma ajiva) - Diğer tüm varlıklara doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak zarar veren işler yapmaktan daima kaçınmak. 6- Doğru Çaba (Samma vayama) - Aydınlanmaya ulaşmak için devamlı pes etmeden gösterilen çaba. 7- Doğru Farkındalık (Samma sati) - Tüm alınan aksiyonların, bedensel ve ruhsal hareketlerin farkında olmak. 8- Doğru Meditasyon/Konsantrasyon (Samma samadhi) - Huzurumuzu bozan ve mutluluğumuzu çalan duygu ve düşünceleri kontrol edebilmek.

Budizmin en sevdiğim yanlarından biri soyut sorularla çok fazla uğraşmaması. Niye burdayız, neden insan olarak dünyaya geldik gibi sorularla çok uğraşmadan içinde bulunduğumuz durumun ince ayrıntılarını çıkarmaya çalışıyor. Varoluşumuzun en belirgin özelliği ona göre birbirimize olan bağımlılığımız. Her şey bir diğer şeye bağlı.

Buda, her şeyin birbirine olan bağlılığından yola çıkarak Varoluşun Üç İzi kavramını ortaya koyar. Birincisi, her şey sürekli değişim içindedir. İkincisi, var olan aynı zamanda yok olmaktadır. Varoluş acı ile vücut bulur. Üçüncüsü ise ben ya da kendim kavramı diye bir şey yoktur. Her şey bir bütündür. Bizler de bütünün bir parçasıyız, bütün olmadığı sürece bir hiçiz. Varoluşun bu üç izini kavramak bizleri aydınlanmaya ulaştırmanın temelini oluşturur.

Buda, benliksizlik doktrini ile birlikte ben ve kendim kavramını reddeder. Bilinen anlamı ile benlik kavramımızın bilinç, madde, hisler, algı ve yatkınlık olmak üzere beş parçadan meydana geldiğini söyler. Hislerimizi çok hızlı yaşar ve çoğunu hatırlamayız bile. Yatkınlıklarımız biz yaş aldıkça değişir. Benliği oluşturan her parça değişim ve gelişim halindedir ve bu yüzden tam anlamıyla bir benlikten söz edemeyiz.

''Bir fikri veya algıyı mutlak gerçek olarak benimserseniz, zihninizin kapısını kapatırsınız. Görüşlere bağlılık, fikirlere bağlılık, algılara bağlılık hakikatin önündeki en büyük engeldir." —Buda

Gelelim Taoizm'e. Tam olarak kökü ve başlangıcı hakkında bir netliğimiz yok. Taoizm'e ait en etkili kitap olan Tao te Ching'in yazarı olduğuna inanılan Lao Tzu'nun Milattan önce 4. ve 6. yüzyıllar arasında yaşadığı düşünülüyor. 81 parçadan oluşan ve bu dünyada bize nasıl

yaşanması gerektiğini aktaran Tao te Ching'i Yolun Kitabı olarak çevirmek mümkün. Lao Tzu da yaşlı usta demek.

Taoizm'den kendimize katabileceğimiz bazı pratik değerler ise şu şekilde:

"Ne olduğumu bıraktığımda, olabileceğim şey olurum." — Lao Tzu

Taoizm en çok etiketlerimizden kurtulmamızı öğütler. Neyi hayal edersek edelim şu anda olduğumuz kişiliği bırakmadığımız anda sadece geçmişte yaşayan bir patates çuvalıyızdır. Etiketlerden kurtulduğumuzda ancak kendimize gelişmek için fırsat tanıyabiliriz. Kendimizi inceleyip sevgilerimizi, nefretlerimizi, yeteneklerimizi ve eksiklerimizi görmeliyiz. Değişime açık olmanın yolu ondan korkmamaktan ve neyi değiştirmek istediğine iyi karar vermekten geçer. Lao Tzu'nun da dediği gibi; "Başkalarını bilmek zekadır; kendini bilmek gerçek bilgeliktir. Başkalarına hakim olmak güçtür; kendine hakim olmak gerçek güçtür."

"Sadece kendiniz olmaktan tatmin olur ve kendinizi kimseyle karşılaştırmaz ve kimseyle yarışmazsanız; herkes size saygı gösterecektir." — Lao Tzu

Kitap boyunca birçok kez değindiğimiz gibi doğamız gereği sosyal varlıklarız ve her zaman kendimize bir referans noktası alarak onu arzulamayı seviyoruz. Ama bu arzu bize acı getiriyor ve ancak bu arzuyu yenerek rahata kavuşabiliriz. Bir işi yapıyorsanız kimin ne dediği umrunuzda olmamalı. Kimin beğendiği ya da takdir ettiği yaptığınız işin değerini etkilememeli. Siz bir işi size "Vay canına nasıl güzel yapıyorsun!" demeleri için yapıyorsanız çok yanlış yoldasınız demektir. Kendinize sadece kendiniz için yaptığınız işler bulun.

"Yol hiçbir zaman harekete geçmez ama hiçbir şey yapılmadan bırakılmaz" — Lao Tzu

Akışta olmak, doğanın getirdiklerine karışmadan onla beraber akıp gitmek. Biraz karışık bir konsept olarak görünse de wu-wei aksiyon almadan aksiyon almak gibi çevirebilir. Tüm konsantrasyonumuzla elimizdekilere odaklanmışken aynı zamanda doğa ile de bir olmak ve onun bize getirdiklerine isyan edip karşı çıkmadan onunla beraber akmak.

Bu konsepti belki de "zorlamamak" olarak da çevirmek mümkün. Ne zaman biraz bekler ve izlersek, ne zaman biraz olsun zorlamayı bırakırsak alacağımız aksiyonların daha sağlıklı ve daha verimli olacağını kabul etmek demek. Olmuyorsa zorlamamak, akışına bırakmak.

Bırakarak her şey olur der Lao Tzu. Dünya, onu bırakanlar tarafından kazanılır. Ama denediğinizde, dünyanın gerçek yüzünü görürsünüz, o kazanmanın ötesindedir.

Şiddetli bir rüzgar sabaha kadar dayanmaz, Sağanak bir yağmur bütün gün sürmez. Kimdir bunların sebebi? Gök ve yer. Ama onlar bile sürekliliklerini sağlayamaz, İnsan nasıl sağlasın? — Lao Tzu

Yeni başlangıçlar genellikle acılı sonlar olarak gizlenir. — Lao Tzu

Her ne kadar korkutucu gelse de, denemeden bilemez ve büyüyemezsiniz. Taoizm'in temeli olan değişim ve değişime karşı cesur olma olgusu sizi hayat karşısında daha güçlü kılar. Paslanmaya yüz tutmuş bir hayat rutininiz varsa artık değişim zamanı gelmiş olabilir. Buraya bir kere geldiniz, deneseniz kimseye bir şey olmaz. Yanlış yaparsanız, ölmezsiniz. Ama değişime karşı çıktıkça kendi ördüğünüz hayali parmaklıkların arasında çürümeye devam edeceksiniz.

Doğurmak ve beslemek, sahip olmadan sahip olmak, beklentisiz hareket etmek, liderlik etmek ve kontrol etmeye çalışmamak: bu en büyük erdemdir. — Lao Tzu

Karşılık beklemeden iyilik yapmak. Dünya size mutluluk borçlu değilmiş gibi mutluluğun peşinden koşmak. Başkaları takdir eder diye değil, kendiniz için bir şeyler yapmak. Para kazanmak için çalışmak yerine tutkunuzu rahat bir yaşam standardı sağlayacak işe dönüştürmek. Beklemeden çabalamak. Bir gün şu olur, bu olunca bırakacağım umuduyla değil, her gün bir şeyler denemek için - elinizde olan son kurşun olduğu için. Dün? O kurşunu kullandınız. Yarın? Kurşununuz olacağına emin misiniz? Yarının beklentisiyle bugünü boşa harcamayın.

Özetle Taoizm bize neler anlatmak istiyor?

1. Önce kendinizi tanımalısınız. Kimsiniz ve ne istiyorsunuz? Gerçekten mi?

2. İnançlarınızı bırakın, bağlılıklarınızı bırakın, etiketlerinizi sökün, beklentilerinizi uğurlayın ancak o zaman gelişebilirsiniz. 3. İnsanların ne düşündüğünü, düşünmeyin. 4. Önünde sonunda alçakgönüllülüğünüz kazanacak. 5. Değişim ne kadar rahatsız edici olsa da, mecburdur. 6. Akışa kendinizi bırakın. 7. Beklentilerinizi çöpe atın.

Gelelim Konfüçyüsçülük'e. Konfüçyüs'ün kendisi hakkında da çok az şey biliyoruz. İsminin asıl yazılışı K'ung Fu Tzu (master Kung), bu batıya Confucius olarak geçmiş. Yine Milattan önce 4 ile 6. yüzyıllar arasında bir yerde yaşadığına inanılıyor. Kendisi herhangi bir kitap yazmamış zaten kendini de bilgiyi taşıyıcı olarak tanıtıyor. Gelenekleri yaymaya çalıştığını ve asıl bilginin geçmişteki ustalarından geldiğini söylüyor. Elimizde öğrencileri ve takipçileri ile konuşmalarından derlenen Analects (Konuşmalar) kitabı var. Konfüçyüs, Çin eyaleti düklerinden Lu düküne hizmet ettikten sonra çeşitli sebeplerden eyaletten uzaklaştırılıyor. Bu sürgün sonrası yaklaşık 20 yıl boyunca ülkeyi gezerek öğretilerini yayıyor. Uzun yıllar içerisinde gelişen ve yayılan öğretiler, 1900'lerin başına kadar Çin'de resmi bir felsefe olarak kabul gören güçlü bir felsefi görüşe dönüştü.

Konfüçyüs'ün temel görüşü genelde ritüeller üzerine dayanıyor. Etik ve büyüğe saygı konularına oldukça fazla eğilmiş. Kendisi büyük metafizik sorularla ilgilenmemiş. Soyut tartışmalara hiç düşkün değilmiş. Tamamen pratikte uygulanabilir öğütler üzerinde durmuş. Hayatın güzelliğinin küçük ritüeller ve gündelik alışkanlıklarımızda olduğunu düşünmüş. Bilim bölümünde de değineceğimiz gibi gündelik işlerimizin yüzde 40 kadarı gerçekten de alışkanlıklardan oluşuyor ve yaparken üzerinde düşünmüyoruz bile. Halbuki biraz yavaşlayıp dikkatimizi vererek yapacağımız çoğu gündelik işlerimizde bile gizli olan birçok fayda var. Çay ritüellerinin temeli de buradan geliyor diyebiliriz. 25-30 dakika süren ve katı kuralları olan çay ritüelleri de bir meditasyon şekli aslında. Gündelik alışkanlığa tüm benliği vermekle ilgili. Gelelim ondan alacağımız bazı derslere:

"Soru soran adam bir dakikalığına aptaldır, sormayan ise bir ömür boyu" — Konfüçyüs

İlk olarak bu alıntı ile başladım. Çocukken en çok sevdiğimiz aktiviteyi büyüdükçe biraz da toplum baskısı ile kaybediyoruz, soru sormayı. Okulumuzda, ilişkilerimizde, iş yerimizde soru sormaktan kaçınıp anlamış gibi görünmeyi seviyoruz. Anlamış gibi yapmak bize bir ego

tatmini sunuyor. Konfüçyüs'ün bize tavsiyesi ise soru sorma yeteneğini asla kaybetmemek. Her daim bunun üstüne gitmek. Soru sorduğunuzda karşı tarafın ne düşündüğü sizin için neden önemli sahi?

"Nasıl su içinde bulunduğu kaba göre şekillenirse, bilge bir adam da kendini koşullara göre

uyarlar." — Konfüçyüs

Bu temayı kitap boyunca birçok kez gördük, özellikle Stoacı felsefede. Doğanın kuralları, kanunları ve geleceği var. Çoğu zaman da sizin için planları. Bir planınız kötü gittiğinde duruma göre şekillenmeyi ve parametrelerinizi güncellemeyi bilmelisiniz. Her zaman farklı koşullar altında optimumu aramalısınız. Elinizde olmayan dış koşullar sizin çözüm havuzunuzu daha da daraltırken gerçekliği kabul ederek durumun sınırlarına göre şekil almayı bilmelisiniz. Mükemmel olmak için zorluklarla savaşmak durumundayız. Konfüçyüs'ün dediği gibi "Nasıl ki mücevher sürtünme olmadan parlatılamaz, insan da sınavlardan geçmeden mükemmelleşemez."

"Nereye giderseniz gidin ama tüm kalbinizle gidin" — Konfüçyüs

Modern köleler olarak hepimiz istemediğimiz şeyler yapmak zorunda kalıyoruz. Ama para için, ama statü için, ama sonunda vaad edilen uçucu etkili havuç için. Her ne kadar sevmediğimiz işlerin çabucak bitmesi için saniyeleri dahi saysak da Konfüçyüs bize farklı bir perspektif veriyor. Eğer bir yere gidiyorsanız tüm kalbinizle gidin. Haftasonu anneanne ziyaretine mi gittiniz? Şimdi arkadaşlarla kahvede olurdum ya da evde film izlerdim diye düşünmeyin. Bir şeyi yaptıysanız ya da yapmak zorunda bırakıldıysanız eğer tüm kalbinizle yapmak için kendinizi zorlayın.

Zamanımızın çoğunu gelecekte neler olabileceğini veya geçmişte neler olduğunu düşünerek geçiriyoruz. Böylelikle yaptığımız etkinliklerden de yarım zevk alıyoruz. Hatta belki hiç almıyoruz. Arkadaşlarla bir akşam yemeğine çıkıyoruz ancak A mekanı değil de B mekanı olsa daha iyiydi diye düşünüyoruz. Ya da sinemaya gitseniz çok daha iyiydi. Yarın işte sunum yapacaksınız o yüzden beyninizi veremiyorsunuz bu akşamki eğlenceye. Beynimiz evrim gereği hep gelecekteki tehlikeleri saptayabilmek için tetikte ve hazır. Bununla birlikte bu durum bizde endişeye mahal veriyor doğal olarak. Burada yapmamız gereken temel şey, beynimiz farklı düşüncelere kaydığı anda kendimizi ana geri getirmek ve tüm kalbimizle burada olmaya çalışmak.

"Aynı anda iki tavşanı kovalayan adam ikisini de yakalayamaz. " — Konfüçyüs

Elbette yukarıdaki alıntı, karar verin, bir şeyi seçin ve sadece onun için çabalayın demek değil. Sonuç olarak birbiri ile paralel ilerleyen hedefler de olabilir. Paranın peşinde koşarak mutluluğu da belki bulabilirsiniz. Ya da başarılı bir kariyer hedefi size daha fazla tatmin getirebilir. Ancak sahip olduğunuz enerjinin kaldıramayacağı hedefleri aynı anda kovalamaya çalışmayın. Aynı anda İspanyolca öğrenirken kitap yazmaya çalışmayın mesela. Ya da saksafon öğrenirken şan kursuna da gitmeyin. Bu konuda Warren Buffett'in çok alıntılanan bir stratejisi var. Buffet'in şoförü ona hedeflerini nasıl başarabileceğini sorduğunda Buffet en önemli yirmi beş hedefini yazmasını istiyor şoföründen. Şoförü bir süre sonra yazıp geliyor ve Buffet'e gösteriyor. Buffet diyor ki, güzel şimdi ilk beş tanesini işaretle ve diğer yirmisini unut. Bu beş hedefi gerçekleştirmeden diğerlerine asla vakit harcama. Maalesef ki zamanımız başlangıçtan sınırlı. Koltuğumuzun altına koymaya çalıştığımız karpuzlara evrimimiz gereği de dikkat etmek gerek36. İstediğimiz herhangi bir şey olabiliriz ama her şey olamayız.

"Durmadığınız sürece ne kadar yavaş gittiğinizin bir önemi yoktur." — Konfüçyüs

Hedefin peşinde koşarken ne kadar yorulsak ve pes etmek istesek de, maalesef kolay zirve bize hiçbir zaman bahşedilmiyor. Burada esas önemli olan ilerlemek ve süreçten keyif almaya çalışmak. Gittiğimiz yer bizi çok mutlu etmeyecek olabilir. Buradan baktığımızda hedef çok uzak gibi görünebilir ama günde bir adım da olsa ona yaklaşmalıyız. İlerlediğimiz sürece ne kadar yavaş ilerlediğimizin hiçbir önemi yoktur.

"Hatırlamaya devam etmedikçe haksızlığa uğramak bir şey değildir." — Konfüçyüs

Stoacılıkta karşımıza çıkan bir alıntı daha. Konfüçyüs bunu bence en güzel söyleyenlerden. Bir şeyin seni üzmesinin tek yolu senin ona izin vermen. Geçmişin sizi yakalamasına izin verirseniz, şu anda sizi üzmesine izin vermiş olursunuz. Bunu aşabilmenin tek yolu yaşadığınız kötü tecrübelerden dersinizi not edip daha sonra onun bir daha kendisini hatırlatmasına izin vermemek.

Kendime göre pratik sayılabilecek eski öğütleri araştırmaya girdiğimde tam olarak felsefe sayamasak da Doğu'dan çok fazla şeyi kendime katabileceğimi öğrendim. Bazı öğütler ve felsefeler çok içgüdüsel olsa da bunların belli bir kalıba oturtulmuş olması bana her zaman

daha uygulanabilir geliyor. Bölümün bundan sonrası işinize yarayabilecek bazı görüş, felsefe ve gelenekleri içeriyor. Tabii ki yine Doğu'dan.

Wabi-Sabi: En yalın haliyle geçicilik ve kusurların kabulüne odaklanan bir görüş bütünüdür. Wabi, basit ve mütevazı bir sadelikte güzelliği görmek ve benimsemekle ilgilidir. Sabi ise zamanın nasıl hızlıca akıp geçtiği ve her şeyin nasıl da yaşlandığını hatırlatmakla ilgilidir. Bu yaşlanma ve tecrübenin nesnelere yansıma şekliyle ilgilidir.

Bu görüş sizi elinizdeki eskidiğini düşündüğünüz her ne varsa onu daha dikkatlice incelemeye, eskimişliğinde ve çatlaklarında güzellikler bulmaya davet eder. Yıllanmışlığın karakterini yeni objelerde bulamazsınız. Leonard Cohen'in de dediği gibi "Her şeyde bir çatlak vardır. Işık bu şekilde içeri girer." Nasıl ki sizler bu zamana kadarki kırılganlıklarınızla, çürüklerinizle ve çatlaklarınızla sizseniz etrafınızdaki her şeye de bu gözle bakmaya çalışın. Parlayan mükemmel objeler kapitalizmin büyüsüdür, kanmayın.

Aynı zamanda bu görüş sizlere hayattaki her şeyin her daim bir akış halinde olduğunu hatırlatır. Değişim, gelişim ve çürüme hali. Mükemmellik peşinde koşmamanızı, uzmanlık üzerine yoğunlaşmanızı öğütler. Mükemmelliğin aslında hayatın bir parçası olmadığını ve ne kadar çabalarsanız çabalayın bir konuda mükemmel olamayacağınızı kabul etmek, üzerinizdeki anksiyeteyi biraz olsun azaltacak.

Chisoku: Bu görüş de en basit haliyle size sahip olduklarınızla yetinmeyi öğütler. Sürekli artan, değişen ve çoğalan arzuların peşinden koşmak yerine hayatı olduğu gibi kabul etmek sizi huzura götürecek en kısa yoldur. Maalesef biliyoruz ki, ihtiyacımız olan şey sayısı azdır ancak arzularımızın bir sınırı yoktur. Bu durumun farkında olmak, bir sonraki alışverişinizde kendinize evdeki tişört sayınızı, ayakkabı sayınızı hatırlatmak ve bundan vazgeçmek size huzur getirecektir. Aldığınız her bir eşya hayatınızda bir yer kaplar ve sizin yerinizden çalar. Sizin için ekstra bir kelepçeye dönüşür. Bunun yerine kendinizi az ile yetinme konusunda eğitmeye ve geliştirmeye çalışın.

Kintsugi: Kintsugi aslında wabi-sabi ile iç içe bir kavram. Kırılan şeyleri onarma sanatı. Onararak cisimlere altın yara olarak adlandırdıklarımızı verme şekli. Kintsugi de aynı şekilde bize yıllanmış, badireler atlatmış ve yıllara meydan okumuş varlıklardaki güzelliği görmemizi öğütler. O yaralar bize aslında çok şey anlatmaktadır. Halihazırda sahip olduğunuz şeylerin

yıllanmışlığında bu güzelliği ve karakteri takdir etmeye başlarsanız, eşyalarınızı çok sık değiştirmeniz gerekmediğini anlayacaksınız.

Bunu insan ilişkileri üzerinden yorumlamak da mümkün. Genellikle kendi kusur ve hatalarımızı kabul etmekte çok zorlanırız. Hatayı yapsak bile inkar ederiz, inkar etmek daha kolaydır. Hatamızı kabul etmek değişmeyi gerektirir ve değişmek hepimiz için korkunçtur. Öte yandan, başkalarının kusurları ve yaptığı hataları dinlemek bize hep daha öğretici bir hikaye gibi gelir çünkü olayı birinci elden yaşamayız ve aynı duyguları paylaşmayız. Kendimiz için de kusurların saklanacak ayıplar değil, üzerinde çalışılacak hediyeler olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu bakış açısı yaralarınızla barışmanızı ve kendinizi yaralarınıza rağmen değil yaralarınızla birlikte ileri taşımanızı sağlar.

Shinrin Yoku: Bu bir konsept ismi aslında, herhangi bir felsefe değil. Shinrin Yoku, orman banyosu demek. Son yapılan çoğu araştırma da gösteriyor ki doğal ortamlarda olmak (park, bahçe, orman, deniz, göl kıyısı gibi) genel anlamda sağlığımıza çok iyi geliyor. Sadece bazı doğal yaşam fotoğrafları görsek bile kendimizi çok iyi hissediyoruz.

Araştırmalara göre doğa ile iç içe olabilmek şunlara yarıyor:

❖ Bağışıklık sistemini güçlendirir ❖ Kan basıncını düşürür ❖ Stresi azaltır ❖ Ruhunuza iyi gelir. ❖ Enerji seviyesini arttırır ❖ Uykuyu iyileştirir

Bu konuyla alakalı olarak makale kaynaklarından da konunun derinlerine girebilirsiniz37. Bir orman kıyısında yaşayamıyorsanız da hayatınızın kıyısında kendi akışınızda doğa için yer ayırın. Doğa terapinizi aksatmayın.

Shoshin: Bu konsept ise Budizm'den geliyor, yeni başlayan aklı, acemi beyni/duruşu olarak çevirebiliriz. Bu kavram, kişiyi herhangi bir ön yargı olmaksızın yeni bir bakış açısına sahip olmaya ve yeni şeyler öğrenmeye açık olmaya teşvik eder. Shoshin, insanı farklı bilgi, görüş ve inanışlara karşı olumlu bir tutum sergilemeye ve denenmemiş yeni yolları denemeye

yönlendirir. Egoyu teslim etmek, maymun zihni sakinleştirmek ve kendimizi tüm olasılıklara açmak için öğrenci zihnini benimsemeliyiz.

"Dünyadaki en zor şey, kendi düşüncenize göre hareket etmektir." — Johann Wolfgang von Goethe

Notlar

  1. 36.Madore, K. P., & Wagner, A. D. (2019, April 1). Multicosts of multitasking. Cerebrum: the Dana forum on brain science. Retrieved November 12, 2021, from
  2. 37.Immerse Yourself in a Forest for Better Health - NYS Dept. of Environmental Conservation. (2017). Department of Environmental Conservation.

