RATIPCAN UYSAL
← Kitaplar
1/16
Bölüm 1

Önsöz

Doğuyoruz, bazen gülüyor çokça acı çekiyor ve ölüyoruz. Tahminlere göre bizden önce 13.7 milyar yıl oldu, modern insanların ise 200.000 yıl önce Afrika'da olduğuna inanıyoruz1. Biz ise muhtemelen ortalama 80 yıl yaşayacağız (eğer vücudumuzun keyfi bir yerinde kanser çıkmaz, ya da trafikte ölmezsek). Ya da depremden korkup en güvenli yer olarak gördüğümüz Japonya'da yıldırım çarpması ile ölecek bir şanssızlığımız olmazsa. Bizden sonra, belki milyon belki milyarlarca ve milyarlarca yıl daha olacak. Bazı araştırmalar dünyanın 1.5 milyar yıllık daha ömrü kaldığına inanıyorlar2.

Minikliğimizi biraz daha perspektife oturtmak için Big Bang'i sadece bu yılbaşında başlayan bir olay olarak ele alalım ve bu yılın sonuna da şu an bu kitabı okuduğunuz tarihi yerleştirelim. Bu kitabı 2030'da ya da 2130'da okumanız hiçbir tasviri değiştirmeyecek çünkü 13.8 milyar yanında bunu kimse fark etmeyecek. Eğer 1 Ocak 00.00 bizim için Big Bang ise, Güneşin oluşması aşağı yukarı 1 Eylül tarihine denk geliyor. 2 Eylül'de Dünya oluşuyor ve ilk hayat belirtileri 13 Eylül'de ortaya çıkıyor. Biz insanlar mı? En erken bize benzeyen insanların oluşması ise sadece 2 saat önce. Yani 8760 parçanın sadece son 2 parçasına yetişmiş durumdayız. Peki bunların anlamı ne? Yani mavi yuvarlak bir topun üstünde kendi etrafımızda ve Güneşin çevresinde dönüp durmamızın sebebi ne? Kim koydu bizi buraya? Delilik değil mi bu?

"Evrenimiz bir septilyon yıldız içerir (bir ve ardından 24 sıfır) ve bu yıldızların çoğu, gezegen dediğimiz çok, çok daha fazla toz yumağı içerir. Herhangi birimiz yarın yok olursak, yakın çevremizdeki insanların öznel duygusal durumlarının ötesinde çok az şey değişecektir. Sonsuz bir entropi denizindeki bir dalganın parçasından başka bir şey değiliz3. — Zat Rana

Buna benim cevabım mükemmel bir hiçlik. İnsanoğlu trajik bir şekilde şu anda burada, bunun için yapabileceği hiçbir şey yok ve bunu asla değiştiremez. Hepimiz Groundhog Day içine hapsolmuş birer Bill Murray'iz4. Aşık olmak da bizi bu ızdıraptan kurtaramıyor.

Aslında dünyaya gelmek, bu bedene sahip olmak ve bu satırları yazmak ne kadar olası değilse, her şeyin yok olacağı bir o kadar kesin. Hayata gelen her çok hücreli organizma ölüme mahkum olur. Aslında baştan boku yemiş durumdayız. Pardon, bok demek istememiştim, ama daha güzel bir kelime de yok bu tarife.

Peki tamam ölüyoruz, ama neden ölüyoruz? İyi ettik bu dünyaya geldik, kuşlar, ağaçlar çiçekler böcekler. Sonsuza kadar böyle gidebiliriz aslında. Neden ölüyoruz öyleyse? Buna kim karar veriyor?

Bilim insanları bu durumu şöyle açıklar. Hepimizin kromozomları var. Bu kromozomlar kendi içlerinde telomer adı verilen kendi yaşam sürelerini zaten belirleyen zamanlama cihazlarıyla geliyor. Yani telomerlerinizin boyu kadar yaşayabiliyorsunuz. Ancak telomerlerin yaşlanmayla neden ve nasıl bağlantılı olduğu tam olarak bilinmiyor. Ya da neden daha kısa veya daha uzun telomerlere sahip olduğunuz da.