12 / 16

Csikszentmihalyi ile Akışta Olmak

"Benlik, kendini unutma eylemleriyle gelişir." ― Mihaly Csikszentmihalyi

Aristo'dan kısaca bahsettiğimiz bölümümüzde de değindiğimiz gibi, onun için anlamlı bir hayatın temel taşlarından biri uzmanlık ya da mükemmellik. Usta olduğumuz işi bulmak ve ona tamamıyla kendimizi adamak ve bu uğurda zaman kavramını kaybetmek, Aristo'ya göre erdemli yaşamın parçalarından biri.

Günümüzde ise bunu bilimsel deneyleriyle destekleyen bir bilim insanımız var, Mihaly Csikszentmihalyi (Çik-sen-mi-hay). Kitap listesi bölümünde de göreceğiniz üzere, önerdiğim bir kitabı var. Peki neden ayrı bir bölüm açma gereği duydum? Bence fikri çok önemli, herkesin ucundan kıyısından bu fikri bilmesi ve en azından hayatımı bu fikir ile nasıl harmanlayabilirim diye düşünmesi gerek.

Mihaly'e göre flow yani akış dediği şey, yüksek bir zevk ya da tatmin olma halinden çok tam bir katılım hali. Yani elinizdeki işe yüzde yüzünüzü verme, aklınızda veya bilinçaltınızda bile başka hiçbir şeye yer bırakmayacak kadar yoğun bir bütünlük hali. Yaptığınız işten muhakkak bir sonuç da beklemiyorsunuz, işin kendisi sizin için yeterli. Sonuç da gelirse yan ürün olarak, ne ala38.

Csikszentmihalyi 1980 öncelerinde sanatçıların çok yoğun ve dünyadan kopuk şekilde çalışmalarını çok ilginç buldu. Daha sonra satranç oyuncuları ve dansçıları inceledi. Gördüğü şeylerde temel olarak iki sonuç buldu. Birincisi akışa ulaşabilmek için güçlü zorluklara ihtiyacımız var. Ama çok da güçlü olmamalı. Tam olarak yeteneklerimizin biraz üstünde bizi geliştiren şeyler olmalı. İkincisi, çok açık hedeflerimiz olmalı. Kısa dönem için nereye gitmek istediğimizi bilmeliyiz.

Csikszentmihalyi Flow kitabında temel olarak akışta olmayı şu parçaların oluşturduğunu söylüyor:

❖ Yetenek - Zorluk Dengesi: Yeteneğimize uygun, ne çok kolay ne çok zor ama bizi geliştirdiğini hissettiğimiz bir görev. Ne de olsa kendimizi en iyi hissettiğimiz anlar, genellikle zor ve değerli bir şeyi başarmak için sınırlara kadar beyin ve bedenimizi zorladığımız anlardır. ❖ Eylem - Farkındalık Birleşmesi: Aklımızda başka herhangi bir şeyin olmama durumu. Tüm dikkatimizin elimizdekine odaklanmış olma hali, beynimizin uzaklara dalmasının engellenmesi. ❖ Açık Hedefler: Tam amacımızın açık ve net olması, aklımızı karıştıran farklı bir durumun olmaması durumu. ❖ Kesin ve Açık Geri Bildirim: Elimizdeki işi ne kadar iyi yaptığımıza dair açık ve net bildirim. Bu şekilde neyi değiştirmemiz ve geliştirmemiz gerektiğinin açık bilincinde olma durumu. ❖ Elimizdeki İşe Yüksek Konsantrasyon: Faaliyete kendimizi tamamıyla kaptırma hali, Yalnızca elimizdeki görevle ilgili olanın farkında olma durumu ve ilgisiz tüm şeylerin hakkında asla düşünmeme hali. ❖ Kontrol Hissi: Elimizdeki işi ve atılacağımız bir sonraki işi tamamen yapacağımıza olan güven hissi. ❖ Öz Bilinç Kaybı: Bedensel ihtiyaçlarımızın dahi farkında olmama, egomuzun tamamen devre dışı olma hali. ❖ Zamanın Dönüşümü: Zamanın yavaşlaması ya da hızlıca geçmesi. Elimizdeki işe o kadar odaklıyızdır ki zaman akar gider. ❖ Ototelik Deneyim: Yaptığımız iş, kendi iyiliği için yapılan, kendi içinde bir amaç olan ototelik bir hale bürünür.

Yani sonuç olarak sizler, akış durumundayım diyebildiğiniz anda aslında şunları da diyebiliyor olmalısınız: Aklım farklı bir yere asla gitmiyor. Yaptığım işe tüm enerjimi ve dikkatimi vermiş durumdayım. Dünya benden uzakta gibi görünüyor. Başka hiçbir şey umrumda değil. Kendim bile sessiz moda alınmış gibi iş üstündeyken. Zamanın farkında asla değilim.

"Fakat dikkat tamamen aktiviteye konsantre olmadıkça bir tenis maçından, kitaptan veya sohbetten zevk almak imkansızdır.. ― Mihaly Csikszentmihalyi

Kendimizden ve çevremizden akışta olma durumuna çok fazla örnek verebiliriz. Örneğin çocukken oynadığınız oyunları düşünün. Çok açık bir hedefiniz vardı. Arkadaşlarınızdan aldığınız hızlı ve açık feedback. Zamanı kaybetmiştiniz ve aklınızda başka hiçbir şey yoktu. Kişisel ihtiyaçlarınızı bile ertelemiş durumdaydınız. Ya da bir tenis maçını düşünün, yüksek konsantre, hızlı geri dönüş, sonuca odaklılık, zamanın kaybı, kontrol hissi, dengeli bir zorluk. Tüm ögeler içinde. Özel zanaat önemli değildir. Csikszentmihalyi'e göre bazıları için koşmak, bazıları için heykel yapmak, yemek pişirmek veya çello çalmak bu akışı sağlayan aktivitenin ta kendisi olabilir. Önemli olan, zanaatın geleneklerine saygı duymanız ve onurlandırmanız, onda uzun vadeli ilerleme kaydetmeniz ve kendinizi yükseltmek (yani bir ego) uğruna değil, onu tam da kendinizi aktivite ile birlikte aşmak adına yapmanızdır. Kendinizi işin içinde ifade etmek ve aynı zamanda işin içinde kendinizi kaybetmek istiyorsunuz. Mutluluk, Epikür'ün de dediği gibi, kesintisiz olumlu duygu ya da zevk hali değil, daha derin bir tatmin gerektiriyor.

Akışta olma durumu bize yaptığımız işten daha fazla zevk alma olanağı sunuyor. Görev daha zevkli hale geldiğinden, bizler görevi ödüllendirici ve tatmin edici buluyoruz. Araştırmalar ayrıca akış durumlarının artan mutluluk, tatmin ve kendini gerçekleştirme ile de bağlantılı olabileceğini öne sürüyor39.

Yine kitaptan öğrendiğimize göre, tabii ki sadece akışta olma deneyimi sizi mutluluğa götüremez. Örneğin sadece bilgisayar oyunu oynarken kendinizi akışta görüyorsanız bunu çok da fazla mutlu ve anlamlı bir hayatla bağdaştıramayız. Ona göre, en mutlu hayatı yaşayan insan daha büyük ve tüm aksiyonlarını bağlayan bir amacı olan insan. Yani parça parça akışta olma hallerinin arkasında her daim daha büyük ve tatmin edici bir amaç olmalı.

"Kendini kabul edilebilir bir göreve adamak dinlendiricidir." — Maria Montessori

Peki, çok güzel. Artık akış ne demek, akışta olmak ne demek biliyorsunuz. Tamam ama bunu nasıl yaratacağız ve hayatımızın bir parçası haline getireceğiz? Csikszentmihalyi, zihni kaosa eğilimli olarak görüp yine de zihinsel disiplin ile akışta olmayı başarabileceğimizi öne sürer.

Her ne kadar modern dünyanın sıkıcılığı ve yabancılaştırması bizi bunaltsa da kendimize akış için yollar yaratabiliriz. Gelin neler yapabiliriz bir bakalım.

Dikkat Kaslarınızı Geliştirin

Bilim bize söyler ki bir an için bile dikkatimiz dağılsa ve elimizdeki işten uzaklaşsak tekrar dikkatimizi toplamamız tam 25 dakikaya mal olur40. Bunun sebebi de beyninizin siz fark etmeseniz bile arka tarafta hala dikkati dağıtan şeye odaklanıyor oluşudur. Bunun haricinde artık dikkat süremiz çokça azaldı, artık bir şeye ve kimseye sunduğumuz odağın saniyelerle ölçüldüğü zamanlarda yaşıyoruz. Günde 150 kere telefonumuzu kontrol etme dürtümüz de cabası41. Bununla savaşmak için neler yapabiliriz? Popüler önerilere bakalım: ❖ Telefonu çalışma alanınızdan uzaklaştırmaya bakın. ❖ Kendinize çalışma hedefleri koyun. 30 dakika, 45 dakika çalışma yerine, şu konuyu bitirince, şu şarkıyı da çalmayı öğrenince, şu kodu da yazınca gibi kısa dönem hedefleriniz olsun ve bu hedefler gerçekleştiğinde işinizin başından ayrılın. ❖ Sadece bir işe odaklanın. Beyninizin sadece bir işlemcisi var unutmayın. ❖ Eğer 7 - 8 arasında uyanıyorsanız ilk kahvenizi 9.30 sonrası için. Bu, beyninizde yavaşça artacak olan sizi uykuya sevk eden artıkların beyinde ilgili reseptörlere bağlanmasını engelleyecektir. Sabah uyandığınızda bu atıklar beyninizde çok az miktarda bulunur. ❖ Meditasyon yapmayı deneyin. Bunun için birçok app olsa da ben önerdiğim Youtube kanalını ve videoyu aşağıya bırakıyorum42. ❖ Doğa için zaman ayırın. ❖ Sevdiğiniz bir işi yapın, bulana kadar denemekten vazgeçmemeye çalışın. ❖ Yaptığınız işin yeteneğinizi zorladığına ve sizi geliştirdiğine emin olun. ❖ Kendiniz için optimal uyku aralığını bulun. ❖ Kendi optimal zamanınızı bulun. Sabah mı? Gece mi?

❖ Açık ve kısa zamanda erişebileceğiniz amaçlarınız olsun. ❖ Denemeye devam edin. ❖ Devamlı yapacağınız meditasyon ritüelinizi bulmaya çalışın.

"Keşfettiğim şey, mutluluğun gerçekleşen bir şey olmadığıydı. Mutluluk iyi talihin veya rastgele şansın sonucu değildir. Paranın satın alabileceği ya da gücün komuta edebileceği bir şey de değil. Dış olaylara değil, onları nasıl yorumladığımıza bağlıdır. Mutluluk aslında her insan tarafından özel olarak hazırlanması, geliştirilmesi ve savunulması gereken bir durumdur. İç deneyimini kontrol etmeyi öğrenen insanlar, mutlu olmaya en yakın olan yaşam kalitelerini belirleyebileceklerdir." ― Mihaly Csikszentmihalyi

Dünya mı yıkılsın yoksa bir bardak çay mı içersin? deseler ben çayımı içtikten sonra, "dünyanın canı cehenneme" derdim. — Fyodor Dostoyevsky

Notlar

  1. 38.Mihaly Csikszentmihalyi: Flow, the secret to happiness. (2008, October 24). YouTube.
  2. 39.Bonaiuto, M., Mao, Y., Roberts, S., Psalti, A., Ariccio, S., Ganucci Cancellieri, U., & Csikszentmihalyi, M. (2016). Optimal Experience and Personal Growth: Flow and the Consolidation of Place Identity. Frontiers in Psychology, 7.
  3. 40.Sophie Leroy, Why is it so hard to do my work? The challenge of attention residue when switching between work tasks, Organizational Behavior and Human Decision Processes, Volume 109, Issue 2, 2009, Pages 168-181,ISSN 0749-5978,
  4. 41.The Distracted Mind Summary, Review PDF. (2021). LifeClub.
  5. 42.Guided Meditation - Blissful Deep Relaxation - 2017 Updated Version. (2017, May 9). YouTube.

13 / 16

Mutluluğun Biliminden Yardım Almak

Geçmişe dönüp büyük düşünürlere hayat nasıl yaşanmalı, yönetici prensiplerimiz ne olmalı diye baktıktan sonra yapılabilecek en güzel diğer şey işin bilim kısmına bakmaktı. Bilim nasıl mutlu olacağımız hakkında bize ne söylüyor? Nelere dikkat etmeli? Neleri hayatımızdan çıkarmalı? Gelin birlikte inceleyelim.

Öncelikle bu bölüme şunu tekrar hatırlayarak başlayalım: Mutluluk bir son değildir. Sürekli mutluluğun peşinden koşmak sizi yalnızlığa, anksiyeteye, depresyona ve strese sürükler. Mutluluk dediğimiz şeyin farklı aktivitelerin yanında gelen pasta süsü olarak düşünülmesi daha iyi olacaktır. Eğer sizin için anlamlı bir işte çalışıyorsanız, tatmin oluyorsunuz ve mutlu hissediyorsunuzdur. Mutlu olmak için orada değilsiniz ama yan ürün olarak mutluluk da geliyor. Bir insana yardım ediyor ve kendinizi çok mutlu hissediyorsunuzdur, bu insana iyi hissetmek için yardımcı olmadınız ama yardımcı olmak size iyi hissettirdi. Tabii ki sadece mutlu olmak için yaptığınız eylemler de olabilir, alkol almak, sevişmek, uyuşturucu kullanmak gibi anlık hazların peşinden koştuğunuz olabilir. Ancak bunlar akıcı ve geçici mutluluklardır. Sonrasında hemen temel değerinize geri dönersiniz.

Peki mutlu olmak neden bu kadar zordur? Henüz üstünde tam olarak anlaşılamamış olsa da, 200.000 yılı aşkın süredir modern homo sapiens olarak dünyada var olduğumuz düşünülüyor. Happiness Trap kitabından öğrendiğimiz doğrultuda atalarımızın temelde 3 görevi vardı: Vahşi hayvanlar ve tehlikelerden kaç (ölme), hayatını idame ettirmek için yemek bul (yemek yeme), toplumun içinde ol ki yalnız kalıp güçsüz düşme. Bu 3 ana amaç ise atalarımızda tehlikeye karşı bir yatkınlık geliştirdi. Her zaman kötü bir şey olacakmış gibi davranıyoruz. Her daim ölümden kaçmaya çalışıyoruz. Beynimiz çevremizdeki güzel şeylerin etkisine çok daha zor varıyor çünkü tehlike arıyoruz.

Yani beynimiz hayatta kalmak için inşa edilmiştir. Bunu kabul etmek önemli çünkü neden mutlu hissedemediğimize dair temel bir dayanak barındırıyor. Bu gezegende ortaya çıkan ilk atalarımız yemek ve sıcak bir yer bulmakta zorluk çekerken bir saat sonra hayatta kalıp kalamayacaklarını bilmiyorlardı. Dolayısıyla bugünümüze baktığımızda, mutlu olmak varsayılan durumumuz değil. Vücudumuzun her parçası gibi beynimiz de evrimden nasibini aldı. Mutluluk ve memnuniyetin doğal olmadığını anlamak sizi daha güçlü kılacak önemli bir

ilk adımdır. Beynimiz para, sağlık, yemek, sosyal statü, başkalarının hakkımızda düşündükleri ve yarın üzerinden sürekli bir endişe yaratma halindedir.

Russ Harris bu durumu Happiness Trap adlı kitabında çok güzel özetlemiş:

"Evrim, beyinlerimizi psikolojik olarak acı çekmeye hazır olacak şekilde şekillendirdi: kendimizi karşılaştırmak, değerlendirmek ve eleştirmek, eksiklerimize odaklanmak, sahip olduklarımızdan hızla tatmin olmamak ve her türlü korkutucu senaryoyu hayal etmek, çoğu zaman. ki asla olmayacak. Biz insanların mutlu olmayı zor bulmasına şaşmamalı!" — Russ Harris

Atalarımız evrimleştikçe, aralarından nasıl daha iyi hayatta kalınacağını çözenler oldu tabii ki. Sosyal topluluktan kopmayanlar, alet üretenler, tehlikeleri iyi sezenler. Bu sayede de bizler bu genleri kazanmış olduk. Temel olarak modern dünyamızdaki problemler vahşi hayatta atalarımızın yaşadıklarına çok uzak olsa da bizimle kalan negatife yakınlık, sürekli tehlikeye karşı tetikte olma, topluma uyum ve bağlılık gibi özellikler oldu. Dolayısıyla stres, anksiyete, toplum baskısı ve depresyon da yanımıza kalan karlar oldu.

Bundan sonrası için ilk olarak Sonja Lyumbomirsky'nin Myths of Happiness kitabında yer verdiği ve genel anlamda da bilinen mitleri inceleyelim. Bu mitler çok inandığımız bazı mutluluk gerçeklerini yıktığı için mutluluk bilimine geçmeden önce bu noktaları yıkmak iyi gelecektir.

❖ Doğru insanı bulup evlendiğimde mutlu olacağım: Araştırmalara göre mutlu bir evliliğin verdiği ekstra mutluluk sadece 2 yıl sürüyor. ❖ Daha yeni ayrıldım, bir daha mutlu olamam: İlişkinin boyutuna göre değişken süreler gösterse de insanların ayrılık sonrasındaki 6 ay - 4 yıl arasında çok daha mutlu oldukları gözlemlenmiş. ❖ Hayat arkadaşımı bulabilirsem mutlu olacağım: Çoğu araştırma bekar insanların evli olanlardan daha az mutlu olmadığını ve bekarların da diğer ilişkilerde ve uğraşlarında mutluluk ve anlamdan keyif aldıklarını gösteriyor. ❖ İşe kabul alırsam mutlu olacağım: Herkes yeni bir işin veya girişimin yeniliğine, heyecanına ve zorluklarına kısa sürede alışır. Hayalinizdeki iş de size gereken mutluluğu sağlayamayacaktır. ❖ Param bu kadar azken mutlu olamam.

❖ Tüm negatif düşüncelerden kendimi kurtarabilirsem ancak mutlu olabilirim. Önemli olan negatif düşüncelere doğal olarak sahip olduğumuzu bilmek, bunu kabul etmek ve duygularımızla barışık olmaktır. ❖ En güzel yıllarım geride kaldı.

Bu mit listesine sizler de birçok ekleme yapabilirsiniz. Hayatınızın bu bölümüne kadar sizi mutlu edeceğini düşündüğünüz birçok şey hayal kırıklığına uğratmış olmalı. İnsan, sahip olduklarıyla yetinmemek ve daha fazlasını istemek için programlanmış bir yapıya sahip.

Şimdi gelelim modern bilimin bize söylediklerine. Mutluluk ile ilgili gerçekler, ne ve nasıl mutlu olabiliriz?

● Neden Mutlu Olmalısınız? Öncelikle tamam da neden mutlu olmalıyım ki ben böyle iyiyim zaten diye düşünüyor olabilirsiniz. Bunun için araştırmalara dayalı makalelerden durumu şöyle kısaca özetleyelim.

❖ Kalbinizi korur ve kan akışı ile kan basıncınızı düzenler43. ❖ Bağışıklık sisteminizi güçlendirir ve sizi hastalıklara karşı sağlamlaştırır. Mutlu insanlar mutlu olmayanlara kıyasla yüzde 50 daha az gribe yakalanırlar44. ❖ Stresi azaltır. Yapılan bir araştırmaya göre en mutlu katılımcılar, en az mutlu olanlardan yüzde 23 daha düşük stres hormonu seviyelerine sahipti, stresten sonra artan kan pıhtılaşma proteini seviyesi ise 12 kat daha düşüktü. Sonuçlar gerçekten çarpıcı. ❖ Daha az ağrı ve acı hissetmenize yardımcı olur. ❖ Ömrünüzü uzatır, basit, açık ve net45. ❖ Topluma ve çevrenizdekilere daha fazla katkı sağlamanıza yardımcı olur.

Buradaki maddeler daha da uzun. Önemli dersimiz ise basit, sağlıklı, huzurlu, kaliteli arkadaşlar içeren ve daha az stresli bir hayat istiyorsak mutluluğu getiren yollara

odaklanmalıyız. Şu an iyi hissetmiyor olabiliriz ancak bizi iyi hissettirecek teknik ve taktikleri öğrenerek kendimizi geliştirebiliriz.

● Mutluluğumuzun Önemli Bir Yüzdesi Genlerimiz Tarafından Belirleniyor

Mutluluğumuzun çoğu genetiğimiz tarafından değil, deneyimlerimiz ve günlük yaşamlarımız tarafından belirlenir46. Son zamanların ünlü popüler mutluluk bilimcisi Sonja Lyubomirsky'nin Nasıl Mutlu Olunur kitabından da inceleyebileceğimiz üzere, mutluluğumuzun yaklaşık yüzde 50'sini genlerimiz belirliyor. Bu demek oluyor ki hepimizin belirli bir stabil mutluluk seviyesi var. Mutluluğumuz genlerimiz, alışkanlıklarımız ve çevresel faktörler tarafından belirlenmekte.

Bu konu üzerinde farklı araştırmalar ve tartışmalar da mevcut. Mutluluğa etki eden faktörleri tam olarak böyle yüzdelik dilimlere bölmek çok zor olduğu için rakamlar biraz da temsili rakamlar olarak kalıyor. Örneğin, Nes ve Røysamb'ın araştırmasına göre kişinin mutluluğunun önemsiz olmayan bir kısmı genetikten gelir; tahminler değişir ama genel mutluluğun yaklaşık %30'undan öznel iyi oluşun yaklaşık %80'ine kadar genetik etkilidir. Sayılara çok da takılmamak gerek, önemli olan anne ve babalarımızdan aldığımız kalıtsal özelliklerin de mutluluk üzerindeki yadsınamaz etkisi.

Her ne kadar yüksek etken genlerimiz gibi gözükse de kişisel alışkanlık ve aktivitelerimize yoğunlaşmamızı öğütlüyor Sonja. Camus bölümünde de değindiğimiz gibi önerilerini şu başlıklarda toplayabiliriz. Daha sonra çoğuna tek tek başlık da açacağız.

1. Minnettarlık duyun ve bunu dile getirin. 2. Her düştüğünüzde kalkmayı, her zaman öğrenmeyi amaç edinin. 3. Çok düşünmemeyi alışkanlık edinin ve insanlarla kendiniz karşılaştırmayı bırakın. 4. Kibarlık uygulamaları yapın, teşekkür edin. 5. İlişkilerinizi geliştirin. 6. Anı yaşayın. 7. Affetmeyi ve unutmayı öğrenin. 8. Sizi gerçekten içine çeken ve zamanın nasıl aktığını çözemediğiniz aktivitelerin içine daha fazla dahil olun.

9. Hayatın küçük eğlencelerinin tadını çıkarın ve bunu farkında olarak yapın, elinizden kaymasına izin vermeyin. 10. Asla hedefsiz kalmayın ve hedefinizden şaşmayın. 11. Bir dine, inanışa veya istediğiniz herhangi bir şeye bağlı olun, ruhsal olarak kendinizi besleyin. 12. Spor yapın, güzel beslenin ve vücudunuza dikkat edin.

Yapmamız gereken düşük mutluluk seviyemiz için genlerimize kızmak ve sorumluluktan kaçmak değil, geriye kalan yüzde 50'lik etkenleri amaçlarımıza uygun olarak ayarlamak. Aktivitelerimize ve çevresel faktörlerimize dikkat etmek. Bize mutluluk veren aktivitelere yoğunlaşmak ve mutluluğumuzu elimizden alan çevresel faktörleri ise minimize etmek. Düşünceleriniz ve eylemleriniz mutluluğunuza %40 gibi büyük bir katkıda bulunuyor, yani mutluluk sabitinizi yukarı itmek sizin elinizde. Modern bilim bizlere mutlu ve mutsuz insanların arasındaki farkın mutluluğu artıran davranışlar ve düşünce kalıpları olduğunu gösteriyor. Mutlu insanlar üstteki listede uzmandırlar, mutsuzlar ise listedeki her maddeyi yok saymak ve mutsuz kalelerinde yalnız kalmak için bahane üretmeye devam etmektedirler.

● Sayısal Lotoyu Kazansanız Dahi Sadece Bununla Şu Andan Daha Mutlu Hissedemezsiniz

Üst maddemizle ilgili bir diğer önemli nokta, genetiğimizin mutluluğumuzu etkilediği kadar aslında bir de genetik sabit noktamız olduğu gerçeği. Bu konuda en bilindik araştırma Brickman, Coates, ve Janoff-Bulman'ın 1978'de yaptığı araştırma. Bu bilim insanları önemli yaşam değişikliklerinin, örneğin felç geçirme, piyango vurması vb., duygusal durumlarımız üzerindeki uzun vadeli etkisini araştırdılar. Bu araştırmalar sonucunda ise her iki grubun da olayların hemen ardından mutluluk seviyelerinde değişiklikler yaşarken, iki yıl sonra seviyelerinin sabit noktaya geri döndüğünü ve burada stabilize olduğunu buldu47.

Buradaki en önemli bilgi yine hedonik adaptasyon kabiliyetimiz. İnsan olarak sadece iyi şeylere değil aynı zamanda kötü şeylere de alışıyoruz. Beyin nöronlarımız yeni sahip olduğumuz duruma alışmaya başlıyor ve bir sonrakinde daha da az ateşlenmeye başlıyor. Bununla birlikte sadece alışmıyoruz aynı zamanda kendimizi de tekrar rekalibre ediyoruz. Kendimize hedefler koyuyor, umutların peşinde koşuyoruz ve bazen istediğimiz gibi

sonuçlanmıyor. Tabii bir de hayatın kendi gerçekleri var. Baskı, hastalık, acılar ve kayıplar sonrasında da kendimizi rekalibre edip mutluluğu buluyoruz. İnsanoğlunun en büyük günahı alışma kabiliyeti olduğu gibi en büyük hediyesi de yine alışma kabiliyetidir.

Bu genetik sabit ve rekalibrasyona karşı Sonja'nın da dediği gibi yapabileceğimiz birçok şey var, zaten detaylı olarak da inceleyeceğiz. Ancak önemli olan, herkesin aynı olmadığını, sizin çevrenizden daha az ya da fazla mutlu olabileceğinizi ve mutluluğunuzun neredeyse yüzde 40'ının sizin elinizde olmayan koşullar tarafından belirlendiğini bilmeniz.

● Neyi Düşünmeyi Seçiyorsak Ona Dönüşüyoruz

Bu maddeyi aslında Budizmi incelerken de Stoacı felsefenin derinliklerinde dolaşırken de gördük. Güncel araştırmalara göre günde yaklaşık 35000 karar veriyoruz48. Çoğunun tabii ki farkında değiliz. Otomatik olarak ilerliyoruz. Telefonu hangi cebimize koyacağımız ya da kapıyı hangi elle açacağımız gibi mesela.

Mutlu insanlarla mutsuz insanların arasındaki en temel farklardan biri, insanların neye odaklanmayı seçtiğidir. Aslında siz de farkına varmışsınızdır, mutlu insanlar ile mutsuz insanların arasında yaşanmışlık anlamında çok bir fark yok. İki tip de başarısızlıklar, başarılar, ayrılıklar, para kayıpları, işten atılmalar, hastalıklar atlatıyor. Ancak genel anlamda mutsuz çıkan insanlar kötü deneyimlerin üzerinde 2 kat daha fazla zaman geçiriyorlar. Dikkatinizi odakladığınız nokta, her şeyden çok daha önemli.

Buna paralel olarak araştırmalar günlük sadece 30 dakikalık şikayetin beyninize fiziksel olarak bile zarar verebileceğini söylüyor. İşin daha da ilginci şikayet eden siz olmasanız da şikayet eden birinin yanında olursanız eğer yine bu hasardan payınızı alırsınız49. Şikayetçi tutumunuza ve şikayetlerle sizi boğan tanıdıklarınıza dikkat etmekte fayda var.

● Mutluysanız Başarılısınız, Tam Tersi Değil

Çoğu zaman başarının bize mutluluk getireceğine inanırız. Çoğu popüler bilim yazarı bizimle aynı fikirde değil, onlar mutluluğun bize başarıyı getireceğine inanırlar. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki 18 yaşında daha mutlu olanlar 26 yaşına geldiklerinde daha prestijli ve

tatmin edici işlerde çalışır vaziyette oldular. Diğer bir örnek, üniversiteye daha mutlu başlayanlar daha yüksek gelire sahip oldular.

Diener ve Sonja'nın yaptığı araştırmalar gösteriyor ki kendi mutluluğunu yakalayabilen insanlar başarı konusunda daha öndeler50. İnsanlar eğer mutlularsa, daha çok ve sık sosyal ilişki kuruyorlar, kendilerini geliştirecek aktivitelere daha çok zaman ayırıyorlar. Ayrılıkları ve anlaşmazlıkları daha verimli çözüyorlar, diğer insanlara daha çok yardım eğilimi gösteriyorlar, daha sağlıklı hissediyorlar, daha yaratıcı oluyorlar ve işlerini daha iyi performansla bitiriyorlar. Bütün bunlar da sonuç olarak onları başarıya itiyor.

Aynı konsepti Happiness Advantage kitabında aktaran Shawn Anchor ise durumu şu şekilde özetliyor:

"Daha mutlu ve daha pozitif olduğumuzda daha başarılı oluruz. Örneğin, teşhis koymadan önce olumlu bir ruh hali içine giren doktorlar, doğal durumdaki doktorlara göre neredeyse üç kat daha fazla zeka ve yaratıcılık gösteriyor ve yüzde 19 daha hızlı doğru teşhis koyuyorlar. İyimser satış görevlileri, karamsar meslektaşlarından yüzde 56 daha fazla satış yapıyor. Matematik testlerine girmeden önce kendilerini mutlu hissetmeye hazırlanan öğrenciler, doğal durumdaki akranlarından çok daha iyi performans gösteriyorlar. Beynimizin kelimenin tam anlamıyla, negatif veya hatta nötr olduklarında değil, pozitif olduklarında en iyi şekilde performans gösterecek şekilde işlenmiştir." — Shawn Anchor

● Siz Düşünceleriniz Değilsiniz, Mutluluğunuz da

Sürekli mutlu olmak zorunda değiliz, mutluluk yüksek bir ruh durumudur. Ama aynı zamanda bizi mutluluktan alıkoyan düşüncelerimizle de kendimizi bağdaştırmamayı öğrenmemiz gerekir.

Ayık olduğumuz her saniye etrafımızdaki her şeyi yorumlama çabası içerisindeyiz. Yani olanı biteni subjektif bir beyin eşliğinde yorumlamaya muhtacız. Bu yorum kendi geçmişimize, tecrübelerimize ve o anki hislerimize bağlı. Bilgileri sadece kaydetmiyoruz; işliyor, kategorilendiriyor ve yorumluyoruz. Gerçekliğimizi ancak bu şekilde yaratıyoruz.

Düşüncelerimizin gerçeği temsil ettiğini düşünüyor ve korkuyoruz. Çoğu düşüncelerimiz gerçekten bir hayli uzak olduğu gibi yine birçoğu da işe yaramaz safsatadan ibarettir. Bilişsel olarak düşüncelerinizden bağımsız olarak kendinizi incelediğinizde onları kendi yarattığınız gerçekliğinden ayırırsınız. Bu sayede düşüncelerinizin kelimelerden başka bir şey olmadığını anlarsınız.

Russ Harris'in dediği gibi zihin hikaye anlatmayı sever ve hiç durmaz. Onun dediği gibi beynimizin yarattığı bir düşünceye olan asıl ilgimiz onun doğru ya da yanlış olup olmadığı değil, yararlı olup olmadığıdır; yani, bu düşünceye dikkat edersek, istediğimiz hayatı yaratmamıza yardımcı olur mu? Siz de negatif düşüncelerinizin siz onlara bir anlam ithaf etmezseniz bir önemi olmadıklarını unutmayın.

● Beynimiz Negatife Daha Yatkın, Bununla Barışık Olun

Bölüm girişinde de bahsettiğimiz gibi bilim insanlarının negativity bias (olumsuzluk yanlılığı) dedikleri bir durum, evrimsel gelişimimiz gereğince bizim olumsuz durumlara daha fazla odaklanmamıza neden oluyor. Özellikle vahşi doğada her an tehlikelere karşı hazır olması gereken atalarımız kötü bir şey olması olasılığına her daim hazırdılar. Bu da modern insana olaylara kötümser bakma yatkınlığını getirdi. Kötü ve stresli hissettiğiniz zamanlarda bunun normal varoluşunuz olduğunu unutmayın.

● Deneyimler > Materyal Satın Alımlar Hepimiz klişe olarak materyal satın alımların bizi mutlu edemeyeceğini duyduk. Güncel araştırmalar da gösteriyor ki deneyim satın almak materyal şeyler satın almaktan her zaman daha mutlu sonuçlar veriyor.

Austin'deki Texas Üniversitesi'nde yapılan araştırmalar materyal şeyler satın almaktansa deneyim satın almanın neredeyse her zaman daha fazla mutluluk duygusuna yol açtığı sonucuna vardılar51. Araştırmacı Kumar'a göre mutluluğu ne zaman ölçtüğünüze (tüketmeden önce, tüketme sırasında veya sonrasında) bakılmaksızın, insanlar deneyimsel satın alımlarla maddi olanlara göre daha mutlular. Bununla birlikte, insanlar satın aldıkları Iphone üzerinden değil hafta sonu gittikleri bir konser üzerinde konuşmaktan daha fazla

mutluluk duyarlar. Bu da sosyal ilişkileri güçlendirir ve bu etkileşimler de daha fazla mutluluğun kapısını açar.

● Paranızı Mutluluk Endeksiyle Harcayın

Happy Money kitabında yazarlar Elizabeth Dunn ve Michael Norton, mutluluğu harcamalarda arayanlar için şöyle bir yönlendirme yaparlar:

❖ Deneyim satın alın. ❖ Bir ödülmüş gibi harcayın: Bir hedefinize ulaştıktan sonra alacağınız bir şey olarak planlayın. Örneğin bir ayda 10 kitap okursanız alacağınız kulaklık gibi.

❖ Oluyorsa zaman satın alın: İnsanlara en çok mutluluk getiren harcamalar

kategorisinde zaman kazandıran harcamalar yer alıyor. İşinize yakın bir eve taşınmak, robot süpürge almak, ev temizliği için yardımcı olacak birine para ayırmak gibi.

❖ Şimdi ödeyin, sonra deneyimleyin: Bu öneri de aslında beklentilerle alakalı bi öneri. Bazı şeyleri beklemeyi ve bundan keyif almayı seviyoruz. Günü gelene kadar onla alakalı planlar yapmak ve hayaller kurmak bize mutluluk katıyor. Bir şeyi satın aldığımız gün ile onu gerçekten deneyimlediğimiz/elde ettiğimiz gün arasındaki zaman farkı, bize beklentilerimizi diğerleriyle paylaşma, gelecekteki nesne veya deneyimin tadını çıkarma ve onu planlama ve hazırlama fırsatı veriyor.

❖ Başkalarına yatırım yapın. Hayallerine ulaşma yolunda ya da yardıma ihtiyaç duyan kimselere destek attığınızda siz de kendinizi işe yarar hissederek mutlu olacaksınız.

❖ Kendinizi geliştirecek yatırımlar yapın: ➢ Bir konudaki mükemmelliğinizi ve uzmanlığınızı geliştirecek yatırımlar yapın. ➢ Yaşamınız üzerinde hakimiyet ve kontrol duygusu hissetmenizi artıracak yatırımlar yapın.

● Deneyimlere Tüm Dikkatinizi Verin

Killingsworth ve Gilbert adlı bilim insanları "maymun zihnimiz" üzerinde bir araştırma yapmak için 250.000 adet veri topluyorlar. "Track Your Happiness" isimli bu uygulama üzerinden insanlara günün belirli dakikalarında kendilerini nasıl hissettiklerini puanlattıkları bir anket iletiyorlar. Toplamda 5 soru iletiyorlar:

1. Ne kadar mutlusunuz? 2. Şu anda ne yapıyorsunuz? 3. Yakın zamanda egzersiz yaptınız mı? 4. Şu anda yalnız mısınız? 5. Beyniniz şu anda yaptığınız işe mi odaklı yoksa geziniyor mu?

Bu uygulamanın sonuçlarına göre insan beyninin günün yüzde 46.9'unda başka şeyleri düşündüğü görüldü. App çalışmasının sonuçlarına göre insanın kendini mutsuz hissetmesinin en büyük sebebi ise beynin farklı yerlerde gezinmesi.

Bunun çözümü olarak genelde hem Sonja'nın kitabında hem de popüler araştırmalarda o anki deneyimin zevkini çıkarmak, deneyimi zamana yaymak ve tüm benliğinizle deneyimi hissetmek öneriliyor. İş yapmak zorundaysanız işinize odaklanmak, film izliyorsanız tamamıyla filmde olmak, sevgilinizle bir kahve içiyorsanız bile bunu tamamıyla yaşamak. Zaman ayırıp o an için minnettar olmak en güzel çözüm.

Russ Harris ise şunu iddia ediyor: Beynimizdeki her deneyim aslında birlikte işleyen nöron yollarından oluşur. Bu yüzden pozitif deneyimler yaşadığımızda da bunu tamamıyla sindirmek ve içimize kadar çekmek önemlidir. Eğer karınızla baş başa güzel bir akşam yemeği sizin için gerçekten anlamlı ise bunu zamana yayın. Tadını çıkarın. Gözünün içine bakarak yiyin. Yemeği uzatın ve yavaş yiyin. Şu an onunla o masada oturmanın ne büyük bir mucize olduğunu kendinize hatırlatın. Ancak bu şekilde ekstra zamanlar ayırarak bu deneyimleri sinirsel yapılara dönüştürebilirsiniz.

● Mutluluğun Bir Son Durak Olmadığını Kabul Edin

Happier adlı kitabında mutluluğun bir varış noktası olarak görülmesinin insanın kodlarında olan bir hata olduğundan bahseder Tal Ben-Shahar. Mutluluğun mezun olunca, evlenince, çocuk yapınca, zam alınca gibi koşullara bağlı olmadan geldiğini kabul etmek sizi şu ana daha çok odaklayacaktır. Ulaştığınız noktaya gittiğinizde yine aynı vücut ve kafa sizinle olacak, bu yüzden mutluluğu bir koşula bağlı olarak görmek pek de akıl karı değil. Hiç kimse her daim mutlu olduğu bir hayat yaşayamaz, bu yüzden mutluluğu yarış sonu beyaz bayrak gibi yorumlamak size zarar verir.

Bu durum için Daniel Gilbert kitabında profesörlerle yaptığı araştırmayı anlatır. Gilbert, kadrolu profesör olabilmek için kararların açıklanmasını bekleyen profesörlere, kararlar açıklanmadan önce nasıl hissettiklerini ve eğer başarırlarsa ne kadar mutlu olacaklarını sorar. Kararlar açıklandıktan sonra ise tepkileri not eder. Kadro alan profesörler haberi duyunca kendinden geçmiş ve görev süresi reddedilenler anlaşılır bir şekilde harap olmuşken, profesörlerin uzun vadede ne kadar mutlu ya da mutsuz oldukları konusunda bu büyük olayın çok az etkisi oldu. Başka bir deyişle, profesörler, büyük bir başarının (veya başarısızlığın) mutlulukları üzerindeki etkisini fazlasıyla abarttılar.

Bu aslında bilim insanlarının "affective forecasting" olarak adlandırdığı konu. İnsanoğlu olarak duygusal tahminleme konularında çok başarılı değiliz. Bir şeyin gerçekleştiğinde bize ne kadar mutluluk vereceğini her daim abartmayı seçiyoruz. Neyin bize daha fazla mutluluk getireceğini bilemiyoruz52.

Mutluluğumuz gerçek anlamda bir durak olamaz çünkü bildiğimiz üzere hepimiz bir mutluluk sabitine sahibiz. Daha mutlu oluyor, daha üzgün oluyor ama hep aynı seviyeye geri dönüyoruz. Bir amaç olarak mutluluğu hedeflemek, elde ettiğimizde ona çabuk adapte olacağımız için yine bizi hüsrana uğratacaktır. Hedefe ulaştığımız andaki hedef coşkusu ise çabalarımızın uzunluğuna göre çok kısadır. Aynı zamanda mutluluk sizin için bir hedefse, o hedefe ulaşamadığımızda ne olacak? Hayattaki en önemli edinimi bir amaç çıktısına bağlamamak gerek.

● Kaliteli İlişkiler Edinin

Harvard Üniversitesi en uzun soluklu araştırmalardan birine imza atıp tam 75 yıl boyunca insanların hayatlarını takip ediyor. Amaçları ise uzun süreli mutluluk ve tatmin duygusunun anahtar gerekliliklerini tespit etmek. 75 yıldan fazla bir süre, Grant ve Glueck araştırması, birbirinden çok farklı iki grupta 724 kişinin fiziksel ve duygusal sağlığını izliyor. Araştırmacılar, katılımcıların evlerine giderek oturma odalarında bile oturup sohbet ediyorlar ve durumu yerinde gözlemliyorlar. Katılımcılarla iş, ev hayatı ve sağlık hakkında konuşup anketler dolduruyorlar. Araştırmacılar ayrıca fiziksel faktörleri karşılaştırmak için on yıllar boyunca kan alıp beyin taraması da yapıyorlar.

Vardıkları sonuç ise aslında biraz da içgüdüsel, ilişkilerimiz bizim için mutluluğun en önemli bileşeni53. İyi ilişkiler bizi daha mutlu ve sağlıklı tutar. Kaliteli ilişkiler hayat kalitemizi de artırır. Burada temel nokta, birçok insan tanımanın önemli olmadığı. Önemli olan sahip olduğumuz ilişkilerin kalitesi. Bazı araştırmalardan sosyal izolasyonun ölüm riski üzerindeki etkisinin büyüklüğünün sigara, obezite ve fiziksel hareketsizlik gibi diğer iyi bilinen risk faktörleriyle karşılaştırılabilir veya onlardan daha büyük olabileceğini öğreniyoruz. Bu sonuç fazla şaşırtıcı da olmamalı54.

Diener ve Seligman yaptıkları araştırmada, çok mutlu insanlar ile çok mutsuz insanlar arasındaki en büyük farkın sosyal ilişkilerin derecesi ve kalitesi olduğunu bulmuşlardır. Çok mutlu insanlar, ortalama mutlu insanlara göre en az zamanı yalnız kalmak ve en çok zamanı ise sosyalleşmek için arkadaşlarıyla, aileleriyle ve yabancılarla harcarlar. Tam tersine, çok mutsuz insanlar, ortalama mutlu insanlara göre önemli ölçüde daha kötü sosyal ilişkilere sahiptir. Diener ve Seligman bu durumu "iyi sosyal ilişkilerin, gıda ve termoregülasyon gibi, insan ruh hali için evrensel olarak önemli olduğunu" söyleyerek özetler55.

Anlaşılan şu ki insan mutluluğunun doğası ve nedenleriyle ilgili hemen hemen her araştırmanın birleştiği bir nokta, mutluluğumuzun diğer insanlara bağlı olduğu gerçeğidir. Bu gerçek ırk, yaş, cinsiyet, gelir ve sosyal sınıf gibi faktörlere kıyasla ezici bir şekilde daha üstte yer alıyor56.

● Zaman Satın Almaya Çalışın

Ulusal Bilimler Akademisi Bildiriler Kitabı'nda yayınlanan yakın tarihli bir araştırma, insanların ev temizleyicisi, çim bakımı veya market alışverişi teslimatı gibi zaman kazandıran hizmetlere

ning-study-on-happiness-2017100512543

para harcadıklarında kendilerini biraz daha mutlu hissedebileceklerini söylüyor. Buna karşılık, materyal şeyler ise; kulaklık, telefon, tişört gibi, bize o kadar da mutluluk vermiyor57.

İş hayatında da özel hayatta da kendi hayatlarının kontrol mekanizmasını kendi ellerinde tutanlar daha mutlular. Kendilerine zaman çalabildikçe, kendi hayatlarını kendileri yönetebildikçe daha iyi hissediyorlar. Zaman ve para arasında tıkılı kalacağınız bir sonraki seçimde, zamanı seçin.

● Sabırsızlıkla Beklediğiniz Gelecek Planları Yapın

Araştırmalar gösteriyor ki insanlar için bazı şeylerin merakla bekleniyor olması o şeyin kendisinden daha fazla mutluluk verebilir. Uzun zamandır istediğiniz Paris tatilini planlayabilirseniz eğer plan günü gelene kadar çok fazla mutluluk yaşarsınız. Planınızın kusursuz olması için minik planlar yaparsınız ve her detayını en ince ayrıntısına kadar düşünürsünüz. Hollanda'da yapılan araştırmalara göre seyahat planınız, gerçekleşmeden 8 hafta öncesine kadar mutluluğunuza katkı sunabilir.

Yine Sonja'nın kitabından aşağıdaki bilgiyi öğreniyoruz:

"Örneğin, birkaç Avrupa şehrinde rehberli on iki günlük bir tura başlamadan bir ay önce, hevesli gezginler seyahatlerini yaşarkenden daha fazla keyif aldıklarını bildirdiler. Öğrencilere Şükran Günü tatillerinden üç gün önce beklentileri hakkında anket yapıldığında ve Kaliforniya'da bir bisiklet gezisinden üç hafta önce insanlara anket yapıldığında aynı sonuçlara ulaşıldı. Gerçekten de, bin Hollandalı tatilciyi inceleyen araştırmacılar, tatilden elde edilen en büyük mutluluğun beklenti döneminden kaynaklandığı sonucuna vardılar." — Sonja, Myths of Happiness

Tabii ki yolunu gözlediğiniz şey çok önemli olmayabilir. Akşam bir film, çocuğunuzla yapacağınız bir yapboz, haftasonu tatili ya da doğa yürüyüşü gibi ufak şeyler de olabilir. Önemli olan içinizden gelerek planlamak ve bu aktivitenin size mutluluk vereceğinden emin olmak. Happiness Advantage kitabından öğrendiğimiz üzere en sevdikleri filmi izlemeyi

pend-your-money-to-buy-time-not-more-stuff

düşünen insanların endorfin seviyeleri yüzde 27 artıyor. Çoğu zaman bir aktivitenin en güzel yanı onun beklentisidir.

Bu tarz bir plan ya da bir şeyi bekleme durumu materyal ve deneyimsel şeyler için olabilir. Gezi gibi, konser gibi, maça gitmek gibi deneyimleri beklemek materyal şeylerin yolunu gözlemekten her zaman daha iyi hissettirir. Sonja'nın da söylediği gibi: Neşeli, beklentiye yatkın, ileriye bakmaktan ve gelecekteki mutlu olayları hayal etmekten zevk alma konusunda yetenekli insanların, özellikle iyimser olmaları ve yoğun duygular yaşamaları muhtemeldir.