Şu anda içinde bulunduğumuz dönemde yaşayan insanlar ortalama 75-80 yıllık bir yaşam beklentisine sahip. 1800'lerde ise bu oran sadece 35 yıldı. Yani büyük büyük büyük dedelerimizden 2 kat daha fazla yaşıyoruz. Kusura bakma dede, kızmakta çok haklısın.

Bu arada şempanze-insan atalarımızdan modern zaman insanına gelene kadar tahmini olarak 17.5 milyar insan ya da insanımsı öldü. Yani siz siz olana kadar. Nasıl da şanslısınız değil mi? 17.5 milyar + 1 sizsiniz. Bu evrende büyük bir önem ve anlama sahipsiniz.

Peki diyelim gerçekten evrenin de sizin de anlamınız yok, o zaman neden yaşıyoruz? Kendimizi öldürmeli miyiz? 27'ler kulübüne katılmak fena olmayabilir? Yaş 27'yi geçti mi? Maalesef artık ölemezsiniz.

Hayatınıza baktığınızda ne görüyorsunuz? Her sabah diş fırçalıyorsunuz, yumurta kırıyorsunuz, işe gidiyorsunuz, iş yapıyorsunuz, alışveriş yapıyorsunuz, çamaşır yıkıyor, fatura

ve vergi ödüyor ve belki sevişiyorsunuz. E peki sonra? Bir sonraki dünyaya inanarak kendinizi avutuyor musunuz? E iyi ama Tanrı gerçekten sizi bir sonraki dünyada yargılayıp ödüllendirmek ve cezalandırmak için yaratmış olabilir mi? Neden bundan önce sizi üçte biri uyurken üçte biri çalıştırırken ve 240 gününü tuvalet yaparken harcadığınız bir ızdıraba maruz bıraksın ki? Sıkıldığı için mi?

Hayat anlamsızdır. İnsanlık için önceden belirlenmiş bir anlam olduğuna inanmıyorum. Ama aslında hayatın bir çok da anlamı vardır. Bu anlam sizin için öğretmenlik olabilir, insanlara yardım etmek olabilir, şarkı söylemek olabilir. Hepsi birden olabilir. Kendi anlamınızı kendiniz yaratırsınız.

Çoğumuz okumuşuzdur, Otostopçunun Galaksi Rehberi'ndeki bilgisayar tam 7.5 milyon yıl süren hesaplamalardan sonra hayatın anlamına 42 cevabını verir. 42 rakamı gerçekten de özel bir rakam olmasına rağmen, asıl verilmek istenen mesaj açık ve basittir. Bu sorunuzun bir cevabı yok. Reddit üzerinden öğrendiğimize göre, 42 ASCII dilinde '*' yıldız işareti anlamına geliyor ve programlamacılar bunu joker karakter olarak kullanıyorlar5. Yani aslında bir ne istersen o olsun sembolü. Yani tıpkı sizin hayatınız gibi, anlamı siz ne isterseniz o.

Ya da Monty Python'a bakalım. Filmin sonlarına doğru hayatın anlamını içeren bir kağıt iletilir oyuncumuza ve içeriği aynen şöyledir: "İnsanlara iyi davranmaya çalışın, yağ yemekten kaçının, arada sırada iyi bir kitap okuyun, biraz gezinin ve her inançtan ve milletten insanlarla uyum içinde yaşamaya çalışın." Sizce de çok basit bir tarif değil mi? Doğruluğu ve güzelliği basitliğinden geliyor.

Kafka hayatın anlamı sonu olmasındandır demiş. Yani anlamınızı oluşturan şu an yaptığınız seçimler. Vaktinizi nasıl harcıyorsunuz? Kime vakit ayırıyorsunuz? Hayatınızın anlamı bu, sonlu kaynağınızı ayırmaya değer gördüğünüz işler ve kimseler.

Leo Tolstoy ise mutlu yaşamın ve anlamın formülünü "Çalışıp sevmeyi, sevdiği insan için çalışmayı ve işini sevmeyi bilirse insan bu dünyada muhteşem bir şekilde yaşayabilir." olarak vermiş. Yani tutku ile yapacağınız ve size zamanı unutturacak kadar sevdiğiniz yeteneğinizi ortaya çıkaran bir iş ve sevdiğiniz biri, işte bu kadar.