● Para Size Mutluluk Getirmez

Bu, çok klasik gibi görünebilir ancak yapılan araştırmalar gösteriyor ki karnınız tok ve sırtınız pek ise ne kadar kazandığınızın çok da bir önemi yok. Daniel Kahneman'ın aktardığı üzere gerçekten de yoksulluğun yaşamın kendisini tehdit ettiği çok yoksul ülkelerde, zengin olmak daha fazla refahı öngörür. Ancak diğer yandan, neredeyse herkesin temel bir güvenlik ağına sahip olduğu daha zengin ülkelerde, servetteki artışların kişisel mutluluk üzerinde ihmal edilebilir etkileri vardır. Amerika Birleşik Devletleri üzerinden yapılan araştırmalarda yılda 75.000 Dolar gelirden sonrasının mutluluğu çok da etkilemediği görülmüş58.

Daniel Kahneman'ın yaptığı bu araştırma Amerikalıların yüzde 85'inin yıllık gelirlerinden bağımsız olarak, her gün mutlu hissettiğini buldu. Ankete katılanların yaklaşık %40'ı ayrıca stresli hissettiklerini ve %24'ü üzüntü hissettiklerini bildirdi. Çoğu insan hayatlarının gidişatından da memnundu59.

Bir başka ilginç bilgi ise, paranın mutluluğa olan katkısının geldiği noktalar; statü ve karşılaştırma. İnsanlar para kendilerine statü kazandırdığı için kendilerini mutlu hissediyorlar. Daha lüks arabalar, daha lüks yemekler. Diğer yandan, eğer çevrenizdeki arkadaşlarınız, yakınlarınız ya da komşularınız sizden daha fakir ise para sizi daha da memnun ediyor, mutluluğunuzu daha da artırıyor. Yani paranın size sunabileceği mutluluk genel anlamda sadece karşılaştırmalı bir mutluluk. Bu tarz bir uçucu ve samimi olmayan mutluluk tercihiniz olabilir ama gerçek anlamdaki mutluluğu asla para peşinde bulamayacaksınız.

Aynı konu üzerinde bir diğer araştırma ise, yaşam memnuniyeti ve mutluluk için 95.000 ABD Doları'nda küresel bir doygunluk noktası gösteriyor. Bu araştırmaya göre gelir seviyeleri belirli bir noktaya ulaştığında, zenginlik ve mutluluk arasındaki korelasyonlar dağılıyor. Rakamın kaç olduğundan bağımsız olarak, önemli olan çok param olsa çok mutlu olurdum algısını kafanızda yıkmanız. Eğer bir eviniz ya da arabanız varsa, sağlam bir işiniz ve yaşadığınız ülke standartlarında alım gücü ortalama seviyede maaşınız varsa zaten paranın size katabileceklerinin yüzdesel olarak çoğunu kendinize katmışsınız demektir60.

Bu konudaki bir diğer ilginç araştırma ise Kaser'den geliyor. Para, imaj ve şöhrete odaklanan yetişkinler; bu gibi değerlere önem vermeyen ya da daha az ilgilenenlere göre daha düşük kendini gerçekleştirme gücü ve mutluluğa sahip olduklarını ancak daha fazla depresyon yaşadıklarını bildirdiler. En önemlisi ise bir şeylere sahip olmanın, daha fazla popülerlik ve güzel görünüm için çaba göstermenin önemli olduğuna inanan insanlar, bu tür hedeflere daha az odaklanan bireylere göre daha fazla baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrısı ve boğaz ağrısı bildirdiler. Yani para ve paranın satın alabileceği materyal ve statü peşinde koşuyorsanız kendinize fiziksel rahatsızlık dahi veriyorsunuz. Aklınızın bir kenarında tutmakta yarar var.

● Tabii ki Egzersiz Yapın

Bu konuda da çok fazla araştırma mevcut. Eminim sizler de defalarca kez aynı önerileri duydunuz. Örneğin; egzersiz yapan kişilerin, özellikle haftada 3-5 kez 45 dakika egzersiz yaptıklarında zihinsel sağlıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. En büyük spor faydaları ise takım sporlarından, bisikletten ve aerobik ve jimnastik aktivitelerinden elde edilir61.

Araştırmalar, 10 dakikalık aerobik aktiviteden sonra ruh halindeki iyileşmeler görülebildiğini, minimum 20 dakikadan sonra ise bunun en yüksek olma eğiliminde olduğunu söylemektedirler62. 20 dakikalık aeorobik bir egzersiz depresyonla mücadele eder, mutluluğunuzu artırır. Egzersiz sırasında serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi mutluluk hormonlarının miktarında artış gözlemlenir.

Chekroud, S. R., Gueorguieva, R., Zheutlin, A. B., Paulus, M., Krumholz, H. M., Krystal, J. H., & Chekroud, A. M. (2018). Association between physical exercise and mental health in 1·2 million individuals in the USA between 2011 and 2015: a cross-sectional study. The Lancet Psychiatry, 5(9), 739–746. https://doi.org/10.1016/s2215-0366(18)30227-x Hansen, C. J., Stevens, L. C., & Coast, J. R. (2001). Exercise duration and mood state: How much is enough to feel better? Health Psychology, 20(4), 267-275.

Egzersiz ile ilgili en çok bilgiyi öğrenebileceğimiz kitap ise şüphesiz ki Spark: The Revolutionary New Science of Exercise and the Brain. Kitaptan öğrendiğimiz üzere esrar, egzersiz ve çikolata beyindeki aynı reseptörleri aktive ediyor. Yine aynı kitaptan; Hollanda'da 2006'da yayınlanan 19.288 ikiz ve aileleri üzerinde yapılan büyük bir araştırmanın, egzersiz yapanların daha az endişeli, daha az depresif, daha az nevrotik ve ayrıca sosyal olarak daha dışa dönük olduklarını gösterdiğini öğreniyoruz. Benzer şekilde, 1999'da 3.403 kişiyle yapılan bir Finlandiya araştırması, haftada en az iki ila üç kez egzersiz yapanların, daha az egzersiz yapanlara veya hiç yapmayanlara göre önemli ölçüde daha az depresyon, öfke, stres ve "sinik güvensizlik" yaşadıklarını gösterdi. Yani spor bize daha az depresyon, daha az stres, daha az öfke vaad ediyor.

Ayrıca Spark kitabından egzersizin şunlara yaradığını da öğreniyoruz, spor:

❖ Daha sosyal olmamıza yardımcı olur. ➢ Araştırmalar, hayatımıza fiziksel aktivite ekleyerek sosyal olarak daha aktif hale geldiğimizi gösteriyor; bu, güvenimizi artırıyor ve insanlarla tanışma fırsatı sağlıyor. Egzersizin getirdiği canlılık ve motivasyon, sosyal bağlantılar kurmamıza ve sürdürmemize yardımcı oluyor. ❖ Bizi daha sakin kılar. ➢ Çalışmaların çoğu, aerobik egzersizin herhangi bir anksiyete bozukluğunun semptomlarını önemli ölçüde hafiflettiğini göstermektedir. Ayrıca egzersiz, ortalama bir kişinin normal endişe duygularını azaltmasına da yardımcı olur. ❖ Depresyonla savaşmamıza yardımcı olur. ➢ İngiltere'de psikolojik tedavini bir parçası olarak reçetelerde spor da kendine yer bulmaktadır. ❖ Dikkatimizi artırmak konusunda bize yardımcı olur. ❖ Tehlikeli ve sağlıksız bağımlılıklardan uzak kalmamıza yardımcı olur. ➢ Egzersiz, sigara içme dürtüsüyle savaşır çünkü dopamini düzgün bir şekilde artırmanın yanı sıra kaygı, gerginlik ve stres düzeylerini de düşürür. Egzersiz, elli dakika boyunca aşermeyi savuşturabilir ve bir sonraki sigaraya kadar geçen süreyi iki veya üç katına çıkarabilir. ❖ Daha iyi kararlar almanıza yardımcı olur. ❖ Daha uzun yaşamanıza yardımcı olur. ➢ Beyniniz aktif olarak büyümüyorsa, ölüyor demektir. Egzersiz, stres eşiğinin doğal düşüşünü yavaşlattığı için yaşlanma sürecini önlemenin birkaç yolundan biridir.

Hayatınıza bir şekilde sporu entegre etmek gerekli. Spark kitabında bazı insanların gerçekten egzersize karşı hafif de olsa bir nefreti olduğu söylense de her insanın sevebileceği bir çeşit sporun mutlaka bulunabileceğini belirtir. Yürüyüş, koşu, zumba, pilates, kürek, basketbol, futbol, ağırlık kaldırma hoşunuza hangisi giderse. Sevdiğiniz sporu bulun ve bunu bir alışkanlık haline getirin.

● Doğa Yürüyüşü Yapın

Stanford Üniversitesi'nde gerçekleşen araştırmaya göre, meşe ağaçları ve çalılıklarla dolu bir ormanda 90 dakika yürüyen insanların beyninin depresyonla ilişkili bölgesinde aktivitenin azaldığını gösterdi. Doğal bir ortamda 90 dakikalık bir yürüyüşe çıkan katılımcılar, kentsel bir ortamda yürüyenlere kıyasla, daha düşük ruminasyon (bireyin geçmişe takılarak, problemini çözmek adına harekete geçmeksizin içinde bulunduğu duygu durumunu, olası sebep ve sonuçlarını tekrar tekrar düşünmesi durumu) seviyeleri bildirdiler ve beynin zihinsel hastalık riskiyle bağlantılı bir bölgesinde daha az sinirsel aktivite gösterdiler63. Evinizin yakınında kuşları izlemek bile ruh sağlığınız için iyidir. Daha fazla kuş, çalı ve ağaç bulunan mahallelerde yaşayan insanların depresyon, kaygı ve stresten muzdarip olma olasılığı daha düşüktür.

Doğa yürüyüşü ile birlikte sadece doğaya ya da doğa resimlerine bakmak bile bizim daha bağlı, sevecen ve cömert hissetmemize yardımcı oluyor64. Haftanın belirli günlerini ya da küçük bölümlerini denizi seyretmek, doğa yürüyüşü yapmak, piknik yapmak gibi aktivitelere ayıramıyorsanız bile evinize bitkiler ve çiçekler alabilirsiniz. Doğa fotoğrafları ile duvarınızı donatabilirsiniz. Bilgisayar masaüstü ekranınızı ve telefon duvar fotoğrafınızı da aynı şekilde güzel doğa fotoğrafları ile doldurabilirsiniz.

● Haftada 2 veya 3 Kez Seks Yapın

Colorado Boulder Üniversitesi'nde yapılan araştırmalara göre bir önceki yıl seks yapmayanlarla karşılaştırıldığında, haftada bir sex yaptığını bildirenlerin daha yüksek düzeyde

Bratman, G. N. (2015, June 23). Nature experience reduces rumination and subgenual prefrontal cortex activation. PNAS. https://www.pnas.org/content/early/2015/06/23/1510459112 Dockrill, P. (2016). Just Looking at Photos of Nature Could Be Enough to Lower Your Work Stress Levels. ScienceAlert. ess-levels

mutluluk hissetme olasılığı yüzde 44 daha yüksekti. Haftada iki ila üç kez seks yaptığını bildirenlerin ise daha yüksek düzeyde bir mutluluk bildirme olasılığı yüzde 55 daha fazla çıktı. Siz hangi tempoda daha iyi hissediyorsanız partnerinizle birlikte o sıklıkta yapın ancak mutluluğun bu yönünü de ihmal etmeyin.

● Minnet Duyun ve Minnet Duyduğunuz Şeyleri Not Edin

Size minnet duygusu veren şeyler üzerinde düşünmek, dikkat kesilmek ve belki de bir minnet günlüğünde bunları not etmek mutluluğunuza büyük katkı sağlayan faktörlerden biri.

Happiness Advantage kitabından öğrendiğimiz üzere, "Yoğun olarak minnettar olan insanların daha enerjik, duygusal olarak zeki, bağışlayıcı olma ihtimallerinin yüksek; depresif, endişeli veya yalnız olma olasılıklarının daha düşük olduğunu göstermiştir. Araştırmacılar rastgele gönüllüler seçip onları birkaç haftalık bir süre içinde daha minnettar olmaları için eğittiğinde, insanların daha mutlu ve iyimser olduklarını saptamış, sosyal olarak daha bağlı hissettiklerini görmüş, daha kaliteli uykunun tadını çıkardıklarını not etmiş ve diğer kontrol gruplarına göre daha az baş ağrısı çektiklerini söylemişlerdir."

Yine Robert A. Emmons ve Michael McCullough'un araştırmasına göre, şükran günlüğü tutan kişilerin %25 daha mutlu olduğu tespit edilmiştir65. Bu alıştırmayı hayatınıza küçük şekillerde entegre edebilirsiniz. Her sabah sahip olduğunuza minnettar olduğunuz 5 şeyi kendinize hatırlatarak başlayabilirsiniz. Telefonunuzun ekranına bunların ekran görüntüsünü koyabilirsiniz. Günün belirli saatlerinde kendinize alarm kurup şu anda minnet duymanız gereken bir şeyi kendinize hatırlatabilirsiniz. Sahip olduklarınıza dikkat edip önemsemeye ve onları tümüyle içinize çekmeye çalışın.

● Mutluluğunuz Bir U Eğrisi Çizer

Avrupa'da veya Kuzey Amerika'da insanlar çocukluklarında oldukça mutlu olarak hayata başlarlar ve kırklı yaşlarında minimum mutluluğa ulaşırlar. Daha sonra yaşlandıkça yavaş yavaş tekrar daha mutlu olurlar. Sonuç olarak, tipik yaşam döngüsü mutluluk eğrisi U şeklini alır66.

Dean, J. (2016, October 16). Practicing Gratitude Can Increase Happiness by 25%. PsyBlog. Feldman, F. (2010). What is this thing called happiness? Oxford University Press on Demand.

Bu bilgi bize orta yaş krizinin de aslında bilimsel bir dayanağı olduğunu gösterir. Yaşınıza göre kendinizi bu U eğrisinin neresinde bulacağınız da kendinizle barışık olmanız konusunda size yardımcı olacaktır.

● Amaç > Zevk, En Azından En Sonunda

Öncelikle şunu kabul etmeliyiz, hedonik mutluluk bir durumdur ve bu durum geçicidir. Yani bir şey yüzünden mutlu oluruz ve sonra onu unuturuz gider. Her zaman mutlu olmak gibi bir durum asla söz konusu olamaz. O yüzden geçiçi mutluluktan daha büyük şeylere de bakmalıyız, amaçlar ve anlam gibi.

Tal Ben Sharar'ın da dediği gibi hedefler yaşamlarımıza anlam ve amaç kazandırırlar. Odaklanmamız ve kaybolmamamız için bize destek olurlar. Yön eksikliğinden, sabahları yataktan kalkmak için zorlayıcı bir nedene sahip olamamaktan daha fazla umutsuzluğa neden olan hiçbir şey yoktur. Bizim için önemli olan hedeflere ulaşmak değil, onlara sahip olmaktır. Bir hedefe ulaşıldığında o hedef bize gerekli mutluluğu vermez, bir sonrakinin peşinde koşarız.

73.000'den fazla Japon üzerinde yapılan bir araştırma, ikigai -bir kişinin amaç duygusuyla güçlü bir psikolojik bağlantı- ve azalan ölüm oranı arasında açık bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardı. Daha geniş bir yaş aralığından 6.000 kişiyi izleyen bir ABD araştırması da aynı modeli buldu: 14 yıl önceki bir ankette ölçüldüğü gibi daha büyük bir amaç duygusuna sahip insanlar, akranlarından daha uzun yaşadılar. Araştırmaya göre, "hayatta bir amaca sahip olmak, yetişkinlik yıllarında ölüm riskine karşı geniş ölçüde tampon görevi görüyor67."

Amaca sahip olan insanların aynı zamanda daha uzun yaşadığı da gösteriliyor. Bu insanlar aynı zamanda, kısa süreli bellek ve işlem hızı dahil olmak üzere bilişsel testlerde daha iyi performans gösterirler ve daha az depresif semptom ve işlevsel yetersizlik gösterirler.

Looking for happiness? Try purpose instead. (2019, May 16). BostonGlobe.Com. iyNzPyFzR4RncI/story.html

Her ne kadar hayatın anlamını bulmak, kapsayıcı bir amaç bulmak zor olsa da kendinize her zaman yeni bir amaç edinmelisiniz. Denemeli yanılmalı ve tekrar denemelisiniz. Belki henüz hayatınızın en anlamlı amacını bulamadınız ve bir sonraki maceranız size bunu öğretecek.

● Karşılaştırma Yapmayı Bırakmaya Çalışın

Buna birçok önemli beyni incelerken değindik. Sosyal bir varlık olarak kendimize bir sabit nokta bulup onunla durumumuzu kıyaslamaya bayılıyoruz ama bu karşılaştırma mutluluğumuzu öldürüyor. Gümüş madalya kazansak bile bronz madalya alandan daha az mutluyuz çünkü referans noktamız sabit olan zirve. Bronz madalya alan ise o podyumda olduğu ve hayallerini gerçekleştirdiği için mutlu.

Yale Üniversitesi'nin popüler mutluluğun bilimi kursu hocası Santos bu durumu şöyle açıklıyor: "Zihnimiz, o anda hangi referans noktası göze çarpıyorsa, hangi referans noktasını fark edersek edelim, [seçme] yapar ve özellikle bizden daha iyi yapan [insanları içeren] referans noktaları [seçme] eğilimindedir." Ne yazık ki kendimizi hep daha iyi ile karşılaştırıyoruz.

Bu karşılaştırma alışkanlığımız için yapabileceğimiz tek şey bu durumun bilincinde olmak ve fark ettiğimizde kendimizi dizginlemeye çalışmak. Genlerimizde gizli bu alışkanlığı tamamen ortadan kaldırmak ne yazık ki zor ama bu durumun içinde kendinizi bulduğunuzda bulunduğunuz konum için ne kadar minnettar olmanız gerektiğini, kendinize sizden daha zor durumdakileri hatırlatarak başarmak mümkün. Sadece daha iyi ile kendinizi kıyaslamayın.

● Sosyal Medya Kullanımını Minimuma İndirin

Yukarıdaki karşılaştırma hastalığımıza paralel olarak, bir de sosyal medya etkimiz mevcut. Yapılan araştırmalar ile sosyal medyada günde 2 saatten fazla zaman geçiren gençlerin, 30 dakikadan az geçirenlere göre daha yüksek oranda depresyona sahip olduğu tespit ediliyor.

Siz farkında olmasanız bile sosyal medyada takip ettiğiniz hesaplar ve mutlu hayatlar sizi mental olarak yoruyor. Bunun en iyi çözümü sosyal medya kullanmamak. Bunu başarmıyorsak Facebook ve İnstagram gibi gösterişin tutsağı olan uygulamalar yerine Twitter'ı tercih etmek çözüm olabilir. Bu da olmuyorsa telefonunuzdan uygulamanın kullanım

süresini kısıtlayın. Emin olun sosyal medyanın size katkılarından çok, mental yük olarak olumsuz etkileri var.

● Uykunuza Önem Verin

Defalarca farklı araştırmalarca onaylanan bir gerçek de uykumuzun önemi. Bir kişinin uykuya ayırdığı zaman direkt olarak mutluluk seviyesini etkiler. Uyku yoksunluğu doğrudan depresyon ve stres düzeylerini artırır.

Yapılan yakın tarihli araştırmalara göre ise, daha kısa gece uykusu alan insanlar ertesi gün stresli olaylara daha duygusal tepki veriyor ve iyi şeylerden o kadar keyif alamıyor. Yani bir nevi hayattan soğuyoruz ve sadece günü bitirmeye oynuyoruz. Bazı araştırmalar bu durumun devamlı oluşunun insanı erken ölüme götürdüğünü bile söylüyor68.

Optimal uyku miktarı ile ilgili çok fazla tartışma mevcut ancak her araştırmanın ortalamasını alırsak 7+ saat üzerinde anlaşabiliriz. Eğer 6 saat size gayet iyi hissettiriyorsa bunda hiçbir sorun yok. Eğer 8.5 saat uyumadan olmuyorsa bunda da asla bir problem yok. Önemli olan kendi optimum saatinizi bulmanız, aynı saatte yatağa gitmeye özen göstermeniz, yatmadan 1 saat öncesinde mavi ışıklı ekranlardan uzak durmanız ve oda sıcaklığında (25 derece) bir yatak odasına sahip olmanız. Ayrıca not etmeden geçmeyeyim, iyi bir yatağa verdiğiniz paraya asla acımayın.

● Çevrenizdeki İnsanların Mutlu Olmasına Dikkat Edin

Mutluluk gerçekten de bulaşıcıdır. Biri gülerken siz de duramaz ve gülersiniz. En azından gülümsersiniz. Gülümsersiniz dimi? Bu kadar da ketum olmayın.

Araştırmalar bu duruma destek çıkıyor ve gerçekten de çevremizdeki insanların mutluluk ve mutsuzluklarından çok etkilendiğimizi gösteriyor. 20 yıllık bir süre içinde yaklaşık 5.000 kişiyi inceleyen bir araştırmaya göre, mutluluk sosyal ağlar aracılığıyla duygusal bir bulaşıcılık gibi yayılıyor. Birey mutlu olduğunda ağ etkisi üç dereceye kadar sıçrayabiliyor. Bir kişinin mutluluğu, sadece arkadaşlarına değil, arkadaşlarının arkadaşlarına ve arkadaşlarının arkadaşlarının arkadaşlarına da fayda sağlayan bir zincirleme reaksiyonu tetikler gibi People react better to both negative and positive events with more sleep. (2020). ScienceDaily.

görünüyor69. Dahası bu etki neredeyse 1 yıla kadar devam ediyor gibi görünüyor. Üzüntü ise sosyal ağda bu kadar fazla yayılmıyor gibi duruyor. Arkadaşlarınıza üzüntülerinizi geçiremiyor gibisiniz? Ne dersiniz? Yine bencil mahlukatlar dediğinizi duyar gibiyim.

Daha güncel bir araştırmada ise araştırmacılar katılımcıların Twitter ana sayfalarındaki tweet'leri olumlu/olumsuz olarak kategorilendirip bu tarz tweetlerin insanların üzerindeki etkisini bulmaya çalışıyorlar. Kullanıcıların haber akışlarında daha fazla sayıda olumlu tweet görmeleri olumlu mesajlar üretilmesine neden olurken, olumsuz tweetlerin varlığının olumsuz olanların üretilmesine neden olduğunu gösteriyor. Ayrıca, Twitter kullanıcılarının yaklaşık yüzde 20'si, kendi attığı tweetlerinin yarısından fazlasında kendi ağlarında gördüğü olumsuz tweetlerden etkilendiler ve son derece duyarlı olarak sınıflandırıldılar. Bu kullanıcıların, olumlu tweetlerden olumsuz olanlara göre dört kat daha fazla etkilenme olasılığı vardı70.

Tabii ki hayatınızdaki insanlar mutsuz olacaklar ve tabii ki sizler bu kişilere destek atacaksınız ve onların ağlaması için birer omuz sunacaksınız. Ancak hayatınıza dönüp baktığınızda o kişiler her zaman şikayetçi, negatif tutumlu ve sizi aşağıya çeken tipler ise artık hayatınızdan çıkarma vakti gelmiş demektir. Kimseye hak etmediği boşluğu vermemek lazım kendi hayatlarınızda. O boşluğu sizi çok daha geliştirecek biriyle paylaşmak mümkün.

● Yakınlarınızın Yanında Olmaya Çalışın Olmuyorsa da Gelecekte Bunu Sağlayacak Bir Planınız Olsun

Araştırmalara göre sevdiklerinizi kendi yaşadığınız yerden 1 mil (yaklaşık 1.6 km) ve daha az uzakta tutmanızın mutluluğunuza yüzde 25'lik bir pozitif etkisi var. Aynı pozitif etki neşeli bir eşle birlikte yaşıyorsanız, mutlu bir kardeşten bir mil uzakta yaşıyorsanız veya kapı komşunuz çok neşeliyse de yaşanıyor gibi görünüyor.

Tabii ki 1 mil biraz abartı görülebilir. Hepimiz kendi hayat yolumuzda bir yerlere dağılıyoruz. Lisedeki en yakın arkadaşlarımla yaptığımız İstanbul planlarını hatırlıyorum. Üniversite yılları harika olacaktı. Sonuç? Birimiz Trabzon'a, birimiz İstanbul'a, birimiz Ankara'ya, birimiz İzmir'e ve birimiz ise Eskişehir'e gittik. Komik değil mi? Burada yapabileceğiniz tek şey elinizden

James H Fowler, Nicholas A Christakis. Dynamic spread of happiness in a large social network: longitudinal analysis over 20 years in the Framingham Heart Study. British Medical Journal, December 4, 2008 USC - Viterbi School of Engineering - Happiness is Contagious. (2016). USC Viterbi.

geleni yapmaya çalışmak. İki seçenek arasında sizin için çok da fark yoksa her zaman sevdiklerinizin daha fazla olduğu tarafı seçin.

● Nordik Ülkeler Neden Mutlu ve Siz Neden Mutlu Değilsiniz?

Nordik ülkeler bildiğiniz gibi her daim mutluluk endeksinde üst sıradalar. Bizde kendi ahırımızda adamlar nasıl da mutlu diye samanlarımızın yerini değiştirmekle meşgulüz. Peki bu adamlar neden bu kadar mutlular?

Öncelikle mutluluğun temel yapıtaşlarını oturtmuş durumdalar. Güvenlik, ücretsiz eğitim, iş-yaşam dengesi, sigorta, işsizlik maaşları ve destekleri. Vergileri yüksek evet ama işsiz kalırsam ne olur diye düşünmüyorsunuz. İş değiştirdiğiniz zaman boşta kalırsanız ve ne iş yapacağınıza tam karar veremezsiniz size yine ekonomik olarak destek oluyorlar. Yeni doğum yapan annelere doğum paketleri, ücretsiz doğum hizmetleri ve ücretli izin, babalara da aynı şekilde. Bu liste çokça uzar gider böyle.

Eğer siz yarınınızdan şüpheli ve bunun üzerine gerginseniz, maalesef ki mutluluğunuzun belirli bir düzeyin altında olmaması mümkün değil. Bazı gerçekleri siz değiştiremiyorsunuz ne yazık ki. Bu gerçekleri tek başınıza yıkamayacağınıza göre kaçmayı tercih edebilir ve gerçekleri size uyan yerlerde yaşamak için fırsatlar kovalamaya çalışabilirsiniz. Unutmayın, eğer aksiyon almıyorsanız ağlamanızın da bir anlamı yok. Yaşadığınız yer size temel değerleri sunamıyorsa eğer, yol alın. Yol yoksa, siz yaratın.

● Küçük de Olsa Bir Kibarlık/İyilik Yapın

Bu öneri de yine kişisel gelişim kitaplarında ve okuduğunuz makalelerde çokça karşınıza çıkmıştır. İyilik yapın, küçük de olsa. Dünyayı değiştirmek zorunda değilsiniz. Yaptığınız iyiliğin kimse farkında olmayabilir. Sonucunda sizin dünyanız değişiyorsa bile sadece, bu sizin için yeterli olmalıdır.

İngiltere'de yapılan bir araştırmada, 86 kişi 3 farklı gruba bölündü ve bir gruptan her gün bir iyilik ya da kibarlık yapması istendi. Bir gruptan yeni bir şeyler denenmesi istenirken en son grup ise kontrol grubuydu ve onlar hayatlarına normal şekilde devam ettiler. Beklendiği gibi, nezaket veya yenilik eylemleri yapmak, yaşam doyumunda bir artışa neden oldu71.

Buchanan, K. E., & Bardi, A. (2010). Acts of Kindness and Acts of Novelty Affect Life Satisfaction. The Journal of Social Psychology, 150(3), 235–237. https://doi.org/10.1080/00224540903365554

Sonja ve ekip arkadaşlarının yaptığı bir diğer araştırmada ise 6 hafta boyunca haftada beş tür eylem gerçekleştiren öğrenciler, kontrol grubunda yaşanmayan bir etki olarak mutluluk ve doyum seviyelerinde bir artış yaşadılar72.

Kibarlık ve iyilik yapmak, kendi hayatımıza biraz mutluluk getirmenin en hızlı yollarından biridir. Sonja'ya göre mutlulukla en çok ilişkili olduğunu gösteren bilinçli faaliyetler arasında iyilik yapmak ve şükran egzersizleri yapmak yer alır. Onun tanımına göre durum şöyle gerçekleşiyor:

"Nezaket ve kibarlık eylemleri geçici de olsa ruhunuza iyi gelir ve uzun vadeli mutluluğa katkıda bulunur. İyilik yapmak, yapan kişinin kendisini daha mutlu görmesine yol açar; bunun nedeni belki de bu tür eylemlerin iyiliği yapan kişinin başkaları hakkındaki algısını dönüştürmesidir. Düzenli olarak iyilik yapmak, bireylerin başkalarını daha hayırsever bir şekilde görmelerinin yanı sıra, kendi topluluğunu daha hayırsever bir şekilde görmelerine yol açar. İşbirliği duygusunu teşvik eder ve kişinin kendi iyi şansını tanımasına yardımcı olur. Ve kişi nazik davranışlar sergilediğinde, kendini fedakar olarak görmeye ve yardım etme yeteneğine ilişkin güven ve öz yeterlilik duyguları geliştirmeye başlar. Birinin topluluğundaki diğerleri de o kişiyi bu terimlerle görmeye başlar. Tüm bu faktörler, pozitif duyguların yukarı doğru bir sarmalını yaratan ve böylece kişinin mutluluk derecesini artıran bir duygu ve düşünce kalıpları etkileşimi yaratmak için birleşir." — Sonja Lyumbiyorsky

Biraz garip bir düşünce olarak da gözükse içinizden gelmese bile bunu başarabilirsiniz. Birine hal hatır sormak, o istemeden kahve ısmarlamak, işinde yardımcı olmak, maddi durumunun sıkışık olduğunu bildiğiniz birine yardım etmek, birinin derdini dinlemek, birine teşekkür notu bırakmak, birini övmek. Aklınıza ne gelirse, içinizden tam olarak gelmese bile bunu yapmak kolay. Kendinize hatırlatıcı bile koyabilirsiniz. Dönüşünde kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz ve birinin daha gülümsemesine yardımcı olacaksınız. İyilik yapmak için başka sebebe ihtiyacınız yok gibi gözüküyor.

Lyubomirsky, S., Sheldon, K. M., & Schkade, D. (2005b). Pursuing Happiness: The Architecture of Sustainable Change. Review of General Psychology, 9(2), 111–131.

● Bir Dine ya da Topluluğa Bağlı Olun

Din ve spiritüelliğin mutluluk ile ilişkisi üzerine 300'den farklı kaynağı inceleyen araştırmaya göre dini inanç tam olarak şunlara yarıyor73:

❖ Din/inanç güçlü bir başa çıkma kaynağıdır. ❖ Din, daha iyi zihinsel sağlıkla ilişkilidir. ❖ Din, daha iyi sağlık davranışlarıyla ilişkilidir. ❖ Din, daha iyi fiziksel sağlık ve uzun ömür getirir.

İlginç bilgiler değil mi? Bence de öyle. Tam olarak benim de dini inancım bana bunları sağlıyor diyorsunuz sanki şu anda bu satırları okurken. Ya da ama ben bir ateistim şimdi ne yapacağım dediğinizi duyar gibiyim. Sizi çok iyi anlıyorum. Ortalık biraz karışık.

Dinin insanların ömrünü uzatması genel anlamda daha fazla ve sağlam ilişkiler ve gönüllü aktivitelere dayandırılıyor. Yani aslında dine tam olarak ihtiyacınız olduğunu söyleyemem, ancak din bu olanakları size sunduğu için size ayrı bir huzur veriyor74.

Eğer siz daha fazla acı çekiyorken etrafınızdaki inançlı arkadaşlarınız neden bu kadar huzurlu ve mutlular diye soruyorsanız artık cevabın bir kısmını biliyorsunuz. Araştırmadan alınan bir röportajda inançlı bir kişi duruşunu şu şekilde dile getiriyor:

"Acı üzerinde durmam. Bazı insanlar hastadır ve acıya sahip olmak ve onlardan en iyisini alır. Ben hasta değilim. çok dua ediyorum... Tanrıya inanıyorum ve tüm kalbimi, bedenimi ve ruhumu ona teslim ediyorum… Bazen dua ediyorum ve derinden ciddi bir dua içindeyken birdenbire ağrım hafifliyor. Uyumaya gidiyorum ve uyanıyorum ve bir şeyler yapabilirim kendim için. Bu yüzden dua bana çok yardımcı oluyor. Tanrı'ya kalbimi ve ruhumu veriyorum ve hiç bir şey hakkında endişelenmeme gerek kalmıyor. Hiçbir şey. O sizi yönlendirir ve size önderlik eder ve seninle ilgilenir. Buna inanıyorum. Benim inancım budur."

Religion, Spirituality & Medicine Religion, Spirituality & Medicine Research and Clinical Implications Research and Clinical Implications. (2011). Wallace, L. E., Anthony, R., End, C. M., & Way, B. M. (2018). Does Religion Stave Off the Grave? Religious Affiliation in One's Obituary and Longevity. Social Psychological and Personality Science, 10(5), 662–670. https://doi.org/10.1177/1948550618779820

Üstteki paragraf tam olarak sizin hislerinizi yansıtıyor olabilir veya size çok komik de gözükebilir. Duruşunuz ne olursa olsun bilimin de desteklediği bir durum söz konusu.

Peki siz ne yapabilirsiniz? Zaten inançlı isenız Tanrı/Allah veya adına ne diyorsanız o varlık ile çok daha yakın ilişkiye girebilirsiniz. Herhangi bir dini sorumluluğu atlamaz ve dini komunitenize daha çok zaman ayırırsınız. Yardımlarınızı artırırsınız.

Eğer inanmıyorsanız? Bu boşluğu gönüllü aktivitelerle doldurmalısınız. Dini bir sembol olmasına gerek yok, birçok maddi ve manevi gönüllü faaliyette bulunabilirsiniz. Bununla beraber bir grubun üyesi olmaya özen göstermelisiniz. Bu bir basket takımı olur, bir müzik grubu olur, bir hobi atölyesi olur, bir bisiklet sürme takımı olur. Ne olursa olsun, fark etmez. Sevdiğiniz bir hobi ile bir komuniteye ait olma hissiyatını da birleştirebilirsiniz. Önemli olan aynı hedef ve zevke sahip insanlarla bir ve birlik olmak.

● Şaşkınlığa Düşeceğiniz Deneyimler Yaşayın

Son zamanlarda mutluluk biliminde yeni bir fenomen var, o da huşu duygusunu hissetmek. Yani bir nevi şaşkınlıkla karışık hayranlık duygusu. Bu bir şelale olabilir, müthiş görkemli bir dağ tepesi manzarası olabilir, koca bir stadyumda dinlediğiniz konser olabilir. Doğayı veya sanatı seyretmek gibi huşu duyguları uyandıran deneyimler, kendinden daha büyük bir şeye ait olma duygusunu teşvik edebilir75.

Metallica konserine canlı olarak katılmak, uçaktan paraşütle atlamak, bir bebeğin doğumuna şahit olmak, Van Gogh'un sarı tablolarına tek tek uzunca bakmak, Dünya'yı uzaydan bir videoda görmek, Atatürk'ün yaptığı meclis açılış konuşmasını dinlemek, doğanın kusursuzluğu karşısında nefessiz kesilmek. Hangisine sizde huşu yaratan bir deneyim derseniz diyin, bilim adamları bu konuyla oldukça ilgililer.

Keltner ve Haidt, huşu deneyimlerinin iki fenomenle karakterize edilebileceğini öne sürdüler: "algılanan genişlik" ve "uyum ihtiyacı". Kendi tanımlarına göre bir deneyim, size kendinizi çok küçük ya da çok büyük bir mekanizmanın parçası gibi hissettiriyorsa bu algılanan genişlikle alakalıdır. Bir deneyim normal dünya anlayışımızı ihlal ettiğinde ise bir "uyum ihtiyacı"

Michelle N. Shiota, Dacher Keltner & Amanda Mossman (2007) The nature of awe: Elicitors, appraisals, and effects on self-concept, Cognition and Emotion, 21:5, 944-963

uyandırır. Bir uyarıcı, beklentileri bu şekilde ihlal ettiğinde, dünyayı anlamak için kullandığımız zihinsel yapılarda bir değişikliğe neden olabilir76.

Araştırmalara göre huşu içinde hissetmek enflamasyonun azalması, daha fazla yaşam doyumu ve alçakgönüllülük dahil olmak üzere bir dizi fiziksel ve psikolojik fayda sağlar. Aynı zamanda huşu duygusu bizi daha cömert ve kibar yapar; spiritüel ve dini yanımızı güçlendirir.

Keltner'e göre huşu duygusunu oluşturacak ana maddeler şunlar: Ahlaki güzellik ve cesaret, başkalarıyla birlikte hareket etmek, doğa, müzik, görsel sanat ve film, manevi ve dini deneyimler, büyük fikirler, yaşam ve ölüm77.

Bizim yapmamız gereken ise hayatımıza perspektifimizi genişletecek aktiviteler katmak. İlla Everest'e tırmanmak zorunda değiliz. Filmler, müzikler ve kitaplar bu huşu duygusunun bitmek bilmeyen kaynağını oluşturabilirler. Kendimizi fırsat buldukça doğanın içine bırakmamız da yine bize yardımcı olabilir. Sizi ilgilendiren ve heyecanlandıran yeni deneyimler aramaya devam etmelisiniz.

● Maksimize Etmektense Tatmin Olmaya Çalışın

Barry Schwartz insanların karar verme mekanizmalarını ikiye ayırır: Maksimize edenler ve tatminkarlık arayanlar. Maksimize edenler her kararın en iyiye yol açmasını isterler, mükemmelin peşinde koşarlar. Tatminkarlık arayanların ise belirli bir düşük seviye kriterleri vardır ve bunu aldıkları zaman karardan memnun ayrılırlar. Schwartz'ın yaptığı araştırmalara göre maksimize edenler daha depresifler, daha az mutlular, daha fazla stres ve anksiyeteye sahipler.

Hayatta mükemmel karar diye bir şey olmadığını kabul etmek gerek. Belirli bir karar alma sistemine göre hareket edip seçiminizi yaptıktan sonra bu seçimin en iyisi olması için çabalamalı. Acaba yanlış mı seçtim, daha iyisi var mıydı sorularının kimseye bir yararı yok. Unutmayın ki yanlış seçim yok, öğreneceğiniz farklı dersler var.

Keltner, D., & Haidt, J. (2003). Approaching awe, a moral, spiritual, and aesthetic emotion. Cognition and Emotion, 17(2), 297–314. https://doi.org/10.1080/02699930302297 What is Awe and the 8 Wonders of Life with Dacher Keltner. (2021, June 1). YouTube.

● İmza Güçlerinizi Bilin ve Onları Kullandığınız Bir Hayat Tasarlayın

Martin Seligman, Authentic Happiness kitabında mutlu bir hayat için 3 adımlı tarif verir:

1. İmza güçlerinizi belirleyin. 2. Bu güçleri her gün kullanabileceğiniz bir iş seçin. 3. Şimdiki işinizi imza güçlerinizi daha fazla kullanabileceğiniz şekle çevirin.

İmza güç dediğimiz şey aslında sizi siz yapan özellikler. Aşağıya kaynağını bıraktığım siteden siz de imza güçlerinizi öğrenebilirsiniz78. Seligman'ın kitabında yaptığı tanıma göre imza gücün 3 farklı özelliği var:

❖ Temel: Güç, bir kişi olarak kim olduğunuzu oluşturan önemli bir parça olarak hissettirir. ❖ Zahmetsiz: Gücü harekete geçirdiğinizde doğal ve çabasız hissedersiniz. ❖ Enerji Verici: Gücü kullanmak sizi yükseltir ve mutlu, dengede ve daha fazlasını üstlenmeye hazır hissetmenizi sağlar.

İşyerinde ve hayatınızda sıklıkla 4 veya daha fazla imza gücünüzün kullanılması, daha olumlu iş deneyimi ve doyum getiren bir hayata ulaşmanın alt sınırıdır. Liderlik, takım çalışması, sosyal zeka, bağışlama, öğrenme arzusu gibi güçler imza güçlere örnek teşkil eder. Daha mutlu ve tatminkar bir hayatın anahtarı önce kendinizi tanımakta, daha sonrasında ise bu güçlerinizi nasıl daha çok kullanabileceğinizi anlamakta yatıyor.

● Mutluluğun Peşinden Bu Kadar Sıkı Koşmayı Bırakın

Warwick Üniversitesi araştırmacıları, reklamlara harcanan para ile hayat tatminkarlığı arasında ilişki bulmak adına çeşitli veri setlerini incelediler. Bu veriler Avrupa'daki 27 ülkeyi kapsıyordu ve 1980'den 2011'e kadar uzanıyordu. Reklam giderleri arttıkça tatmin de arttı ama yalnızca 1-2 yıllık süre ile. Daha sonra korelasyon kayboldu ve reklam etkisi ortadan kalkmaya başladı.

What Are Your Signature Strengths? | VIA Institute. (2012). Via Character.

Andrew Oswald' a göre, insanları çok fazla reklama maruz bırakmak onların isteklerini yükseltir ve onlara kendi hayatlarının, başarılarının, eşyalarının ve deneyimlerinin yetersiz olduğunu hissettirir79.

Peki bunlar neden önemli? Aslında neye para harcıyoruz? Tabii ki mutluluğa. Daha pahalı ayakkabı alıyoruz çünkü onu giyince ayağımız daha rahat edecek ve şık görüneceğiz. İnsanlar bayılacak ve biz mutlu hissedeceğiz. Burnumuzu yaptırmaya tonla para harcıyoruz, neden? İnsanlar bizi beğensin ve daha mutlu hissedelim diye. Yani sürekli mutluluk için mutluluğun peşinde harcama yapıyoruz.

Happiness Trap kitabından öğrendiğimiz bir başka güzel bilgi, mutluluğu kovaladıkça onun bizden kaçacağı gerçeği. Mutluluk peşinde koşmak anksiyete yaratır. Ulaşamadıkça sinirleniriz. Sinirlendikçe anksiyete artar. Daha da fazla mutlu olmayı arzularız ve bu bir kısır döngüdür. Mutluluk arayışı refahımızı olumsuz etkiler.

Yüksek duyguların ve mutluluğun peşinden koşmak yerine, size iyi hissettirecek büyük amacınıza hizmet eden şeylerle doldurun hayatınızı. Mutluluk bir yan üründür.

● Meditasyon Yapın

Biliyorum, bununla defalarca karşılaştınız ve abartılı buldunuz. Gerçekten meditasyon her yerde her şeye çözümmüş gibi lanse edildi ve siz de bundan bıktınız, tıpkı benim gibi. Gelin birlikte işin biraz bilim araştırmaları tarafına bakalım, sonra da nasıl bu deneyimin bir parçası olabileceğimize bakalım.

Buna daha önce değindik, insanlar uyanık oldukları saatlerin ortalama yarısını yaptıkları iş dışında başka şeyler düşünerek geçirir ve bu başıboş düşünceler mutsuzluğa neden olur80. Peki buna karşılık ne yapmak gerekir? Tam olarak farkındalık yaratmak. Aklınız başka yerlere kaydığında bunu fark edip, hoş görüp dikkatinizi şimdiki zamana çevirin, görün, tadın, duyun, dokunun, nefes alın sonra da biraz gözlerinizi kapatın. İşte bu bizi meditasyona getiriyor.

Advertising Makes Us Unhappy. (2021, August 27). Harvard Business Review. Bradt, S. (2010, November 11). Wandering mind not a happy mind. Harvard Gazette.

Kafanızın farklı bir yerde olmasını meditasyon üzerinden sağlayabiliriz. Gelin biraz meditasyon gerçeklerine bakalım:

1. Nörobilimciler, yıllarını meditasyon yaparak geçiren keşişlerin, beynin mutlu hissetmekten en çok sorumlu kısmı olan sol prefrontal korteksinin gerçekten diğer insanlara kıyasla daha büyük olduğunu buldular. 2. Araştırmalara göre meditasyon anksiyete ve strese karşı güçlü bir ilaç81. 3. Haftada 10 dakika veya daha fazla farkındalık meditasyonu yapmak için düzenli olarak bir akıllı telefon uygulaması kullanan çalışanlar, daha fazla mutluluk ve refah hissettiler ve aynı zamanda iş yükü ve yoğunluğunu daha az yaşadılar82. 4. Engineering Happiness kitabından öğrendiğimize göre mutluluk; seks, egzersiz veya sosyalleşme sırasında veya zihin buraya ve şimdiye odaklanırken yüksek, işe gidip gelirken veya zihin dolaşırken düşük seviyede. 5. Meditasyon daha uzun sürelerde dikkatimizi korumamız için bize yardımcı oluyor. 6. Kabat-Zinn ve Davidson iki grubu karşılaştırdıktan sonra, sekiz haftalık meditasyon kursundan geçen öğrencilerin daha olumlu ruh halleri yaşadıklarını, daha az kaygı duyduklarını ve daha sosyal ve dışa dönük olduklarını buldular83. 7. Meditasyon yalnızlık hissini azaltıcı ve sosyal teması artırıcı etkiye de sahip.

Beynin yapısını bile etkileyen bir aktiviteden söz ediyoruz, hem de iyi yönde. Hepimizin en büyük savaşı verdiği iç sesimize karşı güçlü bir silah. Youtube, Spotify gibi uygulamalarda yüzlerce ücretsiz meditasyon mevcut. İlla bir uygulamaya para vermeniz gerekmez. Video ile de olmuyorsa, günde sadece 5 dakika rahatça oturun, nefes alın ve verin. Başka hiçbir düşünmeyin, aklınız sağa sola kaydıkça geri getirin. Hepsi bu. Kendinize ayırdığınız bir zaman gibi düşünün. Bir süre denedikten sonra farkı siz de göreceksiniz.

● Mutluluk Kimyasallarını Artırmak İçin Neler Yapmalı?

Beynimizde mutluluktan sorumlu tutabileceğimiz temel nörotransmitterler mevcut. Tabii ki 2-3 tane değiller ama en meşhurlarını biliyoruz. Dopamin; yani beynin ödül mekanizmasının

Orme-Johnson, D. W., & Barnes, V. A. (2014). Effects of the Transcendental Meditation Technique on Trait Anxiety: A Meta-Analysis of Randomized Controlled Trials. The Journal of Alternative and Complementary Medicine, 20(5), 330–341. https://doi.org/10.1089/acm.2013.0204 Bostock, S., Crosswell, A. D., Prather, A. A., & Steptoe, A. (2019). Mindfulness on-the-go: Effects of a mindfulness meditation app on work stress and well-being. Journal of Occupational Health Psychology, 24(1), 127–138. .Kabat-Zinn, J. (2013). Full Catastrophe Living: Using the Wisdom of Your Body and Mind to Face Stress, Pain, and Illness. Bantam Books.

sorumlusu, ödül arayan ve amaçla ilişkili davranışlarla ilgili kendisi. Bir diğeri oksitosin; genellikle sevgi, şefkat ve bağlanma duygularıyla ilişkilendirilir. Üçüncüsü serotonin, genellikle ruh hali düzenlemesi ve mutlulukla ilişkilendirilir. Sonuncu endorfin ise genellikle uyarım, enerji ve rahatlama hissi ile ilişkilidir.