Hayatın anlamı mutluluk mudur? Peki mutluluk nedir? En önemlisi, mutluluk geçici bir duygudur. Mutluluk, kısa vadeli, ulaşılabilir ödüller elde etmekten doğar. Mutluluk epizodiktir, parça parça gelir ve biter. Sıcak bir kestanedir, güzel tatlı bir sürprizdir, arkadaşınızla konuşurken öğrendiğiniz yeni bir bilgidir, keşfettiğiniz yeni müziktir. Herkes için tanımı farklıdır. Kişi için de hayatı boyunca anlamı farklılaşır. Hayatın anlamı değişen mutluluk tanımının değişmeyen hazzı peşinde koşmaktır belki de. Belki de Budistlerin dediği gibi gerçek mutluluk maddi şeylere olan ihtiyacı aşarak ve evrenle bütünleşerek elde edilen şeydir. O her ne demekse. Mutluluğun tanımı ne olursa olsun, Dünya ile Ay arasına Güneş sistemimizdeki tüm gezegenleri sığdırabilirken onu hayatlarımıza sığdıramadığımız kesin. Mutluluk insani bir yaratımdır, biyolojik temeli olmayan soyut bir fikirdir.

Bundan yaklaşık 3 yıl kadar önce annemin kanser olduğunu öğrendim. Ya da 3.5, hatırlamıyorum. Lanet olası Camus buradasın seni hissediyorum. İçinizde anlatamadığınız kadar sevgi barındırdığınız bir kişinin kanser olduğunu öğrenmek ve onu kaybetmek sizin tüm varlığınızı ayak baş parmağınızdan saç telinize kadar sarsıyor. Zaman çizelgesinin çok da bir önemi yok. Kafatasınızdan dışarı doğru patlamak ve içinizdeki tüm siniri evrene akıtmak istiyorsunuz. Ama hiçbir şeye yaramayan kepazenin teki olarak kalıyorsunuz süreçte sadece, siz evrende size ayrılan hacim boşluğunu doldururken bu hayatta başka hiç bir boşluğu doldurmaya yetemiyorsunuz. Peki neydi o zaman bu düzen ve biz nasıl bir kısır döngüdeydik? Elimizin yanacağını bile bile neden ateşe tutuyorduk kendimizi? Ben, anneme olan sevgimi şimdi kime verecektim, nereye koyacaktım?

Başımdan geçenlerden sonra bu kitabı yazmaktaki amaç kesinlikle size hayatın anlamı budur, işte bu yüzden buradayız demek değildir. Size bir ders vermek asla değildir. Biraz hayatın anlamına, farklı yorumlara bakacağız, biraz da kendimize felsefe dersi vererek bir hayat felsefemizin olmasını sağlayacağız. Anlayacağınız ilerleyen sayfalarda okuyacaklarınız bir büyük beyinlerden fikirler seyahatnamesinden ibarettir. Ancak inanıyorum ki, kendinize çok iyi gelecek fikirleri de bulacaksınız. Fikirler ve aklımı meşgül tutma uğraşları acıyla ve evrenin sorularıma karşı suskunluğuyla savaşmamdaki tek yardımcım oldular. Zaten bu sıkıcı hayatımızda bizi heyecanlandıran yeni fikirlerin ta kendisi değil midir?

Kansere karşı savaşında pes eden annemin anısına. Seni seviyorum anne.

"İnsan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür. 18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar. 20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini fark eder. ve insan 25 yaşında ölür,75 yaşında ise gömülür." — Tarkovski

Notlar

  1. 1.The Beginning of Everything -- The Big Bang. (2014, March 3). YouTube.
  2. 2.Schultz, C. (2014, January 16). We've Got 1.5 Billion Years Left With a Habitable Earth. Smithsonian Magazine.
  3. 3.Rana, Z. (2017, May 17). The Purpose of Life Is to Be a Nobody. Observer.
  4. 4.Hartill, R. (1994, March 31). Groundhog Day (1993). IMDb.
  5. 5.The meaning of Life, the Universe and Everything. (2013, February 27). Reddit.