Dopamin seviyesini artırmak için ne yapmalı? ❖ Spor yapın. Evet yine spor. Spor yaptıkça dopamin seviyeniz yükselecek ve iyi hissedeceksiniz.

❖ Küçük ve kolay bir görevi tamamlayın (yatağınızı toplamak, çamaşır asmak, e-posta göndermek gibi ).

❖ Meditasyon yapın, evet dopamin seviyenizi de artırıyor meditasyon. Sihirli çubuk gibi. ❖ Kendinize küçük bir hedef koyun, başarın ve bunu kutlayın. ❖ Dört gözle bekleyeceğiniz planlar yapın. ❖ Yeni hobiler edinmeye çalışın. ❖ Tirozin (dopamin yapıtaşı) seviyenizi artıracak besinler tüketin. Badem, avokado, muz, çikolata, kahve, yumurta, yeşil çay gibi.

❖ Güneş ışığı almayı ihmal etmeyin. ❖ Uykunuzu ihmal etmeyin. ❖ Şeker alımını minimize etmeye çalışın.

Oksitosin ve serotonin seviyesini artırmak için ne yapmalı?

❖ Birisine uzun uzun sarılın. ❖ Bir bebek kokusu içinize çekin. ❖ Birine iltifat iletin. ❖ Şükran duyduğunuz şeyleri not edin. ❖ Çocuk ile oynayın. ❖ Evcil hayvanınızla oynayın. ❖ Birisi için iyilik yapın. ❖ Gönüllü olun. ❖ Müzik dinleyin. ❖ Masaj yaptırın.

❖ Battaniyenize sarılın. ❖ Seks yapın. ❖ Partnerinizin ufak dokunuşlarını hissedin. ❖ Nefes meditasyonu yapın. ❖ Bir grup aktivitesine katılın. ❖ Vücut-farkındalık meditasyonu yapın. ❖ Minnettar olduğunuz şeyleri not edin. ❖ Sabit bir uyku düzeni yaratın. ❖ Hayranlık ve huşu uyandıracak aktiviteler yapın. ❖ Yoga yapmayı deneyin.

Endorfin seviyesini artırmak için ne yapmalı?

❖ Bir yarışa girin. ❖ Güzel bir komedi filmi izleyin. ❖ Koşun, kendinizi zorlayın. ❖ Yüksek tempolu bir antrenman yapın. ❖ Siyah çikolata yiyin, şarap için. ❖ Lavanta, vanilya, biberiye gibi güzel kokuları koklayın. ❖ Herhangi bir enstrüman ile müzik yapmayı öğrenin. ❖ Baharatlı yiyecekler tüketin.

● Peki Genellikle Neden Mutlu Değiliz? Mutluluk bilimi ve mutlu olmanın yolları hakkında sayfalarca konuştuk peki ama neden mutlu değiliz hala? Çünkü belirli kusurlarımız var:

❖ Muhteşemcilik: Çok fazlayı umuyor ve en iyisini istiyoruz. Hem elimizdekinin keyfini çıkaramıyor hem de elde ettiğimizi beğenmiyoruz.

❖ Materyalcilik: Mutluluğumuzu materyal şeylere bağlıyoruz ve onları kaybetme riski bizde anksiyete oluştururken onları gerçekten kaybettiğimizde ise mutluluğumuza ağır hasar veriyoruz. ❖ Karşılaştırmacılık: Her zaman daha iyisiyle kendimizi kıyaslıyor ve olduğumuz yeri beğenmiyoruz. Yapmamız gereken ise kendimizi sadece kendimizle karşılaştırmak. ❖ Filtreleme: Daha fazla negatife odaklanma yatkınlığımız var, bu da elimizdeki pozitiflerin etkisini azaltıyor. ❖ Felaket senaryosu yaratmaca: Başımıza kötü bir şey geldiği an olasılıkların en kötüsünü düşünüyoruz. ❖ Kişiselleştirme: Bizimle alakası olmayan konuların merkezine kendimizi koyup gereksiz üzüntü yaratıyoruz. ❖ Kontrolcülük: Elimizde olmayan şeyleri de kontrol etmeye çalışıyoruz. ❖ Negatife yatkınlık: İnsan beyni olarak negatif durumlara karşı daha yatkınız.

Bütün bu mutluluk bilimi aslında bu problemlerimizi çözmek için, bizi ne mutlu eder? Kibarlık yapmak, meditasyon, huşu hissi yaşamak, gönüllü olmak, sevdiklerimizin yanında olmak, uykuya önem vermek, parayı mutluluk endeksiyle harcamak, kendimize kendimizden daha yüce bir amaç belirlemek bunlardan bazıları.

Biz yaşadıkça insansı eksikliklerimizden kaynaklı bu kusurlarımız peşimizi bırakmayacak. Ancak biz de yaşadıkça geri savaşacağız. Sonuçta bu arayış anlamlı bir arayış. Kendi içinde en yüce hedef. Hedeflerin başka bir hedef için yapılmayan en yüce hali, mutluluk.

"Bir kez bildiğimizde ve farkında olduğumuzda, eylemlerimizden ve eylemsizliğimizden sorumluyuz. Bu konuda bir şeyler yapabiliriz veya görmezden gelebiliriz. Her iki durumda da, hala sorumluyuz." — Jean-Paul Sartre

Notlar

  1. 43.Six Ways Happiness Is Good for Your Health. (2015). Greater Good.
  2. 44.Positive feelings may help protect cardiovascular health. (2014, January 13). News.
  3. 45.Happiness improves health and lengthens life, review finds. (2011). ScienceDaily.
  4. 46.Lyubomirsky, S., Sheldon, K. M., & Schkade, D. (2005). Pursuing Happiness: The Architecture of Sustainable Change. Review of General Psychology, 9(2), 111–131.
  5. 47.Brickman, P., Coates, D., & Janoff-Bulman, R. (1978). Lottery winners and accident victims: Is happiness relative? Journal of Personality and Social Psychology, 36(8), 917–927.
  6. 48.Hoomans, J. (2015). 35,000 Decisions: The Great Choices of Strategic Leaders. Roberts Wesleyan College.
  7. 49.Staff, W. (2018, January 15). Complaining is bad for your health, according to science. WKBW.
  8. 50.Lyubomirsky, S., King, L. & Diener, E. (2005) The benefits of frequent positive affect: Does happiness lead to success? Psychological Bulletin, 131, 803-855.
  9. 51.Kumar, A., Killingsworth, M. A., & Gilovich, T. (2020). Spending on doing promotes more moment-to-moment happiness than spending on having. Journal of Experimental Social Psychology, 88, 103971.
  10. 52.Gilbert, D. T., Pinel, E. C., Wilson, T. D., Blumberg, S. J., & Wheatley, T. P. (1998). Immune neglect: A source of durability bias in affective forecasting. Journal of Personality and Social Psychology, 75(3), 617–638.
  11. 53.Solan, M. (2017, October 5). The secret to happiness? Here's some advice from the longest-running study on happiness. Harvard Health.
  12. 54.Blazer, D. (2020). Social Isolation and Loneliness in Older Adults—A Mental Health/Public Health Challenge. JAMA Psychiatry, 77(10), 990.
  13. 55.Diener, E., & Seligman, M. E. (2002). Very Happy People. Psychological Science, 13(1), 81–84.
  14. 56.Whippman, R. (2017, October 27). Opinion | Happiness Is Other People. The New York Times.
  15. 57.Need a happiness boost? Spend your money to buy time, not more stuff. (2017, August 28). NPR.org.
  16. 58.Kahneman, D., & Deaton, A. (2010). High income improves evaluation of life but not emotional well-being. Proceedings of the National Academy of Sciences, 107(38), 16489–16493.
  17. 59.Do we need $75,000 a year to be happy? (2010, September 6). TIME.com.
  18. 60.Jebb, A.T., Tay, L., Diener, E. et al. Happiness, income satiation and turning points around the world. Nat Hum Behav 2, 33–38 (2018).

14 / 16

27 Yaşımdan 148 Madde

Bu bölümde işime yarayan bazı nasihatlere değinmek istiyorum. Boş lafa yer bırakmadan, aklınızın bir ucunda bulunmasının yararınıza olacağına inandığım şeyler. Karar alırken veya hayatınızı idame ettirirken size yardımcı olacağına inancım yüksek. Belli bir önem ya da konu bütünlüğü olmadan tadını çıkarın.

1. Sıkı çalışmanın bir alternatifi kesinlikle bulunmuyor. Kendinizi zeki hissetmiyorsanız bu açığınızı herkesten çok çabalayarak kapatın. Zaman ve çaba sizin elinizde.

2. Herkes tarafından sevilmeye çalıştıkça sadece kendi özünü yitirirsiniz. Kimseyi sevmek zorunda değilsiniz ve kimse de sizi sevmek zorunda değil.

3. Kimse sana karşı değil, herkes kendinden yana. — Mevlana

4. Üstteki öğüde paralel olarak, kimse sizin için sorumlu değil. Bugün ne durumdaysanız tüm sorumluluğu üstünüze alın.

5. Yapabildiğiniz sürece yemeklerinizi evde kendiniz yapın. Mide ve bağırsağımızın sağlığı, bu dünyada ne kadar sağlıklı ömrünüz kaldığının en güçlü göstergesi.

6. Hiçbir zaman hiçbir şekilde ailenizle aranıza bir derdin, problemin, kavganın veya fikir ayrılığının girmesine izin vermeyin. Hayatta sizi bırakmalarından korkmayarak sahip olduğunuz tek şey aileniz.

7. İntikam, sandığınız hazzı size vermeyecek. İnsanları affetmeyi affedemiyorsanız da lütfen hiçbir şekilde kafanıza takmamayı öğrenin. Kafanıza takmamak kendinize yapabileceğiniz en sağlıklı iyilik.

8. Bilgelik kitap okuyarak, film izleyerek ve podcast dinleyerek gelmeyecek. Bilgelik uygulayarak gelecek.

9. Susadığınızdan daha fazla su için.

10. Kötü kitapları okumayı bırakın. Beğenmediğiniz kitapları okuyacak kadar zamanınız yok. Başladığınız her işi bitirmek zorunda değilsiniz. Bazı işler bitirmeye asla değmiyor.

11. Uykunuzu hiçbir şey için aksatmayın. Ona her şeyden daha fazla ihtiyacınız var.

12. Asla esnetmediğiniz kurallarınız olsun. Sigara içmemek, 11'den önce kesinlikle yatmak, Cumartesileri sadece kendinizle geçirmek gibi. Bu hayır demenizi de kolaylaştırır. Size de çok güçlü bir kişisel alan yaratır.

13. Negatiflik beynimizin doğal halini oluşturuyor. İçgüdüsel olarak sürekli bir tehlike aramaya mecburuz. Beyninizin bitmek bilmeyen negatiflik yayan o sesi ile savaşmayı bırakın. Onu dinleyin ama kendinizi onla özdeşleştirmeyin. Yatkınlığınızın negatif tarafa doğru olduğunu bilin.

14. Bizler tekrar tekrar yaptığımız şeylerden ibaretiz. Mükemmellik dediğimiz aslında alışkanlıktır. —Socrates

15. Öğrenmeyi ve okumayı her zaman bir amaç uğruna yapın. Zaman geçirmek için okumayın. Belli temalar, ilgi alanlarınız olsun ve her daim kendinizi daha ileriye götürmek için okuyun. Çabalarınız daha büyük hedeflere hitap etsin.

16. Çoğunlukla yapmadığınız şeylerden pişmanlık duyacaksınız. Yapın, sonra pişman olursunuz.

17. Daha fazla bırakın. Sadece hatır için ilişki, arkadaşlık devam ettirmeyin. Hayatınızdaki insanların size katma değeri olmalı, sizden aldıkları vergiler değil.

18. Duygular sizin için sadece birer ziyaretçi. Geldikleri gibi gitmelerine izin verin. Herhangi bir duygunuza yenilmeyin. —Mooji

19. Her 1-2 saatte bir en az 10 dakika ara verin. Araştırmaların gösterdiği en iyisi 48 -10 ama bunu isterseniz 45-10 isterseniz 60-10 yapın tercih sizin. Siz de herkes gibi ölümlü bir zavallı insan olduğunuza göre optimal çalışma koşullarınız 3 aşağı 5 yukarı buna benzeyecektir.

20. Şarkıcıyı görüp böyle şarkı söylesem diyoruz. Piyano çalan birine hayranlık duyuyoruz. Her zaman sonucun peşindeyiz. Sürecin peşinden gitmeyi asla istemiyoruz. Asıl öğrenmemiz gereken sonuca giden süreçten keyif almayı öğrenebilmek. Muhteşem hazzı erteleyebilmek ve gelişmeye odaklanmak.

21. Ayakkabıya, kahveye, kaliteli bir kulaklığa, rahat bir koltuğa ve yatağa verdiğiniz paraya asla acımayın.

22. Aynı anda odaklandığınız sadece 1-2 hedefiniz olmalı. Bundan fazlası sizi sonuç olarak hepsinden biraz biraz noktasına götürür.

23. Bir şeyi almaya tam olarak karar verdikten sonra 72 saat bekleyin. Bazı harcamalarınızdan vazgeçtiğinizi göreceksiniz ve duygularınıza yenik düşmemiş olacaksınız.

24. Her zaman duyduklarınıza karşı şüpheci davranın. Daha fazla soru sorun. Farklı açılardan bakın. İlk duyduğunuz hali, size anlatan kişi tarafından fırınlanarak servis edilmiş hali, unutmayın.

25. Ölürken en fazla denemedikleriniz için üzüleceksiniz. Pişman olacağınızı bilseniz de yine deneyin. Keşke deyip ölmekten güzel demiş Evrencan Gündüz.

26. Yanında olduğunuzda dünyanın en salak şeylerini yapabildiğiniz bir arkadaşınız mutlaka olsun. Hayatınızdaki en büyük lüksünüz bu olacak.

27. Tutarlılık ve devamlılığınız bu hayattaki en güçlü kasınız. Çok zeki olduğunuz için değil ama her zaman devam ettiğiniz için kazanabileceğiniz çok fazla savaş var.

28. Eğer bir şeyi çevrenizdeki insanlardan iyi bildiğinizi düşünüyorsanız, bu bilgiyi paylaşın. Bu dünyada bana sorarsanız bir şeyler yaratmak için değil, bir şeyler paylaşmak için varsınız.

29. Anneniz ve babanızın kim olduğu, nerede doğduğunuz ve fiziksel özellikleriniz üzerinde yapabileceğiniz hiçbir şey yok. İçinde bulunduğunuz şartları kabul edip bu şartların sizi tanımlamadığını herkese ispatlamalısınız.

30. Yaşayabileceğiniz en iyi hayatı bu hayatta yaşamaya çalışmıyorsanız, hangi hayata saklıyorsunuz kendinizi?

31. Biriyle buluşacaksınız eğer, yer ve zamanı öneren kişi siz olun. Hem proaktif görünün hem de istemediğiniz zaman ve yerlerin önerilme ihtimalini minimuma indirin.

32. Rahat Bölgenizden (Comfort Zone) çıkmak her zaman korkutucu olacaktır. Uzun süre bu bölgenin sınırlarını zorlamadığınızı düşünüyorsanız, şimdi tam zamanı.

33. Karşınızdaki insanın yaptığı işin ne kadar zor olduğunu ve ürettiği değeri ne kadar sevdiğinizi her zaman dile getirmeyi unutmayın. Buna inanmıyorsanız da kendinizi biraz zorlayın, insanlar birbirlerini övmeye ve övülmeye açlar. Ruhumuzu doyurmak gerek.

34. Tükettiğinizden çok üretmeye çalışın. Üretmek ve yaratıcılığınızı kullanmak size iyi gelecek.

35. İlgili olun. Yetenek ve şans çok fazla konuşulur ama ilgili ve meraklı olmak hak ettiği dikkati çekmezler. Birini veya bir şeyi keşfetmek için tüm dikkatinizi verin, soru sorun, ve cevapları dinleyin.

36. Yapmaktan çok keyif aldığınız şeyleri önceden planlayın ve onları bekleyin. Beklemek bile sizi heyecanlandırıyor olacak.

37. Telefonunuzdaki tüm bildirimleri kapatın. Gelecek bildirimlerden hiçbiri sizin için o kadar önemli olmayacak, bana güvenin. Bildirimler başkalarının sizin üzerinizde denediği amaçlardır.

38. Disiplin özgürlüktür. Jocko Willink'in kitabında da hikayelerle zenginleştirdiği gibi, bir şey yapmak istiyorsanız kendinizle savaşa girmeyin. Her sabah 6'da spor yapacaksanız yapın, bunu tekrar düşünmeyin. Disiplin sizi daha özgür kılacak84.

39. Haftanızın belirli yerlerine mutlaka sporu yerleştirin. Hangisini seviyorsanız fark etmez. İhtiyacınız olan şeyler 2 dumbell ve bir mat. Jocko Willink - Discipline Equals Freedom - Link

40. Bir şeyi bilmemekten korkmayın, eğer işte bilmediğiniz bir görev edinirseniz şunu söylemeyi unutmayın "Bir şekilde çözer ve öğrenirim."

41. Sabah insanı olmayabilirsiniz ama bu sabahların bir anlamı olmalı. İşiniz ya da meşgaleniz öncesi sabahları sadece kendinize en az 2 saat ayırmayı ihmal etmeyin. Geceleri yorgun argın bir şey yapmaya çalışacağınıza uyku saatinizi biraz öne çekin. 10:30-06:00 benim için en ideal aralık oldu. Siz de kendinizde çeşitli aralıklar deneyin.

42. Korkuyorsanız zor ve sizi geliştirecek bir şey deniyorsunuz demektir. Korkunuzdan korkmayın.

43. Fiziksel sağlığınız yerinde olmadan mental olarak kendinizi iyi hissetmeniz çok zor, öncelikle sağlığınıza özen gösterin.

44. "Evet işte tam olarak bu!" şeklinde tepki verdiğiniz şeyi bulana kadar devam edin. En manyak halinizi ortaya çıkaran o işi bulmadan denemeyi bırakmayın.

45. Çok klasikleşmiş "takıldığınız 5 kişinin ortalaması sizsiniz" sözünü duymuşsunuzdur. Hayatınıza yeni insanlar katarak ortalamayı biraz yükseltmeyi hedefleyin. Bunu bir görev olarak değil, keyif olarak yapın.

46. İş ve özel hayatınızda çok fazla strese maruz kalacaksınız. Bu stresi boşaltmak için bir anahtarınız olsun. Bilgisayar oyunu oynamak, kitap okumak, doğa yürüyüşü fark etmez. Ama bunu mutlaka tespit edin.

47. Bilmediğinizi söyleyin, ne kadar salak görüneceğinizi düşünseniz de bundan vazgeçmeyin. Soru sormaktan çekinmeyin, odadaki insanların hiçbiri sizden zeki değil.

48. Güçlü bir görüşe sahip olmak ve bunu savunabilecek donanıma sahip olmak harikadır ancak zihninizi her zaman karşı görüşlere ve eleştiriye açık tutun.

49. Bunu nerede okuduğumu not etmemişim ama önemli: Her gün çok şey yapmak zorunda değilsiniz ama kesinlikle bir şey yapmak zorundasınız. Her gün. En az bir şey.

50. Uyanır uyanmaz telefonunuzu elinize almayın. Müzik açın, kahve için, spor yapın, yoga yapın ya da kitap okuyun. Kendiniz için bir şeyler yapın ama telefona bakmayın. Ben kahve ve sporu tercih ediyorum.

51. İdeal gününüzün neye benzediğini kesinlikle iyi düşünün ve karar verin. İdeal gününüz üzerinden bir hayat kurmak bu sınırlı yaşamınızda yapabileceğiniz en mantıklı şey olabilir.

52. Meditasyon yapmayı deneyin, ne kadar küçümseniz de denemekten zarar gelmeyecek. Modern hayatımızın koşuşturmasında unuttuğumuz kendimize ve varoluşumuza biraz kulak vermeyi öğrenmeye çalışın.

53. Ne zaman birini eleştirmeye kalksan, bu dünyadaki tüm insanların senin sahip olduğun avantajlara sahip olmadığını hatırla. — Scott Fitzgerald / Muhteşem Gatsby

54. Tüm insanlar dört temel ihtiyaç tarafından yönlendirilir: Edinme, bağlanma, öğrenme ve savunma — Josh Kaufman

55. Sevdiğiniz insanların başarılarını kutlayın. Bunu istediğiniz için yapın, zorunluluk olduğundan değil. Hayatınız mutluluğu paylaşınca güzel.

56. Haber sitelerini ve televizyonu takip etmeyin. Sizin için gündemin en önemli maddelerini her sabah özetleyen bir servise kaydolun. Aposto ve Morning Brew güzel örnekler.

57. Herkes karar almak için birbirine bakarken yolu siz gösterin ve insanları siz cesaretlendirin. Kimse karar almayanları hatırlamaz, almadıkları karar yanlış olsa bile.

58. Siz siz olun açken alışverişe çıkmamaya özen gösterin.

59. Hayatınızda ve etrafınızda olan bitene tepki verip vermemek, verecekseniz de ne tepki vereceğinize karar vermek sizin elinizde. Durumların sizi yönetmesine izin vermeyin.

60. Acı çekmeden zor bir başarı elde edemezsiniz, acıyla yaşamayı öğrenin.

61. İnsanlara ve anlattıklarına ilgi gösterirseniz, onlar da sizin hikayenize ve size ilgi göstereceklerdir. Dinleyin ve güzel sorular sorup duyguyu paylaşmaya çalışın.

62. Başkasının başarısı sizin başarısızlığınız değil, bu yorumlamadan vazgeçin.

63. Daha önce de yer verdiğimiz gibi, sıklıkla ölümünüzü hatırlayın. Bunu kendinizi üzmek için değil, şu anı nasıl daha iyi yapabilirim duygusuyla yapın.

64. Her gün kendinizi en az 1 adım ileriye götürün.

65. Her gün mutlaka öğrendiğiniz bir şey ile kendinizi şaşırtın. Her gün olmasa da bunu sık sık yapmaya çalışın. Farklı kitaplar okuyun, değişik filmler izleyin, kimsenin gitmediği yerlere gidip yeni insanlarla tanışın. Bilgileri notlarınıza kaydedin ve sevdiklerinizle de paylaşın.

66. Klasik ama doğru olan bir şey varsa o da materyal şeylerin içinizdeki boşluğu doldurmayacağı gerçeğidir. Yeni laptop sizi 5 gün mutlu edecek ama sonra tekrar aynı yere döneceksiniz. Deneyimi materyale tercih edin.

67. Hayatınızda size en güçlü anlamları sağlayacak şeyler sizden her zaman çok fazla zaman ve çaba vermenizi gerektirecek. Sorun sizde değil, fizikte.

68. Mükemmel diye bir şey yok, bir yerinden başlayın. Yarım bitmiş hiç başlanmamıştan iyidir demişler.

69. İlk tanışmalarınızda karşı tarafa iletebilecek 1-2 küçük iltifat bulun. Bu tanıştığınız kişinin de gardını indirmesine ve daha hızlı birbirinizi tanımanıza yardımcı olacak.

70. Dünyanın merkezine kendinizi koyup her şeyi üstünüze alınmayın. Kimse zannettiğiniz kadar sizi umursamıyor. Her hareket sizinle ilgiliymiş gibi davranmayı bırakın.

71. Hiç kimse size bir şey borçlu değil. Birileri sizden bir şey saklıyor da hakkınızı vermiyor gibi düşünmeyi bırakın.

72. Olmayan bir şeyi olmalı hırsıyla oldurmaya zorlamayın. Olduracak yeni şeyler bulun.

73. Nasıl hatırlanmak istediğinizi ara sıra düşünün. Bu hayatta yapılabilecek şeyler için size biraz fikir verecektir.

74. Aynı hatayı 2 kere yapmamaya çalışın. En azından 2'de bırakın.

75. İnsanları övmekten çekinmeyin. Yeterince övmeden yeterince övülemezsiniz. Vermeden alamazsınız85.

76. İmkanınız varsa mutlaka not alın, şu an aklınızdaki önemli konuyu kesinlikle unutacaksınız.

77. Bir şey söylemek için konuşmayın, alternatifiniz ya da daha iyi bir fikriniz yoksa çok konuşmamaya çalışın.

78. Okuyabildiğiniz kadar kitap okuyun.

79. Kendiniz için bir acil durum fonu oluşturun ve ne olursa olsun asla dokunmayın. Nasıl zor bir durumda kalacağınız hiç belli olmuyor.

80. İnsanları değiştirmeye değil, oldukları gibi kabul etmeye çalışın. Yanınızda sizi değiştiren değil, sizi geliştiren insanlara ihtiyacınız olacak.

81. Yardım istemek en insani olaylardan biri. Gurur yapmayın ve çekinmeyin. Yardım isteyin. İnsanlar size uzatacakları eli istemediğinizi düşünebilir, onlara ulaşın.

82. Fikirden fikre sıçramak yerine bir fikrin gerçekten iyi ya da kötü olduğuna karar verebilmek için kendinize zaman verin. 3-6-9 ay deneyin. İstediğiniz verimi alamasanız da işinize yarayacak şeyler öğreneceğiz kesin.

83. Yapacağınız herhangi bir seçimin en iyisi olup olmadığını asla bilemeyeceksiniz. Yapabileceğiniz tek şey seçiminizde göstereceğiniz kararlılık ve ona bağlılık. Seçiminizi yaptıktan sonrasında tüm enerjinizle onu en iyi hale getirmeye çalışın. Diğer olasılıklar üzerinde üzülmeyi bırakın.

84. Mutluluk gibi başarı da peşinden koşabileceğiniz bir şey değildir. Aldığınız aksiyonların yan ürünü olarak ortaya çıkması gerekir.

85. Kaliteli soru sorma sanatını öğrenin. Bunun için Sokratik sorgulama ve A More Beautiful Question kitaplarını şiddetle tavsiye ederim86. Adam Grant - Give and Take - Link Warren Berger - A More Beautiful Question - Link

86. "Bu beni her zaman şaşırtmıştır: Hepimiz kendimizi diğer insanlardan daha çok seviyoruz ama onların fikirlerine kendi fikirlerimizden daha çok önem veriyoruz." İnsanların fikirlerine bu kadar önem vermeyin. Dinleyin ve yolunuza devam edin.

87. Her hafta ziyaret ettiğiniz bir kitapçınız olsun, oraya boşken gitmeyi ve keyfini çıkarmayı tercih edin.

88. Bu konu hakkında bir fikrim yok demekten keyif almayı öğrenin.

89. Ailenizle yemek vakti ayırmak için elinizden geleni yapın.

90. Her işte ya öğrenmelisiniz ya da kazanmalısınız. Biri oluyorsa fena değildir. Her ikisi varsa en iyisidir. Ama ikisi de değilse, istifa etmelisiniz. — Garry Tan

91. Gelirinizin yüzde 20'sini yatırıma ayırın. Yatırımınızı da muhakkak çeşitli tutun.

92. Bir şey hakkında yanılıyorsanız, üstelemeyin. Hatanızı kabul edin, bir sonraki fırsatta neyi yapmayacağınızı öğrenin ve devam edin. Harika insanlar değiliz, hepimizin gereksiz hataları var.

93. Kendinize pasif bir gelir yaratmaya çalışın. Sizin vaktinizden çalmayan ama düzenli gelir getiren bir kapı.

94. Sabah kalkar kalkmaz telefonunuza sarılmayın. Bildirimler ve mailler başka insanların kendi hayatlarını sizin üzerinize itekleme savaşıdır. Siz kendi mental sağlığınız koruyarak güne başlayın.

95. Bill Gates'in de dediği gibi çoğu insan bir yılda yapabileceklerini abartır ve on yılda yapabileceklerini hafife alır. Yapacaklarınızı veya başınıza gelebilecekleri daha geniş perspektiften düşünmeye çalışın.

96. İnsanların hedeflerine ulaşmasında onlara yardımcı olun. Bunu onların başarılarından gurur duymak için yapın, bir karşılık beklediğiniz için değil. Birine yolunda yardım etmek size iyi gelecek.

97. Bir soruyu sormaktan acaba çok salakça bir soru mu diye düşünerek sakın vazgeçmeyin. İnsanlar çoğunlukla soru sormaktan korkarlar. Siz soran, araştıran ve didikleyen olun. Bir şeyi 5 yaşında birine anlatacak şekilde kavrayana kadar sormayı bırakmayın.

98. Bir şeyi yapmanız 5 dakikadan az zaman alacaksa farklı bir tarihe atmayın. Yapın gitsin, mental yüküyle uğraşmayın.

99. Haklı olma ihtiyacı, sıradan insanlara özgüdür. — Albert Camus. Herhangi bir konuda haklı olmak için çok fazla çabalamayın ve karşınızdakini kırmayın. Bazen yenilmek daha güzeldir.

100. Daha fazla mutluluk istedikçe daha fazla mutsuz olmanız çok mümkün. Odağınız mutlu olmaya çalışmak olmasın.

101. Sizin siz olmanızı sağlayan, yolunuzda sizi iten, size bir şeyler öğreten kişilere zaman zaman teşekkür etmeyi atlamayın.

102. Hedeflerinizi çok fazla dillendirmeyin. Bu, hem başaramadığınızda kendinizi korumak için hem de tadının kaçmaması için. Sizi hedefinize giden yolda denetleyebilecek ve destekleyebilecek kişilerle bu hedeflerin paylaşın.

103. Sahip olduğunuz her şey ekstra maliyetlerle size gelir. Temizleme, barındırma, taşıma, tamir etme vesaire. Satın aldım ve bitti olarak düşünmeyin.

104. İnsanları değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin.

105. İnsanlarla ilişkilerinizde daha derin sorular sormaktan kaçınmayın. Bir adım ileri gidin ve onlar için neyin daha önemli olduğunu bulmaya çalışın. Yüzeysellikten kaçınmak için uğraşın.

106. Bir işte aynı anda para, eğlence, kendinize daha çok zaman, statü/mevki, etki ve gelecekte işinize yarayacak yetkinlikleri kazanamıyor olabilirsiniz. Bunlardan üçü sizin için yeterli olmalı ve dördü hedeflemelisiniz. Geride kalanları hayatınızın başka yerlerinden elde etmeye çalışın.

107. Seneca'nın da dediği gibi kendi hayalinizde canlandırdığınız problemlerden dolayı acı çekmeyi lütfen bırakın.

108. Kendiniz ve yaptığınız işler hakkında muhakkak geri bildirim toplayın. Toplayabildiğiniz kadar.

109. Ne kadar az bilirseniz o kadar şiddetle savunursunuz. — J. P. Sartre

110. Aksiyon alın. Konuşmalarınızı kimse hatırlamayacak. Bu dünyada ne anlam ifade etmeye çalıştığınızı yaparak gösterin.

111. Sadece gerçekten değer katacaksanız konuşmayı tercih edin. Bunun dışında sessiz kalmanız sizin için en iyisi olacak.

112. Başarının formülü: Daha azının sözünü verin, daha fazlasını teslim edin. — Kevin Kelly

113. Dünyadan daha fazla özgürlük istediğini söylediğinde, aslında kendi geçmiş benliğinden özgürlüğe ihtiyacın olabilir. Olayları oldukları gibi görmüyorsunuz. Onları, kendi olduğunuz gibi görüyorsunuz. — Derek Sivers

114. Bir hayat felsefeniz olsun, değerlerinizi bilmeniz hayattaki iskeletinizi belirleyecek.

115. Bu hayatta bulunuyorsanız acı çekmeye devam edeceğinizi kabul edin. Bu kabulleniş acınızı azaltmayacak ancak size daha fazla güç verecektir.

116. Zamanınızın çoğunu kimle geçirdiğinize dikkat edin. Size katma değeri olmayan ve sizi aşağı çektiğine inandığınız insanlarla daha az görüşmeyi tercih edin. Hayatınıza yeni soluklar katacak arkadaşlıklar arayın.

117. Riske girmekten korkmayın. Sürekli konfor alanınızı delmeye çalışın. Verdiğiniz kararlar sağlıklı olmayabilir ama denemeden bilemezsiniz ve sonrasında daha sağlıklı kararlar verirsiniz.

118. Tekrar tekrar söylemekte fayda var: Sadece kontrol edebildiklerinize odaklanın.

119. Eleştiriye açık olun ve eleştirilmek için sevdiklerinize fikir sorun. Hatta en çok sevmediklerinize. Kendi çıktınıza farklı gözlerle bakmak sizi her zaman bir adım öteye taşıyacak.

120. Bir işte kesinlikle uzmanlaşın. O işi yapmanın akışında kendinizi kaybettiğiniz saatleriniz, günleriniz ve haftalarınız olsun.

121. Affetmeyi unutmayın, nefretin yükünü kendi sırtınıza yüklemeyin, yükleyeceğiniz çok fazla yükünüz olacak.

122. En iyisi olmayın, tek olun. — Kevin Kelly

123. Bu hayattaki en önemli mutluluk istemediğin herhangi bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmamak. Elinizden geldiğince özgürlüğünüzü kendi elinize almaya çalışın.

124. Hayat dediğiniz şey bulmalık bir şey olmayabilir. Yani benim tutkum ne, neyi en iyi yaparım gibi arayışlar yerine deneyin. Bir şeyler yaratın ve tecrübe edinin. Hayat belki de bir şeyler yaratmakta gizlidir. Bir şeyleri denemekte.

125. Şahsiyet dizisindeki ana kahramanın da dediği gibi: "Unutmak insana verilmiş en büyük hediyedir". Daha çok unutmaya ve sonrasına odaklanmaya çalışın.

126. Plan yapmayı bir kenara bırakıp, aksiyon almaya başlayın. Planı yolda düzelteceksiniz nasıl olsa. Öncelikle ilk kıvılcımı yakın.

127. Hayatınızı 5 toplu bir oyun gibi düşünün. Havaya atıyorsunuz ve düşürmemeye çalışıyorsunuz. Bu toplardan biri plastik, diğerleri ise cam. Bu 5 top iş, aile, sağlık, arkadaşlar ve ruh. Çok uzun zaman geçmeden fark edeceksiniz ki plastik olan "İş". Ne zaman düşerseniz düşün tekrar zıplayacaksınız. Ama diğer toplar cam, eğer düşerlerse asla eskisi kadar yükseğe sıçrayamayacaklar. Ya hasarlı, ya kırılmış, ya çatlak ya da parçalanmış olacaklar. Bunun her saniyenizde farkında olun ve mücadelenizi buna göre verin. — Sundar Pichai

128. İnsanlar geleceklerine karar vermezler, alışkanlıklarına karar verirler; ve alışkanlıkları da geleceklerine karar verir. — Frederick Matthias Alexander

129. Belki de cahillik gerçekten mutluluktur ancak öğrenmenin kesinlikle ayrı bir hazzı olduğunu düşünüyorum. Öğrendikçe ve daha geniş düşündükçe belki huzursuz hissedeceksiniz ancak bu huzursuzluk sizi asıl gitmek istediğiniz yere götürecek.

130. Kimin yaşamak için bir nedeni varsa, neredeyse her nasıla dayanabilir — Friedrich Nietzsche

131. İnsanlar acıyla büyür. Yaşam bedende değil, ruhtadır. Ölüm yalnızca bedenden kurtuluştur. Gelecek için endişe etmeyin çünkü gelecek diye bir şey yoktur. Sadece şimdi vardır, onun için yaşayın. — Tolstoy

132. Felsefenizi açıklamayın. Onu somutlaştırın, ona bürünün. — Epiktetos

133. Sadece kendi zihniniz üzerinde gücünüz var - dışarıdaki olaylar üzerinde değil. Bunu anladığınızda gücü bulacaksınız. — Marcus Aurelius

134. Hayat koşullar tarafından asla dayanılmaz hale getirilemez, sadece anlam ve amaç eksikliğinden dolayı anlamsızlaşabilir. — Viktor Frankl

135. Alan Watts'ın da söylediği gibi 5 dakika önceki halinizle aynı olmak gibi bir zorunluluğunuz kesinlikle yok. Hiçbir şey kalıcı değil, siz ve sizin sahip olduklarınız da. Yeni işinizi, yeni eşinizi, yeni keyfinizi ve yeni alışkanlığınızı kimse normal görmek zorunda değil. Değişin.

136. Nietzsche'nin dediği gibi müzik olmadan, hayat bir hata olurdu. Müziği hayatınızdan eksik etmeyin

137. Sizin düşündüğünüz kadar kimse sizi umursamıyor. Herkes gün içinde sahip olduğu enerji ile kendi işini, sağlığını, ilişkisini, finansal durumunu düşünüyor. İnsanlar ne düşünür diye bir şeyi yapmaktan vazgeçmeyin. Çok düşünmediklerine emin olabilirsiniz. Bu sizi daha da özgürleştirmeli.

138. Hayal ettiğiniz ve idol olarak gördüğünüz kişi olabilmek havalı bir amaç. Uğruna çalışmaya değer.

139. Mutsuzluk, en çok iyi talihten başka bir şey beklemeyenlere ağır gelir. — Seneca

140. Hayatta acı kaçınılmaz bir gerçek ama acı çekmek sadece bir seçimden ibarettir. — Haruki Murakami

141. 18 yaşına kadar şanslıysanız ailenizle birlikte yaşayacaksınız. Bu hayatınızın yine şanslıysanız neredeyse dörtte biri eder. Yetişkin hayatınızda birçok şeyin bu aralıkta yaşadığınız şeylerle ilişkili olduğunu unutmayın. Ama bunu da kendi eksiklik ve yanlışlarınızı sürekli savunmak için kullanmayın. İşin diğer tarafında da iyi düşünün ve iyi bir anne, iyi bir baba olamayacaksınız bu dünyaya bir canlı daha getirmenin hiçbir anlamının olmadığını hatırlayın.

142. Neyin kontrolünüzde olduğunu iyi anlayın. Neyi kontrol edemediğinizi kabul edin. Kontrolünüzde olmayan şeyler yüzünden üzerinizde yarattığınız yükü hafifletmeye bakmalı.

143. Unutmayın sizi üzen, sizin olaylar veya kişiler üzerindeki yargılarınızın kendisi. Olaylar veya kişiler değil.

144. Kişilerden ve kendinizden gerçekleşmesi güç şeyler beklemeyin.

145. İnsanların davranışları genellikle kendileri ile problemlerinden kaynaklanır. Üzerinize alınmayın.

146. En önemli olan şey varlığınız ve paranız değil, sağlığınız.

147. Her şeyi her an kaybedebileceğinizi aklınızdan çıkarmamaya çalışın.

148. Mutluluk en yüksek iyidir. — Aristo "Hayatta sadece iki trajedi vardır: Biri istediğini elde edememek, diğeri ise elde etmektir." — Voltaire

15 / 16

İşinize Yarayacak Bazı Alıntılar

Bu bölümde yıllarca okuduklarımdan ve internette gördüklerimden biriktirdiğim bazı alıntıları paylaşmak istedim. Bazıları üzerinde uzunca düşünmeniz gerekebilir, bazılarının ise size yeni kapılar açacağına eminim.

"Hayat bir gemi enkazıdır; ancak cankurtaran sandalında şarkı söylemeyi unutmamalıyız." — Voltaire

"Hayat kendini bulmakla ilgili değildir. Hayat kendini yaratmakla ilgilidir." — George Bernard Shaw

"Bir şeyi yarım yapmak, onu yapmanın pahalı bir yoludur." — Angela Jiang

"İlham için beklemeyin. Siz çalışmaya başladığınızda orada olacak." — Henry Matisse

"Hiç doğmamış olmak belki de nimetlerin en büyüğüdür." — Sophokles.

"Bir kapı kapandığında başka bir kapı açılır; ama çoğu zaman kapanan kapıya o kadar uzun ve pişmanlıkla bakarız ki bizim için açılan kapıyı görmeyiz." — Graham Bell

"Başarı istediğini elde etmektir, mutluluk ise elde ettiğini istemektir." — W.P. Kinsella

"Kendinizi farklı kişilerle karşılaştırmak mutluluğunuzun hırsızıdır." — Brene Brown

"Ağaçları düşünüyorum, ne kadar basit bir şekilde bir mevsimin zenginliklerini bırakıyorlar, nasıl kedersiz (görünüşe göre) bırakıp yenilenmek ve uyumak için köklerinin derinliklerine inmek… Ağaçları taklit edin. İyileşmek için kaybetmeyi öğrenin ve hiçbir şeyin uzun süre aynı kalmadığını, hatta acının, ruhsal acının bile sabit olmadığını unutmayın. Oturun. Hepsi geçsin. Bırakın gitsin." — May Sarton

"Öğretmen olarak ne kadar uzun süre kalırsanız, öğrenci olmanın nasıl bir şey olduğunu o kadar az hatırlarsınız.

Ne kadar uzun süre doktorluk yaparsanız, hasta olmanın nasıl bir şey olduğunu o kadar az hatırlarsınız. Ne kadar uzun süre koç olursanız, oyuncu olmanın nasıl bir şey olduğunu o kadar az hatırlarsınız. Konumları değiştirin. Yeni bir bakış açısı eski yöntemlerinizi iyileştirebilir." — James Clear

"Bazen sadece yaşamak bile bir cesaret işidir." — Seneca

"Acı kaçınılmazdır. acı çekmek ise isteğe bağlıdır." — Haruki Murakami

"Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür. Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür. Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür." — Mahatma Gandhi

"Hayatımın, başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım." — Oğuz Atay

"Özgürlük, bize yapılanlarla bizim yaptıklarımızdır." — Jean Paul Sartre

"Daima çok ileri git çünkü gerçeği orada bulacaksın." — Albert Camus

"Bilginin en büyük düşmanı cehalet değil, bilgi yanılsamasıdır." — Stephen Hawking

"Ustalık en iyi hedeftir çünkü zenginler onu satın alamaz, sabırsızlar aceleye getiremez, ayrıcalıklılar miras alamaz ve kimse onu çalamaz." —Derek Sivers

"Duanın işlevi Tanrı'yı ​etkilemek değil, dua edenin doğasını değiştirmektir." — Soren Kierkegaard

"Konuştuğun zaman sadece bildiklerini tekrar edersin ama dinlersen yeni şeyler öğrenebilirsin." — Dalai Lama

"Çok çalışmıyorsanız fikirlerin önemi yoktur. En iyi fikir, uygulama olmadan değersizdir. Zaten çok çalışıyorsanız, fikirler çok önemlidir. Çoğu çaba vasat fikirlere harcanır." — James Clear

"Zamanımızı nasıl geçirdiğimiz günlerimizi nasıl geçirdiğimizi belirliyor. Günleri nasıl geçirdiğimiz hayatımızı nasıl geçirdiğimizi belirliyor.Ve hayatımızı nasıl geçirdiğimize göre hayatımızın yaşamaya değer olup olmadığına karar veriyoruz." — Keith Yamashita

"Hayat, yüzde on başınıza gelenler ve yüzde doksan başımıza gelenlere nasıl tepki verdiğinizdir." — Lou Holtz

"Her şey çözüldü, nasıl yaşanması gerektiği haricinde." — Jean Paul Sartre

"Sessizlik asla ihanet etmeyen gerçek bir arkadaştır." — Konfüçyüs

"Ne isteyeceğimizi asla bilemeyiz çünkü tek bir hayat yaşayarak onu ne önceki hayatlarımızla kıyaslayabiliriz ne de gelecek hayatlarımızı mükemmelleştirebiliriz." — Milan Kundera

"Para mutluluğu satın alamazken, kesinlikle kendi mutsuzluk biçiminizi seçmenize izin verir." — Groucho Marx

"Durmadığın sürece ne kadar yavaş gittiğin önemli değil." — Konfüçyüs

"Yaptığım her şey, yaptığım en önemli şeydir. İster bir oyun, ister bir sonraki film olsun. Bu en önemli şeydir. Bunun en önemli şey olmayacağını biliyorum ve belki de en iyisi olmaya yakın bile olmayabilir ama bunu en önemli şey yapmak zorundayım. Bu, kariyerimde değil, işimde hırslı olacağım anlamına geliyor. Bu çok büyük bir fark, çünkü eğer kariyerimde hırslıysam, şu anda yaptığım her şey bir şeye giden basamaklardır - asla ulaşamayacağım bir hedefe, ve bu yüzden her şey hayal kırıklığı olacak. Ama her şeyi önemli yaparsam, sonunda bu bir kariyer olur. Büyük ya da küçük, bilmiyoruz. Ama en azından her şey önemliydi." —Mads Mikkelsen

"Biz verdiğimiz kararların toplamıyız." — E.A. Bucchianeri

"İstediğiniz her şeyi elde edemiyorsanız, istemeyip elde edemediğiniz şeyleri düşünün." — Oscar Wilde

"Dağların tepesinde bulduğunuz tek Zen, oraya getirdiğiniz Zen'dir." — Robert M. Pirsig

"Bugün kaygıdan kurtuldum. Ya da hayır, onu bir kenara attım çünkü o benim içimdeydi, kendi algılarımdaydı - dışarıda değil." — Marcus Aurelius

"Yalnızca herkesin okuduğu kitapları okursanız, yalnızca herkesin düşündüğünü düşünebilirsiniz." — Haruki Murakami

"Arzu, istediğini elde edene kadar mutsuz olmak için kendinle yaptığın bir sözleşmedir." — Naval Ravikant

"Kısa dönemi düşündüğümüzde, yoğun eforunuz kadar başarılısınız; uzun döneme baktığımızda, sadece devamlılığınız kadar." — Shane Parrish

"Seçtiğiniz her an yeni bir başlangıç ​yapabilirsiniz, çünkü "başarısızlık" dediğimiz bu şey düşmek değil, yerde kalmaktır." — Mary Pickford

"Yaşamak izler bırakmaktır." — Walter Benjamin

"Kendi alanınızdan çok farklı alanlardan öğrenin. Her birinin şaşırtıcı zamanlarda faydalı olabilecek düşünme biçimleri vardır. Bir antropolog, bir psikolog ve bir filozof gibi düşünmeyi öğrenmek bile zihninizi faydalı bir şekilde esnetecektir." — David Chapman

"Kendini bil." — Socrates

"Tüm kitapları okumak yerine en iyi 100 kitabı tam anlamıyla içselleştirene kadar okumayı tercih ederim." — Naval Ravikant

"Aynı anda iki yolu birden geçmeye çalışan kişi hiçbir yere varamaz." — Xun Zi

"Ancak her şeyi kaybettikten sonra her şeyi yapmakta özgürüz." — Chuck Palahniuk

"Hayatınızı sık sık ve acımasızca düzenleyin ve değiştirin. Ne de olsa bu sizin şaheseriniz." — Nathan W. Morris

"Üstün insan, konuşmadan önce hareket eder ve daha sonra yaptıklarına göre konuşur." — Konfüçyüs

"Her zaman zirveye ateş edin. Asla başaramayacağını biliyorsun, ama zirveye ateş etmezsen eğlencenin ne anlamı var?" — Ursula K. Le Guin

"Birinin hayatı, başkalarının hayatına değer atfettiği sürece değerlidir." — Simone De Beauvoir

"Mükemmel olmak için hiçbir zaman geç değil." — Tom Butler-Bowdon

"Seçmemeyi seçmek, yine de harekete geçmektir." — Jean-Paul Sartre

"Müziğin sesini duymayanlar tarafından dans edenler deli sanılır". — Friedrich Nietzsche

"Saat üç, yapmak istediğiniz herhangi bir şey için ya çok geç ya çok erkendir." — Jean-Paul Sartre

"Ölümden korkmuyorum. Doğmadan önce milyarlarca, milyarlarca yıl ölüydüm ve bundan en ufak bir rahatsızlık duymadım." — Mark Twain.

"On dakika içinde çok şey yapabilirsiniz. On dakika, bir kez gitti mi, sonsuza kadar gider. Hayatınızı 10 dakikalık birimlere bölün ve anlamsız faaliyetlerde olabildiğince azını feda edin. — Ingvar Kamprad, the founder of IKEA

"Özgürlük, insanlara duymak istemediklerini söyleme hakkıdır." — George Orwell

"Umutsuz durum yoktur. umutsuz insan vardır. ben, hiçbir zaman umudumu kaybetmedim." — Mustafa Kemal Atatürk

"Mükemmellik, eklenecek başka bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak başka bir şey olmadığında elde edilir." — Antoine de Saint-Exupéry

"Söyleyeceklerimin söylenmeden bırakılmasının daha iyi olmayacağından emin olduğumda konuşmaya başlarım." — Cato

"Bir insanın bildiğini zannettiği bir şeyi öğrenmesi imkansızdır." — Epiktetos

"İnsanlar bana 'Everest Dağı'na tırmanmanın ne faydası var?' diye soruyorlar ve cevabım hemen 'Hiçbir faydası yok' olmalı. En ufak bir kazanç beklentisi yok. Ha belki insan vücudunun yüksek irtifalardaki davranışı hakkında biraz bilgi sahibi olabiliriz ve muhtemelen tıp adamları gözlemimizi havacılık amaçları için bir miktar açıklamaya çevirebilir. Ama aksi takdirde bu maceradan hiçbir şey çıkmaz. Bir zerre altını, gümüşü, ne cevheri, ne kömürü, ne demiri geri getirmeyeceğiz… İnsanda bu dağın meydan okumasına icabet eden ve onu karşılamaya giden bir şey olduğunu anlayamazsan, hayatın mücadelisinin daima yukarıya ve sonsuza kadar yukarıya doğru olduğunu idrak edemezsen, o zaman neden gittiğimizi görmezsin. Bu maceradan elde ettiğimiz şey tam bir saf neşedir. Ve ne de olsa neşe hayatın sonudur. Yemek yemek ve para kazanmak için yaşamıyoruz. Yaşamak için yiyoruz ve para kazanıyoruz. Hayatın anlamı ve hayatın var oluş sebebi budur." — George Mallory

"Zorluk ne kadar büyükse, üstesinden gelmedeki zafer de o kadar büyük olur. Yetenekli pilotlar itibarlarını fırtınalardan alırlar." — Epiktetos

"Pek ilgi duymadığım hiçbir şeyde hiçbir zaman çok başarılı olmadım. Eğer bir şekilde kendinizi bir şeye çok ilgili bulamıyorsanız, oldukça zeki olsanız bile çok başarılı olacağınızı düşünmüyorum." — Charlie Munger

"Özerkliğinizi feda etmek anlamına geliyorsa parayı seçmeyin." — Michel de Montaigne

"Bundan bir yıl sonra bugün başlamadığına pişman olacaksın." — Karen Lamb

"Tam daha kötüye gidemeyeceğini düşündüğünüzde, daha kötüye gidebilir. Ve daha iyi olamayacağını düşündüğün zaman, daha iyi olabilir." — Nicholas Sparks

"Bir şeyi yarım yapmak, yapmamanın pahalı bir yoludur". —Angela Jiang

"Tüm farkındalık meditasyonları arasında ölüm üzerine olan en üstün olanıdır." — Buda

"Hayatımda bazı korkunç şeyler yaşadım, bazıları gerçekten yaşandı." — Mark Twain

"İnsan - her insan - kendi içinde bir amaçtır, başkalarının amaçlarına ulaşmak için bir araç değil; ne kendini başkalarına, ne de başkalarını kendine kurban etmeden kendi iyiliği için yaşamalı; yaşamının en yüksek ahlaki amacı olarak kendi mutluluğunu elde etmekle, rasyonel kişisel çıkarı için çalışmalıdır." — Ayn Rand

"Hiçbir şey biyolojik argümanı ünlü New Age sloganından daha iyi yakalayamaz: "Mutluluk içeride başlar." Para, sosyal statü, estetik ameliyat, güzel evler, güçlü pozisyonlar — bunların hiçbiri size mutluluk getirmeyecek. Kalıcı mutluluk sadece serotonin, dopamin ve oksitosinden gelir." —YUVAL NOAH HARARİ

"Kendimle ilgili kabul ettiğim hiçbir şey beni küçültmek için bana karşı kullanılamaz." — Audre Lorde

"Okuldan başlayarak otoriteye karşı savaştınız. Ve şimdi buna o kadar alıştınız ki, savaşacak otorite yaratıyorsunuz." — Shekhar Kapur

"Her yerde olmak, hiçbir yerde olmamaktır." — SENECA

"Yalnız kendisi için düşünen ve her şeyi kendi faydası açısından bir soruya dönüştüren hiç kimse mutlu yaşayamaz; kendin için yaşamak istiyorsan komşun için yaşamalısın." — Seneca

"Zamanınızı kapıya dönüştürürüm umuduyla duvara vurarak harcamayın." —Coco Chanel

"Hayvanların en cesuru ve acı çekmeye en alışık olan insan, acıyı olduğu gibi reddetmez; ona bir anlam, acı çekme amacı gösterilmişse onu arzular, hatta arar. Acı çekmenin anlamsızlığı, acı çekmenin kendisi değil, şimdiye kadar insanlığın üzerine çöken lanetin ta kendisiydi." — Friedrich Nietzsche

"Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkasının hayatını yaşayarak kendi hayatınızı boşa harcamayın. Başkalarının düşüncelerinden doğan dogmaların tuzağına düşmeyin —Steve Jobs

"Senin almaya cesaret edemediğin riskleri alanlar, senin yaşamak istediğin hayatı yaşarlar." — Socrates

"Birinin 'Hayat zor' diye iç çektiğini duyduğumda, her zaman 'Neye kıyasla?' diye sormaya başlıyorum." Sydney Harris

"Hiçliğin kükremesini dinlerken bile, nihilizmin muz kabuğuna basmayın." —Lawrence Ferlinghetti

Yeniden doğmak istiyorsanız, ölümünüze izin verin. Her şeyin size verilmesini istiyorsanız, her şeyden vazgeçin. — Lao Tzu

"Her zaman inandım ve hala inanıyorum ki, iyi ya da kötü önümüze ne çıkarsa, ona her zaman anlam katabilir ve onu değerli bir şeye dönüştürebiliriz." — Hermann Hesse

"Kendinizden büyük şeyler bekliyor ve başkalarından çok az şey bekliyorsanız, dargınlığı uzak tutarsınız." – Konfüçyüs

"Hedeflerinizi gülünç derecede yüksek tutarsanız ve başarısız olursanız, yine de herkesin başarısının üzerinde başarısız olursunuz." — James Cameron

"Başlamanın yolu konuşmayı bırakmak ve yapmaya başlamaktır." — Walt Disney

"Hiç kimse sana karşı değil, herkes kendinden yana." — Mevlana

"Aynı yılı 75 kere yaşayarak adına hayat demeyin." — Robin Sharma

"Acı çekmekten korkan, korktuğu için zaten acı çeker." — Michel De Montaigne

"Bir şeyden hoşlanmıyorsanız, değiştirin. Değiştiremiyorsanız, onun hakkındaki düşünme şeklinizi değiştirin." — Mary Engelbreit

"Mutluyken söz, üzgünsen cevap, öfkeliysen karar verme." — Herakleitos

"Rüyalarını neyle suladığına dikkat et. Onları endişe ve korku ile sularsanız, hayalinizdeki hayatı boğan yabani otlar üreteceksiniz. Onları iyimserlik ve çözümlerle sulayın, böylece başarıyı geliştireceksiniz. Her zaman bir sorunu başarı için bir fırsata dönüştürmenin yollarını arayın. Her zaman hayalinizi beslemenin yollarını arayın." —Lao Tzu

"Karpuzu kestin. Baktın ki kabak. Gene de zorla yiyecek misin o karpuzu?" — Fethi Nac

"Çoğu insan anlamak niyetiyle dinlemez; cevap vermek niyetiyle dinliyorlar." — Stephen Covey

"Başarı her zaman muhteşemlikle ilgili değildir, tutarlılıkla ilgilidir. Tutarlı, sıkı çalışma başarıyı getirir. Muhteşemlik takip edecektir." — Dwayne Johnson

"Yeni bir deneyimle esneyen bir zihin asla eski boyutlarına geri dönemez." — Oliver Wendell Holmes

"Mutlu bir hayat istiyorsanız onu bir amaca bağlayın, insanlara ve objelere değil." — Albert Einstein

"Etrafta dolaşmayı bırak! Kendi defterlerinizi, eski tarihlerinizi veya yaşlılığınızda zevk almak için topladığınız antolojileri okumanız çok da mümkün değil. Hayatın amacı ile meşgul olun, boş umutları bir kenara bırakın, kendi kurtuluşunuzda aktif olun - eğer kendinize hiç önem veriyorsanız - ve yapabiliyorken yapın." — Marcus Aurelius

"O halde neden senin için önemli değil, çünkü iyi ya da kötü diye bir şey yoktur, ama düşünmek onu öyle yapar. Bana göre bir hapishane. Ama senin için öyle değil, çünkü hiçbir şey kendi içinde gerçekten iyi ya da kötü değildir - her şey bir kişinin onun hakkında düşündüğü şeydir." — Shakespeare

"Çok az zamanım vardı ve onu Tanrı'ya harcamak istemedim." — Albert Camus

"Herkesin hemfikir olduğu bir konuşmadan daha sıkıcı bir konuşma yoktur." — Michel de Montaigne

"Hiç kimse aynı nehirde iki kez yıkanmaz, çünkü bu nehir aynı nehir değildir ve o aynı adam değildir." — Herakleitos

"Çoğu insan, her şeyi olduğu gibi kabul etmek için neredeyse sonsuz bir kapasiteye sahiptir." — Aldous Huxley

"Özgürlük insanın her istediğini yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır." — J.J Rousseau

"Üzüntülüyseniz geçmişte yaşıyorsunuzdur. endişeliyseniz, gelecekte yaşıyorsunuzdur. huzur içindeyseniz 'şimdi'desiniz." — Lao Tzu

"Mutluluğun nelerden oluştuğunu aramaya devam ederseniz asla mutlu olmayacaksınız. Hayatın anlamını arıyorsanız asla yaşayamazsınız." — Albert Camus

"Yakaladığınızdan daha fazla değer yaratın." — Tim O'Reilly

"Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Yine dene, yine yenil. daha iyi yenil." — Samuel Beckett

"İntikam yolculuğuna çıkmadan önce iki mezar kazın." — Atasözü

"Her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir." — Baudelaire

"Belki de bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir." — Aldous Huxley

"Her zaman, yapamayacağım şeyleri yapıyorum. Onları yapmayı bu şekilde başarıyorum." — Pablo Picasso

"Mükemmel bir son istiyordum. Artık bazı şiirlerin kafiyeli olmadığını ve bazı hikayelerin net bir başlangıcı, ortası ve sonu olmadığını zor yoldan öğrendim. Hayat, bilmemek, değişmek zorunda kalmak, anda olmak ve bundan sonra ne olacağını bilmeden en iyisini yapmaktır. Lezzetli Belirsizlik." — Gilda Radner

"Bir şeyi gerçekten yapmak istersen bir yolunu bulursun, istemiyorsan bir bahane bulursun." — Jihm Rohn

"Sıkıntıdan ölmektense tutkudan ölmeyi tercih ederim." — Vincent van Gogh

"Hepimiz bataklıkta yaşıyoruz ancak bazılarımız yıldızlara bakıyor." — Oscar Wilde

"Biz değişmezsek, büyüyemeyiz. Eğer büyümüyorsak, gerçekten yaşamıyoruz demektir." – Gail Sheehy

"Doğru olanı yapmak için zaman, her zaman doğrudur." — Martin Luther King Jr.

"Ne kadar çok çalıştığın önemli değil, kimsenin umurunda değil, ne kadar kararlı olduğun önemli değil, ne kadar terlediğin ve kanın aktığı önemli değil, tanrılar taahhütlerinden etkilenmez, tüm ilkelerin değersizdir. Servet varmış, servet yokmuş, Tanrı varmış, Tanrı yokmuş. Amacınıza ulaştınız mı? Ulaşmadınız mı?" — Kapil Gupta

"Sorunları, onları ortaya çıkardığımız düşünce tarzıyla çözemeyiz." — Albert Einstein

"Hayatın anlamı, hayata anlam vermektir." — Ken Hudgins

"Bir insanın bu dünyada gerçekten mutlu olması için sadece üç şeye ihtiyacı olduğunu söylerler: sevecek biri, yapacak bir şey ve umut edecek bir şey." — Tom Bodett

"Tüm güzel sanatların, tüm büyük sanatların özü şükrandır." —Friedrich Nietzsche

"Kariyerimde 9000'den fazla şut kaçırdım. Neredeyse 300 oyun kaybettim. 26 kez, maçı kazandıran şutu atacağıma güvenildim ve sonra kaçırdım. Hayatımda defalarca başarısız oldum ve bu yüzden başarılı oldum." — Michael Jordan

"Başka bir hedef belirlemek veya yeni bir hayal kurmak için asla çok yaşlı değilsiniz." – C.S. Lewis

"Bir insanın atabileceği en önemli adım her zaman bir sonraki adımdır." — Brandon Sanderson

"Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez." — Socrates

"Hayat çözülmesi gereken bir sorun değil, yaşanması gereken bir gerçektir." —Soren Kierkegaard

"İki tavşanı kovalayan hiçbirini yakalayamaz." — Rus Atasözü

"Kabalığa cevap vermeyin. İnsanlar size kaba davrandıklarında, kim olduğunuzu değil, kim olduklarını ifşa ederler. Kişisel olarak almayın. Sessiz olun." — Buda

"Korktuğun her şeyde ölümlü, arzuladığın her şeyde ölümsüzsün" — Seneca

"Müzik olmasa hayat bir hata olurdu" — Friedrich Nietzsche

"Acıyı unutmak çok zor ama tatlılığı hatırlamak daha da zor. Mutluluk için gösterecek yaramız yok. Barıştan çok az şey öğreniyoruz." — Chuck Palahniuk

"Tutum bir seçimdir. Mutluluk bir seçimdir. İyimserlik bir seçimdir. İyilik bir seçimdir. Vermek bir seçimdir. Saygı bir seçimdir. Hangi seçimi yaparsan yap seni sen yapar. Akıllıca seçim." — Roy T. Bennett

"Bir saatlik oyunda bir kişi hakkında, bir yıllık sohbetten daha fazlasını keşfedebilirsiniz." —Plato

"Her zaman yapmanın aciliyetinden etkilendim. Bilmek yetmez; uygulamalıyız. İstekli olmak yeterli değildir; yapmalıyız. — Leonardo da Vinci

"Başkalarını bağışlamayı hak ettikleri için değil, barışı hak ettiğiniz için affedin." — Jonathan Lockwood

"Bu senin hayatın ve her seferinde bir an bitiyor." — Chuck Palahniuk

"İlk ilke, kendinizi kandırmamanız gerektiğidir -, ve kandırılması en kolay kişi kendimizdir." — Richard Feynman

"Başarı, coşku kaybı olmadan başarısızlıktan başarısızlığa tökezlemektir." — Winston Churchill

"Kendinizi mutlu etmenin en iyi yollarından biri başkalarını mutlu etmektir; Başkalarını mutlu etmenin en iyi yollarından biri de kendinizi mutlu etmekten geçer." — Gretchen Rubin

"Kendi kendine yeterlilik, tüm zenginliklerin en büyüğüdür." — Epikür

"Her insan kendi görüş alanının sınırlarını dünyanın sınırları olarak kabul eder." — Arthur Schopenhauer

"Cesaretten yoksun olanlar her zaman kendilerini haklı çıkaracak bir felsefe bulacaklardır." — Albert Camus

"Düşünmek zordur, bu yüzden çoğu insan yargılar." — Carl Jung

"Bundan yirmi yıl sonra, yaptıklarınızdan çok yapmadıklarınız için hayal kırıklığına uğrayacaksınız." — Mark Twain

"Kusurlarınızı bir kez kabul ettiğinizde, kimse onları size karşı kullanamaz." — George R.R. Martin

"Bir kişi veya aile orta düzeyde bir gelir düzeyine ulaştığında, mutluluğa en çok katkıda bulunduğu söylenen faktörler şunlardır: sağlık, kişisel gelişim, güçlü sosyal ilişkiler, başkalarına hizmet, doğa ile bağlantı." — Duane Elgin

16 / 16

Son Söz ve Cevapsızlığın Sessizliği

Öncelikle buraya kadar bana tahammül ettiğiniz için teşekkürler. Umarım sizin için de verimli bir yolculuk olmuştur. Aradığınız bazı cevapları bulabilmişsinizdir. Ama unutmayın, tüm sorularımızı asla cevaplayamayız. Belki de hayatın anlamı gizli olarak kalmasındadır. Hayatın bizim üstümüzde bir anlamı var mı, kimsenin bilmemesi belki de onu anlamlı yapan şeydir. Bilsek çok sıkıcı olurdu. Evet sizi duyuyorum, bu bir fakir avuntusu. Ama beni sorular heyecanlı tutuyor, elimde cevaplanacak sorularım olmasa yaşamın ne anlamı var?

Hemen hemen incelediğimiz herkes cevabı kendince buldu. Ama sizinle aynı varoluşsal sancıları da çekti. Acı yoksa, cevap ve huzur da yok.

Mutlu oluş yolumuzda temel problemlerimiz var. Birincisi evrim bizi gerçeği bir şekilde yorumlamaya itti. Bizler aslında fark edişlerimiziz. Fark ediş şeklimiz de bizleri belli bir negatifliğe sürükledi. Evrim bizi mutluluk ve huzur için değil, arzu ve kaçınma için eğitti. Gün içerisinde normal bir anımızda mutlu hissedemiyorsak bunu yabani ormanlarda hayatta kalma ve karnını doyurma çabası veren atalarımıza borçluyuz. Sıcak koltuklarında latte içselerdi bizim için de hayat biraz daha kolay olabilirdi belki. Bundan 1000 yıl sonra yaşayacak torunlarımızın çok daha güzel bir hayatı olabilir, biz ise Jüpiter'de bir kayatozuna dönüşmüş oluruz o zamana kadar belki.

Mutluluk adına ne istediğimizi ise tam olarak bilmiyoruz, arabamız olsa mutlu oluruz aslında ya da bir evimiz. Belki bir yazlığımız. Sınıfta sürekli göz göze gelmeye çalıştığımız kişi bir kez bize baksa dünyalar bizim olabilir. Maalesef ki bizi neyin mutlu edeceği konusunda da çok ama çok beceriksiziz. Hayali mutluluklar yaratıyor ve hedefe vardığımızda tüm hayali bir anda yıkıveriyoruz. Önden kendi havamızı alıyoruz adeta, batacağımızı bile bile kayıklarda son sürat ilerlemeye çalışıyoruz. Varış yanılgısından, ötesinde artık acı çekmeyeceğimiz, can atmayacağımız ve korkmayacağımız istikrarlı bir konum anlamında bir varış noktası gibi bir şeyin olabileceği inancından vazgeçmeliyiz87.

Platt, R. (2021, January 13). There is No Happily Ever After -. The School of Life Articles.

Bana kalırsa yapmamız gereken hayatın anlamına odaklanmak yerine hayatta sizin için anlamın ne olduğuna odaklanmak. Evren tarafından size atfedilmiş bir anlam olmayabilir, her şey çok anlamsız, neden bu anlamsızlıkta bir şeyler yapayım ki demek yerine; her şey çok anlamsız, o zaman muhteşem şeyler yapabilirim diyebilmeliyiz. Büyük beyinler size sadece fikir önerebilir ya da perspektif katabilir. Bu işin doğrusunu sadece siz kendinizde bulabilirsiniz, sizin için anlam ne ise hayatın anlamı odur. Sizin için mutluluk ne ise mutluluğun tanımı odur. . Hayatınız boyunca birçok olumsuz durumla karşılaştınız ve karşılaşacaksınız. Hayat biraz da bunlara karşı isyan etmek ile ilgili değil ama onları geldikleri gibi kabul etmekle ilgili. Hayatınızı sürekli akan coşkulu bir nehre benzetebilirsiniz. Bu nehirdeki dalgalara tepki verme şekliniz, asıl huzur seviyenizi belirleyen şeydir. Çeşitli duygu dalgalarının içerisinde kendimizi bulabiliriz; acı, zevk, keyif, başarı, ölüm hepsi birer olasılık. Ama aradığımız şey Budizm ve Stoacılık'ta da değindiğimiz gibi, kabullenme yoluyla ulaştığımız iç huzur.

Hayatınızın amacı, mutluluğu bulmak ve sürekli zevk içinde yaşamak değildir. Hayatın amacı tam olarak şu anda, şimdi ve nefesinizde olan şeydir. Hayatınızın amacı en basit tabiriyle kendisidir. Dün bir kül, yarın ise hiç varamayacağınız bir durak; hayatınızın anlamını oluşturmak için sahip olduğunuz tek şey ise kulağınızın duymayı reddettiği bu tik tak.

Kendi gün batımına doğru seni kutsuyorum yaşam Çünkü sen bana hiçbir zaman boş umutlar Adaletsiz işler,hak edilmemiş üzüntüler,acılar vermedin. Çünkü inişli çıkışlı yolumun sonunda gördüm ki; Kendi kaderimin mimarı bendim Ve şeylerin içinde tatlılığı ve acılığı ortaya çıkardıysam, Onları oraya koymuş olan yine ben olduğum içindi Gül ağacı ektiğimde açan,her zaman güller oldu. Elbette gençliğimin ardından kış gelecek; Ama sen zaten Mayıs'ın sonsuza dek süreceğini söylememiştin. Şüphesiz acı dolu uzun gecelerim oldu; Ama sen zaten bana sadece mutlu geceler vaat etmiştin. Ve karşılığında huzur dolu gecelerimde oldu. Sevdim, sevildim, güneş yüzümü okşadı. Yaşam, bana hiçbir şey borçlu değilsin. Yaşam, küs değiliz! —AMADO NEVRO

"Hayat geriye doğru anlaşılmalı, ama ileriye doğru yaşanmalıdır ." — Søren Kierkegaard